confessions

quares

1. nesil Yazar - bilgin şirin

  1. toplam entry 783
  2. takipçi 26
  3. puan 13942

kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti

quares
kuzenim orda okuyor , ev kiraları sterlin üzerinden çok pahalı . her şey pahalı aslında , alkol hariç .

ve kuzenimin yanına her gittiğim de beşparmak dağların da ki tank anıtını ziyaret edip gurur duyuyorum . ve aklıma bülent ecevit'in şu sözü geliyor ; "biz milliyetçiliği başkaları gibi duvarlara, betonlara yazmadık, biz milliyetçiliği akdeniz'e, kıbrıs'a yazdık."

bir demet tiyatro

quares
yazarı yılmaz erdoğan olan , efsane replikleri günümüz de hâla kullanılmakta olan bir televizyon dizisi .

mükremin: kızım sözümüz söz, mükremin çıtır bir söz verdiği zaman akan sular durur, yurdumuzda bu şekilde oluşmuş bir sürü göl vardır.

devekuşu kabare

quares
haldun taner, metin akpınar, zeki alasya ve ahmet gülhan tarafından kurulan ve 1992 yılında kapanan tiyatro. bir dönemin (1980'ler) en sevilen tiyatro grubunun, oyunlarında yer alan espriler halen daha güncelliğini koruması en önemli başarılarından birisidir.

orhan kemal

quares
Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914'te Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Babası, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.'de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920'de Vekiller Heyeti'nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930'da Adana'da Ahali Cumhuriyet Fırkası'nı kuran Abdülkadir Kemali Bey'dir.Partisinin kapatılması üzerine 1931'de Suriye'ye kaçan babasının yanına ailece gidince, orta son sınıftaki öğrenimini yarım bıraktı. Daha sonra burada bir basımevine işçi olarak girdi. Bir yıl kadar Suriye ve Lübnan'da kaldı. 1932'de Türkiye'ye dönünce, Adana'da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. 5 Mayıs 1937'de evlendi. Nisan 1938'de kızı Yıldız doğdu. Aynı günlerde Niğde'de askerlik görevine başladı. Burada, “yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik” suçundan yargılanarak, 27 Ocak 1939'da beş yıla hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi'nde Nazım Hikmet'le tanıştı.26 Eylül 1943'te tahliye olunca Adana'ya döndü. Karataş'ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. 14 Nisan 1944'te Devlet Demiryolları'nda “muvakkat hamal”olarak çalıştı. Aynı yılın haziranın da Güzel İzmir Nakliyat Ambarı'nda iş buldu. Bir sure sonra bu işten de çıkarıldı.1945 yılı yazında Kilis'e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladı. Çorum'a sürgüne gönderildi. Babasının, dönemin başbakanı Recep Peker'e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946'da bırakıldı. Adana'ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği'nde katiplik yaptı. Bir süre sonra işsiz kaldı.17 Nisan 1950'de ailece İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da geçimini yazarlıkla sağladı. 7 Mart 1966'da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. “Hücre çalışması ve komünizm propagandası' yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi'ne gönderildi. 7 Nisan'da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu'nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yaptı. Bilirkişice verilen; “suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966'de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968'de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birliği'nin çağrısı üzerine gittiği Sofya'da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970'te öldü.

unutulmayan çocukluk anıları

quares
bi bahçe vardı , kapısı sürekli kilitliydi . bizde hemen yan tarafında top oynuyoruz kızlı erkekli bi şekilde , topuda uzağa atan alıyor , her zaman ki gibi . neyse o dediğim bahçenin de 2 demirinin arası biraz aralık . herkes rahatça kafasını sokup yan yapıp naif hareketlerle bahçeye girip çıkıyor , tabi ben o güne kadar hiç girmeyi denememişim ve o an geliyor yanlışlıkla diktiğim top bahçeye gidiyor , başımı sokuyorum ulan bi türlü yan dönemiyorum başım demirlere sıkışıyor . hemen anneme falan haber veriyorlar , bi feryat figan demirleri genişletmeye çalışıyor , o güne kadar hoşlandığım yasemin , başıma yağ sürüp beni demirden kurtarmaya çalışıyor falan inanılmaz rezil bi durum var ortada . sonra itfaya geliyor demirleri kesip kurtarıyorlar beni . bende o gazla bahçeyi kitleyen asuman ablaya bağırıyorum kafam da yaseminin sürdüğü yağlar yere akıyor .hızlıca uzaklaşıyorum ve bu olaydan sonra birdeha dışarı çıkmıyorum ...


geceye bir şiir bırak

quares
"hey bayım; şu var ya; şu koca london bridge…
90'larda espriler hep böyleydi sevgilim
çok açık göstermeci, nobran, edepsiz ve kitsch!
90'larda zalimler biraz racon bilirdi.
karıları çocukları köpekleri olurdu.
yalnız kalan bir zalim allah'ı düşünürdü
dur gevşeme. zulüm, allah'tan hariç!
ah o gemide ben de olsaydım eğer
mızrağı sallardım aştot'a kadar
belki gider çirkin bir faşiste değer
belki de bir masumun tam kafasına.
ama savaş böyleymiş bazen siviller
ölebilirlermiş devlet uğruna.
90'lar bitti artık onlar var ve hey
siz devlete inanan bütün reziller
cehennemde karşıma çıktığınızda
öyle bir yumruk patlatacağım ki tam burnunuza
hayatınız gazze şeridi gibi geçerken gözünüzden
anlayacaksınız allah ne demek
ahlak ne demek
ve rüya…
bu sözlerimi cennet ehline aynen ilet sevgilim:
"devletin bekasının da allah belasını versin
malboranın da"

ah muhsin ünlü

ilkokuldan akılda kalanlar

quares
daha 1.sınıftayım okuldan çıktım eve dönuyorum , atladım servise , servise yeni kayıt olmuş suskun bir kız vardı . kimseyle konuşmuyordu , cam kenarında oturmuş , dışarıyı seyre dalmıştı , üzerinde sarı tüylü mont vardı.
gereksiz bir özgüvenle yanına gidip , gereksiz bir samimiyetle kıza civciv dedim , kız ağlamaya başlamıştı . hayır anana babana sövmedim ki civciv dedim sadece güzelim , niye ağlıyorsun ki ? kız ağlamaya devam etti , acaba civciv'i ölmüştü aklına o mu gelmişti ? bende de öküzlük var ama , daha önce hiç konuşmadığın bi kızla pat diye civciv diyerek muhabete girilir mi kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz aq , neyse bu gereksiz hata bana pahalıya mâl olmuştu , kız benle uzun bir süre küstü , onun şubesi c benimki ise e . bizim karşı sınıf , tenefüslerde falan kızla sürekli göz gözeyiz , ama kızın ismini öğrenmem tam 5 yıl sürüyor , isminin sımay olduğunu öğreniyorum , bi 2 yıl sonra da yani 7.sınıfta soyadını öğreniyorum lakin daha kız facebooku keşf etmemiş . 8.sınıf oluyor dershaneye yazılıyorum , şansa bu ya kızla aynı sınıfta oluyoruz , tabi ben kıza nasıl bakıyorum ama , öküz tren ilişkisi var aramızda resmen , öküz ben oluyorum bu arada . ulan dönemin son günü sınavlar bitmiş her şey geçmiş , bideha kızın yüzünü göremiycem diyorum ve okul çıkışın da artık ne olursa olsun deyip kızın yanına gidiyorum , 8 yıl bakışma faslının ardından , sesim titreyerek , simay seni seviyorum diyorum . o da ben seni yeterince tanımıyorum diyor . 8 yılda nasıl yeterince tanıyamadın lan ? bunu içimden soruyorum ve tamam deyip sessizce uzaklaşıyorum yanından... acıklı bitti aq kusura bakmayın

mehmet emin yurdakul

quares
Türkçü düşünür M.Emin Yurdakul İstanbul'da doğdu. Babası Salih Reis, Anası Emine Katundur. Mütevazı bir ailenin çocuğudur. "Saray Mektebi" adlı sıbyan okulundan sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmişse de bitirmeden ayrılmış, Babiali Sadaret Kalemine katip olara işe başladı. 1893'te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik'te "Asır, gazetesinde" "Cenge Doğru" şiiri yayınlanır. Bu şiir kendisine büyük ün kazandırır.

Daha sonra Erzurum'da, Hicaz'da Sivas'ta valilik yaptı. İstifa ederek İstanbul'a geldi.

Arkadaşlarıyla "Türk Yurdu" Dergisini çıkardı. Ve 1912 yılında Türk Ocağını kurdu. Ocağın ilk kurucu genel başkanı oldu. Bilahare Erzurum valiliğine getirildi. Musul'dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katıldı. Ankara'ya geldi. Şarkikarahisar, Urfa, İstanbul Milletvekillerinde bulundu, Milli Şair Unvanı verildi. Ocak 1944'te İstanbul'da öldü.

ilhan selçuk

quares
t:1991 ve 2010 tarihleri arasında cumhuriyet gazetesinin başyazarlığını yapmıştır .

düşünüyorum öyleyse vurun diyerek , tüm baskı ve zulümlere karşı çıkmıştır .demokrasinin anahtarı yoktur ; çünkü özgürlüğün bütün kapıları açık olduğu zaman demrokrasi vardır diyerek , demokrasiyi tren zandedenlere ders vermiştir .

yaşar kemal yazara böyle sesleniyordu : ilhan selçuk ,arkadaşım... var olma ya da yok olma kavgasında en güzel kavgayı verenlerdensin...

erdal eren

quares
12 eylül askeri cuntasının , henüz 17 yaşındayken idama yolladığı vatansever . Erdal Eren idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan'a, “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi. İdam kararı verilen Erdal Eren'in 17 olan yaşı bir gün içinde 18 olarak büyütüldü ve sonrasında hemen idam edildi.



kimileri 97 yıl yaşar soysuz olur ,
kimileri 17 yıl yaşar sonsuz olur .
28 /