confessions

quares

1. nesil Yazar - Buraları sevdi

  1. toplam entry 532
  2. takipçi 23
  3. puan 9768

idama karşı olmak

quares
Yakın tarihimizde idam cezası olsaydi eğer balyoz ve ergenekon kumpasıyla içeride olan başta genelkurmay başkanız ilker başbuğ ve tüm vatanperver yurttaşlar idam edilirdi. Sonra suçsuz oldukları anlaşılınca ne yapıcaklardı? Pardon mu? Yarbay ali tatarı unutmamak gerekir. Bu ülke her zaman kendisini en çok seven çocuklarına acı çektirdi.

geceye bir şiir bırak

quares
evlere ve şehirlere
kapısından girenlere…

ey çoğunluk,
azalın!
azalın siz çoğaldıkça
muaviyeleşiyorsunuz
birlik
putunuz olmuş
merhametten çok cezayı konuşuyorsunuz
daha kendi fethiniz tamamlanmadan
atlara bindirilmiş gövdeleriniz
biz kendi kalbimizi etmişiz işgal
toprakla son demde haşrediliriz
insan korktuğunu sevemez zaten
sevdiğinden korkar kaybetmemeye…
ali kim deyince 'dördüncü halife'
'hazreti' dersiniz muaviyeye
ilmin kapısına savaş açmış kişiye
ashab olanı sakın benzetme efendime

muaviye hazretse oğlu imamınızdır
hüseynin kesik başı bizim imanımızdır
evlere şehirlere kapılardan gireriz
alinin yolu beyt-i resulullahımızdır!

ey çoğunluk,
azalın!
azalın siz çoğaldıkça
emevileşiyorsunuz
elinizde olsa
herkesi cehenneme doldurursunuz
çünkü cennetiniz kalbiniz kadar küçük
aklınıza bir kalp uydurmuşsunuz
oysa vardır her kalbin içinde aklı
imanın tapusu avucunuzda
ey yolları kalplere rapteden haklı
sevaplar da güzel suçlarımız da…

dünya kendi etrafında dönen kerbeladır
yezid her “ben!” diyene hem vekil vükeladır
muaviye şamda, hasan el-valide vali
hüseynin gözleri bal, murtezanın eladır

ey çoğunluk,
azalın!
azalın siz çoğaldıkça
zaptiyeleşiyorsunuz
allahı kaydınıza geçirmek için ne de çok uğraşıyorsunuz
peygamber
işportanız olmuş
hadisler alıp hadisler satıyorsunuz
kitap
yardakçınız olmuş
ayetleri yorumlarken yeniden yazıyorsunuz
meyhanelerin de vardır bir allahı ey
cemlerin sazı secdelerin alnıdır
ne sakinin sunduğu bade harama
ne zemzemin dolduğu bardak helale
ağzımız diyorum sayın müslüman
kalbimize açılmazsa gider hebaya

çölden sonra zahiri aldılar elimizden
hak hala bizimledir sürer garibimizden
krallar ve devletler anlamaz sözümüzden
çün zalime dönmeyiz ehl-i sünnetimizden

ey çoğunluk,
azalın!
azalın siz çoğaldıkça
mülklüleşiyorşunuz!
şol dünya suları bütün tahtınız olsun
sularınız çekilir akıttığınız kandan
allah korusun bir yıkılırsa kabeniz
merak ediyorum hangi tarafa döneceksiniz
kabesi kalp olmayan her daim secdesizdir
kalbe duran secdesiz varır durur allaha
siz insanı atlayıp ona islam dediniz
bizim islam kalbimiz secde durur insana

sıddık üryan kalmıştı oysa bütün allaha
ali yoksul gelmişti yoksul gitti ervaha
resul mülksüz kavuştu tek varlığı mevlaya
kenz ahrete doğrudur infak sonlu dünyaya

ey çoğunluk,
azalın!
azalın siz çoğaldıkça
gurbetsizleşiyorsunuz
daha bin yıl burada kalacak gibi yiyorsunuz
garip olun garip kalın garip ölün garip
garip geldi bu ve de gidecek hep garip
o ispata yeltenen muhafız kimliğiniz
görmediği allaha nasıl eder biadı
siz allahın ismiyle kuranı çiğnediniz
yıldızlara ulaştı fatma anne feryadı

alper şiir söyledi, ezelin yaşıyladır
acısı resulüne atılan taşıyladır
alisinin sırtında hançerin başıyladır
hasanına sunulan ağulu aşıyladır
gözleri hüseynine bitmeyen yaşıyladır
evlad-ı kerbelayız biz susmayız zalime
başımız feda olsun alemlerin rabbine

Alper Gencer

istasyon dar

quares
Bir alper gencer şiiri.


biz trenleri kaçırmakla meşhuruz hafız
kıyısına vurmuşuz gülüşün ve öpücüklerin
öyle alnımızdan vurmuşlar ki alnımız
alnımız ölmüş de biz hala yaşamaktayız
sevmek enayilik susmak pek akıllıca
gizlenmek maskelenmek gerdanlarda bir muska
enayi eniyi'den bozmadır hafız
çıplaksan cesursundur korkunun tasmasında

affetmek gayrimeşru çocuğu bu dünyanın
bisiklete binersin ve o bisiklet düşer
yara'lanır yar'alanır aralanırsan
anne karşılıksızdır babalık pişer
okursan kaderin olacak hafız
ellerinle tutuşan o kapalı zarf
mektuplar en yakın yerlerden gelir
erkek desen gırtlak
kadın desen harf

yorgunların uykusuna ağır sinekler konar
karanlık derişince aşkı rüyalar sunar
yusuf dalar uykuya kuyu dertten depreşir
çok alçaktır yeryüzü
göğ oldukça çiftleşir
kuşlar kanatlarından doğarlar hafız
tartılıp kenara konulur uçuşlar
ölüp baksak ortasından yırtılır feza
boyna unutmak düşer
ipe
hatırlamak
eza

istasyonlar güneye doğru çoğalır
yağmur yağar sırılsıklam çalınır şarkı
neşet baba demişti unutma hafız:
sevmeyene akmaz sevginin arkı

en iyi türk ölü türk'tür

quares
'bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! burada bir dost vatanın toprağındasınız. huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. sizler, mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! gözyaşlarınızı dindiriniz. evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.'

ulu önder gazi mustafa kemal atatürk

hayat

quares
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

Cahit sıtkı tarancı

zengin sözlük yazarlarının karalama defteri

quares
ben zorunluluktan trabzonsporlu oldum aslında. annem ben küçükken evde boncuk dizip kolye falan yapardı. bu işle tanışmasına vesile olup aracılık yapan bizim komşumuz semiha teyze vardı. sık sık istanbula gidip gelirdi. benim de maçlara merak sardığım zamanlardı ama hangi takımı tutacağımı bir türlü bulamıyor ve mahallede ki çocuklara özenip ailemden sık sık forma istiyordum lakin forma alıcak paramızın olmadığından fazla ısrarcı olmuyordum. birgün okul çıkışı geldim eve, ter içindeyim bi baktım yatağımın üstünde hangi takıma ait olduğunu anlamadığım bi forma var. annem semiha teyzeye söylemiş onunda eminönünden geçerken aklına gelmiş ve o zamanın en ucuz forması trabzonsporun forması olduğundan ondan almış bir tane. tabi ben galatasaray formasını daha çok severim deme lüksün yok ne alındıysa giyeceksin. bir daha forma alma şansımızda yok ve ben bunu net bir şekilde biliyorum. o yıllar da ilk başta biraz buruklukla giydiysem de o formayı sonraki yıllarda birdeha hiç çıkarmadım. ve anladım trabzonsporu tutmanın ne demek olduğunu: trabzonsporu tutmak her ne olursa olsun hayata karşı daima umutla bakıp dik durmaktır!

hem ne demiş kazım koyuncu:benim trabzonspor sevdam lokal bir olay değildir. eğer bir takımın peşinden koşulacak ise bu bana göre trabzonspor olmalıdır.

türklere özgü ikna yöntemleri

quares
Bütün mahalle ayağa kalktı:
— Damda deli var! Sokak, bir baştan bir başa, deliyi seyre gelenlerle
dolmuştu
Önce karakoldan, sonra Müdüriyetten araba ile polisler geldi Arkadan itfaiye yetişti Delinin annesi,
— Yavrum, oğlum, in aşağı!… Hadi çocuğum!…diye yalvarıyordu.
Deli,
— Muhtar yapmazsanız, kendimi aşağı atarım! diyordu
itfaiye erleri, deli aşağı atlarsa tutabilmek için branda bezini açtılar Dokuz itfaiyeci, uçlarından tuttukları branda bezini apartman çevresinde dolaştırmaktan ter içinde kalmışlardı.
Komiser,
— Rica ederim, in kardeşim aşağı! diye yarı korkutmak istercesine, yarı da yumuşak bir sesle deliyi kandırmaya çalışıyordu.
— Muhtar yapın ineyim ! Yoksa kendimi aşağı atarım.
Yalvarmak, yakarmak, korkutmak hiçbiri para etmedi.
— Kardeşim, yahu. İn be aşağı!
— Şunlara bak! Beni aşağı indireceğinize siz yukarı çıksanıza…
Kalabalıktan biri,
— Muhtar yaptık diyelim, dedi Başka biri,
— Olmaz yahu, dedi, deliden muhtar olur mu hiç?
— Allah Allah. Sahiden muhtar yapacak değiliz ya…
Bastonuna dayanmış bir ihtiyar,
— Olmaz, dedi, sahiden de, şakadan da yapsanız olmaz.
— Belki iner.
— İnmez, ben bunları bilirim. Bir kere yukarı çıktılar mı, artık inmezler.
— Hele bir kere aşağı insin, kolay!
— İnmez! Aşağıdan birisi,
— Seni muhtar yaptık! diye bağırdı, haydi in aşağı! Deli, oynamaya başladı:
— İnmem! Şehir Meclisine üye yapmazsanız, kendimi aşağı atarım.
İhtiyar etrafındakilere,
— Nasıl, dedi, ben size demedim mi?
— istediğini yapalım
— Ne yapsanız inmez, insan bir kere dama çıkacak kadar delirdi mi, artık aşağı inmez.
Komiser,
— Yaptık, dedi, seni Şehir Meclisine üye yaptık Hadi kardeşim in aşağı da arkadaşlarını bekletme!

— İnmem! Belediye Başkanı yapın ineyim!

İhtiyar,
— Gördünüz mü, dedi, vaktiyle gerekti. Şimdi hiç inmez.
Ter içinde kalan itfaiye komutanı,
— Yani belediye başkanı yapsak ne olur, dedi, yapalım Sonra iki elini ağzına boru yapıp yukarı seslendi:
— İn kardeşim!… Seni belediye başkanı yaptık, in de vazifene başla!
Deli göbek atarak,
— İnmem, dedi, bir deliyi belediye başkanı yapanların arasında benim ne işim var? inmem!
— Peki, ne istiyorsun?
— Bakan yaparsanız inerim! Aşağıdakiler kısa bir tartışmadan sonra,
— Pekiyi, dediler, seni Bakan da yaptık! Haydi artık in aşağı!… İn… Bak herkes seni bekliyor
Deli, elini burnuna götürüp nanik yaptı:
— İnmem! Bir deliyi bakan yapanların arasına iner miyim ben!…
— Haydi kardeşim, seni bakan da yaptık, öbür bakanlar seni bekliyor Haydi in!…
— Yağma mı var, ineyim de beni tımarhaneye kapatın! İnmem!…
İhtiyar adam,
— Boşuna uğraşmayın, inmez! Dedi. Ben bu delileri gayet iyi bilirim Sizi de bakan yapsınlar, siz de inmek istemezsiniz
Deli, barbar bağırıyordu:
—- Başbakan yapmazsanız, karışmam, kendimi aşağı atarım.
— Yaptık!…diye bağırdılar, seni Başbakan yaptık.
İhtiyar adam,
— İnmez! dedi
Deli tekrar oynamağa başladı Sonra da,
— Kral yapın, ineyim! dedi, kral yapmazsanız kendimi aşağı atarım.
İhtiyarın dedikleri doğru çıkıyordu. Ona danıştılar.
— Ne dersiniz? Kral yapalım mı? İhtiyar;
— İş, işten geçti, dedi, artık ne derse yapmak zorundasınız Bir kere nasıl olsa başbakan oldu.
— Seni kral yaptık birader! diye bağırdılar, haydi bakalım, artık in!…
Damda göbek atan deli!
— İnmem! Dedi.
— Ne istiyorsun? Kral da yaptık işte!
— Yaaa… İnmem İmparator yapın ineyim, yoksa kendimi aşağı atarım.
İhtiyar,
— Atar, dedi
— Yaptık! diye bağırdılar Seni imparator yaptık. Haydi gel aşağı!…
Deli,
— Sizin gibi sersemlerin arasında benim gibi imparatorun ne işi var? Dedi.
— Peki, ne istiyorsun? Söyle de onu yapalım İn be kardeşim!…
Damdaki deli,
— Ben imparator muyum? diye sordu Aşağıdan bağırdılar:
— İmparatorsun!
— Mademki imparatorum, canım isterse inerim, istemezse inmem… İnmiyorum işte!
Komiser kızdı:
— Atlarsa atlasın be!… Bir deli eksik olur dünyadan diye düşündü. Düşündü ama, basma bir iş çıkabilirdi, itfaiye komutanı, ihtiyara,
— Şimdi ne yapacağız? diye sordu, bu deli hiç aşağı inmez mi?
— İner.
— Nasıl?…
— Bırakın da ben indireyim!…
Herkes ihtiyarın deliyi nasıl aşağı indireceğini merak ediyordu İhtiyar, damdaki deliye,
— İmparator hazretleri!…diye bağırdı, acaba altıncı kata çıkmak arzu buyrulur mu?
Deli gayet ciddi,
— Pekâlâ, dedi
Dama açılan delikten içeri girdi Merdivenleri indi Altıncı kat penceresinden kalabalığa bakıyordu, ihtiyar,
— Haşmetpenah!… Beşinci kata çıkmak istemezler mi? diye sordu.
Deli,
— Çıkarım! Dedi.
Herkes şaşkınlık içindeydi Dördüncü kat penceresinden kalabalığı seyreden deliye ihtiyar,
— Saygı değer imparatorum, acaba üçüncü kata çıkmak arzu buyururlar mı? Dedi.
Deli,
— Elbette!…diye cevap verdi.
Deli üçüncü kat penceresindeydi Artık damdaki gibi göbek atmıyor, oynamıyordu Üzerine sahici bir kral ciddiliği gelmişti
— Muhterem imparatorumuz, ikinci kata çıkmak istemezler mi?
— İsterim.
İkinci kata da inmişti
— Zati haşmetpenahîleri birinci kata çıkmak arzu ederler mi?
Deli sokağa gelmişti, kalabalığın arasındaydı Doğruca ihtiyarın yanma gitti Elini ihtiyarın omzuna koydu,
— Ulan, dedi, senin de deli olduğun nasıl belli… Deli, delinin halinden anlar.
Sonra komisere,
— Haydi bakalım, şimdi beni bağla da tımarhaneye gönder, dedi Deliye nasıl muamele edilir, öğrendin mi?
Deliyi götürürlerken, meraklı bir kalabalık ihtiyarın etrafını sardılar:
— Beybaba, nasıl yaptın bu işi yahu?… İhtiyar;
— Eeee… dedi, kolay değil, kırk sene politika içinde yoğrulduk.
Sonra bir göğüs geçirerek,
— Ah, ah!…dedi, şimdi bacaklarımda derman olsa ben de dama çıkardım, kimse de aşağı indiremezdi.

Aziz nesin

bilgisayarı temizlemek

quares
Yıllar önce arkadaşla pes oynayacağız lakin bilgisayar fanı çok yavaş çalışıyor bilgisayar kirli olduğundan, bu yüzden de oyun çok donuyor. Düşündük biraz, gittik avm'ye ucu çok ince bi tornavida aldık bilgisayarın kapağını açtık ve içine elektirikli süpürgeyi tuttuk. Yani bunlar örnek olsun sakın yapmayın böyle şeyler. Bilgisayar o günden beri bize çok darıldı bir daha açılmadı namussuz. Xd
0 /