confessions

ruzgara karsi iseyen adam

1. nesil Yazar - Adanmış

  1. toplam entry 569
  2. takipçi 14
  3. puan 7510

zengin sözlük yazarlarının film önerileri

ruzgara karsi iseyen adam
Film önermekten ziyade, derinacarr'ın (bkz:#114217) entrysinde paylaştığı listeye bir kaç ekleme yapmak isterim. Efendim; söz konusu liste çok değerli filmler içermekle birlikte, konu psikolojik gerilim olunca iki önemli filmi atladığını düşünüyorum.

Bunlardan birisi henüz taze filmlerden, geçen yıl vizyona giren the lighthouse.

Diğeri ise, karanlık imgeler ile izleyiciyi sürrealizmin doruklarına çıkaran d.lynch'in kült yapımı eraserhead'dır.

Tekrar altını çizeyim! yazdığım bu iki film, başlığın aksine öneri olmamakla birlikte, söz konusu listeye ekleme amacıyla yazılmıştır.

jojo rabbit

ruzgara karsi iseyen adam
2019 yapımı Taika Waititi filmi. jojo Betzler isimli fanatik bir çocuğun gözünden, nazi almanyası dönemine ışık tutuyor. Bunu naif, zaman zaman komik ve biraz da duygusal bir tad bırakarak yapıyor.

Biraz Wes anderson esintisi var. Waititi'nin, ragnarok filmindeki abartı mizahi kurgusunu düşününce, iyi ki anderson'a meğillenmiş demekten kendimi alamıyorum.
Jojo rabbit güzel bir film. Hatta tamamen öznel nedenlerden dolayı, 2019'un en iyi filmi olduğunu bile iddia edebilirim. Kısaca izleyin derim.

corona günlükleri

ruzgara karsi iseyen adam
Geçenlerde The Guardian'ın bir manşeti vardı. "Şimdi hepimiz Edward Hopper resimleriyiz." diyordu. içinde bulunduğumuz corona günleri için ne de güzel bir ifade!

Hopper, hüznün ve yalnızlığın resmini çizen bir sanatcı. Resimlerindeki renk seçimi ve durağanlık ile bunu vurucu bir şekilde başarıyor. Belki absürt bir karşılaştırma olacak ama bizde de yalnızlık konusunu en iyi sait faik'in işlediğini düşünüyorum. Zaman zaman mizahi dokunuşlar ile surrealist bir anlatımı seçmesine rağmen!

Yıllar sonra bugünleri andığımızda, rutin yaşamdan nasıl soyutlandığımızı, koca dünyada nasıl yalnız kaldığımızı hatırlayacağız. Tabi yarınları görebilirsek!

bonnie

ruzgara karsi iseyen adam
Toy story serisi ile karşımıza çıkan minik kız. 3.filmin sonunda andy ile tanışmış ve Woody'nin çetesine kapılarını açmıştı. Serinin 4.filminde biraz daha aktif ve forky ile kurduğu bağ olağanüstü! izlemesi keyifli.

toy story 4

ruzgara karsi iseyen adam
Pixar, sinema ve eğlence dünyası söz konusu olduğunda özel bir yerde duruyor. Neredeyse boşu yok. Her yapımı güzel, etkileyici. Hikaye anlatımı, karakterleri, görsel dili ile bayrağı zirvede taşıyor. devamlı üzerine koyarak ilerliyor. Disney, warner bros, 20th century fox ya da diğerleri, hiç bir rakibi pixar'ın istikrarını yakalayamıyor. (Gerçi disney ve fox ile kardeş oldular ama neyse!) Belki bu istikrarı Studio Ghibli biraz yakalıyor, ama miyazaki'ye olan bağımlılıkları onların ilerleyen süreçte yarış dışında kalacağı sinyalini veriyor.

Bütün bunları anlatmamın nedeni Toy story'nin dördüncü filmi. Toy story, pixar'ın en iyi animasyonu değil. Hatta ilk beşe bile girebileceğini düşünmüyorum. Ama, en iyi olmasa bile en özel serisi! Zıplayan yaramaz lamba ile birlikte stüdyonun sembolü. ilk adımın atıldığı ve perdenin ardına kadar aralandığı yer. Böyle olunca da toy story'nin devam serilerinden beklentiler yüksek oluyor.

Toy story 4 güzel bir devam filmi. Bence Beklentileri karşılıyor. Kendi yolunu arayan woody ile varoluş kaygıları yaşayan forky'nin bir araya gelmesi ile eğlenceli bir macera başlıyor ve tıpkı 3.filmde olduğu gibi dramatik bir son ile noktalanıyor. Toy story 4 güzel bir animasyon. her ne kadar klaus'un hakettiğini düşünsemde en iyi animasyon oscarının sahibi oldu. Ve her nedense serinin son filmi olmayacağına dair içimde bir his var.

corona günlükleri

ruzgara karsi iseyen adam
Bugün markete uğradım, bir kaç gıda malzemesi aldıktan sonra sıraya girdim. Önümde 3-4 kişi vardı, arkalarına yaklaştım ve araya yaklaşık 1.5 metre mesafe koyarak beklemeye başladım. Birden teyzenin biri önüme geçti. Teyze dedim ben sıradayım! "O zaman niye arkada duruyon, yanaşsana sıraya" diyerek fırça atmaya kalkıştı. Bir an düşündüm, lan dedim biz bunlarla mı virüse direnecez, karantina uygulayacaz? Diyeceğim şudur ki, bu kafa yapısıyla kendimizi izole edemeyiz, er ya da geç bu illetle yüzleşecez. Kaçış yok!

mimar sinan

ruzgara karsi iseyen adam
Rönesans dönemi ile birlikte "star sanatçı" diye bir kavram ortaya çıktı. Michelangelo, da Vinci bunun en önemli ve tanınan isimlerindendir. işte mimar sinan'ın da bu kavrama uygun bir figür olduğunu, belirtilen isimlerden herhangi bir eksiği olmadığını düşünüyorum.

Tarih boyunca bizim kültürümüzden, kendi alanında bu derece başarılı evrensel bir isim çıkmadı ve çıkacağını da sanmıyorum.

corona günlükleri

ruzgara karsi iseyen adam
iyice paranoyak oluyorum ya da oldum. Sabah işe giderken, gaz almak için benzinliğe girdim. pompacıya, abi gazı fuller misin dedim. Bir şeyler söylenerek, olmaz dercesine kafasını salladı. Abi dedim, doldur depoyu! Yine bi şeyler mırıldandı, başını salladı. Sonra bana doğru yaklaştı, ağzından damlacıklar çıkararak bir şeyler fısıldıyor, hızlı hızlı bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Tırstım, o bana yaklaşıyor. Ben geri geri kaçıyorum. O geliyor, ben uzaklaşıyorum. Hâlâ fısıldıyarak söyleniyor. Bir ara baktım arabanın çevresinde dönüp, duruyoruz. En sonunda dur dedim, gelme üstüme! Adam da şaşırdı, meğersem derdi bana iyilik yapmakmış. Bir gün sonra indirim olacakmış, depoyu doldurma diye uyarmak istiyormuş. Neyse uydum ona, teşekkür de ettim, ayrıldım.

Sonra bir ara, acaba çok mu abartı bir tepki gösterdim diye düşündüm. Arabanın çevresinde geri geri adamdan kaçmam, dur diye bağırmam! ne bileyim, komik aslında. Bu süreç zor ve tuhaf geçecek, hem de cok tuhaf!

corona günlükleri

ruzgara karsi iseyen adam
Tuhaf bir süreç yaşıyoruz. Yıllardır bir çok felakete kayıtsız kalsam da, bu sefer tedirginim. Hem de çok!

Kendimce önleyici corona tedbirleri aldım. Attığım her adıma dikkat ediyorum ama, ülkedeki genel kayıtsızlıga bakarsam artık bu illetle yüzleşmeye hazırlıklı olmam gerektiğini de anlıyorum. Virüsün olmadığını ve bunun dış güçlerin bir oyunu olduğunu iddia edeni mi ararsınız, yoksa abdestli adama virüs bulaşmaz diyerek cami kapısını zorlayanı mı? Daha bugün bir motosiklete üç kişi binip giden insanlar gördüm. Bir götlük yere üç göt sığdırmaya çekinmiyor adamlar, hepsi bize bir şey olmaz zihniyetinde.

Coronavirus gündemi uzun süre meşgul edecek, kısa vadede kurtuluş görünmüyor. Sonrasında ise küresel bir ekonomik kriz bekliyorum, özellikle de ülkemizi iyi vuracak! Bundan kaçış yok.

kobe braynt

ruzgara karsi iseyen adam
Lakers formasıyla kendini gösterdiği ilk yıllarda yeni jordan diye lanse edilmişti. Tabi ki o dönem iyi çıkış yapan, potansiyeli olan bir çok basketbolcu aynı ünvanla anılıyordu. Carter, iverson ve bir kaç kişi daha vardı. Bir çoğu parkelerde fırtına gibi esti ama kobe dışında neredeyse kimse istikrar yakalayamadı. Kobe braynt üzerine koyarak devam etti. Bir devin gölgesi olmaktansa kendi oldu!

Bulls için jordan, jazz için malone ne ise lakers için de kobe braynt odur. Taraftar onu o kadar sevdi ki, lakers kobe Uğruna, oynadığı dönem ligi domine eden Shaquille O'Neal'ı bile harcamaktan çekinmedi. Belki de lakers için kobe, Magic Johnson ve Kareem Abdul-Jabbar gibi efsanelerin bile ötesine geçti.

the lighthouse

ruzgara karsi iseyen adam
Yönetmenliğini Robert Eggers'in yaptığı gerilim filmi. Hikaye 20.yüzyılın başlarında, küçük bir kayalıkta yaşayan iki deniz feneri görevlisinin hayatlarına odaklanıyor. Başrollerde alacakaranlık serilerinin parlak vampiri Robert Pattinson ve her ne kadar oyunculugunu kanıtlamış olsa da, daha çok b sınıfı aksiyon filmleri ile hatırlanan Willem Dafoe yer alıyor.

Eski bir denizci olan Thomas Wake, uzak ve küçük bir adada deniz feneri bekçiliği yapmaktadır. Bir gün Thomas'ın yanına Ephraim Winslow adında genç bir yardımcı gönderilir. thomas'ın, ephraim üzerinde baskı kurmaya çalışması ile birlikte karakterler arasında yaşanan çatışma, adadaki gizemli olayların da etkisiyle büyür. karakterlerin bilinçaltında yatan korkuların gün yüzüne çıkması ve insan ruhunun karanlık tarafa olan yakınlaşması ile işler iyice karışır. Sonrasında, mitolojik göndermeler ve türlü imgeler ile deliliğe giden yolu ibretle izleriz.

The lighthouse günümüz sinema anlayışının aksine çok farklı bir deneyim sunuyor. Yönetmen bilinçli olarak eski model ekipmanlar kullanmış, filmi de siyah beyaz çekmiş ki zaten izlerken her anlamda 1940'larda çekilen bir film izlenimine kapılıyorsunuz.

Film sinematografi anlamında çok başarılı. Bazı sahneleri fotoğraf karesi kıvamında, siyah beyaz dengesi çok iyi ayarlanmış. Özellikle karakterlerin birbirlerine karşılıklı olarak "what, what, what?" diye çıkıştıkları bir sahne var ki, bernie wrightson çizgi romanlarından çıkmış bir kare gibi.

Neyse efendim yine çok uzattım! The lighthouse, izleyenler tarafından ya çok sevilecek ya da "ne biçim film lan bu!" denilerek yarıda kapatılabilecek bir film. Sinemanın ilk dönem filmlerine karşı ilginiz varsa, David Lynch ya da Kubrick gibi yönetmenlerin filmleri ilginizi çekiyorsa, Edgar Allan Poe ya da Lovecraft'ın öykülerini okuyor ve mitolojiye merakınız varsa tavsiye ederim. Aksi halde izlenmese de olur!

puslu kıtalar atlası

ruzgara karsi iseyen adam
ihsan oktay anar'ın tarihi, fantastik romanı. Burada romandan ziyade ilban ertem tarafından çizilen, iletişim yayınları tarafından basılan çizgi roman uyarlamasından bahsetmek istiyorum.

ilban ertem yıllar öncesinin meşhur gırgır çizerlerinden. Yıllarca karikatür dergilerinde yüzlerce sayfa çizmiş, onlarca karakter yaratmış. Oguz aral'ı bir kenara ayırırsak, bülent arabacıoğlu ile birlikte uzun süre derginin lokomotifi olmuşlar. Neyse efendim, aradan yıllar geçmiş ve bir gün nasıl olduysa ihsan oktay anar'ın meşhur romanı puslu kıtalar atlası'nı çizmeyi aklına koymuş. Ve belki de türkiye'de hiç bir çizerin gösteremeyeceği bir sabırla, beş yıllık bir emekle puslu kıtalar atlası'nı yeniden ele almış.

Kolay değil, her bir karesi nakış gibi ince ince işlenmiş 320 sayfadan oluşan bir eser var karşımızda. Her bir sayfayı, her bir kareyi Öyle güzel çizmiş ve renklendirmiş ki insan sayfalara gömülüyor, ortaya konulan ustalığı hayranlıkla inceliyor. Kendinizi istanbul'un daracık sokaklarında, yeniçerilerin gölgesinde, doğa üstü olaylarla bezeli bir gizemi çözmeye çalışırken buluyorsunuz.

ilban ertem' in bu eseri türkiye çizgi romancılığı özelinde dönüm noktası olabilir. Ülkemizde karikatür ve çizgi romanın her ne kadar kendine has tarzı ve bir kalitesi olsa da; Haftalık, aylık dergi ya da gazete derlemelerinden oluşan ciltler dışında albüm, kitap ya da cilt kültürü gelişmiş durumda değil. Bu noktada tüm ihtişamı ile puslu kıtalar atlası önemli bir yerde duruyor. Ardından gelebilecek büyük projelere cesaret veriyor.

Kitaba dair küçük bir tanıtım videosunu bırakıp, kaçayım.

star wars the rise of skywalker

ruzgara karsi iseyen adam
Her şey 2012 yılında başladı. Bir karadelik gibi önüne geleni yutan disney; Pixar, marvel derken lucas filmi de bünyesine kattı. Star wars serisine gönül verenler bu durumdan endişe duyarken, üzerine klon savaşları nedensizce sonlandırıldı. Ardından j.j.abrams yeni üçlemenin ilk adımını attı. Böylece "uzun zaman önce çok çok uzak bir galakside" geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Ve bu yol The Rise of Skywalker ile son buldu.

The rise of skywalker, last jedi filmindeki hataları tekrarlamıyor. Bir ders çıkarılmış, bu çok açık. Yeni üçleme ile kaybedilen bazı degerleri, Star wars ruhunu yakalamaya çalışmışlar. bunu daha çok ustalara saygı duruşu yaparak, gözümüze sokarak yapıyorlar. Ama tüm bunlar filmi kurtarmaya yetmiyor. The rise of skywalker, temelsiz bir alt yapı üzerine inşaa edilen yeni üçlemenin en iyi filmi olsa da, kötünün iyisi olarak vasatın altında kalıyor. Bırakın orjinal seriyi ya da Prequel üçlemeyi, ara dönem filmi olan rogue one'ın kalitesine bile yaklaşamıyor. Keşke bir Mary Sue yaratma kaygısı gütmeden, gerçekci bir ana karakter ile karşımıza çıkabilselerdi. Oysa ki; leia, Jyn Erso ve hatta Ahsoka gibi ciddi, güçlü kadınları izledik star wars evreninde yıllarca. Bunu yapabileceklerini gördük ve tabi ki yapamadıklarını da!

trt 2

ruzgara karsi iseyen adam
Yeni yayın akışı hakkında pek bilgim yok ama, 2000'li yıllarda yayınladığı güzel programların hatırına ben de özel bir yeri vardır. En çok da "sinema büyüsü" isimli programı severdim. o dönem evde internet yok, dijitürk yok, hiçbir şey yok. TRT 2 sayesinde kolay kolay ulaşamayacağımız sinema klasiklerini izler ve bir de filmin sonunda atilla dorsay ile alin taşçıyan'ın yorumlarını, eleştirilerini dinlerdik. Sahi ya, ne güzel programdı o.

huzur

ruzgara karsi iseyen adam
Kimine göre yağmurlu bir havada cam kenarına oturup sıcak bir kahve içmek. Kimine göre mutlu bir aile ortamı, kimine göre sevdiceginin kolları... Kişiye göre değişse de huzura ulaşmanın bir çok yolu var. Ben ise normal karşılanabilecek bir çok durumun aksine huzuru sanayide buldum dostlar, hemde oto sanayide!

Artık kronik hale gelen sorunlara kayıtsız kalamadım ve birkaç gün önce, gündüz saatlerinde oto sanayiye gittim. Tanıdığım bir usta olmadığı için gözüme kestirdiğim bir dükkana daldım. Ustayla tokalaştım, durumu anlattım. Yemek yiyorlardı, bir tabure uzatıp "otur hele bi yeğen" dedi ve ısrarla sofraya oturttu. "Abi ne gerek vardı, zahmet olacak vs..." derken iki tane lahmacunu götürdüm. Kalsa iki tane daha gömerdim, o derece tadı güzeldi. Sonra anladim ki sofra da oturanlardan birisi de benim gibi müşteriymis. Yemek bitti, Bu sefer usta sigara uzattı. "Sağol abi kullanmıyorum" dedim. Ters ters baktı, "çay getirin o zaman yeğenime!" diye bağırdı çıraklardan birine. Neyse geçtik aracın başına usta açtı kaputu, başladı anlatmaya. Dediklerinden pek bir şey anlamasam da, yalandan başımla onaylayıp durdum ustayı.

Bu arada gelen çayın haddi hesabı yoktu. Malum havalar da soğuk, iş yerinin önü açık ve ısıtma sistemi de yok, o yüzden ortam buz gibi. Soğuğu kırmak için tenekenin içinde ateş yakmışlar, köşede bir yerde tenekeden alevler yükseliyor. Ortam savaş ay'ın a takımı stüdyosu gibi. Bir ara baktım; diğer müşteri, suriye'li çırak ve ben ateşin başında kümelenmiş titriyoruz. Tinerci gibiyiz. Arkadan soğuk vuruyor ama önden de ateş öyle güzel okşuyor ki! Tabi çay servisi devam ediyor. Çay da bir güzel. Soğuğu yedikçe daha da güzelleşiyor. Bir süre sonra aramıza bir usta daha katılıyor. Sohbet sohbeti açıyor. Köy kıraathanesi gibi. Soruyorum küçük çırağa, "neden geldiniz türkiye'ye" diyorum. Bozuk türkçesi ile "savaş vardı abi" diyor. Diğer müşteri devam ediyor, "savaşsaydınız ya siz de". Çocuk ters ters bakıyor, "kime karşı?" diyor. Sahi ya kime karşı savaşacak bunlar; esat'a mı, ösö ya mı, ypg'ye mi, isid'e mi, yoksa daha ismini dahi telaffuz edemediğim onlarca örgüte karşı mı? Neyse konu değişiyor. Politikadan futbola kadar daldan dala atlıyoruz. muhabbet büyük resmi gören a haber izleyicisi kıvamında sürüyor. Çay geliyor, gelmeye devam ediyor. Artık içeride nasıl bir kazan varsa, sanırsınız ki tamirhane değil de çay ocağı. Çay daha da güzelleşiyor. Ya da soğuktan bana öyle geliyor. Sırtım üşüyor, ellerim yanıyor. Bir ara çırak gidiyor, diğer usta geliyor. Tamam diyorum muhabbet daha da coşacak, o da bana tamam diyor, senin iş bitti. Sonrası hesaplaşma ve elveda. Tokalaşıp ayrılıyorum. Yüzümde anlamsız bir tebessüm ve içimde tuhaf bir huzur. Görüyorum ki burada her şey doğal ve anlıyorum ki huzur sanayide.

the mandalorian

ruzgara karsi iseyen adam
Disney Plus tarafından yayınlanmaya devam eden star wars dizisi. Reklam parası da vermiyorlar ama nasıl bir motivasyona sahipsem, başlığa hala tek başıma entryler giriyorum. Köyün delisi gibi oldum!

6.bölüme kadar izledim, sanırım ilk sezonun bitmesine 2 bölüm kaldı ve açık konuşmak gerekirse hikayenin nereye varacağına dair hala bir ipucu vermediler. Bunu olumlu anlamda söylemiyorum, yani hala ana hikayenin ne olduğu ve nereye bağlanacağı belli değil. Ve yavaş yavaş ilk bölüme dair yaptığım heyecanlı eleştirilerin yerini soru işaretleri almaya başladı. Neredeyse ilk sezon bitecek ve her hafta; bir gezegene inip kötü adamları yenip, tekrar yoluna devam eden bir kahraman izliyoruz. o kadar. Bölümler arasındaki bağlantı zayıf ve Süreç merak uyandırmıyor. Bölümler, çizgi dizi kurgusunda devam ediyor.

iyi yanlarına gelirsek; Yoda bebeği ne zaman görsem yüzümde salakça bir tebessüm oluşuyor. Kerata çok tatlı. dövüş koreografileri güzel, müzikleri çok iyi. Ara ara Klasik seriye yaptıkları göndermeler tatmin edici. Star Wars seven her insan son bölümde X-wing'leri görünce heyecanlanmıştır.

yüzüklerin efendisi

ruzgara karsi iseyen adam
Amazon'un parmak ısırtan bir bütçeyle tekrar karşımıza çıkaracağı eser. Dizi kaç sezondan oluşacak bilmiyorum ama genel anlamda beklentiler üst seviyede. Eminim yıllar önce yaşadığım aynı duyguları tekrar yaşarım, zira Orta Dünya'yı tekrar görmek beni mutlu edecektir. Dizi tabi ki, klasik üçleme dönemine dair değil, orta dünya'nın ikinci çağında geçen olaylara odaklanacak. Ama tanıdık bazı isimler de olacak.

Bugün Yüzüklerin Efendisi'nin dizi projesi ile ilgili bir haber okudum. Dizinin kast ajansı bir ilan vermiş. İlanda ork rolü için “çok fazla kırışıklığı olan” ve “aşırı kıllı” kişilerin arandığı belirtilmiş. Tamam dedim, yurdum insanı için yeni bir iş kapısı açıldı!

Aklıma birde aziz amca geldi. Aziz amca, ben çocukken mahallede yaşayan yaşlı bir amcaydı. Amcaydı diyorum, çünkü yıllar önce toprak oldu. Bu dayının, sırtını ve omuzlarını geçtim, ellerinde bile kılları vardı. Aziz amca şuan yaşasaydı; bırakın orc rolünü, mordor'un tapusunu alırdı. O derece role uygundu.

kaset doldurmak

ruzgara karsi iseyen adam
90'lı yıllara dair güzel bir anı.
Arkadaştan alınan kaset, boş kasete birebir kaydedilir; ya da radyo başında pusu kurulur ve beklenen şarkı çıktığı gibi kayıt tuşuna basılırdı. ikinci örnek riskli ama bir o kadar da heyecanlı ve keyifliydi.

Şimdi efendim, bu konudaki tecrübelerimi aktarmak isterim! kaset doldurma olayında en önemli şey sessizliktir. Odanın dışarıdan gelebilecek tuhaf seslere karşı izole edilmesi gerekir. Çünkü nice kaset doldurma eylemi; kapıyı açıp içeri giren anne, çalan telefon sesi ya da dışarıdan gelen korna ya da seyyar satıcı sesi ile sabote edilmiştir. Tarih, saatlerce radyo karşısında eli record tuşunun üzerinde bekleyen gençlerin başarısız kayıt girişimlerini yazar.

Ayrıca kayıt esnasında dikkat edilmesi gereken önemli bir konuda zamandır. Ezan saatine dikkat etmek gerekir. özenerek doldurduğum kasetin en güzel parçasına, müezzinin arka vokal yaptığını hâlâ unutmam.

avelina lesper

ruzgara karsi iseyen adam
Sanat eleştirmeni.
Bugün izlediğim "Çağdaş sanat bir kandırmacadan mı ibaret?" Başlıklı röportajını görene kadar hakkında bilgi sahibi değildim. Aslında adına başlık açmamın nedeni de söz konusu video. Modern sanat adı altında her türlü şarlatanlığı yapan hokkabazlara dair açıklamalarda bulunmuş. iyi de yapmış. Videonun ilk bölümleri nispeten biraz sıkıcı olsa da, yarısından sonra aveline lesper'de açılıyor ve iyice bombalıyor.
(bkz:#109798) şu entryde anlatmak isteyip de anlatamadıklarımı vurucu bir şekilde dile getiriyor. Üstelik sözde sanatçıların kafalarına vura vura! Kısaca göte göt diyor. Bravo avelina.

Bu da bahse konu röportaj.




muz

ruzgara karsi iseyen adam
Çağdaş sanat adı altında yapılan hokkabazlıklara meze olan meyve.

Maurizio Cattelan isimli bir italyan sanatçı, art basel sanat festivali adı altında düzenlenen sergide, beyaz fonun üzerine koli bantı ile bir muz yapıştırıyor. Ve bu muz, sergide büyük beğeni görerek tam 120 bin dolara satılıyor. Bildiginiz muz. hani heykel ya da modelleme de değil, pazardan aldığınız sıradan bir muz!

120 bin dolara değil muz, anamur'dan muz bahçeleri alırsın. Ah Duchamp ahh! bunlar hep senin başının altından çıktı. Her şey o pisuar ile başladı ve öyle bir noktaya geldi ki; bir sergide, salonda rastgele yere bırakılan gözlük bile diğer izleyenler tarafından sanat eseri zannedildi. Hayranlıkla izlendi ve alkışlandı.

Şimdi, "tüm bunlardan sana ne?" diyebilirsiniz ama yıllarca bu tarz absürt girişimlere tanık oldum. Sanat tarihinde, modern sanat akımlarına öncülük eden ressam ya da heykeltraşların neredeyse hepsinin klasik sanat alanında yeterli olduklarını görürsünüz. Desenleri kuvvetlidir, anatomi bilirler, renk ve biçim kompozisyonuna hakimdirler. Zamanla farklı arayışlar içine girerler ve bu sanatçılar süreç içinde kendi tarzını yakalar. Ama günümüz sanatçıları ya da sanat yaptığını iddia eden kişiler, cin olmadan adam çarpma peşindeler. Emek harcamadan, sözüm ona "zihni sinir" projeleri ile köşeyi dönmeye çalışıyorlar. Biri duvara muz asar, diğeri sergi salonunun ortasına kakasını yapar, öteki peçeteye spermlerini bırakıp, duvara onları asar... nedir bunlar ya! Farklı olmak adına sümüklerinden heykel yapmaya çalışan insan tanıdım ben.
(bkz:#109175)
Neyse efendim sinirlendim yine. Bir muzun yolundan nerelere kadar geldim. Maurizio Cattelan'ın meşhur muzunu aşağıya bırakayım da, Günümüz modern sanatının absürt yolculuğuna tanık olun.


zenginsozluk.com/foto

bekçinin öttürdüğü düdük

ruzgara karsi iseyen adam
Çocukluğumu akla getirir. Yaz geceleri geç yatardım. Sokakta, uzaklardan belli belirsiz düdük seslerini duyduğumda ürperirdim, belirsiz bir korku oluşurdu içimde, tedirgin olurdum. Aynı duyguları ramazan davulcusu geçerken de hissederdim. gece sessizliğine şartlandığımdan mı, yoksa uzaklardan gelen seslerin anlaşılmazlığından mı bilmiyorum ama korkardım işte.

sefil

ruzgara karsi iseyen adam
Sözlükte yer alan bir ünvan. Anladığım kadarıyla hesabını sildirmek isteyen yazar, yönetimden talepte bulunuyor. yönetim uygun görürse de hesap siliniyor. Bir ünvan bu kadar gerçekçi olabilir, sefillik budur işte! Başkasına muhtaç kalmadan hesabını dahi silip gidemiyorsun.
Neyse efendim çok uzatmayayım, bu işlemler için kiminle görüşmemiz gerekiyor? Ön başvuruyu kim alıyor?
0 /