confessions

shaman

1. nesil Yazar - Akıllı

  1. toplam entry 285
  2. takipçi 16
  3. puan 5390

karagöz hacivat

shaman
tanzimat öncesi türk toplumunda görülen, doğaçlamaya dayalı, insan figürlerinin arkadan ışıklandırılmış bir perdeye yansıtılması temeline dayanan oyunun adı. aslında karagöz ve hacivat bu oyunda birer tiplemedir. bu oyun türk halkının ortak malıdır. konular günün ihtiyaçlarına, durumuna göre hayali tarafından belirlenir. önceden yazılmış bir metin yoktur.

karagöz öğrenim görmediği için okuma yazma bilmeyen, şakacı ve zeki bir tiptir. hacivat ise öğrenim görmüş, gösteriş yapmaya ve hava atmaya pek meraklı bir tiptir.

oyunda başka tipler de vardır. bunlar karagöz ve hacivat ile konuşmak için sahneye gelir. aklımda kalan bazıları şöyle; zenne, beberuhi, acem, arap, tuzsuz deli bekir, yahudi, çelebi...

batılı tarzdaki modern tiyatronun günlük hayatta kabul görmesiyle unutulmaya yüz tutmuştur bu gösteri sanatımız.

üç bant bilardo

shaman
bu bilardo disiplininde sarı, beyaz ve kırmızı olmak üzere masada üç top bulunur. sarı ve beyaz oyunculara tahsislidir. kırmızı topa ıstakayla vurulamaz. oyunun amacı, oyuncunun kendine ait topa vurduktan sonra, bu topun en az üç defa bantlara veya banda çarptıktan sonra diğer iki topla temas etmesini sağlamaktır. bunu önce diğer toplardan biriyle oynayıp üç bant sonrası diğerine çarptırmak suretiyle de yapmak mümkündür.

çok zor bir spor dalıdır. çok büyük emek, dikkat, aşırı konsantrasyon ve iyi bir fotoğrafik hafıza gerektirir.

isteka

shaman
bilardo oynamak için kullanılan ve genellikle sert ağaçlardan yapılan araç...
çok ucuzundan aşırı pahalısına çeşit çeşit ıstaka vardır. ıstakanın ucunda sıkıştırılmış deriden yapılış bir uç bulunur.

bilardo oynayan herkesin kendine ait bir ıstakasının olması gerekir. dediğim gibi, pahalı bir oyuncak. 6 bin dolar değerinde olanlar var. gidip bunlardan almayın zengin sözlük'ün zengin yazarları. başlangıç için ucuz bir şey yeterli.

bilardo

shaman
genellikle mermerden oluşan düz bir zemin ve bu zeminin üstünü örten çuha isimli kumaş üzerinde yuvarlak toplar ve ıstaka adı verilen bir sopa aracılığıyla oynan oyun.

çeşitli biçimlerde oynanmaktadır. pool bilardo türünde bilardo masasının köşelerinde ve uzun bantların ortalarında olmak üzere altı delik bulunur. amaç, topları bu deliklere sokmaktır. diğer bilardo türünde ise masada delikler olmaz. topların birbirine temasıyla sayılar alınır. bu disiplinin genel adı karambol olarak anılır.

zırıltı

shaman
bu sözcüğün kökeni karagöz hacivat oyunundan gelir. karagöz ve hacivat'ı iplerle oynatan hayali veya hayalbaz isimli kişinin yardımcılarından yardakçı isimli kişinin elindeki müzik aletleriyle çıkardığı seslere ve yaptığı müziğe verilen addır.

oyunlardaki müzik ve sesler her zaman anlamsız değildi. yardakçı müziği çok iyi bilen kişilerden seçilirdi. fakat geçen zaman içinde anlam kötüleşmesi denilen olay zırıltının başına da geldi ve "yeter artık keş şu zırıltıyı" azarı veya sitemi bir şeye benzetilemeyen müzikler ve sesler için kullanılır oldu.

cenazede siyah giymek

shaman
şamanizm kökenli, eski dönem türk toplumlarında görülen şaman kültürü içinde kendini gösteren bir davranış biçimi...

şaman kültüründe ve inanışlarında ölen bir kişinin ruhunun cenaze sırasında başka bir kişinin bedenine gireceğine inanılır. cenaze törenlerine katılanlar, şayet ölen kişi dünyada kötü işler yapmışsa onun kötü ruhunun kendi bedenlerine girmesini engellemek için yüzlerini, ellerini, vücutlarını ve varsa elbiselerini siyah külllerle ve odun kömürleriyle siyaha boyarlardı. böyle yapınca kötü ruhlar onların bedenlerinden uzak dururdu.

zaman içerisinden bu davranış kendini cenaze törenlerinde siyah giysi giymek biçiminde göstermiştir. yani aslında cenazede siyah giymek türk toplumlarında görülen eski bir inanış ve davranıştır.

yalnız, cenaze töreninde güneş gözlüğü takmak davranışının şamanizm ile ilgili olmadığı düşüncesindeyim.

raik alnıaçık

shaman
1934 doğumlu tiyatrocu, akademisyen. sanırım profesör ünvanlı...

bir sözü vardır. william shakesperae başlığında da yazmıştım ama kendisi hakkındaki bu yazıda da söylemek gerek. aslında tiyatrocu olmasından dolayı çok sözü vardır ama birazdan yazacağım gerçekten mükemmel bir görüştür.

"shakespeare'i bilmeyen hayatı geçemez. vardır ama, aslında yoktur."

altına imzamı atarım. şiar edinmişimdir. okuduğum günden bu yana shakespeare'i ve tiyatroyu anlamaya çalışıyorum. tiyatro tamam da efsanevi ingiliz çok zorluyor beni. onun mecazlarını çözdüğüm gün iş tamam diyebileceğim.

tiyatroyu, tiyatrocularımızı ve tabii ki shakespeare'i uzun uzun anlatmak istiyorum. tiyatro için söylenecek, yazılacak çok şey var.

ömrü uzun olsun hocamızın...

carl ebert

shaman
1936 yılında ülkemize gelerek mustafa kemal atatürk tarafından devlet konservatuvarını ve devlet tiyatrosunu kurmakla görevlendirilen almanya vatandaşı...

mart 1972 tarihli opera journal adlı dergide, türkiye'de yaşadığı deneyimi aşağıda belirtilen şekilde anlatmıştır. "... bir süre sonra gönderilen bir yazıyla, atatürk beni hazırladığım plana tamamıyla uygun olarak, yeni türk tiyatrosunu kurmakla görevlendiriyordu. ilk başlarda romantik bir serüven olarak tanımlama eğiliminde olduğum bu görev, sanat hayatımın en önemli, en derin denemelerinin toplandığı bir devre oluverdi sonunda...

bir zamanlar benim için erişilmez bir ülkü olan şey, yani bütün küflenmiş gelenekleri yok edip, her şeye taa en baştan başlayabilme arzusu, işte bu ülkede, türkiye'de gerçekleşti."

peki nedir bu gerçekleşenler? somut gelişmeler var mıdır?
olmaz olur mu hiç!
örneğin küçük tiyatro. bu planlamanın bir sonucu olarak 27 aralık 1947 tarihinde perdelerini bir daha kapanmamak üzere açtı. tiyatro etkinliklerine bir süre sonra opera temsilleri de eklendi. ankara'da bir tiyatro ve opera dünyası doğdu. batı tarzı tiyatro sanatı istanbul'da başladı ve gelişti. bir çok ünlü tiyatro sanatçısı istanbul'dan yetişti. fakat tiyatroyu dert edinen, tiyatroyu günlük hayatlarının bir parçası haline getiren bir tiyatro dünyası istanbul'da hiçbir zaman oluşmadı.

oysa ki ankara'da durum çok farklı biçimde gelişmiştir. 1947'den yaklaşık 1970 yılına kadar tiyatro ve opera ankara'da büyük yer bulmuş, günlük sohbetlerin önemli bir bölümünü oluşturmuştur. o dönemde aydınlar, gençler arasında konuşulan başlıca konu tiyatroydu. temsillere gidildiğinde hemen evlere dağılınmaz, ya dışarıda bir yere gidilip ya da bir evde toplanılıp temsil konuşulurdu. bunların çoğu tiyatrocular değil, izleyicilerdi. dönemin yazarları ile tiyatro sanatçıları arasında da çok güzel bir iletişim vardı.

profesör ünvanlı carl ebert, türkiye'de işte bunları başardı.

konçerto

shaman
solo bir enstrüman ve orkestra için yazılan genellikle üç bölümlü eser. bu solo enstrüman keman, piyano, flüt veya orkestranın diğer enstrümanlarından biri olabilir. yazıldığı solo enstrümanın özelliklerini öne çıkarır. o müzik aletini çalan kişinin virtüöz olması beklenir.

georg frideric handel

shaman
18. yüzyıl barok dönemi alman besteci, müzik adamı. almanya'da başlayan müzik çalışmaları, bir dönem sonra geldiği londra'da devam etmiştir. ingilizler bu almanı çok sevmişler ve onu ingiliz vatandaşlığına kabul etmişlerdir. yaşamının son yıllarını kör şekilde geçirmiş, ingiltere'de ölmüştür. mezarı da londra'dadır.

opera, oratoryo, kantat, vokal, koro eserleriyle haklı bir üne kavuşmuştur. günümüzde çok beğeniyle dinlediğimiz bazı ezgilerin bestecisidir.

johann sebastian bach

shaman
18. yüzyıl barok dönemi alman besteci, müzisyen. yaşantısının son yıllarını kör biçimde geçirmiştir. körlüğünün sebebi gözündeki katarakt için onu ameliyat eden doktordur. aynı doktor bir diğer alman besteci georg frideric handel'i de aynı sorun nedeniyle kör etmiştir. bu doktorun adını söylemiyorum; onu da siz bulun.

gelelim bizim bach'a. büyük bestecidir. koro eserleri, vokal çalışmaları, konçerto, kantat, füg gibi bir çok alanda çok güzel eserler vermiştir. ancak, kendisi ve eserleri çok uzun bir süre unutulmuştur. ölümünden yaklaşık 150 yıl sonra adamın biri bach'ı keşfetmiş, yapıtlarını arşivden çıkarmış ve tüm dünyaya tanıtmıştır. bu adamın adını da söylemeyeceğim. biraz araştırın ve bulun bakalım.

viyana filarmoni orkestrası

shaman
19. yüzyılın ortalarından itibaren avusturya'nın viyana kentinde çalışmalarına başlayan, o günden bu yana varlığını sürdürerek dünyanın eski orkestralarından biri olma özelliği kazanan topluluk. seslendirdikleri eserleri büyük bir başarıyla icra etmeleriyle de ünlüdürler. daimi şefi yoktur bu orkestranın. dünyaca ünlü büyük şefler davetli ve misafir statüsünde orkestra ile çalışırlar.

her yılın son günü ve ilk günü olmak üzere dünya çapında yayınlanan iki konser verirler. bu konserlerde vals, marş, şarkı formunda bestelerle izleyenlerin çok keyifli bir zaman dilimi yaşamalarını sağlarlar.

georg philipp telemann

shaman
alman besteci, müzisyen, akademisyen. yaşadığı dönemde çağdaşları olan johann sebastian bach ve georg frideric handel'den daha ünlü olmuştur.

eserlerinin katalog sıralaması için twv kodu kullanılır. bu kod, almanca olan telemann werke verzeichnis (telemann çalışmaları kataloğu) ifadesindeki sözcüklerin ilk harfleridir. ancak, katalogda her beste grubunun katalog kodu twv ile başlamaz. katalogun ilk 25 beste grubu vokallerden oluşur ve onların katalog kodları tvwv olarak kayıtlıdır. her nedense 26 ve 29 arası kodlar kullanılmamıştır. 30 ve 55 arası ise enstrümental çalışmaları gruplandırmıştır.

benito mussolini

shaman
faşizm denen illeti kuramlaştıran italyan diktatör...
kendisi asker kaçağıdır.

öğretmenlik yaparken askerlikten kaçmak için isviçre'ye gitmiştir. bu ülkede işçilik yaparken sosyalizme ilgi duymuş ve italya'ya döndükten sonra sosyalist parti üyesi olmuş ve gazetecilik yapmıştır. italya'nın 1. dünya savaşındaki tutumunu beğenmemiş ve sosyalist partiden istifa etmiş, savaşa katılmıştır. yaralanarak cephe dışı kaldığında çıkardığı `il popole d'italia` gazetesi meşhur italyan faşizminin çekirdek kadrosunu bünyesinde barındırmıştır. talihin bir cilvesi olsa gerek, onca insanlık suçu işledikten sonra yine isviçre'ye kaçarken yakalanıp linç edilerek öldürülmüştür bu manyak faşist.

bir beyanatında, "madem ki türkler kendilerine saldırılmasından korkuyorlar, öyleyse sadece bu neden bile onlara saldırıyı hak ettirir." demiştir...

adam tam bir kaçıkmış! neyse ki o dönemde refik saydam ve şükrü saraçoğlu süreci iyi yönetmişler de bu kaçık ve bunun kankası adolf hitler isimli kaçık ile ülke olarak uğraşmak zorunda kalmamışız

pierre loti

shaman
bir zaman istanbul'u mesken tutmuş fransız oryantalist yazar...

çok bilinen aziyade (azade) isimli romanının kahramanı hatice'yi selanik'te tanımıştır. türkçe'yi ise kur'an-ı kerim'in ilk türkçe tercümesini yapan arap asıllı bir hristiyan olan ünlü dil bilimci zeki megamiz bey'den öğrenmiştir.

bir gün piyer loti'ye sorarlar: -türkleri neden bu kadar çok seviyorsun? verdiği karşılık ise şöyle olur: -çünkü onları iyi tanıyorum. türkler doğu'nun en temiz, en dürüst, en kibar ve en namuslu milletidir.

boğaziçinin güzelliğini, eyüp camisini ve arkasındaki suskun mezarlığı bu gerçek insan ve türk dostu yazarın kaleminden okurken büyülenmemek elde değildir. oysa ki bu yerlerin yanından gelip geçeriz ama onun gibi anlatacak sözcükler bulmakta zorlanırız.

fausto zonaro

shaman
ikinci abdülhamit döneminde saray ressamı olarak atanan italyan...
nefis resimleri vardır. özellikle istanbul'un değişik hallerini resmettiği tablolar çok ünlü ve harikadır. dolmabahçe sarayı'nın duvarlarında tablolarından bazılarını görebilirsiniz. ikinci abdülhamit'in tahttan indirilmesinin ardından ülkesi italya'ya dönmek zorunda kalmıştır. anlatayım...

türkiye'den ayrılışı tatsız bir anı olarak bu sanatçıyı çok derinden yaralamıştır. italyanların 1911 yılında osmanlı topraklarından olan trablusgarp'a saldırı üzerine türkiye'de büyük bir çalkantı yaşanmıştı. italyanların bu haksız işgali galeyana gelmiş halk tarafından protesto edilirken, türkiye'deki italyan asıllıların da yurt dışı edilmelerine karar verildi. bunların arasında güzel sanatlar akademisi profesörlerinden zonaro da vardı. onun saray ressamı olması ve şehzadeliğinde abdülmecid'e resim dersi vermesi gibi özel durumu sürgün kafilesine katılmaktan alıkoyamadı. oysa zonaro'ya o günlerde paşalık payesi verilecek ve ressam büyük bir sergi ile bu mutluluğu kutlayacaktı. yurdumuzu terk için kendisine 3 gün süre tanınan zonaro, beşiktaş akaretler'deki bir köşebaşında bir müzeyi andıran tablolarla dolu atölyesinde bulunan 300 kadar eserini yok pahasına sattı ve gözyaşlarıyla istanbul'dan ayrıldı. zonaro, italya'da yerleşmek için denizi bir parça olsun istanbul'u andırır düşüncesiyle san remo'ya gitmiştir. istanbul özlemiyle boğaziçini yansıtan tablolar yapmıştır. bir taraftan da bohem havalı panolar hazırladı oldukça arttırdığı içki sayesinde. 19 temmuz 1929 günü san remo'da ölmüştür.

bugün saraylarımızda ve istanbul'un sanatsever ailelerinin evlerinde en çok zonaro'nun tabloları bulunur. italya'da varisleri elinde bulunan 300 kadar eseri 1977 yılında floransa'da sergilendiğine sanat dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. ne büyük bir vefa ve sevgidir ki bu değerli tabloların 200'e yakınının konusu ressamın ilham kaynağı olan türkiye ile ilgilidir. boğaziçinin doyum olmayan güzelliğini, istanbul'un tarihi semtlerini, camilerini, çeşmelerini, hamamlarını, toplum yaşamındaki olayları, düğünleri, bayramları, dervişleri, seyyar satıcıları, arzuhalcileri, tulumbacıları, arabacıları, sucuları, balıkçıları, kısaca kaybettiğimiz o eski istanbul'u ve istanbul tiplerini tüm gerçekçiliği ve özellikleriyle hiç solmayacak renkler ve hiç silinmeyecek çizgilerle yaşatmış olan büyük bir ressamdır. kendisine paşa ünvanı verilip verilmediği tartışması hep yaşanmıştır.

bu vesileyle bu konuya da bir açıklama getirmek isterim. padişah ikinci abdülhamit'in son yılında ressama paşalık verilmesi kararlaştırılmışken, padişahın tahttan düşmesi üzerine bu olay gerçekleşmemiştir.
10 /