confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - becerikli

  1. toplam entry 1430
  2. takipçi 11
  3. puan 12786

arkadaşın ölümü

turuncu gemi
(Bundan 2 ay önce kaybettiğim dostum hakkında çektiğim acıları kaleme dökmüştüm. Hüseyin'in anısına saygıyla)

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

yazarların ilk öpüştüğü mekan

turuncu gemi
asansör. daha 17 yaşımdaydım. komşunun kızıyla birbirimize derin hisler içindeydik. öpüşme denen eylemselliği o günlere kadar televizyonda görmüştüm. hiç de dikkatli izlememişim, bir şey öğrenememişim. komşumuzun kızının öpüşme gibi eylemselliklerde ki pratiği sır değildi. bir keresinde asansörde beni öpmek istemişti ben anlamazcalığına gelip yanağımı falan uzatmıştım. allahtan 4. kata hemencecik gelmiştik.
sonrasında yine yolda bizden ileride giden bir komşu arkadaşa sormuştum ''kardaş öpüşme nasıl yapılır?'' diye.
bana ''allah belanı versin'' şeklinde cevap vermişti. sonrasında ''kız seni öpmeye başlayınca dilini dudağını şöyle böyle yap'' dedi. bir halt anlamamıştım ama nedense o fikir bana dahiyane gelmişti.

komşu kızıyla yine bir gün ekmek alıp eve dönüşün asansör yolculuğunda dudaklarımızı ve dillerimizi ''şöyle böyle'' yapmıştık. ve güzeldi.

bu da böyle bir anım ve hikayemdir.

hemşerim memleket nire

turuncu gemi
sözlüğümüzün ırkçı ve milliyetçi yazarlarına yıkılacakları bir gerçeği açıklamak isterim. biyolojik anlamda ''millet'' diye bir kavram yoktur. hele ki insanlar arasında ''ırk'' diye bir kavram hiç yoktur. biz kendi kendimizi ''milletler'' olarak tasnif etmekteyiz. ve neden 5000 yıldır, dünya milletleri olarak, güzel kültürlerimizle insanları şaşırtıp etkilemenin güzel yolları varken, sığlık içinde birbirimizi öldürüp duruyoruz anlamıyorum. biyolojik olarak ''ırk'' kavramı elbette vardır. fakat bu ayrışım sadece birbiriyle sevişip üreyemeyen türler için geçerlidir. dünyada, her deri renginden, her lisandan insanlar sevişip üreyebilirler. ve bu da mutlaka çok iyi bir şeydir.

barış abinin buna benzer çelişkileri kendince kaleme, notaya döktüğü güzel şarkısıdır.

''zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız
daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok''

sizi sevmiyorum

turuncu gemi
muhteşem bir ahmet telli şiiridir;

sesimden arındım ve ufku
bir harmani gibi giyindim
kahraman bir korkaktım
kavmimin kadim tarihinde
ki onlar için umutsuzluk
kendim için haramiydim

böyle bilindiydi bu hikâye
yarından bugüne kaldıydı

tersine akan bir ırmaktım
sözün şaşkın serinliğinde
kendi deltasında boğulandım
ve sizi sevmiyorum ey kavmim
yakın beni rüzgârın ıslığa
ıslığın hükme döndüğü yerde

derim ki ey kavmim, zulmünüz
payidar, yurdunuz çığlığımdı
ki hükmümü kendim veriyorum
yakın beni sesim sorulara dönmeden
küllerimin altında kalacak
mutluluk sandığınız ne varsa

böyle yaşandıydı bir ömür ve söz
giyotindi sözün belleğinde

ahmet telli

turuncu gemi
memleketimizin 72 yıllık ulu bilge şairidir. bugün hacettepe üniversitesinde bir ete kemiğe saldırdığını sananlar bilsinler ki, bilgeliğe saldırmışlardır. yazık ki çağ böyle bir çağ.

zaman kekemeydi
gün bitti, elindeki güller de soldu
anımsanacak neler kaldı bugünden
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
belki bir türkü söyleriz geceye karşı
saçlarını tarazlayan bir şafak olur

zaman kekemeydi ve tarihe sızan
soytarılar gördük gencömrümüzde
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı

rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
gidersek gülüşler azalır buralarda
kim bulur kayıp adresteki dostları

bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
saçlarından sızan bu karanlık yağmur
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar

saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
-aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
kendimi, seni ve bütün dünyayı

herkesin sevgilisi olması

turuncu gemi
geçenlerde istanbul'dan çok sevdiğim bir kadın arkadaşım aradı. kendisi genç, mesleğinde iyi bir kariyeri olan espiritüel kişiliği yüksek bir kadındır. ama yarı şaka yarı ciddi sızlanmaya başladı ''ayy memosh, bu yaşa geldim bir alanım çıkmadı. ayy ben evde kaldım! ay ben mafh oldum, ayy yaşıtlarım evlendi çoluk çocuğa karıştı ben niye böyle kaldım''

bu arkadaşım tanıdığım günden beri bu sözlerle sızlanır durur. ama yani normalde 6-7 cümlesinde bir sızlanırken bu sefer üç cümlesinden birinde böyle sızlanıyordu.
ona dedim ki;
''sen yalnızken mutluluğu öğrenememiş ve başaramamış bir insansın, bunu tek başına öğrenmeden başlıyacağın bir ilişki ve sonrasında ki evlilik ikili mutsuzluktan başka bir şey olmayacaktır.''

bu sefer ''ay ben mutsuz değilim ki böyle, ama yani olsa iyi olurdu'' demeye başladı.

ay şiştim patladım sohbet boyunca. herkesin sevgilisi olmak zorunda değildir. herkesin sevdiği bir insan olsa tabii ki iyi olur. ama yani dünyada yaşayan herkesin sevgilisi olsa da, siz sırf bu temelli bir ilişkiye başlarsanız, emin olun pişman olursunuz.

hani kurşun sıksan geçmez geceden

turuncu gemi
muhteşem bir ahmed arif şiiridir;

yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu...

demdir,
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs...
uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
çelik kadavrası korugan'ların.
ölünmüş, canım,ölünmüş
murad alınmış...

gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
susmak ve beklemek, müthiş
genciz, namlu gibi,
ve çatal yürek,
barışa, bayrama hasret
uykulara, derin, kaygısız, rahat,
otuziki dişimizle gülmeğe,
doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi.

içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı,kınsız,uyanık,
ve genç bir mısradır
filinta endam...
neden, neden alnındaki yıkkınlık,
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
nasıl da almış aklımı,
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
dost, düşman söz eder kendi kavlince,
kınanmak, yiğit başına.
bu, ne ayıp, ne de yasak,
öylece bir gerçek, kendi halinde,
belki, yaşamama sebep...

evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
ve zehir - zıkkım cıgaram.
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık...

mansur yavaş'ın devredilemez yetkilerini koruması

turuncu gemi
son yıllarda halkımızda garip bir psikoz seziyorum. son 4 yılda hızla olan fakirleşmemiz herkesçe malum. fakat ister muhalif, ister yandaş bir çok kişi, tamamen iç siyasete yönelik dışsal babalanmaların nevruzsal haline bayılıyor. en kirli histerilerin orgazmlarını yaşıyor bu çirkin boşalmalar içinde. neden sahte kabadayılığın bizim ülkemizde bu kadar çok alıcısı var ki?
akp muhalifliği de çok ilginç bir hale gelmiş durumda. toplum içinden bir çok kişi muhalefette olsa da, fikirleri iktidarda habarları yok.

gördüğüm kadarıyla mansur beyin de çıkışı bu kapsamda değerlendirilmiş. lakin ben başgan'ın çıkışında hiç bir sahte kabadayılık ve hatta kabadayılık sezmedim. sakin, kararlı bir hukuksal ders niteliğindeydi konuşması. hele ki toplantıyı terkederken ''biz başkanvekiliyle oturuma devam ederiz'' şeklinde gelen bir sataşmaya ''toplantıyı açma kapama yetkisi bende, sen neyin toplantısına devam ediyorsan et'' alaycılığı takdire şayandı.

turuncu gemi

turuncu gemi
14 şubat'a çok üzgün giren ve birazdan uyuyup akşam karanlığa kadar uyanmayacak yazardır. güzel düş görmek falan istemiyorum, gerçekliğe uyanmak fena oluyor. belki kozmoz bir kıyak geçer de kabus görmem. mutlu birlikteliği olan tüm dostların sevgililer gününü kutlarım ve ömür boyu mutluluklar dilerim. güzel şiirler bıraktım sözlüğe okuyup sevdanıza daha çok sarılmanızı da dilerim. bir insanı şiir olmadan sevmek, kitapsız Allaha tapmaya benzer. fakat güzel aşk şarkısı yok bugün size. bu güzel moskof marşıyla idare edin. aşk şarkısı ben de dinlemiyorum ve dinlemeyeceğim bugün.

yaşasın halkların sevişmesi!!!

mansur yavaş

turuncu gemi
ben ülkemi çok severim. şimdi bu da cümle mi diyebilirsiniz, tabii ki herkes ülkesini çok sever, bunun için kimse kimseye madalya verecek değil. fakat ben türkiye'yi, salt kendi ülkem olduğu için sevmem. ben kendi annemi bile sırf annem olduğu için sevmem. türkiye, bu yaşıma kadar gezdiğim onlarca ülke içinde gördüğüm ve yaşadığım en güzel ülkedir. ülkemi neden bu kadar çok sevdiğimle ilgili on binlerce sayfa yazı yazabilirim. fakat konumuz şimdilik bu değil.

ankara benim en çok sevdiğim 4. kenttir. hem çok sevdiğim ülkemin, hem de benim en güzel sevdalarımın başkentidir. mansur beyle siyasi olarak en zıt kutup evrenlerin insanlarıyız. lakin kendisini iyi tanırım. onurlu bir insandır. insanları ayırmadan sever. vicdan sahibi, ahlaklı, halk adamıdır mansur bey. ankara'da da çok sevilir ve sayılır. hatta ankara'nın görevdeki olmasa da, seçilmiş belediye başkanıdır.

bu defa görevdeki başkanı da olacağından hiç şüphem yok. seçimden sonra bu başarıyı kılıştarlıbey hanesine yazan olursa ona çok büyük sitem ve teesüf ederim. ağır da kafa bulurum o kişiyle şimdiden uyarayım. bu başarı kılıştar'a rağmen olacak bir başarıdır.

sevgisinin güzelliğini çok az insanın içinde hissedeceği, hem ülkemin, hem de benim kalbimde atan başkente yakışan başkana selam olsun.

nihat hatipoğlu

turuncu gemi
bir ateist olarak söz söylemek bana düşer mi bilmiyorum ama bu adamı ne zaman tv'de görsem aklıma bir kuranı kerim ayeti gelmekte;

''seni allahın adıyla kandırırlar, kanma''

keşke müslüman halkımız da kendisini kötülüklerden kuran ayetleriyle korumayı başarsa. fakat kim taptığı kitabı okumuş güzel yurdumda o da ayrı bir paradoks. benim gibi bir allahsızın okumuş olması ve hala başvuru kitabı olarak öğrenip faydalanması ayrı bir paradoks.

tevrata da şöyle bir ayet vardır;

''aldanmak isteyen aldanır''

halkımızı aldanmak istemenin kolaylıcılığından kurtarmak için canımı bile veririm fakat kar eder mi bilmiyorum.

''allah aklını çalıştırmayan toplumların üzerine pislik yağdırır''

mory kante

turuncu gemi
çılgın siyahi abilerimizin en çılgınlarındandır. daha çılgını boney m. abimiz mezardadır. sevgili mory kante, beynelmilel bir şöhret uğruna ingilizce saçmalıklar üretmemiştir. kendi ulusal dili ve ulusal onuruyla başarıyı yakalamıştır. müzikalite evreninin en siyah derili güzel insanlarındandır.

yaran tweetler

turuncu gemi
toptepe'den inerken arabayı gizli buza kaptırdım. arka tarafı attı ama panikleyip frene atıyorum ama nasıl savuruyor. arkamdaki dayı galatasaray'ın uefa kupasını alan kadrosunu sayıyor. dedim dayı napıyon. oğlum dua bilmiyom o kupayı alan kadro da allah katında mübarektir dedi.

şeref düzyatanlar

sevdiğim ikinci kadınsın sen

turuncu gemi
38 saat hiç uyumadığım bir günün ardından üç saat uyuyup işe geldim. mesainin yarısına doğru dinlenme odama geçip radyoyu açtım ve bu şiir çıktı. sevdiğim onlarca kadın oldu benim ama sadece sevdiğim ilk ve son kadın var. resmiyette ayrıldık, bir seneye yakındır görmüyorum ama eti etimde sanki. hatta kalbimin beyaz kaslarında güzelce uyumuş kalmış sanki.

bu şiirin radyoda çıkmasıyla geçip karşıma oturduğuna yemin edebilirim sevdiğim ilk kadının. hiç konuşmadı ama. ben konuştum tabi ki. bir insan hem şefkatli hem alaycı gülümsiyebilir mi, o hep öyle gülerdi. her mısrada onunla olan yıllara gittim, ona minnettimi anlattım durdum, şiir zaten tamamen onu anlatıyordu.

bir ceyhun yılmaz şiiri beni çarpamaz, bu hale getiremez, bunu ağlarken gülerek anlattım ona. "bugüne kadar hiç birşey anlamadın ve halâ anlamıyorsun" olarak baktı bana. konuşmadı ama sadece baktı. gitti.

nazım hikmet ran

turuncu gemi
lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
kar yağıyor
karanlıklara.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
kar...
üflenen bir mum gibi söndü
koskocaman ışıklar..
ve şehir
kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.
lambayı yakma, bırak!
kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.

dizelerinin sahibi büyük şair.

insanlar kötü müdür

turuncu gemi
insanın dünyaya masum bir varlık olarak geldiği kocaman bir yalan ve safsatadan ibarettir. insan doğaya, her maymun gibi vahşi bir hayvan olarak gelir. erdem, terbiye, iyilik yapmak sonradan öğrenilir.
sorun şu ki, bu çağda insanlığın binlerce yılda yoğurarak insanlık onuru olarak harmanladıı nice değeri çok kimse öğrenme çabası içinde değil. öğrenenler de bu hızlı ve kötü çağda çabuçak unutuluyor.

kendi içinde yalnız olmak

turuncu gemi
aklıma aziz nesin'in ''okul'' şiirini getirmiş başlıktır.

''mapus damı bana çok şey öğretti
ama en çok sabretmeyi
yalnızken kalabalık olmayı
kalabalıktayken de kendimle kalmayı
ve sürekli kavga edip
durmadan kendimle barışmayı
hiç gocunup yüksünmeden
ihanetlere katlanmayı
beş metrede beşbin metreyi yürümeyi
ve duvarların darlığında
dünyaları dolaşmayı
ve hepsinden de çok
bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
insan olmayı insan olmayı''

günümüzde evli olsun, bekar olsun, ailesiyle yaşasın yaşamasın herkesin ağzında bir şikayet var yalnızlıktan. yalnızlık bir staj olarak görülmelidir. bir insan yalnız başına mutlu olmayı beceremiyorsa, bir ilişkiye başlama cesaretini nasıl göze alabilir anlamak güçtür. bilikte bir kaos kümesi oluşturmaktansa, her zaman için bir huzur adası kalmak yeğdir. tabii ki ideal olan insanların beraber bir huzur adası kurabilmesidir.

benim helalim beni duvardan duvara vurabilir

turuncu gemi
twitter'da bir ak trol'ün sıçmığıdır.

sözlük yazarı bütün arkadaşlarım bütün olaylara mümkün olduğunca sınırsız bir özgürlük penceresinden baktığımı bilir. ama bir insanın bir insanı rızası dahilinde duvardan duvara vurması özgürlük kapsamında değerlendirilemez.
hukukta her türlü cezai müeyidesi vardır ve olmalıdır.
aynı zamanda böyle bir duruma rıza gösteren kişiyi yakınları hakim kararıyla bir pskiyatri kliniğine yatırabilir.

diyanet turistlere islam'ı anlatacak

turuncu gemi
diyanet'in yeni projesi.

http://www.cumhuriyet.com.t...

dinle hiç bir sıkıntım yok. sol külliyattan daha fazla, dini eserleri okumuşluğum vardır. bir ateist olsam da hala dinlerden öğreneceğim çok şey olduğunu düşünmekteyim. ve bunca yüz yıldır insanlığı allahın bile yola getiremediğini gördükçe çok üzülmekteyim.

1950'lerden beri devletimizin dine bakışı çok büyük çelişkiler içerir. laik bir devletizdir, devlet her dine eşit mesafededir ama kışladan, okullara kadar sadece mescid vardır. kuran-ı kerimde kul hakkı yemek en büyük günahtır ama ehli kitaptan, islamın diğer mezheplerinden vatandaşlara, ateistlere kadar herkesten kesilen ve bir çok insanın hakkını helal etmediği vergiler sünni diyanete gider. sünni diyanet bu vergilerle sünni camileri yaptırır. imamlar bu helal edilmeyen kul hakkı dolu vergilerden maaş alır. ve cuma günleri vatandaşlara hutbede kul hakkının ne kadar büyük günah olduğuyla dolu bir dini satarlar.

dinde zorlama yoktur ama zorunlu din dersi eğitimi vardır. ve hatta bu dersin adı avrupa insan hakları mahkemesinden dönmesin diye iki yüzlülükle yıkanmıştır. ''din kültürü ve ahlak bilgisi''
hadi canım oradan. verdiğiniz eğitim gün gibi bir sünni islam külliyatıdır. öğretmen masalarında kız çocuklarına masa örtüsü giydirilerek namaz falan kıldırılır.

şimdi de turistlere içinde zorlama olmayan dinin, zorla eğitimi verilecekmiş. ne kadan da iyi bir fikir.

yandı mı bu postaneler yıkıldı mı yoksa

turuncu gemi
kayahan'ın muhteşem şarkısı ''bir garip serçe'' şarkısında geçen sorudur. şimdi gel de, 20 yaş altı gençlere postane ve mevzuyu anlat. gerçi günümüzde memleketin neredeyse 7'de biri cezaevinde. aman postanelere zeval gelmesin. sosyo politik mesaj bu kadardı. şarkının muhteşem sözlerinden bir bukle paylaşıyorum.

olmasaydı hatıralar kahrolası yaşananlar
geceleyin deli eder beni
şu gözlerim olmasaydı yüreğim taştan olsaydı
ne kolaydı unutması seni...

gül dalında bülbül değil, bir garip serçe...

yakarım geceleri

turuncu gemi
sözleri yusuf hayaloğlu'na, müziği ahmet kaya'ya ait olan, ustamızın vefatından sonra çıkan 2001 tarihli hoşçakalın gözüm albümünden muhteşem bir şarkıdır.
ahmet abi sen yaşasaydın ve hatta bir daha böyle güzel şarkılar yapmasaydın bile, bir defa gözüm diye hitap etseydin bana, ömrümün 30 senesini hiç düşünmeden sana verirdim.

''ayrılık başımı döndürüyor
kavuşmayı özlettin
intiharlar kuşandım
bu aşkı sen kirlettin''

aşık veysel şatıroğlu

turuncu gemi
lisede amatörce şiirler ve hadsiz tiyatro metinleri yazıyordum. hala en saygı duyduğum insanlardan biri olan edebiyat hocama okuttum. çok beğendiğini söyledi. fakat her hocanın öğrencisine böyle bir konuda vermesi gereken nasihatlerden birini verdi
''olum en az 500 tiyatro metni okumadan metin yazma. okuduktan sonra zaten sen kendi kalemine engel olamayacaksın. daha iyi şiirler yazabilmen için de, çok daha fazla şiir okuman lazım''

sanırım edebiyat icra etmek dünyanın en büyük entelektüel uğraşlarından biridir. çok büyük kültürel alt yapı gerektirir. sonsuz merak etme hırsı ve donanım çabası gerektirir. fakat sanki bizim güzel anadolumuz bundan müstesna. aşık veysel gibi muhteşem bir insan doğurmu bu güzel ana. ve pek tabii daha nicelerini. veysel, belki de bu dünyadan geçmiş en kıymeti bilinmesi gereken 2. şairdir. birincisi de yine benim kanaatimce anadolulu yunus emre'dir. 7 yaşında kör olmuş bir insan nasıl böyle eserler yazmış diye uzun uzun düşünürdüm. yanıt bir gün nazım'dan geldi.

topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
hoca nasreddin gibi ağlayan
bayburtlu zihni gibi gülendir.
ferhad'dır
kerem'dir
ve keloğlan'dır.
yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
o, «yûnusû biçâredir
baştan ayağa yâredir,»
ağu içer su yerine.
fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
ve bir kerre vakterişip :
«—gayrık yeter!...»
demesinler.
ve bir kerre dediler mi :
«israfil surunu urur
mahlukat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»


geceye veysel'in en muhteşem yapıtlarından birini bırakıyorum;

dünyada tükenmez murat var imiş
ne alanı gördüm ne murat gördüm
meşakkatin adın murat koymuşlar
dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm

ölüm var dünyada yok imiş murat
günbegün artıyor türlü meşakkat
kalmamış dünyada ehl-i kanaat
insanlar içinde çok fesat gördüm

var mıdır dünyaya gelip de kalan
gülüp baştanbaşa muradın alan
muradı maksudu hepisi yalan
ölümlü dünyada hakikat gördüm

nuşveran'ı adil nerede tahtı
süleyman mührünü kime bıraktı
resul-ü ekrem'in kanunu haktı
her ömrün sonunda bir feryat gördüm

dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
çağlayan bir su var arkı belirsiz
veysel neler satar narhı belirsiz
ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

lamekandan içeri

turuncu gemi
değerli dersim'li sanatçımız, muhteşem ses özlem taner tarafından seslendirilmiş bir alevi nefesidir. alevi retoriğinde ''özünü dara çekmek'' vardır. belki bunu antik yunandaki sanat yoluyla arınmak anlamına gelen ''katharsise' de benzete biliriz.

kar ve hatıralar

turuncu gemi
güzel bir cahit sıtkı tarancı şiiridir;

kar yağıyor, yine kar, yine kar, yine mahşer gibi kar.
sanki güller içinde gülen taze kadınlar,
bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar;
sanki güller içinde gülen taze kadınlar.

bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var.
beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar;
sanırım ki uçuyor gözümde hatıralar.
beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar...

yazık oldu yarınlara

turuncu gemi
söylenebilecek her şeyi muhteşem şekilde ilhan irem abi söylemiş. daha ben bir tanım yaparsam bu şarkıya çok büyük saygısızlık etmiş olurum.
fakat yine de adet yerini bulsun. şarkıda geçen aşağıdaki bölümü, deli gibi pencereden bağırmak istediğim şarkıdır.

''tanrıdan dileğim bu, sevenler sevilenler, olmasın bizim gibi, yarını bekleyenler, olmasın bizim gibi...''

avazım çıktığı kadar pencereden bağırmak istiyorum bu duayı.

yaran tweetler

turuncu gemi
Anarşist olarak sandığı boykot ediyorduk, HDP barajı geçsin diye oy verin dediler verdik, sonra CHP verin dediler verdik, referandum var ona da gidin dediler gittik, belediye seçimleri var sandığa gidin dediler yine gittik. Şu an Anarşist çıktığımız yolda Türkeş'i anıyoruz.

(ozan takış isimli bir hesaptan)

tranko buskas

turuncu gemi
macaristan polüt bürosu genel sekreter yardımcısı gibi ismi olan ilaçtır. bir süre önce iğne fobim dolayısıyla psikiyatr bir arkadaşın yazmasıyla aldım eczaneden. uzun süre iğne vurulmam gerekmedi. fakat arkadaş, bağımlılığının pis olabileceği hususunda beni uzun uzun uyardı. aslında uzun uzun uyarmadı. öyle ota boka atılacak hap değil falan dedi, ben anladım.

uzun bir süre iğne vurduracak gereksinim yaşamadığım için hap kutusunu evin köşesine attım öyle durdu uzun süre. sonra bir gün, yeğenimin beynimi sinirden tavana vurdurduğu bir an hapın antidepresan etkisi aklıma geldi ve bir tane içtim. yarım saat 40 dakika içinde helva gibi olmuştum. hayatımın en iyi uykularından birini uyudum. bir kaç gün sonra yine depresif bir günümde, gündüz içtim ve yine iyi geldi. o gün çalışmak zorundaydım, uyku yapmasından korkarak içim fakat bilakis uykumu açtı.

bir kaç gün sonra çok uykusuz bir günümde tekrar içtim bu sefer bir boka yaramadı. 2 haftadır falan hiç içmedim. aramıyorum. bağımlılık yapmadı. iğne fobisine bir etkisi yoktur. bağımlılığı da sanırım plesebo etkisi.

konuyu bir yere bağlayamadım. neyse, bu da böyle bir anım ve hikayemdir deyip bitireyim. ama isminden dolayı, mutlaka bir gün hastalanıp saplanması muhtemel iğnelere karşı yoldaşım olacağına karşı çok güvenmiştim yaa. tranko yoldaşı, sosyal medya aracılığıyla revizyonist ilan etmekten kendimi alamıyorum.

fazıl say

turuncu gemi
bu günlerde sarayın ramazan piyanocusu olma yolunda yürüyen, kaliteli bir sanatçıdır. etme be fazıl abi, parası neyse biz verelim de kendini böyle hallere düşürme. aradığın hukuksal bir korumaysa, o da halkın içinde olmakla en sağlam şekliyle yapılabilir. krala yaslanarak olmaz o işler.

eski bir gün için şiirler

turuncu gemi
muhteşem bir arkadaş zekai özger şiiridir;

Ve sevinç güzel bir denizle başladı
ve güneş ipi kalınlaştırıyordu
sonra ansızın uzayıverdi ip
bir ucu orda kaldı
bir ucu bende
ve iki uç arasında sıkışan
karışık bir sevgiyi acabayla büyüten
bir güzelliğin negatifini büyüten
ince bir yüreğe dayanamadı
ip
koptu
sevinç
güzel bir denizle kaldı
ve güneş bir bulutla rahibeleşiyordu

sevgilim
bugün
helva yedim şarap içtim göğe uzandım
avuçlarımda hüzünlü bir aşk
ince kemikli bir eli okşuyorum
göğü okşuyorum
yabani bir diken batıyor avuçlarıma
bir çakıyla parmağımı kesiyorum yanlışlıkla

sanki bilerek yanlışlıkla kesiyorum
sanki aşkı kesiyorum
aşk parmağımda yanlış bir uçurum

dokunurken bırakır ürkek bir martı gibi
çünkü deniz orda
-ben alışkın değilim bir eli martılamaya
çünkü deniz orda
çünkü deniz orda
-heyecan verir bana aşk
çekilir kuytusuna
uzar gider gecede
bırakarak cinsel tortusunu
sevgi
denizin başlangıcı

seni koruyacam
tamamlıyacam
seni kazanmalıyım
istediğim kadar beslerim seni
büyütürüm içimde seni
çok çok çok
bir şey ver bana
seni seviyorum

lenin

turuncu gemi
fizik biliminde aynştayn ne ise devrim ve sosyoloji biliminin teorisi ve pratiğinde de lenin odur. ve benim incelediğim tarihi kişilikler içerisinde geçen yüz yılda yaşamış yüreği en çok halkların özgürlüğü için çarpan tepeden tırnağa insan büyük komünist önderdir.

geçen yüz yılda leninist fikirlerin polonya sınırlarını aşmadığını düşünenler büyük cehalet içindedirler. 2. dünya savaşından 91'de sovyetler'in çözülüşüne kadar avrupa'da proletaryanın da içine dahil olduğu bir refah devletleri kurulduysa, bunda kapitalistlerin sovyet fikirlerin avrupa'yı da saracağı korkusu yatar. nedense bizim almancılarımız kahir ekseri anti komünistlerdir. gerçi büyük bir paradoks olarak avrupa'da oylarını sol partilere, türkiye'de ise sağ partilere atarlar. fakat almancı dostlarımız da bilsinler ki servetlerinde lenin'in de emeği ve değeri vardır.

biz türkiye halkları da lenin'e şükran borçluyuzdur. ulusal kurtuluş mücadelemizde sovyetler'den gelen kasa kasa altın ve silahın bahsi nedense pek açılmaz.
bunun yanında 1917 yılındaki lenin önderliğinde yapılan bolşevik devrimin hemen ardından, çarlık rusya'sının işgal ettiği bütün topraklardan çekilme emrini lenin vermiştir.

ara sıra keçi sakalı bırakınca kel kafamdan dolayı sanırım beni de lenin'e benzetirler. kalan 28 tel saçımı geriye tarayınca da atatürk'e benzetiyorlar. umarım bir gün yüreğimin cesaretini de benzetirler.

insanlığın büyük ve güzel önderini sevgi ve hürmetle yad ederim.

gecenin şiiri

turuncu gemi
kavuştukça

sonsuz ve ılık bir ülke soluğum
yabanıl ve makul ağzına
çünkü dehşet seviyorum, aşk mültecisiyim, çünkü
her yere yasaklıyım, yalnız serbestim sana

sana dokunuyorum kalaylanıyor gök
adını koyamadığım sessiz ihtilaller oluyor
fırtınalar oluyor, kasırgalar
çıldırtan bir güz yeşili örterken istek kipini
değdi değerken deniz kaçkını o mavi
çatılara, bulutlara, dumanına vapurların

şarkılar söylüyorum senin için değişik dillerde
bütün sevdalılar nehirler atlıyor, mevsimler
hele ana dilimle ki patlar oldum olası
sıkışmış mağma gibi yeraltında kaynayan

sana dokunuyorum, rastlantı olmaktan çıkıyor anlam
sana varıyorum, sular durmaz oluyor yataklarında
ki savunmalıyım diyorum güzel olan ne varsa
şu karıncalarla, günlerin yükünü taşıyan
böceklerle belki

bak çipolar çekiliyor gemiler
uzaklara çağırıyor düşü
sen mendil sallanışı gibi
dişil çiylerle kaplıyorsun denizi
ve açıkta, dalgada, sandallar gibi okşuyor suları
sözcüklerim
seninle aynı anlamda kavuştukça.

metin cengiz

doğu perinçek

turuncu gemi
türkiye'de her şey olabilirsiniz fakat rezil olamazsınız lafının yürüyen bir şeysi. kendisi adına ben bile utanıyorum.
yazık, uzaylılar ülkemizden bir deney canlısı kaçırsa ve o kişi de perinçek olsa, bütün primatların omurgadan müstesna evrim geçirdiklerini düşünebilirler.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

turuncu gemi
bir kaç gündür 8 saat çalışıp ortalama 14 saat uyuyorum. 2 seneye yakındır kendi denetimime alabildiğim bir depresyondaydım. kendimi bir gün tekrar bir şeylerin iyi olabileceği konusunda gazlayıp yaşıyordum. şaire göre yarısına geldiğim hayatımın bir çok döneminde mucize gibi iyi şeylerin parlayışına çok tanık olmuşumdur, artık olmuyor.
buna rağmen, tarancı'yla polemiğe girecek kadar iyimserdim. 35 yaş hiç yolun yarısı olur mu usta diyordum, ortalama yaşam süresi uzadı sen gittiğinden beri, 35 yaş gençliğin baharı artık.
bugün bir uyandım ki gazım bitmiş. bu gaz tanzim satış kuyruklarında satılmıyor, kdv'sini nakliyesini ödeyip alayım desen o da yok. 16 yıllık akp iktidarında bu da oldu.

depresyon olayı karmaşık bir maddedir. insan bazen depresyona tek bir sebepten girer ve sonrasında onlarca sebep görünür olmaya başlar. sonrasında bu sebepler birbirinin uydusu gibi döner durur. hatta çarpışmalarından sebepsel dna'ların iç içe girmesiyle çürümeler olur. bendeki böyle bir hal. çürüyorum.

kokoreç

turuncu gemi
antakya'da doğup büyüyen bir insan olarak 14 yaşımdayken istanbul'a gittiğim güne kadar hiç rastlamadığım bir yemek çeşididir. bizim antakyalı annelerimizin harika salça soslarıyla yaptıkları bumbar yemeği meşhurdur. bumbar benim en sevdiğim de yemektir. kokoreç'in de tadına ilk baktığım zaman o kadar lezzetli bir şeydir sanmıştım, kanaatimce değilmiş.

ankara'da bir sene boyunca hayatımı seyyar kokoreççilikle kazandım. aslında sacın üzerinde köfte sucuk üzerine bir atroksyon için açmıştım mekanı. kokoreç yapmayı bilmem ben, zaten sacın üzerinde de olacak iş değil normalde. gelen geçen herkes kokoreç sorunca yaratıcı antakyalılık resektörlerim devreye girmişti. hazır yapım kokoreç alıp sacın üzerinde çeviriyordum. sonrasında et tahtasının üzerinde bildik satır evresinden geçirdikten sonra saca atıp az su serperek buharla pişiriyordum kokoreçi.
afiyet olsun.

arkadaş zekai özger şarkıları

turuncu gemi
arkadaş zekai özger edebiyatta ismini epeydir bildiğim, bir kaç şiirini öylecek okuduğum bir şairdi. hayatı ve diğer şiirleri hakkında ne bilgim ne de bir fikrim vardı.
bugün bir şiirini göz yaşları içinde okudum. sonra bütün şiirlerini ve hayatını ağlayarak okudum. 25 yaşında bir gün benim de ölmeyi çok istediğim bir şehir olan ankara'da katledilmiş şiirimizin en güzel çocuklarından biri arkadaş. normal insan halite ruhiyesi bir şehirde mutlu yaşamayı ister elbette fakat bende mesele ankara olunca normallikten çok uzaklaşıyorum. zaten yeterince hakkedilmemiş mutluluklar yaşadığım bir kenttir ankara.

sanatın hiç bir zaman ''en'leri'' olamayacağını düşünmüşümdür. sanat çok tanrılı bir dindir çünkü. fakat ben 35 senelik ömrümde, üçüncü defa en sevdiğim şairi değiştiriyorum.

bu başlık altında en sevdiğim şair, arkadaş zekai özger'in bestelenmiş şiirlerini paylaşacağım.

senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül,
benim yüreğimi harmanlayan isyan olsun...
şimdi dingin gövdende uğultu ile büyüyen sessizlik,
ellerimde patlamaya sabırsız mavzer olsun!

başını omuzuma yasla,
gögsümde taşıyayım seni,
gövdem gövdene,
gövdem gövdene,
gövdene can olsun.

arkadaş zekai özger

turuncu gemi
merhaba canım

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)

muhteşem dizelerinin yazarıdır.

kadın sünneti

turuncu gemi
söze erkek dininin bir uygulamasıdır diye başlayacaktım fakat islam dini dahil hiç bir dinde böyle korkunç bir hüküm esas itibarıyla yoktur. güdülmemiş erkek zihninin iğrenç bir tecellisidir.
bazı arap ülkelerinde, kız çocuklarının klitoris bölgesi ve vajina dudaklarının bir kısmı kesilir. uygulanma aşamaları daha iğrençtir fakat anlatmaya dilim varmamakta. bu yolla kadın yetişkin olduğunda seksten zevk almaması ve kocasına sadık kalması amaçlanır.

kadının kurtuluşunun neden radikal bir feminizmden başka bir yoldan olmayacağına cevaplardan da biridir.

mustafa suphi

turuncu gemi
karadenizde, bir turuncu gemi içinde 14 yoldaşıyla karanlık güçler tarafından alçakça katledilen komünist önderdir. kendisini katledenler de karanlık bir sona kurban gitmişlerdir.
değerli yoldaşımı saygıyla yad ederim.

kalbim

göğsümde 15 yara var!.
saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!


göğsümde 15 yara var!
sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!

saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!...

göğsümde 15 yara var!.
deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
çar-pa-cak!!

nazım hikmet ran

boney m.

turuncu gemi
1970 ve 80'lerde muhteşem şarkıları ve harika danslarıyla dünya listelerini sarsmış gruptur. ortada dans eden adamın adını bilmesem de ona ''boney m. ağabey'' demek istiyorum, özel bir sempatim var.