confessions

shaman

1. nesil Yazar - Alıştı gibi sanki

  1. toplam entry 262
  2. takipçi 16
  3. puan 4738

pierre loti

shaman
bir zaman istanbul'u mesken tutmuş fransız oryantalist yazar...

çok bilinen aziyade (azade) isimli romanının kahramanı hatice'yi selanik'te tanımıştır. türkçe'yi ise kur'an-ı kerim'in ilk türkçe tercümesini yapan arap asıllı bir hristiyan olan ünlü dil bilimci zeki megamiz bey'den öğrenmiştir.

bir gün piyer loti'ye sorarlar: -türkleri neden bu kadar çok seviyorsun? verdiği karşılık ise şöyle olur: -çünkü onları iyi tanıyorum. türkler doğu'nun en temiz, en dürüst, en kibar ve en namuslu milletidir.

boğaziçinin güzelliğini, eyüp camisini ve arkasındaki suskun mezarlığı bu gerçek insan ve türk dostu yazarın kaleminden okurken büyülenmemek elde değildir. oysa ki bu yerlerin yanından gelip geçeriz ama onun gibi anlatacak sözcükler bulmakta zorlanırız.

fausto zonaro

shaman
ikinci abdülhamit döneminde saray ressamı olarak atanan italyan...
nefis resimleri vardır. özellikle istanbul'un değişik hallerini resmettiği tablolar çok ünlü ve harikadır. dolmabahçe sarayı'nın duvarlarında tablolarından bazılarını görebilirsiniz. ikinci abdülhamit'in tahttan indirilmesinin ardından ülkesi italya'ya dönmek zorunda kalmıştır. anlatayım...

türkiye'den ayrılışı tatsız bir anı olarak bu sanatçıyı çok derinden yaralamıştır. italyanların 1911 yılında osmanlı topraklarından olan trablusgarp'a saldırı üzerine türkiye'de büyük bir çalkantı yaşanmıştı. italyanların bu haksız işgali galeyana gelmiş halk tarafından protesto edilirken, türkiye'deki italyan asıllıların da yurt dışı edilmelerine karar verildi. bunların arasında güzel sanatlar akademisi profesörlerinden zonaro da vardı. onun saray ressamı olması ve şehzadeliğinde abdülmecid'e resim dersi vermesi gibi özel durumu sürgün kafilesine katılmaktan alıkoyamadı. oysa zonaro'ya o günlerde paşalık payesi verilecek ve ressam büyük bir sergi ile bu mutluluğu kutlayacaktı. yurdumuzu terk için kendisine 3 gün süre tanınan zonaro, beşiktaş akaretler'deki bir köşebaşında bir müzeyi andıran tablolarla dolu atölyesinde bulunan 300 kadar eserini yok pahasına sattı ve gözyaşlarıyla istanbul'dan ayrıldı. zonaro, italya'da yerleşmek için denizi bir parça olsun istanbul'u andırır düşüncesiyle san remo'ya gitmiştir. istanbul özlemiyle boğaziçini yansıtan tablolar yapmıştır. bir taraftan da bohem havalı panolar hazırladı oldukça arttırdığı içki sayesinde. 19 temmuz 1929 günü san remo'da ölmüştür.

bugün saraylarımızda ve istanbul'un sanatsever ailelerinin evlerinde en çok zonaro'nun tabloları bulunur. italya'da varisleri elinde bulunan 300 kadar eseri 1977 yılında floransa'da sergilendiğine sanat dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. ne büyük bir vefa ve sevgidir ki bu değerli tabloların 200'e yakınının konusu ressamın ilham kaynağı olan türkiye ile ilgilidir. boğaziçinin doyum olmayan güzelliğini, istanbul'un tarihi semtlerini, camilerini, çeşmelerini, hamamlarını, toplum yaşamındaki olayları, düğünleri, bayramları, dervişleri, seyyar satıcıları, arzuhalcileri, tulumbacıları, arabacıları, sucuları, balıkçıları, kısaca kaybettiğimiz o eski istanbul'u ve istanbul tiplerini tüm gerçekçiliği ve özellikleriyle hiç solmayacak renkler ve hiç silinmeyecek çizgilerle yaşatmış olan büyük bir ressamdır. kendisine paşa ünvanı verilip verilmediği tartışması hep yaşanmıştır.

bu vesileyle bu konuya da bir açıklama getirmek isterim. padişah ikinci abdülhamit'in son yılında ressama paşalık verilmesi kararlaştırılmışken, padişahın tahttan düşmesi üzerine bu olay gerçekleşmemiştir.

eleştirmen

shaman
eleştiri yapan, eleştiren kişi...

genellikle sanatla ilgili konularda karşımıza çıkarlar. kimi zaman haklı kimi zaman haksız eleştirilerle sanat eserini ve sanatçıyı yazdıkları yazılarla hem bilgilendirir, hem de uyarırlar.

ancak, dengeyi gözetmek durumdadır. yalnızca övgüye veya yergiye ağırlık vermek sanatçıyı yanıltabilir. sadece övgü sanatçıyı tembelleştirir, sadece yergi ise onu küstürebilir. bu anlamda eleştirmenin yaptığı işin sadece sanat dalları ile sınırlı olduğunu söylemek gerekir.

örneğin spor dallarıyla ilgili bir takım görüşler sunan kişilerin yaptığı eleştiri değil, yorumdur. gerçi ülkemizdeki spor yorumcuları kişileri kıyasıya eleştiriyor ama yaptıkları yanlış sanki.

mustafa kemal atatürk

shaman
türk halkının en büyük kahramanı, karizmasıyla herkesi kendine hayran bıraktıran eşsiz lider, bu ülkenin çimentosu, türk halkının ortak paydası...

bu güzel insanı her şekilde anlatmak, o'nun düşüncelerini ilgi duyanlara anlatmak çok hoşuma gidiyor. şimdi de anlatacağım. bu defa türk devriminin müzik ile ilgili bölümlerine değinmek istiyorum.

müzik her insanın hayatında şöyle veya böyle oldukça fazla yer tutar. mustafa kemal atatürk'ün müziğe olan bağlılığı ve sevgisi oldukça iyi bilinmektedir. kendisi dikkatli bir müziksever, bilinçli bir dinleyici ve tutarlı bir değerlendiricidir. müzikle ve sanatla ilgili olan hatıraları ve görüşleri bir çok defa karşımıza çıkar. aranması durumunda bulunur bu düşünceler. benim değineceğim husus, atatürk'ün başlattığı türk devriminin müzikle ilgili bölümüdür.

atatürk'ün müzik alanındaki çağdaş ve yenilikçi kişiliği;
1. fransız devriminin osmanlı aydınları üzerinde etki göstermesi ve 1908 yılındaki ikinci meşrutiyetin ulusalcı niteliğiyle,
2. atatürk'ün aydınlanma felsefesine dayanan fransız devriminin ilkelerini benimsemesiyle,
3. ziya gökalp'in ulusal müziğimiz üzerine ileri sürdüğü görüşlerden etkilenmesiyle tanımlanabilir, açıklanabilir.

ilk iki maddeyi uzun uzadıya açıklamak yerine, o dönemde fransız devriminin okuma-yazma bilen herkesi (okuma-yazma bilenlerin aydınlandığı varsayımıyla) etkilediğini, devrimin fikirlerinin avrupa'daki bir çok ülke gibi osmanlı devletinde de büyük etki gösterdiğini söylemekle yetineceğim. ancak, üçüncü maddeyi biraz açmak ve ziya gökalp'in atatürk'ü nasıl etkilediğini belirtmek isterim.

türkçülüğün esasları adlı kitabı 1923 yılında yayınlandığında, ziya gökalp büyük bir sansasyon yaratmıştı. ulusalcılık akımının etkisindeki yeni yönetimin, ulusalcılığı destekleyen bu düşüncelerden etkilenmemesi imkansız gibi bir şeydi. ulusal türk müziği ziya gökalp'in kitabında şu görüşle açıklanmıştı: "ulusal müziğimiz, ülkedeki halk müziği ile batı müziğinin kaynaşmasından doğacaktır. halk müziğimizin bize verdiği ezgileri toplar ve batı müziği yöntemleriyle armonize edersek hem ulusal hem asri ve garbi bir müziğe sahip oluruz."

mükerrem kamil su ve ahmet mumcu'nun, türkiye cumhuriyeti inkılap tarihi ve atatürkçülük isimli kitabında, atatürk'ün yurdumuzda müzik sanatının gelişimine ve geleceğine ilişkin görüşlerine rastlamak mümkündür ve kanımca çok dikkat çekicidir. "doğu müzikleri olan osmanlı müzikleri bizans'tan kalmadır. bizim gerçek müziğimiz anadolu halkından işitilebilir. türk toplumu, büyün bir hızla oluşan bir evrim içindedir. osmanlı müziği, türkiye cumhuriyeti'ndeki büyük devrimleri anlatabilecek güçte değildir. bize yeni bir müzik gereklidir. yeni müzik, özünü ulusal müziğimizin gerçek temelini oluşturan halk müziğimizden alan armonik bir müzik olacaktır. bunun için ulusal ince duyguları ve düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son müzik kurallarına göre işlemek gerekir. türk ulusal müziği ancak bu yolla yükselebilir, uluslararası müzikte yerini alabililir."

görüldüğü üzere, ziya gökalp ve mustafa kemal atatürk müzik devrimi konusunda hemfikir durumdadırlar. elbette, bu düşünceler ışığında bir çok çalışma yapılmıştır. son yıllarda yapılan bir çalışmayı da örnek göstererek yazımı kapatayım. hasan niyazi tura, genç bir keman sanatçısı ve şu anda cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında birinci kemancılar grubunda çalıyor. kendisinin anadolu ezgilerininden esinlenerek senfoni orkestraları için yazdığı anadolu dansları isimli besteleri var. mustafa kemal atatürk'ün belirttiği çalışma yöntemi tam da budur. anadolu ezgilerini batılı enstrümanlar ve formlarla yeniden düzenlemek...

bu tür çalışmaların yaygınlaşması ve yazılan beste sayılarının çoğalması gerekirken, zaman içerisinde bu hedeften uzaklaşılmıştır.

gazali

shaman
11. ve 12. yüzyıldaki 53 senelik yaşantısında, islam dinini sistematik bir şekle büründüren, ehl-i sünnet görüşlerinin yaygınlaşmasını sağlayan düşünür.

islam dini ile felsefe arasında aşılamaz büyüklükte bir duvar örmüştür. öyle ki yaşadığımız bu çağda bile koyduğu tavır ve duvar henüz aşılabilmiş değildir. el-munkız mine'z-zalal isimli eserinde klasik felsefeyle ve bu düşüncelerin değişik biçimleriyle sürekli çatışır. bir kaç örnek vermek gerekirse; matematik ve mantıksal bilimlere ihtiyatlı yaklaşır, bunları fazla öğrenmemeyi önerir ve dinsel yaşam için gerekli olanı aşmayacak kadarına onay verir. doğal bilimleri ise doğal nedenselliği savundukları için kıyasıyla eleştirir. kendinden önce yaşamış bütün felsefecileri hatalı bulur. en büyük hatalarınınsa tanrısal bilimlerde olduğunu söyler. felsefecilerin mantıksal kesinliklere uyduklarını ama söz konusu olan din olunca bu kesinlikten bahsetmemelerini hata olarak görüp, bunlar için yirmi tane hata sayar. bu yirmi hatanın üçü dinsizlik ile diğerleri ise bid'at ile ilgilidir.

dinsizlik olarak gördüğü üç sorun şunlardır:
1. ölüler dirilemez.
2. ceza ve sevap görecek olan ruhlardır. azap ruhsal olup bedensel değildir.
3. tanrı tümelleri bilir, tikelleri bilmez ve evren öncesiz ve ezelidir.

bütün bu düşüncelerden halkın korunması gerektiğini belirterek, filozoflarla ilgili kesin yargısını yukarıda adını belirttiğim kitapta şöyle verir: "onlara, çocuklarına ve eskileri ile yenileri arasında hakka yakınlık ve uzaklık farkına rağmen, küfür ve dinsizlik damgasını vurmak lazımdır." böyle söyledikten sonra aklın sorunların hepsini anlamakta yetersiz kaldığını kabul ederek, batınilik üzerinden kendince hakikat araştırmasına devam eder.

aklı ve bilimi reddetmesinden ve bu kişinin ehl-i sünnet görüşlerinin şu an müslümanlar arasında yaygın olmasından dolayı islam dininin ve müslümanların çok açık bir zararda olduğunu söyleyebiliriz. islam dininin inananları felsefe yapabilseler, doğal bilimlerle ilgilenseler, nedensellik dediğimiz kavramı sindirebilseler bugün çok farklı bir durumda olurdu islam dünyası ve karnı büyük koca dünya...

koloratur soprano

shaman
sopranoların en ince sesli olanlarına, sesiyle en çok iniş çıkış yapanlarına verilen ad. yıldız kategorisindeki opera sanatçıları bu sınıftandır. bir koloratur sopranoyu yakından dinlemek müziğin zirvelerinden biridir. muhteşem ve çok güçlü bir sestir. öyle ki çizgi filmlerde veya bazı filmlerde sesiyle aynayı çatlatan, camı pencereyi indiren ses işte bu sestir.

konunun daha iyi anlaşılması için bir de örnek verelim. alttaki görülen ses bir koloratur sopranodur ve benim çok sevdiğim bir sanatçı olan diana damrau aryayı seslendirmektedir.





soprano

shaman
en ince kadın sesi.
opera eserlerinin yıldızları ve başrolleri bu seslerden seçilir genellikle. bütün sopranolar aynı tonda değildir. hani şu sesin rengi denilen kavram vardır ya bu kişilerin sesleri arasında da minik farklar vardır.

mezzo soprano

shaman
orta kalınlıktaki kadın sesi.
bu ses ne sopranolar kadar incedir, ne de altolar kadar pestir. opera eserlerinde her ne kadar yardımcı rollerde görülseler de bu sesin başrolde bulunduğu eserler yazılmıştır.

bas

shaman
en kalın erkek sesi. operalarda genellikle yan rollerde görülür bu ses. operanın esas oğlanları her zaman tenorlar, bazen de baritonlardır.

arya

shaman
operada yer alan bir karakterin tek başına söylemesi için yazılan ve orkestra eşliğinde icra edilen bestenin adı. orkestra diyorum ama bazı kayıtlarda tek bir enstrüman ile birlikte söylenen opera aryaları da görebilirsiniz.

lüfer

shaman
1. beyaz etli ve eti son derece lezzetli bir balık türü. karadeniz, boğazlar ve marmara denizinde yakalananlar lezzetlidir. daha sıcak denizlere inildikçe yağı kurumaya başar ve lezzeti olmaz.

2. en kötüsünden bir erkek ismi...
bir baba veya anne oğluna böyle bir ismi neden verir anlamak mümkün değil.

akıl

shaman
yalan ile gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda görüş bildirme becerisi. onu olgunlaştıran her deneyimle, kişi ölene kadar gelişmesini sürdürür.

bilim

shaman
bilim, doğruluktur ve doğru olmayı gerektirir.
bilim, aydınlıktır ve aydın olmayı gerektirir.
bilim, uyanıklıktır ve uyanık olmayı gerektirir.

bilime inanan, bilimsel bilgiyle donanan insanlar dikkatli ve uyanık insanlardır. her şeye kolayca inanmaz, olayları, düşünceleri ve insanları akıl süzgecinden geçirirler. dolayısıyla bu tür insanları kolay kolay kandıramaz ve istediğiniz biçimde yönlendiremezsiniz.

bilimsel düşünceye inanmış ve bu düşüncenin ışığıyla aydınlanmış insanlar küçük çıkarlarla doğru olan yollarından çevrilemez, asla yalanlarla kandıramazsınız. bilime inanmış insanlar vicdanlarıyla cepleri arasında sıkışmaz; vicdanlarıyla akılları arasında hareket eder, söz söylerler. doğru olanı akıllarıyla bulurlar, akıl süzgecinden geçen değerlendirmeler yaptıktan sonra vicdanlarıyla insanlara yaklaşır, insan sevgisini öne çıkarırlar. asla ve katiyen "ben çıkarıma bakarım. ülkeme ne olursa olsun" diye düşünmezler.

şayet bilimin etrafına, kendisiyle ilgilenen insanlara yaydığı ışığı söndürürseniz veya bu ışığın insanlara ulaşmasını engellerseniz toplumu kolayca kontrol edebilir, istediğiniz biçimde yönlendirebilirsiniz. bu süreç çok uzun olursa yani bilimin ışığı yayılmazsa ve bilimsel düşünceye olan inanç örselenirse zaman içinde omzunun üstünde akıl değil kelle gezdiren ve her türlü kılığa girebilen, ağzı iyi laf yapan şarlatanların sözlerine inanan, kurdukları tuzaklara kolaylıkla düşmeye koşullamış aptallar, budalalar, salaklar ülkesi oluverirsiniz.

öyleyse şunu da söyleyebiliriz: evrensel insan haklarının yükseltilmesi için, demokratik değerlerin öne çıkabilmesi için, karanlıkları aydınlığa boğmak için bilim çok gereklidir. bilime inanmak, bilimsel gelişmeleri izlemek ve bu gelişmelere açık olmak, akıl ve vicdan sahibi olanın öncül koşutlarıdır.

postmodern jukebox

shaman
scott bradlee önderliğinde irlandalı müzisyenlerden oluşan harika grup. geçmişte veya günümüzde popüler olmuş şarkıları piyano, keman, kontrbas, nefesli çalgılar ve vurmalı çalgılar eşliğinde vintage diyebileceğimiz tarzda çalıp, sesi güzel kadın ve erkeklere söyletiyorlar. ortaya mükemmel işler çıkıyor. öyle ki berbat, çok kötü diyebileceğimiz şarkıları bile dinlenebilir, hatta hoşlanılır hale getiriyorlar.

hemen bir örnek vereyim. hayatı boyunca rihanna dinlememiş ve hatta rihanna fotoğrafı görse tanımayacak ben, umbrella adlı şarkısının alttaki yorumunu dinledikten sonra rihanna'yı araştırma ve hatta bir kaç şarkısını dinleme isteğine kapıldım.



dinleyin ve dinletin. çok iyi işler bunlar.

franz schubert

shaman
avusturyalı romantik dönem bestecisi. maddi sıkıntılar içinde yaşamış, maddi sıkıntılarla ölmüştür. öyle ki sahip olduğu ilk piyanoyu 31 yaşında ölmeden üç ay önce edinebilmiştir.

bir çok senfoni, piyano sonatı, kuartet, impromptu ve triosu var ama adını lied formundaki bestelerle duyurmuştur.

birbirinden güzel bestelerinin hepsi bir çırpıda akla gelmez ama şuraya bir bestesini koymadan yazıyı noktalamayalım.


le mans 24 saat yarışı

shaman
fransa'nın le mans kentinde düzenlenen, spor otomobillerin dayanıklılığına dayanan yarış. otomobiller ve sürücüleri tam 24 saatte en uzağa gitmeye çalışır. yani 24 saat sonunda en önde olan yarışı kazanır.

koşulan pist yanılmıyorsam 13 km civarında. bu pist üzerinde gece gündüz dön baba dönelim yapar otomobiller. gerçekten büyük bir yarışmadır. genellikle bu yarış için özel hazırlanan ve prototip denen otomobillerden biri yarışı kazanır.
10 /