confessions

ontolojik sancilarimin merhemi

1. nesil Yazar - Pazar mahmuru

  1. toplam entry 1281
  2. takipçi 58
  3. puan 44121

ontolojik sancilarimin merhemi

kozmos
bir çok yönden varlığına minnettarım...
bir süre kadar önce farklı yönlere ivmelendik birbirimizden, fiziken. çünkü manen, bizden de aşkın şeylerin dokusunu bozma, doğasına müdahale etme kudreti bize malik değil.
affına ve sevgisine sığınıyorum.
sana gelsin ışığım:

sözlük yazarlarının dilekleri

indolentexistence
Bu pazar için dileğim, herkese hızır gibi yetişsin, adalet, özgürlük ve muhabbet!

Mücadelelerin ayrım yapmaksızın ana omurgaya tutunup güç kazandığı bir dünyayı özlüyorum. İktidar(lar) isim vere vere bölüyorlar bizi, gerici ilerici, evetçi hayırcı, Müslüman değil, laik yobaz… Ama günün sonunda adalet herkes için, iyilik hepimize.

Ne demiştik, ya hep beraber ya hiçbirimiz mi?

müziğin gücü

indolentexistence
Müziğin gücü denilip tek kelime edilmemiş başlık oluvermiş.
Müziğin altyapısı, derinliği, tarihi ve coğrafyası, giderek fiziği, biyolojisi özellikle de kimyası vardır. Hatırlarsanız, Mendeleyev'in elementler tablosu tam anlamıyla “müzikal” uyum varsayımları üzerine inşa edilmiştir.

''Ortada dönen, müzik diye dinlediğimiz şeylerin pek müzikle alakası yok. Pardon. Hiç alakası yok. Ticari manada birtakım gelişmeler olduğu doğru. Ama o iş dünyasını ilgilendiren bir gelişme. Müzik başka bir şey. Onunla alakası yok. Radyoyu açtığımızda veya televizyon izlerken rastladığımız şeyler başka. Müzik başka. Onlar müzik değil yani. Şimdi rüzgarın ağacın dallarına değdiğinde yaprakların çıkardığı ses, kuşun öterken çıkardığı ses veya bir çocuğun ağlarken, gülerken çıkardığı sesler, bunlar. Bunun gibi şeyler. Yani neredeyse müzik olarak elimizde kalan bunlar var. Biz müzik konuşamayız daha. Ben diyorum ki, ülkemizde Hakkari'den İstanbul'a kadar kaldırımların seviyesi her yerde yedi santim olduğu gün, işte o zaman yavaş yavaş müzik üzerine konuşmaya başlayabiliriz artık.''
(bkz:erkan oğur)

Erkan Oğur'un müzik dediği :rüzgarın ağacın dallarına değdiğinde yaprakların çıkardığı ses, kuşun öterken çıkardığı ses veya bir çocuğun ağlarken, gülerken çıkardığı sesler, diyerek tanımladığı müziğin üstüne bir ton felsefeyi de Ulus Baker yapmıştır. Der ki:''her müzik bir tekilliktir. Duygulara öykünmez, onları dosdoğru yaşar, hissettirir, yaşatır… Zaten müzik yaşamıyor ise hiçbir yerde değildir.''
(bkz:ulus baker)

birhan keskin

bouii
Duru sesli, özel şiirlere sahip şairdir. Bazı şiirleri kağıt kesiği gibi acıtıyor, bazılarıysa kalbe saplanmış hançer gibi çevirdikçe daha derine gömülüyor.

"kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak,
ya sarıl bana."

doğu perinçek

turuncu gemi
türkiye'de her şey olabilirsiniz fakat rezil olamazsınız lafının yürüyen bir şeysi. kendisi adına ben bile utanıyorum.
yazık, uzaylılar ülkemizden bir deney canlısı kaçırsa ve o kişi de perinçek olsa, bütün primatların omurgadan müstesna evrim geçirdiklerini düşünebilirler.

dance me to the end of love

turuncu gemi
leonard cohen'in muhteşem bir eseridir. dinledikçe bıkılmayan bir şarkıdır ve zaman zaman dillerden düşmeyendir. sevişme başlatıcı şarkılar arasında önemli bir yer tutar.

yıllardır iddia ediyorum ki, leonard ağabeyde çok güzel bir dengbej gırtlağı vardır. kendisinden güzel bir stran dinleyemedik sağlığında. klipte elinde tuttuğu tespihi de çok yakışmış.

kadın erkek ilişkisi

chivalric
şöyle bir içler dışlar çarpımı yapın : iletişim içinde olduğunuz karşı cinsleri düşünün, kendi cinsiniz olsaydı, yine aynı şekilde ilişki-iletişim arzusu içinde olur muydunuz ? ne değişirdi, nasıl değişirdi ?

buradaki mesele sadece karşı cinsi arzulamak değil. karşı cinsin beğenisini kazanmak,onu tanımak gibi şeyler de var. geçerlliki testi gibi düşünün. çünkü kadın ve erkeğin karşı cins ilgisi geneldir sonucu seks olmasa bile kendini ve karşıdakini bir tür sınama ve tartmaya bağlanır. bu iletişimdeki keyif verici tılsım bence budur. yoksa, kendi cinsimiz olmasına gerek yok cinsiyetsiz bile olsalar aynı derece haz salgılamayacaktı biyolojik yapımız.

kadın erkek ilişkisi

avni
Doğaya baktığımızda eşeyli üreyen canlılarda ne görüyorsak o. Dirhem fazlası yok. Canlıların tamamının birincil hedefleri öncelikle hayatta kalmak ve neslini devam ettirmek. Ancak Sosyal hayvanların en gelişkini olan türümüzün yani homo sapiensin üreme haricinde karş cinsine ilgi duyan ve üreme haricinde cinsel ilişkide bulunan tek tür olmadığını artık ilkokul bebeleri bile biliyor.
Ezcümle kadın dişi - erkek er ilişkisi denince akla gelen malum.
Bunu herkes kendince anlar ve dili döndüğünce anlatmaya çalışır.

Kadın erkek arkadaşlığı başka bir entry konusu.

paris and helen

chivalric
2004 yapımı troy filminde helen rolünü diane kruger oynamış, paris'in kocasından kaçırıp devletleri savaşa sürüklemeyi göze aldığı, canı gibi sevdiği helen böyle mi olur denmişti. erkek oyuncu seçimlerinin kadın oyunculara göre çok daha iyi olduğu bir filmdi. achilis'in aşık olduğu brisies'in de vasat bir etki bıraktığını söyleyebiliriz.

hafta sonu

chivalric
ömrün özeti adeta : umutlarla, planlarla, enerjiyle başlayan cumartesi, akşamı sosyal geçecekse arkadaşlarla eğlenmek, belki sevgiliyle plan, yeni tanışılan biriyse seçilen gün olur hep, belki yemek belki kahve, belki sinema, belki sevişme düşüncesi, sonuçta hareketli ve uykusuz. yalnız geçecekse düşünceler, araştırmalar, film dizi izlemeler kitapların içinde kaybolmalar ve yine uykusuzluk. pazar sabahına duyulan güven. ömrün ilk yarısı gibi.

sonra pazar sabahı, sakin dingin, az hareket etmek, cumartesiyi öyle veya böyle harcamış olmanın hissi, akşamın gelişini huzursuzca beklemek, kalabalıklardan kaçmak, gürültüden kaçmak, yorulmamaya çalışmak. ömrün ikinci yarısı gibi.

soren kierkegaard

olacak o kadar
korku ve titreme- frygt og baeven kitabında der ki;

ibrahim peygamber tanrı tarafından ağır bir işle görevli kılınır. ishak'ı kurban et. kendi babası da soren'i kurban etmemiş midir? buradan sözü kendisine getirir. ibrahim tanrıya olan bağlılığını yerine getirmek için moria dağına gider ve testi geçer. tanrı ona bir koç armağan eder. inanç bunu gerektirir. elbette bir insanın kurban edilmesi ahlak dışı bir kötülüktür ama ahlak bazı durumlarda yok sayılmasa bile 'askıya alınabilir' bu geçici bir durumdur. ibrahim bunu başarmıştır. çünkü tanrı için her şey mümkündür. bu tam da imanın göstergesidir. ibrahim gerçek bir mümindir. o yüzleşmekten kaçmamıştır. inançtan kaçmamıştır.
dinin paradoksal yanı bazı durumlarda ahlaki taleplerle çatışmasında yatar. ibrahim bir katil gibi davranmak durumunda kalmıştır. çocuğunu boğazlamak ahlak dışıdır. bir nişanlıyı bırakmak da öyle. ibrahim neden ahlaki talebi askıya aldı? çünkü daha yüksek bir telos vardır bunda. kierkegaard da bu anlamda daha yüksek bir şey için sevdiği kadını terk etmiştir. en sevdiğin şeyi feda edebiliyor musun? yani tanrı için. insan zihninin asla anlayamadığı bir tanrı fikri saçma değil midir. evet öyledir ama tam da bunun için tanrı vardır"

hastalık

chivalric
İnsanı en hırslı en planlı olduğu zaman diliminin ortasında sikmişim alayını noktasına getirebilen durum. Geçenlerde kısa süreli bir hastalık geçirdim. Klasik kış hastalığı. Fakat öyle bir zamanda geldi ki, iş, özel hayat, eğitim hayatı her şeyin ortasında patlamış bir saatli bomba gibiydi. Yatağa düştüğüm günlerde gözüm hiçbir şey görmedi. Ayağa kalktığımda bile yüzde 10 şarjı kalmış telefon gibiydim. Cansız, bıkkın, bitti bitecek.

Hastalık sağlıklı olmama halidir çalışmayan organa, bünye içinde savaşan düşmanlara işaret eder. Kendine dönmenin en kötü hallerinden biridir. Sağlık önemli. Sağlığı hassas insanları anlamak daha da önemli.

mesaja geç cevap vermek

chivalric
Bu konuda biraz politik davrandığımı söyleyebilirim. Konuştuğum 10 kişiden 8 ine geç yazıyorum, sorun da olmuyor. Yazmayı erteliyorum çünkü gün içinde zaten iş güç var, akşam dinlenme ihtiyacı var. Acil bir durum yoksa biri bir şey sormuyorsa mesaj geldi dur hemen cevap vereyim modunda olamıyorum. Hoşlandığım hatun kişi bu kurala dahil değil, politik tavırdan çok genetik tavır da diyebiliriz aslında

bir insanı sahiplenmek

chivalric
İnsanları benimseriz, içselleştiririz. O da bizi bağlar. Sahipsiz sokak hayvanlarını falan sahipleniriz. O da hem bizi hem hayvancağızı bağlar. sahiplenmek kendini kandırmaktır. Sevin, sevdirin, baştan çıkarın, sahiplenmeyin. Bağlılık için buna gerek yok çünkü.

cheap thrills

chivalric
Bu şarkının klibini çok seviyorum. ritimle kafa sallayan hafif toplu abi, dans eden ikili, bütün atmosfer çok güzel. Sia- arada ses budur ulan şovu yapıyor ortalarda. Sia- Sean Paul eseri.

şeyma subaşı

chivalric
Şeyma'lar her zaman vardı ve her zaman var olur. Ben asıl acun'lara şaşırıyorum. Cem Yılmaz'ın arasın dursun pezevenk esprisi vardı, adam sanırım bütün ülkeye konuşsun dursun pezevenkler çekiyor. Başka bir açıklama getiremiyorum.

kaça aldın

chivalric
Bu ibne sorular yüzünden bir şey almaya korkar olduk. Fiyat söyleyip sonrada aslında neden o fiyata aldığımızı açıklar durumda buluyoruz kendimizi. Adamı ikna etmek zorundayız sanki. Abi valla kazık yemedim dur önce dinle öyle düşünme :/

bu kadar sözlük var neden zengin sözlük

chivalric
Çünkü buranın insani çağıran bir havası var. Birbirimizi burada bulmamız tesadüfi değil..

Lan yok, Çünkü diğerlerinden sıkıldık amk diye cevaplanır bu soru. En popüleri, en janjanlısı bile nedir ki? Sıkılıyoruz, yazmak istiyoruz burası da bu ihtiyacı görüyor. Başka zaman başka yerler gördüğümüz de oldu. Bu iyiymiş dedik kaldık sevdiğimiz biri çağırdı geldik, başka bir yerde hesabımız vardı sildik geldik. Hikayeler hep paralel. Kendini de burayı da çok abartmamak lazım.

Yoksa Harry Potter daki gibi kafanıza şapka koydular da o zengin mi dedi? Sözlük seçme sınavı (SSS) ile burayı mı kazandık? O değil de öyle bir şapka olsa ne güzel olurdu ha, koy şapkayı kafana inci sözlük! Bir daha da sittin sene gireme diğerlerine. Burası da dahil yazar sayısında çok tatlı azalmalar olurdu tüm sözlüklerde.

kürkçü dükkanı

chivalric
aslında bu atasözünün asıl anlamı topraktan geldik toprağa gideceğiz veya su testisi su yolunda kırılır gibi bir şeydir. tilki ve kürk arasındaki bağıntıyı kurarsak, tilki yakalansa da, kendi kendine de ölse olacak şey kürkünün kürkçü dükkanına düşmesi. anlamı kaymış ve coğrafya kaderdir, huylu huyundan vazgeçmez gibi bir şeye dönüşmüş, enteresan.

kişilik envanteri

chivalric
patrona hizmet eder bunlar. patrona bir tür hangi adam ne kadar eğilir bükülür, hangisi işine bakar, hangisi arızadır, hangisi paracıdır raporu çıkarır. ofis çalışanları da oradan kendi karakterini bulduğunu zanneder. ota boka sorun çıkaran tipler benim zaten karakterim böyleymiş triplerine girer, sessiz olanlar benim tabiatım böyle der ardına yaslanır falan. işin vahim kısmı, agresifliği iş hahatında pozitif bir şey olarak gören, sadakatı veya vefayı kötüleyen amerikan iş kültürüne dayanır bunlar. uzak doğu ve avrupa iş kültürü ile ilgisi yoktur. amerikan değerlerini pompalar durur.

yokluk

chivalric
bütün hayatımız yokluğu yok etmeye uğraşmakla geçiyor. canlılığın bile amacı sanki bu. ölümsüzlük bunun için. anlamlar bunun için. yokluktan, yokluklardan, onun yokluğundan ölesiye korkuyoruz ve hep bir şeyleri var kılmaya çalışıyoruz. gideni çekip getirmeye çalışıyoruz. öleni diri tutmaya, ölmemeye. gözümüz hep varlıkta, yokluğa sırtımızı dönmüşüz. yoksunluğu da yoksulluğu da yokluğa yakınsamak olarak hissettiğimiz için korkutucu buluyoruz. varlık o kadar uçucu ki, yokluğun kucağını düşünüyorum ben de. neden bu kadar kaçınılmazsın ? sanki yokluk bir deniz ve varlık onun ortasında ufacık bir ada.

geceye şiir bırak başlığına gündüz şiir bırakmak

indolentexistence
gece niyetiyle gündüz vaktine :
Derdim. yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak şehrin iğrenç kalabalığı gitsin

Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

Baudelaire, “İçe Kapanış”
(Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu)

anakin'i darth vader'a dönüştüren şey

chivalric
anakin'in öyküsü 3. filmde olabildiğinde trajediye bulandırılmıştır. anakin ileri doğru attığı her adımda geriye dönebilmekten uzaklaşıyordu. son adımı attığında geriye dönüş yoktu. kendisinin geçiş süreci ile darth sidious' ın lktidarı ele geçirişi ve anakin'in tamamen kopuşu aynı ana denk gelir neredeyse. fakat akılcı olmayan anakin'in ustalarına nefreti ve öfkesidir. bu da biraz anakin'in empati hissinin zayıf olmasından kaynaklanıyordu.

penguen

chivalric
birisi yumurtayı beklerken diğer haftalarca yiyecek toplar ve geri gelir. bazen geri gelmez eşi, belki bir fok veya orka tarafından öldürülmüştür. dünya hep ikisinin arasında döner, ufaklık büyür gider, yeni bir ufaklık bile ikisi içindir. aldatmazlar ama sanki birbirlerini aldatsalar bile tıpkı balık toplayıp geldikleri gibi anı toplayıp getirmek içindir. sanki diğer herkes ve her şey figürandır. yeşilçam filmlerinde esas kız ve esas oğlan dışında diğer herkes gibi. yılışık yakışıklıların ve hafif züppe kızlarının sadece kıskandırma nesnesi olabilmesi gibi. sanırım aşkı bu dünyada sadece penguenler yaşıyor.

gün

chivalric
24 saatlik zaman dilimi. ortası ekvator da güneş'in en tepede olduğu andır. 12 saat gündüz 12 saat gece yaşanır.

bunun dışında, bazen günler kum saati gibi geliyor, uyandığımda başlatıyorum ve öğlene ulaşmayı bekliyorum. öğlenden sonra yeniden ters çeviriyorum. gece uykuyu gözlerken kum saati tükeniyor. kum saatinin akıp gitmesinden başka bir anlama sahip olamayan günler.

dostluk ve ideoloji

chivalric
american history x' de bir insanın yaşadığı ideolojik değişimin insan ilişkilerini de değiştirdiğini görüyorduk. bu değişimin sebebi oradaki şiddetli nefret gibi geliyor ama nefrete dayanmayan ideolojik dostluklarda da bu böyledir, sadece daha soft yaşanır.

idolojiler kendi doğrularını yaratır. bir insanla aynı yolda yürüyerek büyümek ortak hayat görüşünde sizi birleştirir. bir de bu yolu kimi siyasi oluşumlarla, düşünce çatıları altında mesai harcamakla iyice kaynaştırmış olun. ideoloji kimlikleştiğinde, ideolojisini kaybeden insan ya da değiştiren ya da dönüştüren, kaymış, sapmış, dönekleşmiş bir hal alır.

yıllarca süren dostluğun ardından yolu başka yöne çatallanan insanların yaşadığı bir sızı olur, ekmeğini bölüştüğü biri varsa. aranızdan su sızmamış sevdiceğinizle artık aynı düşünceyi, aynı inancı paylaşmamak.. bu anın ortaya çıkışıyla hesaplaşmak. bunlar hep işte ideolojilerin ve inançların kimlikleşmesi yüzünden. bırakmıyoruz onlar da tıpkı edebiyat zevkimiz gibi, müzik sevkimiz gibi, anlayabildiğimiz kitapların zorluğu gibi büyüyüp gelişsin. yedi yaşında öğrenilmiş doğrularla hayatı 70 inde tamamlamaya koşturulan atgözlüklüler gibiyiz.

sevdiğimiz bir insanın yıllarca nasıl da aynı fikirde olduğumuzu onaylayarak paylaştığımız fikirleri terk etmesi, onu başka biri yapmadı. yaptıysa, sanırım yol arkadaşı sevdik, yolda arkadaşlığı, yol muhabbetini, arkadaşı değil. arkadaşlarınızı, dostlarınızı ve sevgililerinizi seviniz, yoldan bağımsız.

aşk acısına iyi gelen şeyler

chivalric
hormonal dengenizin sağlıklı kalmasına yardım eden hemen hemen her şey. spor, sosyalleşme, gülmek, çalışmak, sağlıklı beslenmek. bunlar olmadan aşk acısı ile başa çıkmak çok daha zor olur. ha bana sorarsanız şöyle bir dibi görmek lazım her halükarda ama siz yine bunları unutmayın.

get down saturday night

chivalric
1983 yapımı oliver cheatham parçası. 80'lerin disko şarkılarına oturan karakteristik bir şey. 2000'lerin başlarında room 5 bu şarkının omurgası üzerinde make luv diye bir şarkı daha yaptı. radyolardan bol bol dinlerdik. muhteşem bir beate sahip gerçekten.


make luv :



turist gözü

indolentexistence
Etrafa bakarken her detayı gören ve heyecan duyan bakışımın yerini usul usul baktığını bir bütün olarak gören bir bakışa bıraktığını hissediyorum. Çok keyif alıyorum gördüklerimden ama yabancılığı gözümün kalmıyor adım adım. Kanıksamak ne kötü şey. Ne hızlı oluyor üstelik.
İnsan 'turist gözü'nü ne vakit kaybeder acaba?

çiko

indolentexistence
kedi olduğunun yeni yeni farkına varan kedim. Biricik can yoldaşım. onu da anmadan geçemem. Saate ayarlı sanki. Gece nöbette. Sabah altı olmadan söylenmeye başlıyor, hadi kalk kapıyı aç diye. Saat dokuz on arası temas istiyor, oturulacak yan yana. O istediği kadar gelecek ve sonra gidecek. Kalkarsan yine yanına gelmek isteyecek. Sonra saat on altıya kadar derin uykuda. Hem de horlaya horlaya! Arada panikle kalkıp, söylene söylene tasına gidip yemek yiyip ya da su içip ama yine örtünün altına dönerek. On altıdan sonra kıyı köşe koklamaca, nöbet tutmaca ve arada yatağa çıkıp göbek açık cilve yapmaca… kurulu düzeni var. Tık sekmiyor!

troçkizm

indolentexistence
benim marxım senin marxının
sakalını yolar

benim engelsim senin engelsinin
dişlerini döktürür

benim leninim senin lenininin
kemiklerini kırar

bizim stalinimiz sizin stalininizi
ensesinden vurur

bizim troçkimiz sizin troçkinizin
kafasını yarar

bizim maomuz sizin maonuzu
yangtze nehrinde boğar

kapatmasın diye bundan böyle
zaferin yolunu

erich fried
/ seçmeler

korumak

indolentexistence
Korumak muazzam bir kelime. Korumacılık. Korumacı olmak. Korumak üzere fanusa koymak, korumak üzere envantere almak, korumak üzere yetiştirerek çoğaltmak… Bir metafor olarak korumak! Ve muhafazakâr kanattan olmak. Muhafazakâr olup yine de ilerleme diye, refah adına diye en radikal usulleri savunmak. Muhafazakâr olup yok etmemeyi, tüketmemeyi değil, daha çok tüketebilmek için ne pahasına olursa olsun üretmeyi savunmak. Arada bir alan olması gerek, konuşacak.

toplum mühendisliği

indolentexistence
Her toprağın yabani otunun faydası var. Kibir tehlikeli. Mühendislik çok tehlikeli. Topluluklar da kanaatimce yabani otlarını oluşturuyorlar. Bir topluluk çeşitliliğini kaybetmiş, yaşam bereketini kurutmuşsa yabanileri başlıyor boy göstermeye. Tek mesele, topluluğa mühendislik uygulamayı seçende. Aynı bağa bahçeye Round Up'la girmek gibi, ad verip, lekeleyip kapattıkça içeri, onarımı da güçleşiyor işin. Oysa aradaki alan, sirkenle kokuşuk yeşilin muhabbetini çözerken oluşacak.

ontolojik sancilarimin merhemi

chivalric
başında büyücü külahı, kazanının başında karıştırıyor iksirini, hamarat hamarat, merhemini tamamlamak için. tabii içine kurbağa bacağı, dilber dudağı, vezir parmağı değil ( onu da atar da) üretilmiş ya da keşfedilmiş asil her şeyden koyuyor. fizik+felsefe+sanat+edebiyat onun parfümünün notaları. balinalar gibi onbinlerce kilometreden birbirimizin sesini duyabiliyor, kokusunu alabiliyoruz. sonsuzluğu arayışta buluşuyoruz.

türkiyeyi terk edenlerin yüzde 63 artması

chivalric
tıpkı intihar gibi, bu göçlerin önemli bir kısmında kalanları cezalandırma duygusu yatar. yapılacak son şey, son isyan ve son sitemdir. denemiştir, anlatmıştır, öfkelenmiştir, oy vermiştir. üstüne aşağılandığını hissetmiştir. kendisine rağmen devam eden bu sistemi reddediştir. burada bir üstünlük psikolojisi olduğunu görmezden gelmemek gerekir. iki taraf arasında adı konulmamış bir şey bu, bir taraf aşağılık psikolijisi içindeyken diğeri üstünlük psikolojisi içinde. ve bu yüzden aşağılık psikolojisi içindeki durumu ne kadar boka batırırsa batırsın tavrında ısrarcı, " inadına oy, çatlasanız da patlasanız da, ne yapsalar boş" bunlar içi boş sözler değil. rte severlerin en sevdiği tezahüratının " ree ceppp tayyyipp erdoğan re-cep tay-yip erdoğan" ın kıskananlar çatlasın tezahüratı ile aynı tonlamada olması tesadüf mü sanıyorsunuz ?

gidenler, kalanlara ve yaptıklarına bakınca gayet zevkle gidiyorlar eminim. ama sevdikleri ülkeye dönüp her baktıklarında da kalpleri sızlıyordur, buna da eminim.

ad hominem

indolentexistence
yazalım. hazır açılmış içi boş iken.
rasyonel bütünlüğü bırakıp, savı söyleyen kişiye yönelik itibarsızlaştırma safsatası. Seeennnn!diye başlayan! aslında öyle başlamıyo mu seeennn! daha az entelektüel belirtisi gösterir. mesela burada başıma geldi sanırım. ''çekil başımdan ayten, emineciğim gibi! :))) şaka şaka

sinemada mesela vardır bu, çatışmalar kurulurken entelektüel anlamda olabilecek en düşük çatışma türü. kişiyle toplum kişiyle gelenekler arası gibi ruhsal çatışmalar.

çeşitlerine girem mi bilemedim.

komplo teorisi

indolentexistence
mevcut olan anlatı geçersiz kılınmaya çalışılır. komplo teorileri genellikle insanları rahatlatıcı bir özelliğe sahiptir yani zannettiğiniz gibi olayların arkasındaki gizemi çözmeye çalışırken bunu çoğunlukla halka açık veriler aracılığıyla yapar yani hepimizin gördüğü açık istihbarata dayanır. gizli bir bilgi şu şöyle bu böyle demez. Bunlar daha çok şehir efsaneleridir. Biz de kahvehanelerde üretilirdi eskiden şimdi millet bahçelerinde miilet kütüphanelerinde üretiliyor.

du örnek geldi aklıma editleyim.
'aya gidilmedi' hasta olurum buna. bakınız açık istihbarata.
denilir ki; astronotun kaskının yüzeyinden yansıyan ışık doğal ışığa benzemiyor, stüdyo ışığı. adımlar şu şu şekilde anlaşılmıştır. bayrağın üstünde neden bu kadar net bir ışı düşüyor, bayrak nasıl dalgalanıyor gibi. şimdi bunun iki nedeni olabilir bir ruh hastalığı:)))

birinci şu iki ülke arasındaki yarışta diğer ülkenin geride kalmasından kaynaklanan bir durum.ikincisi ülke içi muhalefetten kaynaklı. üç de olsun hadi. sansasyon yaratma.

deniz çakır

miyesmikcih
cumhurbaşkanı da dahil dahil olmak üzere tüm cemaatler sanatçıya karşı dişlerini gösterdiler.
neymiş efendim, avm'deki cafede kahve içerken türbanlı bacılara deniz çakır "arabistana gidin" diye ters yapmış.
buraya kadar gayet normal görünüyor türbanlı bacıların mağduriyeti.
ben hiç inanmadım. mutlaka bu haberde bir bit yeniği var provakatör işi bu diye düşündüm.
bombası patladı türbanlı bacıların. yer cafe değil, cafe bar. pub yani, içkili yer.
ah be bacılar gecenin bir saatinde zikir çekmek yerine barda ne arıyordunuz?
herhalde bara şeker almaya gitmediniz.
deniz çakır gerekli açıklamayı yapmış, iki türbanlı bacıyı dışarda bekleyen bindirilmiş yedek kuvvetler varmış ve akabinde dalıvermişler içeri.
bu bana gezide "kabataş'ta 70 deri eldivenli üzerleri çıplak adamlar türbanlı bacınızın üstüne işediler fantezisini hatırlatıyor.
seçime şunun şurasında ne kaldı ki?
daha neler görüp duyacağız.
yaşarsak görürüz, duyarız.