confessions

ruzgara karsi iseyen adam

1. nesil Yazar - İstikrarlı

  1. toplam entry 333
  2. takipçi 10
  3. puan 4315

düğün pastası

ruzgara karsi iseyen adam
Damadı yolma işleminin önemli bir parçası haline gelen düğün geleneği!
Bir tanıdığın düğününde şahit olmuştum, pastanın kesileceği an bıçağı getiren garson, "ağğbiii pıçak kesmiyorr! ehiee ehiee..." diye espri yaparak damattan para istemişti.

"Sandık kalkmıyor" der, kız tarafı para ister. "deklanşör basmıyor." der, fotoğrafçı para ister. "tokmak vurmuyor" der, davulcu para ister... Ne sömürdünüz be şu adamları!
-

the turk

ruzgara karsi iseyen adam
Edgar allan poe'nun Kuyu ve sarkaç isimli kitabında bahsedilen otonom. Kitabın son bölümü olan, "maelzel'in satranç oyuncusu" isimli kısımda geçiyor.

18. Yüzyılda Kempelen isimli bir mekanikçi tarafından yaratılan bu otonom, büyük ilgi görüyor ve dünya turuna çıkarak çeşitli gösterilere katılıyor. O dönem üretilen ve kurulması ile birlikte standart hareketler yapan otonomların aksine, the turk istisnalar dışında herkesi satranç oyununda yenerek, düşünebilen bir makina olarak dikkat çekiyor. Yapılan hileyi deşifre etmek amacıyla bir çok şey yazılıp çizilse de, sonuç değişmiyor. Sır bir türlü ortaya çıkarılamıyor.

Neyse efendim, sayfalar ilerledikçe the turk'un sıradan bir makina olmadığı ve hikayenin klasik bir poe öyküsü gibi doğa üstü bir olayla, ya da gizemli bir ölümle biteceğini düşünürken, sayfalar mekanik satranç oyuncumuzun hilesini ortaya döken bir yazı ile son buluyor. The turk'un çalışma prensibi cinler, periler yerine mekanizmanın içine giren ufak tefek bir adamın oyuna müdahalesi şeklinde oluyor.

Kitabı bitirdikten sonra merak edip internette araştırdım ve söz konusu otonom hakkında yazılanların gerçek olduğunu öğrendim. Meğer "maelzel'in satranç oyuncusu" poe'nun kurguladığı bir öykü değilmiş ve söz konusu yazı; dönemin bir çok ünlü simasının dikkatini çeken the turk'un foyasını ortaya çıkarmak için kaleme alınan bir yazıymış.

Bu arada benjamin franklin'den, napolyon'a kadar bir çok ünlüyü satranç tahtasında deviren bu sıra dışı makinanın isminin o dönem avrupa'da oryantalizme karşı oluşan sempatiden kaynaklandığı savunuluyor. Karakterin bıyığından kıyafetine kadar bir osmanlı vatandaşını yansıtması nedeni ile the turk ismi verilmiş.

Aşağıdaki görseller, bahse konu makina hakkında yapılan bazı çizimlerden oluşuyor.


zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

mini çakal

ruzgara karsi iseyen adam
Barış atar'ın karikatür dergilerinde yer alan tiplemesi. Adı üzerinde, sabah akşam çakallık peşinde koşan; hangi durumda olursa olsun, üç beş ne koparsam kardır diye düşünen bir tiptir.

Haftalık mizah dergilerinde, tek karede karşımıza çıkar ve bir kaç diyalog ile espriyi bitirirdi. aylık gececi dergisinde yayınlanmaya başlaması ile birlikte, mini çakal için uzun hikaye yazmaya başladı barış atar. Tabi ki olmadı. Mini çakal'ın olayı, tıpkı mustafa satıcı'nın baltalı ilah, ya da özer aydoğdu'nun tarihe tanıklık eden adam tiplemeleri gibi, tek cümlelik esprilerdi. Zaten çizimleri de kötü olunca, hiç çekilir yanı kalmadı mini çakal'ın.

the black cat

ruzgara karsi iseyen adam
Sevgi, takıntı ve şiddet üzerine yazılmış, kısa ve etkileyici bir hikaye.

Allen Poe'nun kendine has anlatımı ile; üzülerek, gerilerek ve hatta tiksinerek okuyoruz bu öyküyü. insan ruhunun diplerinde yatan karanlık tarafın nasıl ortaya çıktığına şaşkınlık ve korku ile tanık oluyoruz.

The black cat, yazarın en iyi eseri olmayabilir. Ancak şüphe yok ki, en çok ses getirenlerinden birisi. Edebiyat ve sinema başta olmak üzere bir çok dalda çok sayıda esere etki etmiş,
Bir çok kez sinemaya uyarlanmış. 1934 yapımı olan uyarlamada Boris Karloff, Bela Lugosi gibi korku sinemasının büyük oyuncularıda yer almış.

Poe'nun bu eserinden bahsederken Bernie Wrightson'ın adını anmazsam, büyük günah işlemiş olurum herhalde! Wrightson'ın, eşsiz çizgisi ile bin bir emekle resimlediği the black cat öyküsü en iyi uyarlamalar arasında gösterilebilir. Şu resimdeki çizginin kalitesine, nakış gibi işlenmiş ince işçiliğe bakıp, saygı duymamak elde değil.


zenginsozluk.com/foto

cowboy bebop

ruzgara karsi iseyen adam
spike spiegal gibi bir karakteri anime dünyasına kazandıran 26 bölümden oluşan tv serisi.

Dönemine göre kaliteli çizimleri, harika müzikleri ve sıra dışı kurgusu ile yayınlanmış en iyi anime serilerinin başında gelir.

26 bölümden oluşan tv serisinin yanı sıra bir de "knockin on heavens door" adında uzun metraj anime filmi bulunmaktadır.

Müziklerinde Yoko kanno'nun imzası vardır ki; yoko, macross plus dahil bir çok kült animeye ruh katmış, anime dünyasında tanrıça mertebesinde bulunan bir insandır.

doctor who

ruzgara karsi iseyen adam
Yıllara meydan okuyan dizi.
Matt Smith'in canlandırdığı 11.doktorun rejenerasyonundan sonra, tardis'in koltuğuna Peter Capaldi oturmuş ve benim için en olmamış doktor olarak yerini almıştı. Gerek capaldi'nin varlığı Gerekse de yancısı clara'ya uyuz olmam iyice diziden soğumama neden olmuştu.

Neyse efendim, capaldi'den kurtulduk diye sevinirken 13.doktorun kadın olacağının açıklanması ile dumur olmuş, acaba nasıl olur diye olaya şüphe ile bakmıştım.

Dün doctor who'nun yeni bölümünü izlemem ile birlikte korkularımın beyhude olduğunu anlamış oldum. Buradan Jodie Whittaker'a saygılarımı sunuyorum. (Kendisi zengin sözlüğü takip ettiği için, özrümü de kabul edecektir!) ilk bölümden yorum yapmak doğru olmayabilir ama Whittaker'ın doktor rolünü iyi oynadığını düşünüyorum. En azından capaldi kadar soğuk değil, sıcak ve sempatik bir karakteri var. O elektriği aldım! tardis'i ile buluşup, rejenerasyondan kaynaklanan aptallığından kurtulduğunda, yol arkadaşlarının da katılımı ile iyi bir sezon izleyeceğimizi düşünüyorum.

Bir de 11.doktor matt Smith'in "i am a doctor" repliği ile gelen efsane müziğini hatırlarsınız. Jodie Whittaker için de iyi bir müzik gerekiyor.

blind guardian

ruzgara karsi iseyen adam
Dinleyiciyi Tolkien okumaya sevk eden metal grubu. Birbirinden güzel parçaları vardır. Ayrıca albüm kapakları ve grup illüstrasyonları en iyi olan grupların başında gelir.
Yıllar önce, ilk dinledigim şarkısı olan lord of the rings'i şuraya bırakayım.

dario moreno

ruzgara karsi iseyen adam
izmir'de yer alan sevimli bir sokağa ismini veren sanatçı. Bu sokak, sağlı sollu sıralanmış tarihi evleri ve naif yapısı ile asansöre çıkmak icin kullanılan en güzel güzergah olsa da, son yıllarda düğün fotoğrafçılarının işgali altındadır. Yaz dönemi, metre kare başına bir gelin ve damat düşebilir.

big fish

ruzgara karsi iseyen adam
Tim burton'un en iyi filmi olduğunu düşündüğüm yapım.
Adeta büyüklere masallar tadında. Burton'un bir çok filmini severim. "Makas eller, ed wood, hayalet süvari, noel gecesi kabusu..." şuan ilk aklıma gelenler arasındalar. ama big fish'in yeri ayrıdır. magic mushroom'a katılıyorum, bu film yönetmenin ustalık eseridir.

ned stark

ruzgara karsi iseyen adam
Ölüm döşeğindeki kardeşine verdiği söz nedeniyle, tüm sevdiklerine yalan söylemek zorunda kalan; kendisiyle özdeşleşen onur kavramının sorgulanmasına neden olan edebi karakter.

Game of thrones dizisinde bu durum pek iyi işlenmemiş ama buz ve ateşin şarkısı'nda, ned stark'ın çektiği acılar çok iyi anlatılıyor. Neredeyse her uykusundan kardeşi Lyanna stark'ın sesi ile ter içinde uyanıyor. "söz ver ned, söz ver..." repliği ned'in kulaklarından çıkmıyor, sırrı her daim bir kabus gibi üzerine çöküyor.

1 dakikalık kapı açmaya 50 lira alan çilingir

ruzgara karsi iseyen adam
picasso'nun meşhur hikayesini akla getiren çilingirdir.

Picasso bir lokantada otururken onu tanıyan garson, picasso'ya kağıt uzatıp üzerine bir resim çizmesini ister.
Picasso tamam der ve hemen bir resim çizer. 5 dakika içinde kağıdı garsona verir ve bin dolar ister. 
Garson istenen parayı çok bulur, “Ama 5 dakikada çizdiniz. Bunun için bin dolar mı istiyorsunuz?” diye tepki gösterir.
Picasso'nun cevabı: "Sadece 5 dakika değil, 40 yıl artı 5 dakika..." olur.

Entry konusu olan çilingirimiz için de benzer bir durum söz konusu.

instagram

ruzgara karsi iseyen adam
Kullanmadığım için bağnazlıkla suçlandığım sosyal medya uygulaması.

Dün bir arkadaş elindeki telefonuna bakarak gülüyordu. Merak ettim, dedim "hayırdır?" Komik video izlediğini söyledi ve "dur sana instagramdan videoyu atayım" dedi. Instagram kullanmıyorum diye cevap verdim. Eleman şaşırdı, "neden kullanmıyon, sen sanatçı adamsın, çalışmalarını atarsın, teknolojiden kopuk olmamalısın; yeni şeylere, gelişime açık olmalısın..." diye söylendi durdu.

iki laf sokuyor, bir övüyor, iki laf daha sokuyor... Ne gericiliğim kaldı, ne bağnazlığım, ne yeni şeylere kapalı oluşum... ayak üstü yargılandım!

Anlamıyorum, ınstagram, Twitter ya da benzer uygulamalar kullanmak zorunda mıyım? Ya da bir insanın Sırf bu programları kullanmıyor diye uzaylı muamelesi görmesi, bu durumun şaşkınlıkla karşılanması fazla absürt değil mi?

the shape of water

ruzgara karsi iseyen adam
2018 yılının başarılı yapımlarından biri olduğunu düşündüğüm del toro filmi.

Nispeten durağan ilerlese de, film kendini izletiyor. Dönemin atmosferi iyi verilmiş. Canavarın bilgisayar modellemesi yerine makyaj ile canlandırılmasını olumlu buldum, gerçekçi olmuş ve duyguları iyi ifade ediyor. Ayrıca Filmin renk paletini çok beğendim, Görüntü yönetmenine saygılarımı sunuyorum. Unutmadan, Sally Hawkins'in oyunculuğunu oldukça başarılı bulduğumu belirtmem gerekiyor.

suyun sesi, bilgisayar desteği ile yaratılan ucubelerin ortalığı yakıp yıktığı, bol gürültülü fantastik filmlere dair farklı bir kapı açıyor izleyicilere. Naif yapısı ile farklı bir yerde duruyor. Bir çok klasiğe gönderme yaparcasına asıl canavarın kim olduğunu yüze vurmaktan çekinmiyor!
4 /