confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - arkadaş canlısı

  1. toplam entry 1210
  2. takipçi 10
  3. puan 11505

lan bu devlette hard kapitalizm var

turuncu gemi
bundan sonra benim için marks, engels ve lenin'den önce biatına girmek istediğim önderdir. ağzına sağlık kardaşım demek istediğim süper ankaralıdır bu sözün sahibi. ağzına sağlık gözüm demek istiyorum.

''devletsiz millet neyy? lan bu memlekette hard kapitalizm var leşçi can alıcı faşizan var.''



bu memlekete ne lazım biliyor musun? devrim lazım devrim!!!

aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni

turuncu gemi
1980'li yıllarda türkiye'nin başına gelen tek iyi şey muhteşem 3 yönetmenin parlamasıydı. tunç okan, yavuz turgul, ve sinan çetin'den bahsediyorum. rica ederim sinan çetin'i doksanlar ve günümüzle değerlendirmeyin. 82'de çiçek abbas ve çirkinler de sever gibi iki muhteşem filme imza atmıştır. 85'de 14 numara gibi sadece bizim sinemamızın değil dünya sinemasının baş yapıtı olabilecek bir film çekmiştir. 93'de çektiği berlin in berlin de çok iyi bir filmdir. 2000'de propaganda filminin çekilmesi sınır çirkinliğinin çıplak gerçekliğine sıkılan bir mermiydi. fakat özellikle 14 numara gibi dispotik ambianslara dünya sinemasında martin scorsese falan yaratabiliyor.
tunç okan ustamız sadece 3 film çekmiştir. fakat üçü de her açıdan bugüne kadar seyirciye en güzel biçimlerde anlatılmış hikayelerdir.

yavuz turgul'un anlatımı kanaatimce diğer iki yönetmenden zayıftır. filmlerinde çok fazla diyalog ve mesajın seyircinin gözüne sokulma hadisesi vardır. fakat o da hep anlatılması gereken öyküleri anlatmıştır. aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni de bunlardan biridir.

başta haşmet asilkan karakterini ele alalım. kendisi özü itibariyle tam bir orospu çocuğudur. muhsin bey kadar olmasa da, şener şen tarafından başarılı bir şekilde canlandırılmıştır. eskiden vıcık vıcık aşk filmleri çekerken antropozun değişik bir biçimine yakalanmıştır. kalıcı olmak adına toplumsal filmler çekmeye girişir. fakat öz hakkında hiç bir fikri yoktur. kendisine filmde bir yapımcı tarafından söylendiği gibi ''fular takıp sakal bırakmakla olmaz bu işler'' zaten işleri yüzüne gözüne bulaştırınca kendinden başka herkesi suçlayacak kadar bir zavallıdır da. tam da bu ruh halinde erken antropoza giren yığınla çok sevdiğim dostum arkadaşım olmuştur yaşamım boyunca. bu zavallı hallerinden sonra bir daha sevememişimdir. 3 tane çocuğu vardır haşmet asilkan'ın. işte bu film üzerinden insan neden ürer işi gayet güzel şekilde anlatılmaktadır. insan dünyaya hayatını mafh edeceği taptaze varlıklar getirmek için ürer. başka neden üresin ki?
fakat ortamlarda haşmet asilkan'a sempatiyle bakan izleyiciler görüyorum. vedat türkali romanındaki kenan karakterine sempatiyle bakılması kadar örselemektedir bu durum beni

jeyan karakteri tam bir kaşardır. solcudur fakat o da işin özünde değildir. çok zeki bir kadındır. onun da hayatını mafh ettiği bir çocuğu vardır. bu arada haşmet'in de hayatı babası tarafından mafh edilmiştir. zekasını seksüel bir entelektüel aktivite olarak erkekleri donunda sallamakta kullanır. solcu olmak da zaten o günlerde modadır.

nihat karakteri eski zamanlardan yakışıklı şimdilerde ihtiyar bir alkolik karakterdir. sinema ve tiyatromuzun kadri kıymeti bilinmemiş oyuncusu aytaç yörükaslan tarafından canlandırılır. aytaç beyi sanırım hepimiz süper baba dizisinde fiko'nun babası rolüyle hatırlarız.
kendisi filmin bir yerinde jeyan'a ''yönetmene kaç defa verdin bu rol için'' diye sorar. haliyle jeyan tarafından ters bir tepkiyle karşılanır. bunun sebebini nihat hiç bir zaman anlamayacaktır. zira benim çıkarttığım kadarıyla kendisi genç ve zenginken bu espirileri gayet gülünebilecek espirilerdi.

hakkı ölür. hakkı'nın cenazesinde çok az insan vardır. camideyken şener şen, nubar terziyan'a döner sorar ''yahuu sen ermeni değil miydin? ne yapıyorsun camiide? terziyan da der ki ''o kadar az kişi vardı ki cenazede rahmetliye ayıp olmasın dedim''
oysa şener şen'in öbür tarafındaki sami hazinses üstadımız da ermenidir. ve bir mülakatında gazeteciye bu gerçeğin kendisi ölene dek saklanmasını rica etmiştir.

rabia naz hakkındaki önergenin akp ve mhp oylarıyl

turuncu gemi
şu an ülkenin bir numaralı gündemi olması gereken meseledir. ses çıkartmak için neyi bekliyoruz? özene bezene 10 yaşına getirdiğimiz evlatlarımızın, yeğenlerimizin göz göre göre cinayete kurban gitmesi ve bu cinayeti işleyen kişinin bakan beyleri tanıdığı için intihar süsü verilmesini mi? şimdilik bizim çocuklarımıza böyle bir kötü durum tesadüf etmedi diye geceleri rahat uyuyabilecek miyiz?

akp ve mhp'nin bir suç örgütü olduğuna dair iddialar var. ben tabii ki buna katılmıyorum. yani mecliste göz göre göre cinayet araştırma engeli çıkartmak da bir suç örgütü olmayı ispatlamaz. olur mu hiç öyle şey? sadece hdp ile aynı oyu vermemek için 10 yaşında bir çocuğun cinayetinin örtbasına oy vermişlerdir. küçücük bir çocuğun canı, memleket bekasından değerli olamaz elbette.

vatan sağolsun. rabia naz sağ mı değil mi? vatanın evladı değil mi? kime ne ki?

göksel

turuncu gemi
türk pop müziğinde son 20 yılda iyi bir kadın sesi çıktı mı? şu model grubundaki kadın iyi mesela. gerçekten kaliteli bir sesi var. fakat kendisinin nota bile bilmediğinden eminim. yorumu da sırıtıyor. nil karaibrahimgil iyidir. sesi de eğitimlidir fakat şarkılarının yanından bile geçilmez kalitesizliktedir. uyuz kuzu gibi de bir yorumu var. şebnem ferah, özlem tekin? şebo da iyi bir ses fakat bağırıyor işte, aslında kötü şarkıcı bağırmasından anlaşılır. özlem tekin daha iyi bir kumaşa sahipse de şarkıları kanaatimce berbattır. örnekler çoğaltılabilir.

fakat değişik zaman dilimlerinden 4 kadın pop müzik sanatçısının yeri benim yanımda ayrıdır. 70'lerden nilüfer, 90'sanlardan sertap erener, candan erçetin. 2000'lerin başından da göksel. nazarı dikkatinizi celp ederse bu isimler şarkı söylerken bağırmazlar. sesleriyle notaya göre yükselirler. umarım hep de var olurlar.

lakin geçenlerde kendimi bu göksel yüzünden öldürecektim. oryantal dans yaptığı iğrenç bir klip yapmış. zamanın ruhuna bu lumpenlikle gayet güzel uyum sağlamış. hatırlarsan sertap erener de saçma bir oryantal çalışmayla nobel pardon amatör bir avrupa ses yarışmasında birincilik kazanmıştı.

bu vesileyle candan ve nilüfer ablalarıma seslenmek istiyorum. ablalarım sakın haa, sakın korktuğumu siz de yapmayın bundan sonraki her hangi bir klibinizde.

gözlerin

turuncu gemi
zülfü livaneli benim için kötünün de kötüsü bir romancı, korkak bir aydın, kötü bir şarkıcı fakat dahi ötesi bir müzisyendir. adamın türkiye müziğine kazandırdığı neredeyse bütün besteleri ''bundan aşağı beste yapılmasın arkadaş'' kıvamında muhteşem eserlerdir. fakat livaneli'nin bu şarkısının benim yanımda çok ayrı bir yeri vardır. üzerine yaşanmış bir anım falan yok. kalite adına eşi benzeri az bir çalışmadır. ve hakettiği değeri hiç bir zaman görememiş olması beni hep örselemiştir.

kıyamet

turuncu gemi
köken itibarıyla ''kıyam'' yani ayağa kalkmaktan gelen arapça sözcüktür. hayatını alnının teriyle kazanan emekçi dindar kardeşlerime değil sözüm. fakat şarabını üzümden değil de, içi kanından içen dindar sömürücülere seslenmek istiyorum. çok korktuğunuzu iddia ettiğiniz Allahın kıyametinden önce sömürdüklerinizin kıyamından korksanız iyi edersiniz.

büyük şair nazım'ın da dediği gibi;

alâmetler suresi

yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
haram sevaboldu, sevap haramdır.
ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemirir,
çekin ki körükleri
ateşe girdi demir.

çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
duyuldu kim ölüm satılıp kâr edile,
kendi kendilerin reddü inkâr edile
ve duyuldu kabuğuna tık ettiği civcivin.
duyuldu uykusundan uyandığı
zincirinden başka kaybedecek şeyi olmayan devin.

yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
medet yoktur, bakma geri.
kantarma zapteyleyemez oldu beygiri.
çıkmış üzengiden, ayağı yok mu?
kan sızar, şâk olmuş, dudağı yok mu?
gider, böyle gider, dahi gider
bu âteş yolların durağı yok mu?
bu yol orda biten yoldur.
«türabolmak ne müşküldür...»

çekin ki körükleri
ocağa girdi demir.
bir ateş külçesi düştü buzların ortasına.
alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir.
haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan noktasına.


2

tebahhur suresi

pehlivanlar cümle libastan soyunmuş, üryan idiler,
herbiri aşikâr etmişti zamirin.
gök kubbe sıcaktı ve kan kokuyordu,
encam
tavı gelmiş demirin.

vadenin irişip çattığını bildiler,
kavaklar titreşip yere eğildiler,
ve çınar ağaçları
gördüler haykıraraktan,
köklerinin yılan ölüleri gibi
koptuğunu topraktan.

pehlivanlar cümle libastan soyunmuş, üryan idiler.
kızıl kanatlı kuşlar kayalarda
hazırdı atlamaya.
vadenin irişip çattığını bildiler,
kabardı, köpüklendi dalgalar
başladılar çatlamaya.

gök kubbe sıcaktı ve kan kokuyordu.
ve rûzigâr
yükseldi ağır ağır, çoğaldı gitgide
birikti, birikti ve ânı-vahitte
«ah edildi derinden
yer oynadı yerinden,»
yıkıldı köprüler kemerlerinden,
yazılı taşlar kapandı yüzükoyon.

bu dem kıyamet demidir,
bu, buhara inkılâbıdır kaynayan suyun...

iman

turuncu gemi
esas itibarıyla inanç sözcüğüyle eş anlamlı olan kelimedir. bugüne kadar bazı ortamlarda ''ben imanlı bir ateistim'' şeklinde ironi yaptığımda insanların anlamsız bakışları altında kendimi ezik hissetmişimdir. sonradan anladımki bir çok imanlı vatandaş ''iman'' sözcüğünün ''inanç'' demek olduğunu bile bilmiyor. hatta çoğusu ''ya resul allah'' hitabının ''ey allahın elçisi'' demek olduğunu da bilmemekte. genelde allaha sesleniş biçimi sanıyorlar. diyanetin 8 bakanlık bütçesi varken bunları müslümanlara ben mi öğreteceğim. ama umursuyorum işte ne yapayım. 2 yıldır bizim mahalle camisinin bozuk ses sistemini bile yaptırmayan bir kurum bu.

mesela ben de imanlı bir allahsızım. korkunç türbülanslara giren uçak yolculuklarımda bile allahı anmak gelmez aklıma. fakat gece hastane nöbetlerimde morgun yanından geçerken içimde bir ürperti olmuyor desem yalan söylerim.

mahkemeyi ayıplıyan mahkeme

turuncu gemi
barış için akademisyenler davası kapsamında yargılanan noemi levy aksu'ya mahkeme başkanı tarafından yöneltilen cümledir.
sayın aksu mahkeme başkanına kendisinin yargılandığı davada daha önce başka bir mahkemede beraat ettiğini söyler. ve hatta bu beraat kararı yargıtay tarafından onaylanmıştır da.
herkes hukukun ıdığını gediğini bilmek zorunda değil. zaten hukukçular tam da bu yüzden varlar. bize hukuk hizmeti vermeleri ve bu konuda gerektiğinde danışmanlık hizmeti vermeleri en başat görevleridir. şimdi ben çıkıp bir mahkeme başkanına ''içtihat'' ne demektir onu mu öğreteyim. herkesin affına sığınarak kısaca özetleyeyim bari. yargıda içtihat, mahkemelerin kararlarının birbiriyle çelişmemesi demektir. masumiyet karinesi ve suçun şahsiliği ilkesiyle beraber en önemli üç hukuki ilkeden biridir. diğerleri kaldı mı peki? neyse konumuz o değil.
aynı yasalar içinde çalışan mahkemeler birbirini ayıplıyamazlar. bilekis aynı yasalar içinde çalışan mahkemeler birbirlerinin emsal kararlarına önemli bir ilke olarak uymak zorundadırlar.

dilek dündar

turuncu gemi
sevdiği insan için merminin önüne çekinmeden atlayan güzel kadındır. kendisini salt ''can dündar'ın eşi'' olarak tanımlamak zoruma gitti de böyle başladım söze. hakim değilim savcı değilim. can dündar suçlu mudur bilemiyorum. hüküm veremem. fakat dilek dündar hanımefendiye hiç bir suç isnat olunmadığı halde uzun süredir pasaportuna el konulmuş durumdaydı. sizin de tüyleriniz diken diken olmuyor mu bundan? zimbawe'de bile uygulanan ''suçun şahsiliği ilkesi'' kapsamı nerede diye uykularınız kaçmıyor mu? dilek hanım 2 yıldır pasaportunu almak için hukuki bütün yolları tüketti. bugün öğrendim ki pasaportsuz bir şekilde çok sevdiği eşine kavuşmuş. ahmed arif bir şiirinde der ki ''bilmezlikten değil fukaralıktan, pasaporta ısınmamış içimiz'' ahh, keşke bu ülkede insanlar sevgilerini mermilerin önüne atlayarak bir daha hiç ispatlamasa keşke.
şimdi dilek hanıma kocaman bir helal olsun abla sana desem belki de suçu ve suçluyu övmekten dava açılır. fakat mahkemeye sorduğunuzda bu suçlu hanımefendinin suçu nedir? cevap gelmez.
neyse işte, anladınız siz onu.

sevgi

turuncu gemi
kadri kıymeti yeterince bilinmemiş, insanda dingin muhteşem duygular hissetiren muhteşem bir bülent ortaçgil şarkısıdır. tanrılar bir gün aşık ve mutluyken de dinlemeyi nasip etsin. evet bu kadar güzel bir şarkıyı aşık ve mutluyken hiç dinlemedim. hatta ben aşık ve mutluyken hiç şarkı dinlemiyor olduğumu son 3 senede nötr ve mutsuzken anladım. bir daha aşık ve mutluyken şarkılara ihanet etmeyeceğim. tabii bir de tekrar o ruh halinde olması kaldı da, şarkı dinleyip dinlememesini hesap ediyorum. ne geri zekalı bir ruh hali yaşadığımı da şimdi keşfettim. kusura bakmayın artık.
benim çenem düşük, geyiğim pis ama şarkıya bir şans verin dinleyin. güzel şarkıdır.

fatih portakal

turuncu gemi
vasat bir gazetecidir, ne altıdır ne de üstü. anaakım medyada kendine muhalif süsü veren gazeteci kıtlığından abdurahman çelebiyim diye dolanıyor. hakketmediği derecede bir egoya sahip.
konuyla alakasız ama 50 yaşında olduğuna her gördüğümde aşırı şaşırıyorum. ben hep otuzlu yaşlardadır, akranızdır falan diye düşünürdüm. lakin yan yana gelsek akran gibi dururuz. abi seni neyle besliyorlar da böyle duruyorsun diye sormadan edemeyeceğim.

tunç okan

turuncu gemi
benim için orhan veli şiirlerinin ayrı bir yeri vardır. orhan veli en sevdiğim şair değildir. fakat orhan veli veli şiirleri benim için o mısraları yazan muhteşem insanla bazen ironik bazen de hüzünlü dertleşmelerimdir. bu açıdan veli'nin oğlu beni en iyi anlayan arkadaşım olmuştur. umarım ben de onu en iyi anlayan arkadaşıyımdır.
yıllar sonra sinemada da böyle bir arkadaş edinmek bana çok iyi geldi. sevgili tunç okan ustamızın yönettiği üç tane muhteşem filmi vardır;

''sarı mersedes,
otobüs,
cumartesi cumartesi''

üçü de insanı çırılçıplak bir şekilde perdeye yansıtır. anlatımının eşsizliğini çok özlediğim yönetmendir.

şenol güneş

turuncu gemi
pontus'ludur. beni linç etmeye kalkışmayın, pontus bütün dünya'nın haritalarında doğu karadeniz olarak geçer. bir etnik köken ifade etmez. neyse trabzonludur diyim ben yine de. en beyefendi ulusal kahramanlarımızdan biridir. fenerliler bu güzel insanın canına kast etmişler, sonrasında da şımarık sığ zekalarıyla 70 yaşında adamın yara beresiyle dalga geçmişlerdir. hepsine yazıklar olsundur.

yine bu fenerlilere göre hocamız fetöcüdür. onlar ne demek istediğimi anlarlar. buradan fenerlilere sormak istiyorum, başlatmayın artık fetönüzden. anlı şanlı türkiye takımı galatasaray'a da aynı iftiraları atıp duruyorsunuz hasetinizden. sormak istiyorum, şenol güneş önderliğinde trabzonspor'un şampiyon olduğu sezon aziz yıldırım şike yapmış mıdır? yapmamış mıdır? iyi düşünün cevap verin, hukuki donanımım tamdır.

ekrem imamoğlu solun ikinci yetmez ama evet i mi

turuncu gemi
konuyu aslında çok sevdiğim yazar ayşe hür ortaya attı ilk olarak. ayşe hanım attığı twitte konuyu kendisine hiç yakıştıramadığım sığlık ve biçimde ele alarak yaptı bunu.

'' 'solcu arkadaşlar 'imamoğlu'nun çizgisini biliyoruz, yıldırım'a karşı kerhen destekliyoruz, çünkü artık devrime inanmıyoruz, parlamenter sistemden başka yol görmüyoruz, belediye başkanlığını chp'nin kazanmasını düzen değişikliği sanıyoruz, yetmez ama evet' desinler sesimi keserim''

kanaatimce tüm demokrasi güçlerinin tartışması gereken bir mesele olsa da bu konu, ayşe hanım olaya genel toptancı zihniyetten yaklaşmış. dün gazete duvar'da hdp'li siyasetçi ahmet saymadi konuyu çok güzel şekilde özetlemiş. yazının başlığı da ahmet beyin yazısından alıntıdır. ben de ahmet beyden aldığım ufukla konu hakkında bir kaç kelam etmek isterim.

bir kere imamoğlu'nun, solun yetmez ama evet'i olduğu mevzusuna kesin bir dille hayır diyorum. ekrem beyi burada daha önce defalarca övmüşlüğüm vardır. lakin gün sonunda imamoğlu'da kapitalizme makyaj için öne sürülen bir liderden başka bir şey değildir. erdoğan'da ilk zamanlarda aynı ölçüdeydi. üslübu tabii ki o günlerden beri çok farklıydı. fakat siyasette ve özellikle dış politikada çözüme dayalı rasyonel politikalar geliştirdiği hafızamdadır. 2002-2013 yılları arasında bu ülke demokrasisi hiç olmadığı kadar nefes almıştır. ne dediğimi biliyorum, fakat uzun bir dönem ''işkenceye sıfır tolerans'' politikası gerçekten de bu iktidar döneminde uygulanmıştır. gerçi, rahip santaro, hrant dink ve zirve yayınevi katliamları da bu dönemdedir. 2005 yılında cemaatin desteğiyle yasalaşan ucube terörle mücadele yasası da. taa o zamanlardan sesimin yettiği yerde gün gelecek bu yasa grev yapan işçilere uygulanacak diye haykırıyordum. havalanı işçileri direnişinde uygulandı da. sonradan fetö'ye karşı da kullanıldı. tamam fetö'ye ve diğer terör örgütlerine tabii ki uygulansın. fakat işte yasanın garabeti, kim terorist kim değil üzerine bir ayrım yapamayacak yanından gelmektedir.

imamoğlu artık türkiye burjuvazisinin önlenemeyecek lideridir. kendisinin döneminde de makyaj bir kaç demokrasi adımı atılacaktır. bugünkü kendisine desteğim, faşist olanla olmayan arasında kalıp, faşist olmayana güç vermek üzerinedir. sonrasında emekçilerin onla da göreceği kalıcı bir hesabı olacaktır.

girimi sykp eski genel başkanı tuncay yılmaz'ın bir yazısından alıntıyla bitirmek istiyorum.

'' ''31 mart ve yenilenecek istanbul seçimleri dolayısıyla yaptığımız bu tartışmayı kendi kavramlar seti üzerinden yapacak olursak; (…) faşist akp-mhp bloku'nu geriletmek için batıda chp adaylarını destekleme taktiğini "chp'ye yamanmak" olarak tanımlayanlar dahil herkes 1 nisan sabahı ve sonrasında kitle hareketinde ortaya çıkan yükselişten moral almış, faşizme karşı mücadele umudu büyümüştür. hem "seçimlerle olmaz" deyip bu taktiği küçümseyen, hem de sonuçtan kendine pay çıkaran ama ders çıkarmayan "politik zavallılaşma" ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor. gücümüz ve örgütlülüğümüz olsaydı ve aktüel bir faşizm tehdidiyle yüz yüze olmasaydık imamoğlu gibi bir düzen içi seçeneğe mahkum kalmadan, seçimlere yönelik yapılan darbeye izin vermeden ve hatta bu kadar maniple edilmiş seçimlere dahi izin vermeden halk meclislerinin iktidarını ilan ederdik.(..) bir yandan faşizmi istemeyen düzen içi güçlerle birlikte anti-faşist mücadele vereceğiz, aynı zamanda ve bu mücadelenin içerisinde kitlelere gerçek kurtuluşun ancak demokratik ve sosyal bir cumhuriyette, sosyalizmde olduğunu anlatacağız. yani kimi burjuva siyasetlerle faşizme karşı aynı tarafta kalsak da, o taraf içerisinde de başka bir hegemonya mücadelesi devam ediyor olacak. formüle edecek olursak, binali'ye (faşizmi kurumsallaştırmak isteyenlere) karşı imamoğlu'nu, imamoğlu'na (kapitalizmi kalıcılaştırmak isteyenlere) karşı sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz eşit ve özgür bir dünyayı, yani sosyalizmi savunacağız.''

al beni

turuncu gemi
barış manço'nun az değil belki de hiç bilinmeyen muhteşem şarkısıdır. büyük ustanın 2 tane ''al beni'' şarkısı vardır. asıl itibarıyla ikisi de birbirinden güzeldir. fakat değmesin yağlı boya albümündeki bu çalışması daha güzeldir. mutlaka bir şans verip dinlemenizi öneririm. daha ilk tınısından itibaren sizi saracak.

gani müjde

turuncu gemi
özü itibariyle kaliteli bir senaryo yazardır. 90'lar efsanesi kaygısızlar dizisini yazdı adam daha ne yazsın. şimdi hatırladığım kadarıyla 90'larda böyle başarılı bir kaç işi daha vardır.
2000'lerde türkiye televizyonlarında yeteneksizlik kollektiflinin kaptan dümenine geçmiştir. gerçi yılmaz erdoğan sonraları bayrağı ondan devir almıştır.

son attığı twitt nedir öyle? benim okurken beynim yandı, senin yazarken ellerin yanmadı mı gani müjde? bu yaşından sonra biz mi öğreteceğiz sana, taciz ve tecavüzün hiç bir zaman mizah öğesi olarak kullanılmaması gerektiğini?

suriyeliler

turuncu gemi
kitlesel olarak hiç bir sorunum olmadığı insanlar topluluğudur. zira ırkçı değilim. bireysel olarak da hepimiz kadar insanlardır, hepimiz kadar insan değillerdir.

fakat halkımızın bir yere kadar suriyeli dostlarımıza tepkisini anlıyorum. ülkemizin kıt kaynakları bize yetmezken, şehirlerin alt yapısından, eğitim sistemimizin 95 yıldır iyi veya makul bir düzeye getirilememesine kadar yüzlerce sorunumuz varken, bir yıl içinde sınırlarımızdan giren üç buçuk milyon insan çok fazladır. lakin benim tepkim bu halin sorumlusu iktidaradır. zira sığ düşünmenin kolaycılığında debelenen bir korkak değilim.

leş sosyal medya platformlarına günde onlarca asparagas haber düşmekte. vay efendim suriyeliler şunu kesimiş, bunu biçmiş. kaçı doğrudur kaçı yalandır bilmiyorum lakin bunlar kirli provokasyanlardır.

yazık ki kesin emin olduğum bir kaç konu var. geçen sene biz türklerden (bunu yapan hiç bir milettin veya insanlığın mensubu olamaz gerçi) suriyeli bir insanın karısına tecavüz ederek çocuklarını öldürmesi konusunun yargıda olması. yahut 2 sene önce yine adına türk denen birinin, 5 yaşında bir çocuğu 25 bıçak darbesiyle öldürme hadisesi.

kol düğmeleri

turuncu gemi
barış manço'nun en ruha dokunan şarkılarından biridir. burada "ruha dokunmak" nitelemesi çok klişe olabilir fakat benim üzerimde yarattığı etki tam olarak budur.
barış abinin her şeye rağmen kadri kıymeti tam olarak da bilinmediğini düşündüğüm şarkısıdır. büyük usta bu eserde, kol düğmeleri üzerinden yaşanan bir aşk ve ayrılığı eşsiz biçimde anlatmaktadır. harika bir soyutlama örneğidir. benzerini bob dylan yapınca nobel edebiyat ödülü alıyor.

benzer hazin bir hikayenin izleri bende de mevcuttur. bundan uzun yıllar evvel çok sevdiğim bir varlık babasından hatıra bir çift kol düğmesini bana hediye etmişti. o zaman kıymetini anlamamıştım bu hediyenin. kol düğmeleri denen olayın gömlekten bağımsız da satılan bir çift aksesuar olduğunu yeni öğrenmiştim. meğer zaten ömür boyunca beraber olacağımız sanrısından böyle değerli bir hediyeyi layık görmüş. ayrılırken sadece bir tekini verdim ona. bir tekinin bende kalmasına izin vermesi ömrümde biçilmiş en büyük onur payelerden biridir.
bu da böyle bir hikayemdir.

emre belözoğlu

turuncu gemi
çocukluğumuzun yerli kahramanlarındandı. gerçi beraber büyüdük sayılır. o 17 yaşında bir dünya yıldızı olma yolunda fileleri havalandırırken, ben de 15 yaşımda müptezel bir lise 1 öğrencisiydim.

bir buçuk nesil öncesi sergen'di emre'nin. bir söz vardır, urfa'dan iki ibrahim çıktı. allah birinin ahlakını diğerinin sesine vermiş. ama ahlak ise hiç vermemiş. iddia ediyorum ki, sergen azıcık disiplinli bir çocuk olsaydı bugün ronaldo, messi ile değil, pele ve maradona ile anılıyor olurdu. sergen disiplinsizdi ama terbiyesiz değildi. emre ise gençliğinden bu yaşına kadar hep terbiyesiz bir çocuktu.

ne kendisinin savunulacak yanı var, ne de izlanda'da uğradığı terbiyesizliğin tabii ki. umarım bundan sonra azıcık empati yapar.

s 400

turuncu gemi
hakkında basında çıkan bütün haberleri okuduğum savunma sistemleridir. özü itibarıyla ruslar aşmış olayı. çok sağlam sistemlerdir. fakat okuduğum bütün haberlerden edindiğim bir özet de şöyledir.
alırsak abd yaptırımlar yoluyla hemen sevecek. almazsak rusya ses çıkartmayacak lakin uzun vadede her alanda kopartacağı orantısız imtiyazlarla sabaha bırakacak.

ekrem imamoğlu

turuncu gemi
yaa öleydim de, bir chp'li yöneticiye bu kadar aşırı bir sevgiyle muhabbet besleyeceğim günleri görmeseydim. çok değil 6 ay evvel ki ben'e bugünleri şimdiki ben'i ıslak odunla döverdi. 17 yıllık akp iktidarının bünyemdeki tahribatlarından biridir. abi seni seviyorum, geleyim de konuşalım dediğim harika bir varlıktır.

fakat kendisine bir çift sözüm var bu kanalla. sevgili ekrem abi, eko başkan; topal osman'a bağlıyım diye bir açıklama yapmışsın. bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır. senin bu bağlı olduğun adam ankara'da milletvekili katletmiş bir çetecidir. bir diğer bağlı olduğun insan olan gazi kemal'in yerini yurdunu çetesiyle basıp, canına kast etmeye girişmiş bir varlıktır. gazi paşa'nın muhafızları kafasına o kadar çok kurşun sıkmıştır ki bir kafası kalmamıştır. daha sonra cumhuriyet mahkemeleri tarafından idamla cezalandırılmıştır. artık bir yüzü olmadığı için ulus meydanında ayağından sallandırılmıştır.

bahçede mişmiş

turuncu gemi
bugün spor yaparken aklıma düşen acayip bir şarkı. ben bugüne kadar hep tırt bir oyun havası sanıyordum meğer ki antep türküsüymüş. sahilde koşarken içimden deli gibi söylüyordum bu türküyü. hayatımda en mutsuzluktan geberdiğim dönemde neden içimde oyun havaları çalıyor lann diye aptalca bir sorgulamaya giriştim. bu terapistime anlatmalıyım diye düşünmeye başlarken, terapistim de yok lan benim diye iç geçirdim. bir yandan çevremdeki tanımadığım insanlar içimden oyun havası söylediğimi duyuyorlar mı acaba diye korkmaya başladım.
ben bu sahnenin tıpkısını hatırlıyorum 2-3 sene öncesinden. hastanede yeni görev yapmaya başladığım günlerde bahçede bir dayı geldi yanıma. ''kardaş düşüncelerimi diğer insanlar duyuyor diye çok korkuyorum'' dedi. yarım metre uzaklaştım. o yanaştı ''kardaş insanlar ne düşündüğümü duymuyorlar değil mi? diye sordu. ''yok abii duymuyorlar'' deyip görev yerime kaçtım. o gün o dayı'dan kaçtım ama şimdi kendimden nereye kaçayım ben? neyse, en tehlikeli deli ben deli değilim diyen delidir. benim acil bir terapist edinmem lazım kendime.

spordan eve gelince türküyü araştırdım. muhteşem bir zeki müren yorumunu buldum. dinleyin bence. (düşüncelerimi duyabiliyor musunuz?)

0 /