confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - bilgin şirin

  1. toplam entry 1556
  2. takipçi 11
  3. puan 13401

ilk köpeğinizin ismi

turuncu gemi
başlığı ekşiden arakladım. üzerine de içimde kabuğu kopan bazı yaralarım ve üzerine de konuşasım vardı yaptım bunu. pişman değilim.

leydi. iskoç çoban köpeği, koli cinsi muhteşem bir hayvandı. halk arasında bilinen ismiyle lassie cinsi köpek. 10 yaşımdaydım. o zamanlar ablamlarla yaşıyordum. ablam ilk çocuğuna hamileydi. evde fısır fısır, bebek doğunca köpeği vereceklerini konuşuyorlardı bana çaktırmadan annemle ablam. komşular falan gelince de bahsi açılıyordu fısır fısır. ben çıldırıyordum hüzünden. köpek yıllardır bizimleydi, bebekse yeni doğacaktı. bebeği vermeliydik köpek kalmalıydı mutlaka. bu hakikati büyükler neden anlamıyor diye gecelerce uyuyamadığım oluyordu.
sonra bebek doğdu. on yaşında çocuğun bile içine tarifsiz bir yeğen sevgisi doluyor ilk gördüğünde yeğenini. o güzelliği ilk gördüğümde sanırım büyük olmaya ilk adımımı atmıştım.

aradan 16 yıl kadar geçti. benim şımarık zengin yeğen annesine dünya kadar para verdirip golden cinsi bir köpek aldırmıştı. 1 hafta içinde köpeğe bakamayacaklarını anladılar. o zamanlar ben de haliyle ayrı bir eve çıkmıştım. dedim bana verin elime mi yapacak. yapıştı. ismini alf koydum. bir gün öğlene kadar yemek yemedi diye ölüyor sandım. taksiler bizi almadı, rahat 4 km falan veterinere kucağımda taşıdığımı biliyorum. dünyada tariflenmiş ve tariflenecek en güzel sevgi bağlarından biri gelişmişti alf'le aramızda. fakat işte hiç bir sevgi terk etmenin önüne bend değil. 4 sene sonra sonsuzluğa uyudu alf. onu çok özlüyorum.

o günden beri sokakta dayanışma içine girdiğim yüzlerce güzel hayvanın hala başını bu konuyla ağrıtırım. başlığı görünce sizi de bu zulme maruz bırakmaktan kendimi alamadım.

gecenin şiiri

turuncu gemi
özleyen

gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,
ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.

yahya kemal beyatlı

ayrılık

turuncu gemi
taraflar için korkunç bir dönemin adıdır. yahut en azından bir taraf için. en az ilişkinin ilk günleri kadar korkunçtur. ilişkinin ilk günlerinde de dediğimi yanlış anlar mı? ilk günlerde elimi kolumu nereye koysam? kaç numaralı bakışımı atsam? ayy bu hareketi bana ne kadar itici geliyor yolun başında bıraksam mı? gibi durumlar gerer ha gerer insanı. tabii ayrılık zamanı geldiğinde bu günler bile gözünüze küçük cennet ışıkları gibi görünür.

yahya kemal çok güzel söyler, ''bir bitmeyecek şevk verirken beste, bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir''

şairin bahsettiği bu evrene geçiş yaptıysanız ilişkide cehennemin küçük bok gibi ateşleri kalbinizden akan benzini harlamaya başladı demektir. bilmezsiniz ki bunlar daha iyi günleriniz.
zaten bir süre sonrasının acıları tarifsizdir. şunun da farkında değilsinizdir ki hıyarın ve insanın nasıl yüzde doksanı sudan oluşuyorsa, o an çektiğiniz acının da yüzde doksanı korkudan oluşmaktadır. sosyolog ve psikolog dostlarımız varsa lütfen o evrede neden bu kadar çok korktuğumuz hususunda bizi aydınlatsınlar.

ayrılık acılarından şu halde baya uzağım. gerçi en son o güzel insanla muhteşem yıllarımızın geçtiği ankara'yı haberlerde görüp de günlerce yemeden içmeden kesileli 5-6 ay oluyor. acilde gözümü serumla açtığım günkü zavallılık hissiyatının hücrelerimdeki izi hala bir sızıdır.

bu acıyı bir zamanlar en dibinden doruğuna kadar yaşamış bir dostunuz olarak bir kaç tavsiyem var. yaşadığınız şehri terk etmeyin. ben yaptım çözüm değil. korkmayın diyemeyeceğim fakat bir şekilde korkularınızı yönetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. acılı şarkılar dinlemeyin fazla. veya ara ara dinleyip göz yaşlarınızı boşaltın. göz yaşı tıbben en iyi antidepresanlardan biridir. çok zorda kalmadıkça doktara gitmeyin. torbacıdan beter oluyor ibneler o evrelerde. torbacılara da fazla gitmenizi önermem.
en önemlisi sıkıştığınız zavallılık hissinden çıkın. simyacıların kurşunu altına dönüştürme çabası gibi siz de acılarınızı güce dönüştürmeye bakın.

üzerine bir de bugüne kadar yapılmış en güzel ayrılık şarkılarından birini bırakayım beter olun. ara ara beter olunmakta fayda vardır bu süreçte. gözlerinizi tekrar hayata ve yeni bir insana açtığınız zaman bu acılar size tecrübe gıdaları olacak. ve eski hatalarınızdan uzak çok güzel bir yeni yaşam başlayacak.

sen soğuk kış güneşine bakarken
çöl ateşi yakacak beni
mesafelere dolanacak iklimler
ayrı ayrı yerlerde başka insanlar
başka nefesler

bir yaban gül dikeniyle kan oturdu ellerime
kötü şeyler olacakmış öyle bir his içimde
ellerinle saklama terkeden gözlerini
önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini

geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

ölüm bile yıkamazdı böyle bildik sevgimizi
çöl kumundan bir kaleymiş dokununca yıkılıverdi
geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

akp önündeki eyleme izin verilmemesi

turuncu gemi
günlerdir bir soru sosyal medyayı sallıyor. çocukları pkk elinde olan anneler hdp önünde eylem yapıyor da, çocukları fetö elinde harcanan anneler hangi parti önünde eylem yapsın?

bugün çocukları askeri lisede okurken ağırlaştırılmış ömür boyu ceza alan bir grup anne akp önünde eylem yapmak istemiş. polisin sert müdahalesiyle karşılaşmışlar.

tarihin en paradoksal sorunlarını komik biçimlerde çözmeye çalışıyoruz. bir gün toplum olarak tekrar akla ve rasyonaliteye koşacağız diye umut okyanusları taşardı bir süre önceye kadar içimde. artık küçük bir deniz tuzu bile kalmadı bu kanıya dair hiç bir yerimde.

truva savaşı

turuncu gemi
marks'ın ''tarihteki her savaş iktisadi temellidir'' sözünü haklı çıkartan olaydır. evet tarihteki bütün savaşlar ve soykırımlar mülk paylaşımı temellidir. fakat biz maymunların bunu meşruulaştırmak için din, milliyet ve benzeri gibi kutsal soslara ihtiyacımız vardır.

truva savaşı da bu minvalde bir savaştı. esas ama ege denizinin hakimiyetidir. truvalılar koynumuzdan avrad kaçırdı, gidelim onların analarını avradlarını çok fazla skelim biz de edebiyatı sadece olayın sosudur.

kanser

turuncu gemi
zor bir hastalık elbette. fakat yaşamı boyunca iki ayrı kansere yakalanıp da hala inatla ve güzel yaşayan çok insan tanıyorum. sebeplerinin de kapitalist medya tarafından aşırı manüpile edildiği kanısındayım. yalnız elinizden geldiğince şekerden uzak durun.

mezar ziyareti

turuncu gemi
allah herkesin acısına yardım etsin, yakınlarını kaybetmiş herkese sabırlar dilerim ama benim anlamsız bulduğum eylemselliktir. 36 yılda babamın mezarına gitmişliğim 3 veya 4 falandır.

fakat hayatımın aşkının başkenti ankara'da, ankara'yı ve hayatımdan bütün mutlulukları terk ettiğim gece yapmıştım böyle bir ziyaret. 5 litrelik dikmen şarabıyla 1500 yıl evvel yitirdiğimiz şair imrul kays'ın mezarına gitmiş vedalaşmış ağlamıştım. ve şu şiiri okumuştum.

atların lisanını bilirim
kadınların gizli tarifesini
itin hergelenin biriyim
muhabbet tellâllarına göre

kalmadı yatmadığım hane
üryan girmediğim bahçe
imru'l kays'ı öldüren zehir
bana da sunuldu kaç kere

doludizgin geçtim yesrib'i
mekke'yi kona göçe
görmek için şairin ülkesini
indim kadim yemen'e

yemen : mısır ketenine
nakşedilmiş bir kaligrafi :
yüz bin sağmal deve
bir o kadar soru işareti

yemen : çölün eteğine
serilmiş bir pösteki :
yüz bini çini kâse
bir o kadar cırcırböceği

kahvenin yeşilini severim
sütün çivit mavisini
halden anlamazın biriyim
hayal tacirlerine göre

necid bir kök hatmi
aden bir dal defne
gözlerim şakaklarıma çekilir
güneş batarken kızıldeniz'e

nicedir dudaklarımda gezinir
cemal süreya'nın iki dizesi :
"iki şey : aşk ve şiir
bunlar kuşkuyla çiftleşir"

boynundan sarkan gümüş zincir
sol kulağındaki pagan küpe
yine kays'ı ele verir
dünyaya tekrar geri gelse

her aşk bir şehir
gibi şiirin gri tipisine gizlenir
bir gün benim de kalbim
ankara'da idam edilir

geceye bir söz bırak

turuncu gemi
bir an gelip de küllenince
yüreklerimiz dinlenince
başka sevgilerde teselli bulunca
iste biz o gün düşüneceğiz

etrafımızı sarıverecek
bir boşluk ki asla bitmeyecek
herşey bir anda anlamsız gelecek
işte biz o gun tükenecegiz
işte biz o gun tükeneceğiz...

bir de masum değiliz hiç birimiz.

kayseri

turuncu gemi
savulun, cesaret, inanç ve içtenlikle öveceğim. kayseri merkez itibarıyla güzel ve düzenli bir şehirdir. baktığınız her yerden tarih fışkırır. tabii şehrin ortasına yarraktan daha çirkin şekilde dikilen hilton otelini saymazsak böyledir. yahut o hiç bir ske yaramayan travmay kenti berlin duvarı gibi ayırmasa daha iyi olacaktı.

muhteşem bir türküye de ismini veren gesi bağlarına giderseniz kendinizi sürekli reklamları yapılan alaman köylerinden daha otantik bir yerde bulursunuz. hayatımın aşkı olan kadını yıllar önce ilk orada öpmüş olmamın bu övüşümün içinde hiç bir payı yoktur. zaten şimdi artık hayatımın aşkı olan kadın mı, yıldızlar mı, gesi bağları mı daha uzak bilemiyorum.
toki gesi'nin de anasını sikti sikiyor.com zaten son yıllarda. orada otostop çekerek, kah yürüyerek köylüleri evlerini satmamaya iknaya çalışan muhteşem bir dayıyla tanışmıştım. ellerinden öperim.

ağırnas'a giderseniz kendinizi yer yüzündeki en muhteşem mimari kentte bulursunuz. mimar sinan'ın doğduğu yerdir zaten. artık sokakları çöplükten geçilmiyor.

her köyünde harkulade ermeni mimarisi kliseler bulabilirsiniz. nerede şimdi o ermeni kardeşlerimiz? wallah billah soykırım neyin yapmamışmışız.

bütün içtenliğim ve samimiyetimle söylüyorum ki iç anadolu'yu bir defa ön yargısız ve gönül gözüyle gezin. bence seveceksiniz.

not: antakyalıyım.

nasa'nın ay'da keşfettiği açıklanamayan yarık

turuncu gemi
bir kaç gündür sosyal medyayı sallayan iddiadır. iddia kaynağı haberurfa63.com.
yanlış duymadınız. haberurfa63.com. kaynak budur. muhteviyatın özeti şudur ki, nasa daki amcalarımız ayda bir yarık bulmuşlar ve nasıl oluştuğunu açıklayamıyorlarmış. bunu da muhammed'in ayı ortadan ikiye bölme olayına bağlıyor bir grup din şarlatanı. haber bugün tekzip edildi.

kimse görmese de, bilmese de allah görüyor ve biliyor diye her türlü kötülük ve hırsızlıktan sakınan bir çok dindar insan var. kimse bilmesin allah bilsin yeter diyerek iyilik kapısının vücut bulmuş hali olan dindar arkadaşlarımın affına sığınırım. keşke ilk onlar lanetlese ve ifşaa etse dini böyle manipülasyon kapısı haline getirenleri.

tamamen kurumsal dini temsil eden yapılar kaynaklı her yıl böyle yığınla haber düşer ortamlara. okurken ben onlar adına utanırım. bilin ki bugüne kadar doğa üstü olduğu ispatlanmış biç bir durum vuku bulmamıştır yeryüzünde. fizik ve biyolojide henüz bilim yasalarıyla açıklayamadığımız durumlar elbette vardır. ama bu yarın veya yarından da yakın açıklayamayacağımız anlamına gelmiyor. her bilimsel açıklamanın bir labratuvar kanıtı vardır. ama allahın hiç bir labratuvar kanıtı yoktur.

ilgili ayın yarılması olayı da kuranı kerimde ''kamer'' suresinde geçer. kamer suresi ile, bugün mezarı ankara'da bulunan şair kral imrul kaysın bir şiiri tıpa tıp aynıdır. her ski biz ateizzler mi açıklayacağız. teistler de bunu açıklasın.

insanlar ikiye ayrılır

turuncu gemi
bundan 20 yıl önce 1984 romanını ilk okuduğumda içimden böyle bir his geçmişti. insanlar ikiye ayrılır, 1984 romanını okuyanlar ve okumayanlar gibisinden. ondan sonra yığınla kitap ve filmden sonra da benzer hissiyatlar yaşadım.

şimdi bakıyorum da yakın çevreme. insanlar ikiye ayrılıyor. günde 3-5 satır bişey bile okumayanlar. hiç bir şey okumayanlar. delirmemek içten değil.

kalben

turuncu gemi
şarkılarındaki türkçeden hiç bir şey anlamıyorum. garip garip engelli gibi dansımsı şeyler yapıyor. fakat özellikle eğitimli kadınlar arasında hayranı çok. hiç bir zaman anlayamayacağım bir durumdur bu.

tanım: the big bang thory dizisinde, amy farah fowler olarak göğsümüzü kabartan kadın oyuncu.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

turuncu gemi
nazım'ın tercümesiyle anlatmak istiyorum;

geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden

ilerdeki güzel günler
beni görmeyecek onlar
bari selam yollasınlar
geberiyorum kederden

başladığım bugünkü gün
yarıda kalabilirsin
geceye varmadan yahut
çok büyük olabilirsin

nazım hikmet ran

turuncu gemi
daha önce bahsetmişimdir. 90 lı yıllarda ortaokul'a giderken elbise dolabımın kapakları benim için bir nevi sosyal medya paylaşım platformuydu. devrimci büyüklerimizin resimlerinden, sevdiğim şairlerin şiirlerine kadar oralara özenle yapıştırırdım. hatta imza aldığım şairler ve tiyatrocuların imzalarını bile oraya yapıştırırdım. nazım'ın aşağıda paylaşacağım şiiri en önemli yerlerden birini kaplardı orada.

ortaokul'da oldukça aydın bir edebiyat öğretmenim vardı. nazım hikmet'i ilk olarak best fm'de melon şapka diye bir radyocudan duyup ona sormuştum. sorduğumda birisi duyacak diye yüzü kıpkırmızı oldu bir komünisten bahsettiğimizi okulda duyacaklar diye. nazım yasaklı değildi artık ama işte hala zalimlerin laneti üzerimizeydi kamuda. sonra bir gün o hocamız 29 ekim'de bana ''bu vatan bizim'' şiirini okusana dedi nazım'dan. zaten kimse nazım'ın olduğunu bilmez. bilirlerse benim önerdiğimi sakın söyleme de diye tembihlemişti. o 29 ekim'de şiiri okudum. sanırım 100 yıla yaklaşan hiç bir cumhuriyet kutlamasında hiç bir şiir bu kadar çok alkışlanmamıştır. ve kimse nazım'ın olduğunu anlamadı şiirin. buna sevinsem mi üzülsem mi hala bilemiyorum.

onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

bursa da havlucu recebe,

karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,

fakir köylü hatçe kadına,

ırgat süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman...

uy havar

turuncu gemi
dünya üzerinde bundan güzeli çok az yazılabilmiş ahmed arif şiiridir;

yangınlar,
kahpe fakları,
korku çığları
ve irin selleri, aç yırtıcılar,
suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana bir de başa
seher vakti leylim - leylim
cellat nişangahlar aynasındasın.
oy sevmişem ben seni...

üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
he canım...
çiçekdağı kıtlık, kıran,
gül açmaz, çağla dökmez.
vurur alnım şakına
vurur çakmaktaşı kayalarıyla
küfrünü, medetsiz, munzur.
şahmurat suyu kan akar
ve ben şairim.

namus işçisiyim yani
yürek işçisi.
korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
ne salkım bir bakış
resmin çekeyim,
ne kınsız bir rüzgar
mısra dökeyim.
oy sevmişem ben seni...

ve sen daha demincek,
yıllar da geçse demincek,
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
yaran derine gitmiş,
fitil tutmaz, bilirim.
ama hesap dağlarladır,
umut, dağlarla.

düşün, uzay çağında bir ayağımız,
ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
düşün, olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda,
atıp bir kıyıya iki zamanı
yarının çocukları, gülleri için,
koymuş postasını,
görmüş restini.
he canım,
sen getir üstünü.

uy havar!
muhammed, isa aşkına,
yattığın ranza aşkına,
deeey, dağları un eder ferhadın gürzü!
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan - ter içinde asi,
he desem, koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmişem ben seni...

nem kaldı

turuncu gemi
bambaşka bir hakikat evreninde mahsuni şerif türküsüdür. yani hayatın gerçek sızısı nedir dense verilebilecek cevaplardan olabilir bu eser. iyi bir ortabedist tanıdığınız varsa birden fazla dinlemenizi öneririm. özellikle erdal erzincan'nın bağlamasının telleri bir çekiç gibi kırıyor kemikleri.

parsel parsel eylemişler dünyayı
bir dikili taştan gayrı nem kaldı
dost köyünden ayağımı kestiler
bir akılsız baştan gayrı nem kaldı

padişah değilem çeksem otursam
saraylar kursam da asker yetirsem
hediyem yoktur ki dosta götürsem
iki damla yaştan gayrı nem kaldı

nice dertler gördüm derman çıktılar
çok ali'ler gördüm osman çıktılar
eski dostlar bize düşman çıktılar
birkaç türlü uftan gayrı nem kaldı..

mahzuni şerifim çıksam dağlara
rastgelsem de avcı vurmuş marala
doldur tüfeğini beni yarala
bir yaralı döşten gayrı nem kaldı...

ahmed arif

turuncu gemi
her gün bir çok niye intihar etmiyorum diye sorular cevaplıyorum kendi kendime. bunlardan birisi belki bir gün yine ahmed arif evreni boyutu ve yüceliğinde seversin de içinden dışından bu şiir nehir olur akar sonsuza kadar gibi bir cevaptır.

seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni, anlatabilmek seni,
namussuza, haldan bilmez,
kahpe yalana.

ard - arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarina kan gülleri takayım
bir o yana,
bir bu yana...

seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.

yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansiz inen akşamdan.
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni, anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...

gecenin şiiri

turuncu gemi
günde içimden bir yerlerden 16-17 defa okuduğum şiirdir. çalışırken bile insanlar yüzüme bakıp bir şeyler anlatırken o an içimden bu şiirin okunduğu olur. ama bilmezler. bilseler de bir bok anlamazlar zaten. ankara'dan 600 km ve 2.5 yıl uzakta etimde bir mangal gibi okunuyor bu şiir.

tekmil ufuklar kışladı
dört yön,onaltı rüzgar
ve yedi iklim beş kıta
kar altındadır.

kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
ray, asfalt, şose, makadam
benim sarp yolum, patikam
toros, anti-toros ve asi fırat
tütün, pamuk, buğday ovaları,çeltikler
vatanım boylu boyunca
kar altındadır.

döğüşenler de var bu havalarda
el, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
ümit, öfkeli ve mahzun
ümit, sapına kadar namuslu
dağlara çekilmiş
kar altındadır.

şarkılar bilirim çığ tutmuş
resimler, heykeller, destanlar
usta ellerin yapısı
kolsuz,yarı çıplak venüs
trans-nonain sokağı
garcia lorca'nın mezarı,
ve gözbebekleri pierre curie'nin
kar altındadır.

duvarları katı sabır taşından
kar altındadır varoşlar,
hasretim nazlıdır ankara.
dumanlı havayı kurt sevsin
asfalttan yürüsün aralık,
sevmem, netameli aydır.
bir başka ama bilemem
bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
kalbim, bu zulümlü sevda,
kar altındadır.

gecekondularda hava bulanık puslu
altındağ gökleri kümülüslü
ekmeğe, aşka ve ömre
küfeleriyle hükmeden
ciğerleri küçük, elleri büyük
nefesleri yetmez avuçlarına
-ilkokul çağında hepsi-
kenar çocukları
kar altındadır.

hatıp çay'ın öte yüzü ılıman
bulvarlar çakırkeyf yenişehir'de
karanfil sokağında gün açmış
hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
ve "kafi delil" ortada...

karanfil sokağında bir camlı bahçe
camlı bahçe içre bir çini saksı
bir dal süzülür mavide
al - al bir yangın şarkısı,
bakmayın saksıda boy verdiğine
kökü altındağ'da, incesu'dadır.

büyüdün bebeğim

turuncu gemi
ahmet kaya'nın neden büyük bir müzik insanı olduğunu en iyi anlayabileceğiniz eserlerinden biridir. sözü ve müziği kendisine aittir. neden böyle muhteşem bir şarkıyı bütün dünya bilmiyor diye bile hüzünlenirim bazen. gerçi benim gibi hayranları dışında bile pek bilinmeyen bir eseridir ustanın.

aklın ermez mahpusluğa
bahçede sarı ışığa.
on üç tane yaş döküldü
ranzamdaki yastığa.

büyüdün yavrum sende
hasret sende sevgi bende
akşamlar döner geceye
geceler gebe gündüze.

karanlığa bakıp durma
beni orada arama
ben güneşin içindeyim
beni sabahlarda ara.

geleceğim bir gün bende
sevgi büyüt ellerinde
akşamlar döndü geceye
geceler gebe gündüze

susamam

turuncu gemi
"adalet" sözde mülkün temeli
tıkamış kulağını duymaz ne dediğini
adeti, töresi, geleneği söyle
giden kötüydü de gelen iyi mi?
bu medeni mi?
biz yiyemiyo'ken senin kürkünün bile yemediğini
sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini
medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken
aslen güneş bile üzerine doğuyo bu çocukların
işe gidip geliyolar canlarına kasten
silahınızı kin!
bu çektiğimiz bizim günahımız değil
planınız iyi!
ben bilmem bunun inananı kim?
ama bilirim, gel
silahımız dil!

rüya

turuncu gemi
adamın amına koyan ezginin günlüğü şarkısıdır. bir ara dinlerken ağlayarak öleceğim artık diye korkumdan dinlemeyi kendime men etmiştim. bugünlerde artık yaşamak ölmek çok skmde olmadığı için youtubede denk geldim dinliyorum. herkesin en az bir defa bu şarkıyla yanmasını dilerim.
şarkının içinde geçen ''bir tel kopar, ahenk edebiyen kesilir'' muhteşem dizesi ve saptaması yahya kemal beyatlı'ya aittir.

bir kuş uçar, gökyüzünde süzülür
bir çocuk bütün oyunlara yazılır
bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir
"bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir"

yüzünü görmem, yerini sormam
elini tutmam, seni hiç unutmam.
tenine değmem, sesini duymam
adını koymam, sana hiç doymam.

kadere inanmak

turuncu gemi
arapçada kader sözcüğü etimolojik olarak ''kaide'' yani kural kökenli bir sözcüktür. dinlerin birey yaşamı üzerinde en çok manipüle ettiği konuların başında gelir. ruhbanlar bazen alın yazısı vardır gibi nutuklar çeker. e o zaman yediğimiz bokları yiyeceğimizi de yaratıcı alnımıza yazmış diye sorulduğunda o özgür iradedir diye utanmazca kıvırırlar.

gerçi bu hususta islamın çok günahını almamak gerekiyor. dinin de günahını almak nasıl bir betimleme olduysa, olduğu kadar artık. ruhban sınıfı tarafından yıllarca kaderle ilgili ayet inanlara şu şekilde söylenmiştir ''hayır da şer de allahtan gelir.'' işte bu sakat diyalektikte insan işlediği günahları da pek tabii allaha yükleyebilir. oysa ilgili ayet şu şekildedir. ''size bir hayır dokunduğunda bu şüphesiz allahtandır. başınıza bir şer geldiğinde ise şüphesiz kendi nefsinizdendir.''
pek tabii bu ayet üzerinden de günlük yaşamla ilgili sayısız çelişki türetilebilir. fakat yine de bu hüküm diğer dinlerin kader anlayışına göre nispeten daha tutarlıdır.

yine modern din alimlerine göre kader allahın koyduğu kuralların bütünüdür. bir alın yazısı demek değildir. allah yer yüzünde mevsimlerden yoksulluğa yahut sınanacaklarınıza kadar kurallar belirlemiştir. seçim hakkı sizindir.
0 /