confessions

rene

1. nesil Yazar - Alıştı gibi sanki

  1. toplam entry 421
  2. takipçi 6
  3. puan 4744

hugoda küfreden çocuk

rene
Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yapımı yerli korku filmi "okul" da oyunculardan biri bu çocuktu, yani gerçekte değil de karakter o çocuk olduğunu iddia ediyordu. şehir efsane değil aslında, videosunu izlemiştim o zamanlar, çocuk telefonla oynanan hugoyu oynarken son hakkı da bitiyor ve ölüyordu, hay senin aq gibisinden bir şey söylüyordu hop yayından alıyorlardı bir kaç saniyelik bir şey. Hatta yine o zamanlar bu konuyla ilgili Tolga abi ile konuştukları bir röportaj vardı o da olayın bir kaç saniyelik anlık bir şey olduğunu, çocuğun yenilince sinirlenip küfür ettiğini söylemişti. günümüzde çok olağan gelen bu olay o dönemin "çocuk" algısı ve kibarlığı diyeyim, 90 ların televizyonculuğa ve yayıncılığa bakışı hem halk nezdinde hem yayıncı nezdinde daha motomot, daha özenli ve kibar olduğu için çok ses getirmişti. Düşünsene 2004 de yapılan filmde bile değinilecek hale gelmiş.

melek baykal

rene
izleyicisine son derece saygılı bir hanım. Belki yetiştiği jenerasyondan olabilir. Bulunduğum ildeki tiyatro etkinliklerine sık katıldığım bir dönem olmuştu. Oyun ayırmadan hepsine gidiyordum. üst üste gidince şehrinize gelen ekipler arasındaki özen farkını görme şansını yakalıyorsunuz. Oyuncuların Oynarken ki özenini dahi ayırt edip görebiliyorsunuz. Bu anlamda gençlere büyük örnek olacak bir hanım diyebilirim. Hasta dahi olsa o sahneye çıkıp hiç hissettirmeden elinden gelenin en iyisini ortaya koyuyor her zaman.

corona günlükleri

rene
Bu aralar sık duyuyorum, TV de yayınlarda yazılarda vs. "hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" diyorlar. Bu cümle bana o kadar içi boş geliyor ki. Türünün tarihini bilmeyen bir insanın sadece medyanın bize ezberlettiği sloganlardan birisini kabullenip inanması, inandırılması durumu bu. Bir nevi plasebo etkisi.

Pandemi sonrası insan yine doğaya ve kendi türüne zarar vermeye devam edecek. Eskisi gibi olmayacak olan küçük yaşamsal kurallardaki değişimler olur olsa olsa. Belediye otobüslerine %50 yolcu alma kuralının bir yerden sonra sona ereceğine kalıbımı basabilirim. O otobüslere ve metrolara, metrobüslere yine istif halde bineceğiz. Ama restoranın kaldırım kenarına koyduğu masalar arasındaki mesafeye zabıta karışacak. İşte tam bu yukarıda verdiğim örneği çoğaltın. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak ın tanımı budur. Yani daha çok "mış gibi" yaşayacağız. Zaten öyle yaşıyorduk bir çok konuda. Şimdi pandemiyi atlatmış ve sağ kalmış insanlar olarak "mış gibi" yaptığımız bir takım kural ve kısıtlamalar hayatımızın akışında bir yerlere kıstırılacaklar. Bu kadar. Ne doğaya saygılı bir nesil doğacak bu pandemiden, ne de kibrinden, hırsından arınmış bir halk yaratacağız. Vebayı ispanyol gribini yemiş bu günlere gelmiş bir tür olarak Covid bizim "insan olma" maceramıza özünde çok fazla bir şey katmayacak, katamayacak. Ama doğaya en azından bizsiz dünya nasıl olurla ilgili bir çok done verdiğini düşünüyorum bu sürecin. Doğa ana bu doneleri ileride kendisini korumak için kullanabilir, o açıdan umutlu ve mutluyum.

covid-19 un biteceği tarih

rene
Kimsenin tarih verebileceğini sanmıyorum. Medya da söylenegelen hayat yavaş yavaş normale dönecek söylemi de bir tedavi bulunduğu için değil ellerindeki veriler olumlu yönde değiştiği için ifade ediliyor. Bana kalırsa hastalıktaki yavaşlama veya düz çizgi eğilimi tamamen hava sıcaklıkları ile alakalı. Tabi bu benim uzmanlık dışı kişisel tahminim, sallıyorum.

dışarıda gördüğüm vatandaşlardan çıkan gözlemim Halkın %70'i ne maske takıyor ne hastalığı ciddiye alıyor. Geri kalanı sosyal mesafeye dikkat ediyor başka şeylere etmiyor. Bir şekilde hayatını ciddi anlamda kısıtlayıp evinde kalan, bilinçli karantinayı sıkı bir şekilde sürdüren nüfus aslında hastalığın yayılma hızını düşüren en büyük etken bana göre. Buna sıcağı da eklediğimizde, dışarıda akan kalabalıkların biribirnden virüsü kapma riski sanırım azaldı mevsimsel. Ben yaz boyu pik yapmasa dahi sonbahar da havaların ısısı düştüğünde bu hastalığın seyrine devam edeceğini düşünüyorum. İnsanlar işe gitmek zorunda ve gidiyorlar, alışverişe çıkıyorlar. küçük esnafın %90'ında ne maske var ne eldiven var. Ücretsiz maske vereceğiz dediler o maskeleri alabilen yok. Belediyelerin özel binalara veya caddelere en azından yaşadığım ilde dezenfektan uygulaması yaptığına hiç denk gelmedim. Parasıyla çağırırsanız bir hafta sonra "belki" geliyorlar.

Kısacası devlet, vatandaşının hayatını hastalığa göre değiştirmesine, kısıtlamasına yardımcı olacak hiç bir önlem almadı. Ama sağlık bakanı dediğin zaman öpüp sırtlarında gezdirecekler. Yasak üstüne yasak koyunca seviyorlar. iyi de para lazım, kira var, faturalar var. Patates olmuş 5 lira, sarımsağın kilosu 120 liraya fırlamış. Fırsatçı perakendeciler salgını fırsat bilip birde onlar zaman koymuşlar. E nasıl evde oturacak bu milyonlar? Oturmuyor ki zaten.

İlk sokağa çıkma yasağıyla sonu arasında bile bir rehavet farkını sadece evimin balkonundaki bölgeyi izleyerek görebiliyorum.

Neyse zaten ülke olarak buhrandaydık. Şimdi salgın bahanesiyle mabadımıza girmiş açılmakta olan şemsiyeyi henüz fark etmiyoruz. Ciddi anlamda alım gücünde bir gerileme olduğunu, en azından mavi yaka, asgari ücretli, orta ve alt gelirli olup yaşı 10 sene öncesinin ekonomisini az çok hatırlayacak olanlar için bu önümüzde net bir gerçek. Doların artışı ardından bir çok ekonomistin konuşmalarına bakacak olursanız bu ekonomik buhran salgınla veya salgınsız 4-5 boyunca devam edecek görüşü hakim. Dünya da genel olarak yaşanan bir sıkıntı zaten var, şirket devlet modeliyle yönetilmeye başladığımız ve son kararı CEO nun verdiği sisteme geçtiğimizden beri dış ilişkiler konusunda ki başarısızlıklar, en azından dış politikada monşerlere olan ihtiyacımız bir kez daha gösterdi.

İşin güzel tarafı, doğa kendisini yenileyecek fırsatı buldu bu süreçte. İnsan türünün sadece hareket kabiliyetini kısıtlamak dahi, doğa da müthiş bir canlılığa yol açtı.

birdman

rene
Bir kaç senedir tam anlamıyla bir sinefile evrildiğimi itiraf etmeliyim. Bunu bol boş zamana ve piyasaya iyi oyun çıkmamasına borçluyum. Konuyu nereye getireceğim, zevkler tartışılmaz tartışılsa da kişiye özel olduğu gerçeği değişmez. Birdman i ilk çıktığı dönem oturdum izlemeye çalıştım. İzledim demiyorum izlemeye çalıştım. Sonunu getiremedim. Belki ruh halim filme uygun değil diye düşündüm. Şu bir gerçek, ruh haliniz sanattan alacağınız zevki ve o sanatın sizde uyandıracağı duyguları direkt olarak etkiliyor bunu birebir çoğu kez yaşamışımdır. Ancak Birdman de bu durum değişmedi. Ne zaman başlasam sonunu getiremediğim anlamsız bulduğum bir film olarak hatıralarımda kaldı. Sanat filmine yabancı bir yurttaş da sayılmam hani. Kısacası Birdman, tamamen şişirilmiş bir balon filmdir gözümde veya benim filmografime hiç uymuyor bilemeyeceğim. Lars von trier in Dogville'ini bile ikinci izlemede bitirmiştim ve beni çok etkilemişti ya da Aronofsyk'nin Pi'si geldi ilk aklıma mesela oda hatırımdadır zor hazmettiğim bir filmdi. Gel gör ki Birdman dediğin zaman aklıma "kopuk" akılda hiç bir şey bırakmayan iz bırakmayan bir film geliyor.

Yönetmenden olabilir mi diyerek üzerine düştüm, Adamın filmlerinden ön plana çıkan 21 Gram ve Amores Perros u görüyoruz. Bir de insanüstü aktör Dicaprio'nun oyunculuğuyla ön plana çıkan the revenant'ı. 21 Gram ı da deli gibi övmüştü bizimkiler fakat yine bende bir etki bırakmadı. İnsan ölünce 21 Gram hafiflermiş ruhumuz 21 gram gelirmiş metaforu dışında. Amores Peros'un senaryosu güzeldi, oyunculuklar aynı şekilde akıyordu, fakat hikaye yerel bir tat bırakıyordu insanın ağzında. Mahalli hayatlar, küçük hikayeler, dramlar ve insanlar.

Sonuç olarak yönetmen benim skalamda "average" bir yönetmen. Birdman'de, medyanın ve çevrenin gazıyla bir heves alınıp kitaplığa konmuş ama önsözünü okuyup ısınamadığın ve orada öylece tozlanan bir kitap.

maske

rene
Türkiye bir süredir başka ülkelere yardım adı altında maske, dezenfektan, tulum falan gönderiyor haberlerde bol bol duyuyor okuyorsunuzdur.

Demek ki maske, dezenfektan vb. konusunda dışarıya yardım edecek kadar iyiyiz mesajı çıkıyor buradan. Gelelim işin gerçeğine ;

Ben henüz pandemi başladığından beri maskemi eczanelerden alamadım. Çünkü ne zaman gitsem kalmadığını söylüyorlar. Sadece bende mi böyle diyerek sosyal medyayı bir taradım. Hayır bir çok yurttaş aynı şeyi yaşıyor. Bu da şu demek, günlük eczanelere bırakılan maske sayısı ile yurttaş sayısı, talep sayısı birbirini tutmuyor. Dağıtıma rağmen maskesiz kalan ve kendisi bir şekilde çözüm üreten bir çok vatandaş var. Zaten yollarda gördüğüm yurttaşların %90'ında yıkanabilir siyah kumaş maskeler olması, vatandaşın ücretsiz dağıtılan bu maskelere itibar etmediğini veya bir şekilde almaya çalışıp alamadığını ve umudu kestiğini de gösteriyor.

Gelelim işin bir başka yönüne. Eczanelere teslim edilen maskelerde hiç bir standart yok. Bir eczaneye siyah maske bırakılırken, diğerine tek tek paketlenmiş beyaz maske bırakılıyor. Bir başkasına çöp poşetine doldurulmuş hepsi bir arada konmuş maskeler bırakılıyor. Eczanelerin söylediğine göre, gelen bu maskeler arasından ayıklama yapmak zorunda bile kaldıkları oluyormuş. Kıl, kan lekesi hatta talaş bile görüyorlarmış maskelerin üzerinde. Kimisinde burnu koruyan tel kısım varken kimisinde yokmuş. Kısacası karman çorman bir durum söz konusu.

Bu da akla başka bir soru getiriyor, halka dağıtılan bu maskeler, maske satış yasağı sonrası bir şekilde toplanan el konan merdiven altı üretim maskeler olabilir mi? Devlet diğer ülkelere maske yardımı yaparken öte yandan yurttaşına belirli bir standardı dahi olmayan maliyeti 10 kuruşluk bu merdiven altı ürünleri iteliyor olabilir mi? eğer öyleyse bunun amacı nedir? Devlet baba bizi niye sevmiyor, günün konu başlıkları bunlar. Buyrun.

1 mayıs

rene
1 MAyıs işçi bayramı olarak Türkiye de kutlarız, Dünya da tüm ülkelerde kutlanan, resmi tatil olan bir gündür bu günün adı "1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı" dır bunun üzerine basıyorum tekrar tekrar. 1 mayıs emek ve dayanışma günü değildir "işçi" alerjisi olan aveller solcu sanılmamak için ismini değiştiriyorlar o yüzden belirtmek istedim.

1 Mayıs ın Dünya'da olduğu gibi Türkiye de de şehidi çoktur. 1923 de Türkiye de resmi tatil ve bayram olarak kabul edilen 1 Mayıs işçi bayramı, 1977 senesine kadar işçilerin Taksim de bir araya geldiği yılda bir kere de olsa hatırlandığı bir gündü. 1977 de 500 bin gibi büyük bir rakamla taksim meydanına toplanmış olan işçi topluluklarına uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Çıkan izdiham ve açılan ateş nedeniyle 34 işçi hayatını kaybetti.

1981 de darbeci Evren in başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi tarafından resmi tatil olmaktan çıkarıldı.

Darbe hükümeti sonrası siyasi irade 1 Mayıs'a aynı muamaleyi uygulamaya devam ettiler. Bu geleneği sürdürdüler.

Taksimde kutlamalarına yasak getirilen 1 mayıs işçi bayramı 1996 da Kadıköy de kutlandı. yine büyük destek gören kitlelerin akın akın toplandığı bu kutlamaya 150 bin kişi katıldı. Bu sefer kimliği belirsiz! saldırganlar yerine silahsız eylemcilere polis tarafından ateş açıldı ve 3 kişi hayatını kaybetti. Bunun üzerine Kadıköy'de 1 mayıs kutlamaları için yasaklandı ve bu yasak 2005 yılına kadar kalkmadı.

2006 da yine geniş katılımlı bir kutlama Kadıköy'de meydana geldi.
2007 de Eylemciler 1 Mayıs'ı 1977'de taksim meydanında katledilen işçileri anmak için Taksim de kutlamak istediler, bu istekleri biber gazı, cop ve plastik mermiyle engellendi 1 vatandaş yaşanan arbedede hayatını kaybetti.

2008 yılında sendikaların hükümetle 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim'e yürüme kararı aldı. Bunun üzerine polis 1 gün öncesinden hazırlıklara başladı ve 1 Mayıs da Taksime yürüyecekler için hazırlık yaptı. bol bol göz yaşartıcı gaz, cop ve boyanın kullanıldığı 2008 1 mayısında polis göstericileri ayırmak için akreplerle üzerlerine boya sıktı, 19 yaşında bir genç başına isabet eden plastik mermi sebebiyle ağır yaralandı.

2009 Nisan'ında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilen önergeden sonra 1981'den sonra tekrar resmi bayram olarak kabul edildi.

2013 1 Mayıs'tan 4 ay önce Taksim'i Yayalaştırma projesi adı altında 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanılması yasaklanmasına rağmen bazı gruplar Taksim'de kutlamaya çalıştı. Polis, göstericilere izin vermedi ve göstericilere karşı ateşli ve ateşsiz silah kullandı. Hastanelere gaz bombası atıldı ve ambulanslar durduruldu.1977'den sonra olaylı bir 1 Mayıs olarak tarihe geçti.

Kısacası türkiye de 1 Mayıs ın hatıraları bunlar. Günümüzde hala Taksim de kutlama yapılması yasak, gerçi günümüzde kadınlar gününde yürüyen insanlara bile cop ve biber gazı ile müdahale ediyorlar. Nereden nereye geldik. Korona salgını olmasaydı bu sene belki de en sakin ve katılımsız 1 mayıs ı görebilirdik sokaklarda. Kimsede ne heves, ne umut bırakmadılar.


zenginsozluk.com/foto







sokağa çıkma yasağı

rene
Pandemi sonrası gelişmeleri basından takip ediyorsunuzdur. bölgesel çaplı karantinaların, yaş kısıtlamalı sokağa çıkma yasaklarının ardından önümüzdeki hafta sonu ilk defa yeni bir kararla iki günlüğüne Türkiye'nin büyük bölümünde genel bir sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Bunun yapılmasının en büyük nedeni virüsü hala ciddiye almıyor oluşumuz. Peki bu yasağın yol açtığı sorun nedir? Elimde farklı illerden insanların iç içe geçtiği, marketlerde, mağazalarda kuyruk olduğu bir kaç video var. Peki buna gerek var mıydı? Yasağı bir kaç gün önceden duyursaydınız insanlar saatler kala sigara, ekmek vb. ihtiyaçları için marketlerin önüne yığılmasalardı daha iyi olmaz mıydı? Olurdu.

Şehrin kalabalık bölgelerinde yerlerde bir dolu eldiven ve maskeleri görüp üzülmemek elde değil. Esnaf başta olmak üzere sosyal mesafeden bir haber kalabalıkların bu pervasızlığı polis tarafından durdurulup 20 yaş altındaki çocuğunu sokağa çıkardığı için ceza yazılan kadının "ölecekse benim çocuğum ölecek sana ne oluyor" cümlesinin bir tezahürü gibi.

Halbuki durum böyle değil. Senin pervasızlığının veya hastalığa karşı alınan önlemlere direnç gösterip önlem almamanın faturası tüm topluma kesiliyor. Senin umursamazlığının faturası hepimiz için evde geçirilecek ekstra günler anlamına geliyor, hastalanacak, soluk alamayacak belki de ölecek yeni yeni hastaların ortaya çıkmasına yardım etmiş oluyorsun.

Bu durum senin evde sıkılmandan çok daha tehlikeli bir boyuta doğru süratle ilerliyor. Hastalanacaksak da öleceksek de allah'tan diyerek normal yaşamına devam edenleri de görüyorum. Olay senin hastalanman veya ölmenden ibaret değil güzel kardeşim.

Sorun, senin hastalanıp başkalarını da hasta etmen, senin gibi pervasız olmayan, değer verdiği riskli kategoride insanlar olan, onların hayatını önemseyen insanların hayatına müdahale ediyor oluşun sorun.

Markete giriyorsun, masken yok diye uyaran çalışana nohut fırlatıyorsun. Yolda polis durduruyor evde sıkılıyoruz diyorsun. Çocuğunu niye çıkardın riskli diyorlar çocuk benim çocuğum ölecekse sana ne diyorsun. Böyle yapmaya devam edersen bu virüs çok daha fazla yayılacak ve çok daha fazla insanın sevdiklerini alacak, hayatını mahvedecek, yatakta uyur gibi ölmeyecekler, soluk alamayacaklar, acı içinde kıvranarak ölecekler.

Şimdi bu sorumsuz düşüncelerini bir kenara bırak ve evinden çıkma. Kendine hobiler edin. hobisiz insanın tekisin, en azından bu karantina süreci yeni hobiler edinmen için bir fırsat olur.

gülse birsel

rene
Şöyle ifade edeyim ; bu hanımefendi Türkiye dışında bir ülkede doğup kariyerinde yine bu şekilde ilerleseydi bir Charles McDougall kadar tanınır olurdu Emmy de alırdı belki. Dün akşam Karantinada olan bir ülkede dahi sete gitmeden dizi yapılabileceğini kanıtladı. Hatta dizinin içine gömme reklam bile almış yani bu kadar olur. Kendisini kutlamak lazım. Bu fikir ona aitse hayranlığım bir kat daha arttı.

Tabi ki Jet sosyete'nin video konferans şeklinde ilerleyen bu bölümünde ağırlıklı konu toplumu karantina ile ilgili bilgilendirme, bilinçlendirme, sosyal mesaj verme çevresinde dönüyordu. Bu bilinçlendirme olayını güzel bir kurgu ve akılda kalıcı skeçlerle yapmışlar.

ücretsiz izne çıkarılanlar

rene
Memurlarınkini düzenlediler az çok, haftada bir veya iki günde bir gidiyorlar, veya hiç gitmeyeni var. Peki özel sektör ne olacak? Özel sektör bırak ücretli izni, personel çıkarıyor, küçülüyor. Peki birikmiş parası olmayan, ay sonu alacağı o maaşa yaşamsal giderleri için ihtiyacı olan insanlar ne yapacak?

Bilmiyoruz. Biz mi bileceğiz? Tabi ki hayır. Bilmesi gerekenler ne yapıyorlar peki? İBAN atıyorlar yardım gönderin diye? Ülkedeki şanslı azınlığın damlatacağı bir kaç damlaya dahi göz koyuyorlar. Peki diğer insanlar? Onlara da ücretsiz maske veriyoruz diyorlar. Maskele ücretsiz daha ne yapacağıdık?

umre

rene
Umre. Umre dediğimiz nedir arkadaşlar yukarıda yazmış. Bir nevi yurt dışı gezisi diyebiliriz umre için. İslam turizmi, kutsal topraklara farz kabul edilmeyen zamanlar dışında yapılan geziler.

Peki rene umre ne alaka şimdi diyebilirsin. Türkiye'de İstanbul İzmir gibi büyük iller dışında Anadoluya Koronayı her ile ilçeye taşına bir numaralı etken umrecilerdir. Evet bu gerçek, muhafazakar bir toplumun bireyi olarak Türkiye de yaşayan birisi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek. Şu an konya ki kendisi cemaatler, tarikatlar, tutucu muhafazakarlarıyla ünlü bir ildir, bölgesel bazda en yoğun korona vakası görülen illerden. Bulunduğum ilde, ki kendisi küçük bir ege ilidir, koronaya yakalanan, ölen vakaların büyük çoğunluğu umreden dönenleri ziyarete gidenler veya umreciler. bunlar sadece duyduklarım.

Sonuçta bizde varlıklı küçük bir kesim dışında Türkiye genelinde yurt dışına çıkış dediğinizde akla Tayland Phuket gelmez, umreciler gelir.

Şİmdi zamanında bu umrecilerin jenerasyonu, çin i yarasa yiyor, pis çinliler virüs yaptılar dünyayı diye varoş ağzıyla eleştiriyordu. Peki Türkiye den bir yurttaş kalkıp, arkadaş sizin umreniz yüzünden de Türkiye virüse bulandı o ne olacak dese, (bkz:recm mode on) olur hemen.

corona günlükleri

rene
Bir kaç senedir yazlar dışında home ofis ve izole yaşadığım halde, meğer ne kadar çok dışarı çıkıyormuşum dedim bu pandemi patlak verdikten sonra. İnsanın bilinçli bir şekilde kendi isteyerek sosyal izolasyona girmesi ile kurum ve kuruluşların belirli nedenlerle sizi evde tutmak istemesi çok bambaşkaymış. Az insan çok huzur mottosu ile geçirdiğim günlerin ardından bu evdekal düzeni bende strese yol açtı. Kendi isteğim dışında zoraki bir şeyleri hayatım boyunca çok kısa dönemler yaptım belki ondan.

Korona'nın "eşitlik" kavramına getirdiği yeni soluk da ilerleyen günlerde mutlaka tartışılacaktır. Öncelikli, ölümcül derecede Yaşlılara ve kronik hasta olanlara etki etmeyen, genç, yaşlı, at gibi sağlıklı herkeste benzer etkileri yapan bir virüs olsaydı ne olurdu diye soruyorum bazen düşünürken. Gerçi toplumları, devletleri, ülkeleri, milyonları etkileyen bir virüs işin içinde olduğunda bu detaylar ortadan kalkıyor. Şöyle düşünelim, Filipinlerde sokağa çıkanlara vur emri çıkaran bir başkan, başka bir ülkede ailesiyle tatile giderek yasağı bölen bir devlet başkanı, başka bir ülkede, çalışmak zorunda, dışarı çıkmak zorunda olan, paraya ihtiyacı olan fakir nüfusuna evde kalın ve bize sms le yardım edin diyen bir başkan. Başkanlar, başkanlar, devletler. Birbirinin maske kargosuna el koyan devletler. Çalmayı normalleştirmiş, baskı ve çaresizlik timsali koca koca hükümetler.

Kısacası, bunca yıldır besleyip büyüttüğünüz, sofradaki aşınıza, maaşınıza, hemen her şeyinize ortak olan devlet çatısının çatır çatır çatladığı, insanlara "evde kalın" dan başka bir öneri sunamadığı günleri görüyoruz.

Sağlık çalışanlarının pencerelerden alkışlarla motive edildiği, varlıklı insanların 500 m2 evlerinde evde kalın bak biz evde kalıyoruz diye sosyal medya da gündem oluşturduğu. Tüm bu medya baskısına rağmen işe gitmek zorunda olan adamın, para kazanmak zorunda olan minibüsçünün tıka basa doldurduğu minibüse yüzündeki ince bir ameliyat maskesiyle bindiği günler.

Virüsün ülkede patlak vermesinden daha bir kaç gün önce sınırlara yığılan suriyeli mültecileri düşünüyorum. Vatansız, evsiz, parasız, aç ve açıkta. Kocaman medya kuruluşlarının sadece "bir" günde unuttuğu kalabalıklar. Gece gündüz aynı şeyleri söylerken akıllarına yarım saatlik bir mülteci haberi yapmanın gelmediği satılmış ruhlar. Ucuz hayatlarını kendilerine ait hissettikleri o haber kanallarının binalarında üzerlerine giydirilen konum ve mesleklerle kapatan yığınlar.

Tek temennim, bu pandemiden herkes doğru dersi çıkarsın. türümüzün vandallığı en azından halk kitleleri nezdinde etkisini kaybetsin. Devlet, hükümet, siyaset, sınırlar gibi kavramlara daha objektif daha adil milliyetçi, şovenist, yandaş gözlerle bakmayı bıraksınlar.

Rene bilinçli karantinadan bildirdi.

80 derece kolonya

rene
Şimdi bu korona denen virüsün dış kısmında koruyucu bir dış tabaka varmış. Bu dış tabakayı margarine benzetebiliriz. O yüzden 20 saniye veya daha uzun elleri yıkayın diyorlar. Hani eliniz tamamen yağ olduğunda burger köftesi falan hazırlarken sabunla yıkadığınızda hemen geçmez ve elinizdeki kaygan tabaka uzun süre durulama sabunlama gerektirir. İşte o hesap

İbu yağ benzeri tabaka alkole maruz kalınca yapısı bozulup dağılıyormuş bu da virüse zarar veriyormuş o yüzden virüse karşı 80 derece artı olan kolonyalar etkiliy-miş.

Bak aklıma eski kolonyacılar geldi, dedemle ara sıra giderdik. çocukken kolonya doldurdukları o ilginç doldurma sistemlerine bakar şaşırırdım. Ah nerede o eski kolonyacılar diyelim ve konuyu kapatalım.

levent üzümcü'nün atatürk'ü sevmeyenlere hain demesi

rene
Adamın bu cümleyi kimlere söylediği ortada. Günümüz Türkiye'sinde adresi belli bir açıklama olarak görüyorum. böyle çıkışlara demokratik haklara özgürlüklere müdahale başlığı altında açıklamalar yapmak, ait olmadığı bir güruhu savunmakla aynı sonuca varıyor. Basit bir denklemi yaşıyoruz Türkiye de şu an. Halk nezdinde, öğretilmiş veya öğrenilmiş bir takım şeyleri tamamen değiştirip yeni nesle aşılamaya çalışıyorlar bu başlıklardan birisi de Atatürk'dür. Yani her konuda bu yetmez ama evet çıkışlarını sevmiyorum ben. Bakın ülke ne halde 20 senede talan ettiler. Taraf olmazsanız bertaraf olursunuz dediler öyle de oldu. Bir şeyleri eleştirir veya savunurken büyük resmi görmeye çalışmalıyız, bireysel tecrübe ve deneyimlerimiz, siyasi ideolojilerimiz bir yana, vatanperverlik bunu gerektiriyor. "Gittiği adres" açısından ve yapılmak istenen açısından katılıyorum adamın lafına.

eser yenerler

rene
BKM nin yılmaz erdoğan liderliğinde TV de yayınlanan programı çok güzel hareketler bunlar 1 den parlayan oyunculardan bir tanesiydi bu genç arkadaş. Tipi üzerinden yorum yapmak biraz haksızlık geliyor bana insanlara. Neden diyeceksiniz, bazı şeyleri değiştiremezsiniz, bu değiştiremediğiniz şeyler yüzünden ikinci sınıf muamelesi görmek de hem etik değil hem doğru değil hem sevginin, aşkın, insan ilişkilerinin hamurunda özünde bu yok. Modern insanın pazarlanan hayal ettirilen hayatlara olan açlığı aslında bir bakıma. Neyse sonuçta yakışıklı bir arkadaş değil kendisi, ama TV de kendi adına program yapan bir gencin tipe ne kadar ihtiyacı olur o da malum.

Bireysel programını ben sevemedim, çok vıcık ve boş geliyor. Ama zaten dansöz Okan ve hiç haz etmediğim Beyaz'dan sonra nedense TV'lerde o tarz talk şovların devamı gelmedi bir türlü. Kim yaptıysa yarıda bitti yeterince ilgi görmedi. sanırım artık insanlar sadece gülmek için Tv izlemeyecek kadar mutsuzlar, başka tatminler alıyorlar, rekabet, siyasi gündemin karmaşıklığı herkesi içine çekmiş. Herkes televizyonlarda söylemediğini dile getiremediğini dile getirecek bir isim bir insan bir program arıyor gibi.

Çok güzel hareketler bunlar 2 yi izledim bir kaç kez. itiraf etmek gerekirse ne skeçlerin konusu ne oyunculuk bakımından ilk ekibe ulaşamazlar.

Eser yenerler tiyatro'dan sinemadan devam etse güzel olurdu ama, bunlar genç, para kazanmak istiyor, birisi müzisyen oldu birisi talk showcu birisi vasat komedi filmlerinde oyuncu oldu. Ne diyeyim, artık devran böyle, popüler olmak ve popüler olduğunuzda yürüyeceğiniz yolları siz seçemiyorsunuz bir yerden sonra, bunun pazarlamasını yapanlar sizi sürüklüyorlar bir yerlere, siz de unutulana kadar ne kazanırsam kar diyorsunuz.

Kendisine mutluluklar dilerim.

duyurular

rene
"bu arabirime gönderilen ilanlar herhangi bir ön kontrolden geçmeden yayınlanmaktadır. ilanlar yalnızca sözlük yöneticileri tarafından silinebilirler.
bu arabirim aracılığı ile şarkı, türkü, mp3, wma, cd key, porno film vb illegal materyallerin kendilerine, rapidshare vb. sitelere ait linklerine, torrent dosyalarına dair isteklerinizi yayınlamak tehlikeli ve yasaktır. duyurusu benzer sebeplerden ötürü silinen yazarlar bu arabirimi bir daha kullanamayacaklardır.
sözlük üyelerinin bu arabirimi ihtiyaçları olan sorunlara çözüm bulmak için kullandığını unutmayınız ve bu arabirimi sorumlu şekilde kullanınız. eğlenmek için internet üzerinde başka çeşitli imkanlar bulunmaktadır.
sakıncalı olabilecek içerik ve olası kötüye kullanımlar, sözlük hesabı üzerinde uygulanacak yaptırımlarla cezalandırılabilir"

yukarıdaki açıklama duyurular sekmesinde yazıyor.

Arkadaşlar kızmayın ama bu açıklama en az 6-7 senelik var sanırım. Rapidshare kapanalı zaten 4 seneyi geçiyor, dosya paylaşımı için rapidi kullanan mı kaldı, mp3 indirme olayı zaten bitti, spotify ı var youtube u var artık müzikleri mp3 formatında biriktiren çok az insan var, cd key olayı hala var ama bu cümle genel itibariyle bir 8-10 sene öncesinin internet dünyasını yansıtmış, wma yı anlamadım, dosya formatı video formatı olması lazım. Bence bu yazıyı güncelleyin

kadın ağzı

rene
Eski bir tabir, halk ağzında bu şekilde cinsiyetçi o kadar şey var ki şimdi oturup araştırsak belki onlarca buluruz. Peki bu benzetmeler neden ortaya çıkmış olabilir diye düşünmek lazım aslında. Genellikle, fazla argo olanları saymazsak eskilerin söylediği benzer her tabirin bir altyapısı oluyor. Örneğin cevizin gölgesi ağır olur derler, Meğer bilimsel olarak da bu böyleymiş sonradan öğrendim.
Bir de bu cinsiyetçi yaklaşım sadece bizim dile has değil. örneğin ingilizce de Pussy derler korkak çekinden erkeğe, o da cinsiyetçi bir tabir. Bu benzetmeler aslen kadına yönelik değil, arkasında bir takım realiteler var bunların. Karı gibi çenen var tabirinin arkası da mahallelerdeki dedikoducu teyzelerden çıkmış olmalı. yok mu böyle kadınlar ? türkiye de kadının en büyük düşmanı yine kadın değil mi? Türkiye de eril zihniyete en çok hizmet eden erkekler mi sanıyorsunuz siz? Eğitimsiz, cahil, at gözlüklü kadın kalabalıkların eril diktanın emir kulu olduğu bu ülkede, cinsiyet ayrımcılığını en çok körükleyen ve destekleyen yine kadının kendisidir. Erkeğin bir adım arkasında duran kadınlar erkekle yanyana duran kadını kendi yanlarına çekiyorlar. Sosyal medyayı açın bakın, mayolu fotoğraf attı diye kadının kadına etmediği laf kalmıyor. Orta doğu bataklığında hakim düzen ataerkil de olsa kökleri ana erkildir, yani aslında sistemin oto kontrol mekanizması kadınlardır. Kadını eğitirseniz toplumu yükseltirsiniz, kadını cahil bırakırsanız, erkeği ne kadar eğitirseniz eğitin onu büyüten kadının penceresinden bakacak ve öyle yaşayacaktır.

canım kardeşim

rene
Canım Kardeşim, yönetmenliğini Ertem Eğilmez'in üstlendiği, 1973 yapımı bir Türk dram filmi. Türk Filmlerinin başyapıtları arasında gösterilmekte. Müziği adamı bitirir, filmi izlemeden müziği dinlemeniz yeterli duygulanmak için.

0 /