confessions

shaman

1. nesil Yazar - Akıllı

  1. toplam entry 275
  2. takipçi 16
  3. puan 5074

az bilinen görgü kuralları

shaman
size az bilinen, hatta unutulan bir görgü kuralı anlatayım. buna haberleşme biçimi de diyebiliriz ama görgü kuralları içinde sayılsa da olur.

hani sizi yağmurdan, güneşten, bazen de rüzgardan koruyan şemsiyelerin nasıl kullanılacaklarının bir dili, bir görgüsü vardı eskiden...

türlü isim ve biçimlerdeki kayık ve teknelerin yoğun biçimde kullanıldığı istanbul zamanlarında, kadınların her gezintide mutlaka yanlarında bulundurdukları bir eşyaydı şemsiye. aslında zengin hanımlar yanlarında şemsiye ile birlikte, bir de şemsiye tutucu hizmetkar bulundururlardı. güneşten korunmak için kullanılan bu şemsiyeler, sarayın önünden geçerken veya saray erkanından birinin kayığı geçtiğinde, bir saygı ifadesi olarak kapatılmalıydı. bu o dönemde bilinen ama şimdi unutulmuş bir görgü kuralıydı.

o dönemlerde çok daha başka anlamları da vardı şemsiyenin. bir çeşit anlaşma yoluydu ve bu bakımdan bir dili vardı. örneğin, hiç gereği yokken açılıp kapanması "işaretinizi anladım" anlamına gelirdi. bir başka hareket ise şöyleydi; açık bir şekilde ve yukarı doğru dosdoğru tutuş, "yanımda çekindiğim biri var, sakın tanıyormuş gibi davranma" demekti. eğer bir şemsiye hızlı bir şekilde değil de ağır ağır eğiliyorsa, "sana çok öfkeliyim, kırgınım ve dargınım. gözüme hiç görünme" anlamına gelirdi.

insanların birbiriyle sağlıklı iletişim kuramadığı şu günlerle kıyaslayınca şemsiyeyi bile konuşturan, şemsiye üzerinden görgü kuralı oluşturan zekalara hayran olmamak elde değil.

gazali

shaman
11. ve 12. yüzyıldaki 53 senelik yaşantısında, islam dinini sistematik bir şekle büründüren, ehl-i sünnet görüşlerinin yaygınlaşmasını sağlayan düşünür.

islam dini ile felsefe arasında aşılamaz büyüklükte bir duvar örmüştür. öyle ki yaşadığımız bu çağda bile koyduğu tavır ve duvar henüz aşılabilmiş değildir. el-munkız mine'z-zalal isimli eserinde klasik felsefeyle ve bu düşüncelerin değişik biçimleriyle sürekli çatışır. bir kaç örnek vermek gerekirse; matematik ve mantıksal bilimlere ihtiyatlı yaklaşır, bunları fazla öğrenmemeyi önerir ve dinsel yaşam için gerekli olanı aşmayacak kadarına onay verir. doğal bilimleri ise doğal nedenselliği savundukları için kıyasıyla eleştirir. kendinden önce yaşamış bütün felsefecileri hatalı bulur. en büyük hatalarınınsa tanrısal bilimlerde olduğunu söyler. felsefecilerin mantıksal kesinliklere uyduklarını ama söz konusu olan din olunca bu kesinlikten bahsetmemelerini hata olarak görüp, bunlar için yirmi tane hata sayar. bu yirmi hatanın üçü dinsizlik ile diğerleri ise bid'at ile ilgilidir.

dinsizlik olarak gördüğü üç sorun şunlardır:
1. ölüler dirilemez.
2. ceza ve sevap görecek olan ruhlardır. azap ruhsal olup bedensel değildir.
3. tanrı tümelleri bilir, tikelleri bilmez ve evren öncesiz ve ezelidir.

bütün bu düşüncelerden halkın korunması gerektiğini belirterek, filozoflarla ilgili kesin yargısını yukarıda adını belirttiğim kitapta şöyle verir: "onlara, çocuklarına ve eskileri ile yenileri arasında hakka yakınlık ve uzaklık farkına rağmen, küfür ve dinsizlik damgasını vurmak lazımdır." böyle söyledikten sonra aklın sorunların hepsini anlamakta yetersiz kaldığını kabul ederek, batınilik üzerinden kendince hakikat araştırmasına devam eder.

aklı ve bilimi reddetmesinden ve bu kişinin ehl-i sünnet görüşlerinin şu an müslümanlar arasında yaygın olmasından dolayı islam dininin ve müslümanların çok açık bir zararda olduğunu söyleyebiliriz. islam dininin inananları felsefe yapabilseler, doğal bilimlerle ilgilenseler, nedensellik dediğimiz kavramı sindirebilseler bugün çok farklı bir durumda olurdu islam dünyası ve karnı büyük koca dünya...

sukarno

shaman
ikinci dünya savaşı ertesindeki bağımsızlık hareketlerinin büyük önderlerinden biridir. politika sözlüklerine güdümlü demokrasi kavramını ve modelini yerleştirmiştir. pek çok üçüncü dünya ülkesinin ilk dönem liderleri gibi bir askeri darbe sonrası devrilmiştir.

1945 yılında bağımsızlığını ilan eden endonezya'nın ilk cumhurbaşkanı oldu. daha önceleri bu ülkeyi sömüren hollanda da 1950 yılında bu bağımsızlığı kabul etmiştir. uluslararası politikada, 1955 yılına yapılan bandung bağlantısızlar kongresinde adı iyice tanındı. ülkesinde kendi modeli olan güdümlü demokrasiyi uyguluyor, kadınlara olan düşkünlüğü ve sık sık yenilediği güzel eşleri ile dikkati çekiyordu. bu ülkenin kadınlarının güzelliğini ayrı bir başlıkta incelemek kanımca yerinde olur.

ahmet sukarno, ülkesinde çin'den sonraki en büyük komünist parti oluşumuna izin vermiştir. malezya gibi diğer ada ülkeleriyle çatışmaya girmiş ve bundan kaynaklanan ekonomik kriz iktidarını çok yıpratmıştır. 1967 yılında bir askeri darbe ile tüm siyasal gücü elinden alındı ve bir yıl sonra da başkanlıktan uzaklaştırıldı. 1970 yılında da ölmüştür.


zenginsozluk.com/foto

jön türkler

shaman
4 şubat 1902 günü paris'te yapılan jön türk kongresinin tüm masraflarını prens sabahattin karşılamıştı ve sultan ikinci abdülhamid'in tüm engellemelerine karşın 47 kişiyle bu kongre gerçekleştirilmişti.

kongrenin gündeminde olan, konuşulan konular ve görüşler özetle şöyleydi...
- milletle yöneticilerin bağı kalmamıştır ve kötülüklerin kaynağı yöneticilerdir.
- türkiye'de yaşayan değişik din ve soydan gelenlerin beraberliği sağlanmalıdır.
- üç amaç vardır: devlet bütünlüğünü korumak, iç barışı sağlamak ve 1876 kanun-i esasi hükümlerinin uygulanmasını sağlamak...
- ayrıca, berlin anlaşması hükümlerine uyulmasını sağlamak...

hasan tahsin

shaman
yunan birliklerine ilk kurşunu atan kişi olarak bildiğimiz ama aslında bomba atan kişinin adı gerçekte osman nevres recep'tir. selaniklidir.

bu şerefli şehidimizden başka, tarihimizde hasan tahsin adıyla bilinen bir gazeteci daha bulunmaktadır. bu hasan tahsin de osman nevres gibi selanik'lidir. selanik'te silah isimli bir gazete çıkardığı için kendisine silahçı tahsin lakabı takılmıştı. mizacı ise tam anlamıyla deli fişek denen mizaçlar gibiydi. çıkardığı gazetelere silah, süngü, bomba gibi adlar veriyordu ve kendine has üslubuyla önüne gelene çatıyordu. tam bir ittihat ve terakki neferi gibiydi.

bir gün eski arkadaşları tarafından bir toplantıya çağırıldı ve kendisine verilen uyuşturuculu kahve ile uyutuldu. çerkez eşref isimli bir kiralık katil tarafından da iple boğduruldu. cesedini ise bir çuvala koyup bir mezarlığın yanına bıraktılar.

çanakkale krizi

shaman
ingilizler buna çanak krizi derler...

1922 yılının eylül ve ekim aylarını kapsayan bir gerginliktir. yürütülen ulusal kurtuluş savaşı başarıya ulaştıktan ve izmir kurtarıldıktan sonra türk ordusu çanakkale'ye dayanmıştı. sırada istanbul'un ve trakya'nın işgalden kurtarılmasına gelmişti. bu sırada ingiliz hükümeti, ingiliz kuvvetlerinin çanakkale'de yığınak yapmasına karar verdi. henüz biten türk-yunan savaşından sonra türk-ingiliz savaşı her an başlayabilirdi. sonunda taraflar mudanya'da görüşmeye oturdular ve edirne ile trakya'nın türkiye'ye geri verilmesi kararlaştırıldı.

(bkz:mudanya mütarekesi)

bu krizin diğer bir sonucu ise ingiltere liberal parti lideri ve başbakanının siyasi hayatının bitmesi ve yapılan seçimlerde işçi partisine karşı kaybetmesidir.

(bkz:david lloyd george)

cento

shaman
Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık arasında, Sovyetler Birliği'nin Ortadoğu'da nüfuz kurmasını önlemeye yönelik olarak 1955 yılında kurulan güvenlik ve savunma (!) örgütü. sovyetlere karşı oluşturulan kuşaklardan ortada ve ortadoğu'da olanı. bu savunma anlaşmasının solunda yani avrupa'da nato, sağında yani uzak doğusunda ise seato bulunur. bunu bağdat paktı olarak da hatırlayabiliriz.

bu örgütten önce ırak ayrıldı. onun yerine abd katıldı.

iran devriminden sonra 1979 yılında önce iran, sonra da pakistan bu işlevsiz örgütten ayrıldı ve cento o günden sonra anlamsız duruma geldi.

her üç savunma paktının kurucusu ise dönemin abd dışişleri bakanı john foster dulles isimli geçimsiz adamdır.

endülüs

shaman
şimdi; bu ülkeyi kuran insanlar arap değildir öncelikle. tarih bu adamlara berberi diyor. peki, kim bu berberiler? müslümanlığı benimsemiş kuzey afrika halkı bunlar; katiyen arap değiller.

size tarihi bir olay ve dönem anlatayım. anlatacaklarımı başka başlıklarda da incelemek gerekir belki. önemli çünkü...

islam tarihine bakılacak olursa, ezanın arapça dışında farklı bir dil üzerinden okunması durumuyla da karşılaşılması mümkündür. günümüz müslümanları; endülüs emevilerini ve bugünün modern ispanya'sında hüküm sürmüş müslüman topluluğu her zaman çok sever, örnek alır, konuşmalarında bu toplumun avrupa kültürüne sağladığı katkıları ve yüksek insani değerlerini övgüyle anlatırlar. işte o zamanın müslüman endülüs'ünün liderlerinden biri olan ve milliyeti bakımından bir berberi olan muhammed bin tumart iktidara gelip muvahhidler döneminin kadrolarını kurduğunda, eğitimi olmayan berberi halkının durumunu düşünerek şu emri vermiştir: "kur'an-ı kerim berberi diline tercüme edilip bu dilde okunacak. ezan da berberi dilinde okunacak. bütün din uleması ve din adamları berberi dilini öğrenmeye mecbur tutulacak."

bu gelişmeler kendisinin öldüğü m.s. 1130 yılından önce endülüs emevilerinde gerçekleşmiştir. kaldı ki muhammed bin tumart'tan öncesi de vardır. namazların kur'an-ı kerim'in tercümesiyle kılınabileceğini, ezanın da tercümesinin okunabileceğini söyleyen ilk fetvayı veren kişi de imam-ı azam'ın ta kendisidir. yani islam dinindeki fıkıh ilminin babası...

kendisi, kutsal metinlerin tercümeleriyle ibadet edilebileceği fikrinin tarihi öncüsüdür. bu yönüyle de türkçe ezan konusunu daha 8. yüzyılda din adına çözmüştür. anadolu türkleri arasında kabul gören sünnilik mezhebinin kurucusu ve öncüsü olan düşünürün bu fikrine günümüz anadolu türklerinin karşı çıkmasını ve bu görüşü benimsemelerini anlamak pek mümkün değil...

(bkz:ezanın türkçe okunması)

anne terliği

shaman
bunun siz kaçarken arkanızdan fırlatılanı güdümlüdür...
hedefi asla ıskalamaz. isabet oranı %100 olup, bu alanda scud, cruise gibi füzelerden daha başarılıdır. onlardan farkı ise insanı öldürmemesi ve katıla katıla güldürmesidir.

david lloyd george

shaman
ingiltere liberal partisinin lideriydi ve siyasi hayatının en parlak dönemini ingiltere başbakanı olarak yaşamıştır. birinci dünya savaşının bütün şerefini omuzlanmıştır.

o dönemde yapılan paris barış konferansının en etkili siyasi lideri olmuştur. ancak ingiltere'yi türkiye ile yeni bir savaşa sokmak istediği için tarihte çanakkale krizi olarak adlandırılan olay nedeniyle görevinden ayrılmış ve siyasi yıldızı birdenbire sönmüştür.

seato

shaman
1954 yılında filipinler'in başkenti manila'da imzalanan anlaşmayla oluşturulan kollektif savunmanın adı. kurucu üyeleri amerika, ingiltere ve fransa ile Uzak Doğu ülkelerinden Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland ile Pakistan'dır. kuruluş amacı sovyetler birliği ve çin halk cumhuriyetini kuşatma altına almaktır.

nato'yu örnek alan bu örgüt, vietnam, laos ve kamboçya'daki sorunların çözümünde etkisiz kaldı.

1973 ylında pakistan, 1974 yılında ise fransa örgütten çekildi. 1975 yılından bu yana ise çalışmalarına ara verme kararı aldılar diğer üye ülkeler...

laga luga yapmak

shaman
Laga, bulgar dilinde yalan anlamına gelir. Bu sözcüğün dilimize geçmesi, Osmanlı devletinin Bulgar topraklarında egemenlik sürdüğü yıllara denk gelir.

Öyle bir günde birbiriyle davalı iki Bulgar, Türk yöneticinin karşısına çıkar. Biri derdini anlatırken diğeri laga laga (yalaaan, yalaaan) diye bağırırken Türk yönetici “söyleyin şuna, laga luga yapmasın” der.

Zaman içinde bu söz boş konuşanlar, yalan söyleyenler için söylenmeye başlar ve günümüze kadar gelir.

Siz de sözlüklerde laga luga yapmayın. Boş konuşanı kimse sevmez.

rainbow

shaman
1. bir elektrikli süpürge markası...
hakkında fazla bir bilgim yok. o yüzden süpürge için bu kadarı bile fazla benim için.

2. müzik tarihinin en önemli gruplarından biri. haklarında epeyce bir bilgi sahibiyim ama kısa keseceğim ki aydın havası olsun.
bir çok kült şarkıya imza atmışlar bu abiler. deep purple dönemlerinden sıkılan ritchie bilackmore ve yine önceki grubundan sıkılan ronnie james dio bu efsanevi grubu kurdular. grup dediysem de hemen aklınıza daimi üyeleri olan bir yapı gelmesin. zırt pırt grup üyeleri değişti. dio gitti başkaları geldi, onlar gitti daha başkaları geldi. böyle böyle 1976-1984 arası hard rock ve metal arasında bir tonda müthiş besteler yaptı bu grup. ritchie'nin besteciliği ve dio'nun söz yazarlığı bu grubun en şöhretli bestelerini dinlememize vesile oldu. davulcuları cozy powell müthişti.

aklımda kalan bir kaç şarkıları şöyle; man on the silver mountain, temple of the king, kill the king, tarot woman, rainbow eyes, vs vs. bir sürü şarkıları var; hangi birini yazayım?

kimçi

shaman
korelilerin milli yemeği...

bu yemeğe turşu desek de olur. çok acı olmasıyla ünlüdür. zira acı kırmızı biber ve lahana bu yemeğin ana maddeleridir.

aklıma gelmişken tarihi bir olayı da anlatayım.bu turşunun en acılısını yeme rekoru ise şanlıurfalı bir kore savaşı gazimize aittir. kore savaşı sırasında kore halkıyla oldukça iyi bir ilişki kuran türk askerleri, kore yiyeceklerine de kayıtsız kalmamıştır. koreli insanların geleneksel turşusunu yeme konulu mini bir yarışma yapılır ve kimselerin yiyemediği çok acılı kimçiyi şanlıurfalı askerimiz afiyetle yer bitirir. elbette bu duruma koreliler çok şaşırırlar. tabii bilmezler bizim ülkenin isot gerçeğini. şaşkınlıkları bundandır biraz da...

yani sözün özü neymiş efendim: isot > kimçi


zenginsozluk.com/foto

günden geceye

shaman
orjinal adı long day's journey into night olan ve dilimize gencay gürün tarafından çevrilen, eugene o'neill adlı yazara ait tiyatro oyunu...

oyunun yazarı, sağlığında bu oyunun yayınlanmasını istememiştir. bu yüzden 1953 yılındaki ölümünden yaklaşık iki yıl sonra 1955 yılında isveç'in başkenti stockholm'de ilk defa sahneye konmuştur. yazarın en sevdiği oyun olduğunu, karısına yazdığı mektuptan anlıyoruz. eşine yadigar bıraktığı tek piyestir. ilk sahneye konuluşundan sonra çok kısa bir zamanda tiyatro sanatında önde gelen ülkelerin sahnelerinde görüldü.

oyunun türkiye'deki yolculuğu 1959 yılında ankara devlet tiyatrosunda başladı. oyunu o yıl saim alpago sahneye koymuştur. o'neill'in eşi carlotta'ya yazdığı mektupta acıyarak baktığı ve "dört zavallı tyron" dediği karakterlerden james'i yıldırım önal, mary'yi macide tanır, james jr'ı kerim afşar ve edmond'u yalın tolga canlandırmıştır. oyunun oda tiyatrosunda başlayan serüveni, ankara izleyicisinden gördüğü büyük ilgi sonrası küçük tiyatroda sürmüştür.

oyuncu kadrosuna bakın...
günümüzde ne o büyük oyuncular, ne de ilgili tiyatro seyircisi var artık. tiyatronun bu durumu gerçekten çok üzücü. :(

oturmak

shaman
insanın götüyle yaptığı eylemlerden biri...
göt olmazsa oturma işi olmaz.

eğlenceli tanımı bir kenara bırakıp eylemin bilimsel boyutuna ışık hızıyla geçeyim. efendim; ortalama insan hayatının en az 15 yılı bu eylemi yaparken geçiyor. o yüzden mümkünse sağlıklı koltuk, sandalye veya oturma gruplarında oturmak; kış günü yaşa, taşa, başa oturmamak gerekiyor.

15 yıllık bu süre yapılan işe göre de değişiklik gösterebilir öte yandan... örneğin terziler. bu meslek erbaplarının hayatlarının en az 30 yılı oturarak geçiyor olabilir.

(bkz:terziye dinlen demişler ayağa kalkmış)

zeki insanların ortak özellikleri

shaman
beyinlerini kullanmayı bilen homo sapienslerin en belirgin yanları bunlar...

örnek 1-a, zeki insanlar trafik kurallarına istisnasız uyarlar. yayalara karşı centilmen, yollarda karşılaştıkları hayvanlara karşı saygılıdırlar.
örnek 1-b ; araç için kırmızı ışık yanıyorsa asla hareket etmezler. çünkü kırmızı ışık yanarken hareket eden, kırmızı ışıkta geçen araç sürücüsünün gerizekalı olduğunu, psikolojik sorunları olduğunu ve tedavi edilmeleri gerektiğini çok iyi bilirler. yaya geçitlerinde karşıya geçmek için bekleyen yayalara öncelik verir, karşıya geçmekte zorlanan kedi, köpek gibi hayvanlar için hızlarını düşürür veya tamamen dururlar.

güzel insanlardır zeki olanlar...

erdal beşikçioğlu

shaman
Ankara'da uzun yıllar kapalı kalan tatbikat sahnesini yeniden tiyatro izleyicisiyle buluşturan güzel insan. Tatbikat sahnesinin Türk tiyatrosundaki yeri çok çok önemlidir. Ayrıca anlatırım. Atıl durumdaki bu sahneyi yeniden çalıştırmak gerçekten güzel bir iş. Tebrikler sayın beşikçioğlu...

pierre loti

shaman
bir zaman istanbul'u mesken tutmuş fransız oryantalist yazar...

çok bilinen aziyade (azade) isimli romanının kahramanı hatice'yi selanik'te tanımıştır. türkçe'yi ise kur'an-ı kerim'in ilk türkçe tercümesini yapan arap asıllı bir hristiyan olan ünlü dil bilimci zeki megamiz bey'den öğrenmiştir.

bir gün piyer loti'ye sorarlar: -türkleri neden bu kadar çok seviyorsun? verdiği karşılık ise şöyle olur: -çünkü onları iyi tanıyorum. türkler doğu'nun en temiz, en dürüst, en kibar ve en namuslu milletidir.

boğaziçinin güzelliğini, eyüp camisini ve arkasındaki suskun mezarlığı bu gerçek insan ve türk dostu yazarın kaleminden okurken büyülenmemek elde değildir. oysa ki bu yerlerin yanından gelip geçeriz ama onun gibi anlatacak sözcükler bulmakta zorlanırız.

orkide

shaman
yetiştirilmesi çok zor, bu yüzden de pahalı ama çok güzel bir çiçek türü...
neredeyse çürümeye ve kurumaya yüz tutmuşken uygun koşullar sağlandığında yeniden canlanabilen çok arsız bir bitki bu. bundan tam beş yıl önce evime gelen bir orkide bütün çiçeklerini, dallarını ve yeşil yapraklarının ikisi hariç hepsini kaybetmesine, köklerinin önemli kısmı çürümesine karşın zaman içinde yeni kökler, yeni yapraklar ve nihayet yeni dallar ve bembeyaz güzel çiçekler vererek yeniden açtı. bu kadar dirençli çiçek az bulunur.

mustafa kemal atatürk

shaman
türk halkının en büyük kahramanı, karizmasıyla herkesi kendine hayran bıraktıran eşsiz lider, bu ülkenin çimentosu, türk halkının ortak paydası...

bu güzel insanı her şekilde anlatmak, o'nun düşüncelerini ilgi duyanlara anlatmak çok hoşuma gidiyor. şimdi de anlatacağım. bu defa türk devriminin müzik ile ilgili bölümlerine değinmek istiyorum.

müzik her insanın hayatında şöyle veya böyle oldukça fazla yer tutar. mustafa kemal atatürk'ün müziğe olan bağlılığı ve sevgisi oldukça iyi bilinmektedir. kendisi dikkatli bir müziksever, bilinçli bir dinleyici ve tutarlı bir değerlendiricidir. müzikle ve sanatla ilgili olan hatıraları ve görüşleri bir çok defa karşımıza çıkar. aranması durumunda bulunur bu düşünceler. benim değineceğim husus, atatürk'ün başlattığı türk devriminin müzikle ilgili bölümüdür.

atatürk'ün müzik alanındaki çağdaş ve yenilikçi kişiliği;
1. fransız devriminin osmanlı aydınları üzerinde etki göstermesi ve 1908 yılındaki ikinci meşrutiyetin ulusalcı niteliğiyle,
2. atatürk'ün aydınlanma felsefesine dayanan fransız devriminin ilkelerini benimsemesiyle,
3. ziya gökalp'in ulusal müziğimiz üzerine ileri sürdüğü görüşlerden etkilenmesiyle tanımlanabilir, açıklanabilir.

ilk iki maddeyi uzun uzadıya açıklamak yerine, o dönemde fransız devriminin okuma-yazma bilen herkesi (okuma-yazma bilenlerin aydınlandığı varsayımıyla) etkilediğini, devrimin fikirlerinin avrupa'daki bir çok ülke gibi osmanlı devletinde de büyük etki gösterdiğini söylemekle yetineceğim. ancak, üçüncü maddeyi biraz açmak ve ziya gökalp'in atatürk'ü nasıl etkilediğini belirtmek isterim.

türkçülüğün esasları adlı kitabı 1923 yılında yayınlandığında, ziya gökalp büyük bir sansasyon yaratmıştı. ulusalcılık akımının etkisindeki yeni yönetimin, ulusalcılığı destekleyen bu düşüncelerden etkilenmemesi imkansız gibi bir şeydi. ulusal türk müziği ziya gökalp'in kitabında şu görüşle açıklanmıştı: "ulusal müziğimiz, ülkedeki halk müziği ile batı müziğinin kaynaşmasından doğacaktır. halk müziğimizin bize verdiği ezgileri toplar ve batı müziği yöntemleriyle armonize edersek hem ulusal hem asri ve garbi bir müziğe sahip oluruz."

mükerrem kamil su ve ahmet mumcu'nun, türkiye cumhuriyeti inkılap tarihi ve atatürkçülük isimli kitabında, atatürk'ün yurdumuzda müzik sanatının gelişimine ve geleceğine ilişkin görüşlerine rastlamak mümkündür ve kanımca çok dikkat çekicidir. "doğu müzikleri olan osmanlı müzikleri bizans'tan kalmadır. bizim gerçek müziğimiz anadolu halkından işitilebilir. türk toplumu, büyün bir hızla oluşan bir evrim içindedir. osmanlı müziği, türkiye cumhuriyeti'ndeki büyük devrimleri anlatabilecek güçte değildir. bize yeni bir müzik gereklidir. yeni müzik, özünü ulusal müziğimizin gerçek temelini oluşturan halk müziğimizden alan armonik bir müzik olacaktır. bunun için ulusal ince duyguları ve düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son müzik kurallarına göre işlemek gerekir. türk ulusal müziği ancak bu yolla yükselebilir, uluslararası müzikte yerini alabililir."

görüldüğü üzere, ziya gökalp ve mustafa kemal atatürk müzik devrimi konusunda hemfikir durumdadırlar. elbette, bu düşünceler ışığında bir çok çalışma yapılmıştır. son yıllarda yapılan bir çalışmayı da örnek göstererek yazımı kapatayım. hasan niyazi tura, genç bir keman sanatçısı ve şu anda cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında birinci kemancılar grubunda çalıyor. kendisinin anadolu ezgilerininden esinlenerek senfoni orkestraları için yazdığı anadolu dansları isimli besteleri var. mustafa kemal atatürk'ün belirttiği çalışma yöntemi tam da budur. anadolu ezgilerini batılı enstrümanlar ve formlarla yeniden düzenlemek...

bu tür çalışmaların yaygınlaşması ve yazılan beste sayılarının çoğalması gerekirken, zaman içerisinde bu hedeften uzaklaşılmıştır.

mezzo soprano

shaman
orta kalınlıktaki kadın sesi.
bu ses ne sopranolar kadar incedir, ne de altolar kadar pestir. opera eserlerinde her ne kadar yardımcı rollerde görülseler de bu sesin başrolde bulunduğu eserler yazılmıştır.

soprano

shaman
en ince kadın sesi.
opera eserlerinin yıldızları ve başrolleri bu seslerden seçilir genellikle. bütün sopranolar aynı tonda değildir. hani şu sesin rengi denilen kavram vardır ya bu kişilerin sesleri arasında da minik farklar vardır.

franz schubert

shaman
avusturyalı romantik dönem bestecisi. maddi sıkıntılar içinde yaşamış, maddi sıkıntılarla ölmüştür. öyle ki sahip olduğu ilk piyanoyu 31 yaşında ölmeden üç ay önce edinebilmiştir.

bir çok senfoni, piyano sonatı, kuartet, impromptu ve triosu var ama adını lied formundaki bestelerle duyurmuştur.

birbirinden güzel bestelerinin hepsi bir çırpıda akla gelmez ama şuraya bir bestesini koymadan yazıyı noktalamayalım.


bisiklet sürmek

shaman
sadece gelişmiş dünya ülkelerinde anlamlı olan aktivite...
bizimki gibi az gelişmiş üçüncü dünya ülkelerinde hayati tehlikeye, kelle koltukta gitmeye eşdeğerdir. ne yayalar, ne de motorlu taşıt sürücüleri bisiklet sürücülerine saygı göstermiyor. hatta bisiklete binenler sanki günah işliyormuş gibi düşünen insanlar var. böyle insanların olduğu bir yerde bisiklete binmek başınıza çok ilginç olayların gelmesine neden olabilir.

yoldaş

shaman
bu sözcük aklıma tarihi bir olayı getirdi. anlatayım...

bu sözcüğün değişik dillerde yazılışı ve söylenişi birbirine benzer. comrade, camarade, camarada gibi. ruslar ise sovyet dönemlerindeki siyasi gelenekleri gereği bu sözcüğü birbirilerine "kamarat" diyerek çok kullanmışlardır. josef stalin döneminde komünist partinin hemen her üyesi birbirine kamarat sıfatıyla hitap ederlerdi. hatta bu sözcük stalin, sovyet dışişleri bakanı molotov ve türk dışişleri bakanı şükrü saraçoğlu'nun kremlin sarayında yaptığı bir görüşmede çok esprili bir duruma ve sert giden görüşmelerde bir yumuşama havasının yaşanmasına neden olmuştur.

iki bakanı sağ ve soluna oturtan stalin, tartışmalarını dinliyordu. zaman zaman molotov şefine dönerek "kamarat stalin" diye seslenerek bir şeyler danışıyordu. bunu gören şükrü saraçoğlu da stalin'e "kamarat stalin" diyordu. görüşme ise uzadıkça uzuyordu. bunu gören stalin bizim bakana dönerek; "bana hep kamarat stalin dediniz. izin verirseniz ben de size kamarat saraçoğlu diyebilir miyim?" demiş...

bunun üzerine şükrü saraçoğlu ise "insan kendisine kamarat denmesiyle komünist olmaz. geçici olarak tabii ki kabul ediyorum." demiş ve bu diyalog ortamı yumuşatmıştı.

sayenizde aklımdakiler dışarı çıkıyor yoldaşlar. ha gayret, böyle devam.

ford focus

shaman
amerikan menşeili otomobil üreticisi ford'un c segmentinde yer alan otomobilinin adı. ilk çıkan focus tasarımıyla bir devrim yaratmış, markanın en çok satılan otomobillerinden biri olmuştur.

ford mondeo

shaman
amerikan menşeili otomobil üreticisi ford'un d segmentinde yer alan otomobilinin adı. aile otomobili olarak düşünmek yerinde olur. zira bir ailenin hemen hemen bütün ihtiyaçlarına yanıt verebilecek kapasitede ve güçte tasarlanır.