confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - bilgin şirin

  1. toplam entry 1642
  2. takipçi 11
  3. puan 13832

turuncu gemi

esdemirei
sayesinde kelime hazineme kelime kattığım bir yazar. bir aralar eksilemeyi seven bir trol yazarımız vardı. o yazar yüzünden bayağı eksi yemişti. şimdi o trol nerededir bilmiyorum ama umarım bu sözlüğe uğramaz deyip diyeceğimi daha da karıştırmayayım.

turuncu gemi

azrailin regl donemi
(bkz:#107892) boşalan şu mekanda böyle düşünebilen kalite insanların olması muhteşem.

böyle bir düşünceye sahip kişi benim gözümde aydındır, aklıselimdir ve idealisttir. başlıkta bize diyecek pek bir şey bırakmamışsın üstat.

gerçi burası şampiyonlar ligiydi bir zamanlar. bu sözlük konsantre insanların bulunduğu bir yer, hep bu yüzden sevdim aslında bu mekanı.

klavyene sağlık üstat.

safra kesesi ameliyatı

miyesmikcih
safra kesesi ameliyatı gecikmişse safra çamuruna dönüşür ve gangren olur. işte ben gangrenöz koletit gibi bişeydi benim ameliyatım. yani işkenceydi, kalp ameliyatından uzun sürmüştü.
bütün hastalıklar üzerime toplanmış cehennemi bu dünyada yaşadım ahirete çekilecek günah bırakmadım.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

azrailin regl donemi
bazı şeylerin üstünü örterek, telefonları kapatarak veyahut bazı şeylerden uzakmış gibi davranarak beni kandırabileceğini sanan geri zekalılar var. bana söylenen hemen hemen her yalanın farkındayım. içinizden geçeceğim bilesiniz. ve yalan söyleyip de kendini üstün bir varlık olarak lanse etmek nasıl bir çelişki ulan böyle? yalan söyleyen insanın ancak kendine zararı olur, sadece kendini kandırır. iç dünyasında o boktan bakış açısıyla kendince mutlu olur bütün acıları erteleyerek. ertelediği, göz ardı ettiği ve bedelinin ödemediği her şey bir gün götünde patlar insanın.

bu arada insanlardan, kalabalıklardan bıktım. insanlar mı aptal ben mi yanlış yapıyorum? kimseye bir şey anlatasım, konuşasım gelmiyor ama olur da adam yerine koyup birine birkaç dakika kelam edecek olsam fırsatını bulduğu an terbiyesizliğini yapıyor. tahammül edemediğim bir şey bu. hani büyüklerin şu dediği laf cuk oturuyor sanki; etme çocukla muhabbet küstürürsün değme cam kırıyla götünü kestirirsin.. muhatap olmasan, laf anlatmak yerine direkt uygulasan politikanı seni eleştirirler evet ama daha öteye geçemezler, onlara söyleneni yaparlar ya da yapmazlar. açıklama ya da konuşma yaptığımda ise anlamadıklarını bir de karşıt tez sunduklarını hatta ve hatta hakaret edecek düzeye geldiklerini görünce "cahile laf anlatan ağzımı sikeyim" diyorum.

insan denen canlı bu dünyanın üzerine doğmuş en gereksiz ve en zararlı canlıdır. otobüsteyim kadının kucağındaki 6-7 yaşlarındaki çocuğa baktım öyle, ulan güzel bir insan yavrusu, sevmeye yaşatmaya değer görülecek cinsten. ama bir de madalyonun boklu tarafı var. son 30-40 yılda insan nüfusu 2 katına çıktı. bir sonraki katlanma 20 yılı bulmayacak belki de. yaşamak için, o boktan işe yaramaz neslini(neslinizi sikeyim) devam ettirmek için ürüyorlar, hastalanınca gebermemek için hastanelere gidiyorlar ve 50-60 yıl yaşıyorlar. şerefsizim otobüste kendimi uzaylı gibi hissettim insanlara bakarken. şimdi o çocuk acıkınca içgüdülerinin esiri olmuş bir şekilde ağlıyor zırlıyor, bir yeri acısa sanki bir tek kendisine hizmet ediliyormuş gibi bencilce ihtiyacının giderilmesini ısrarla istiyor. peki bu çocuk ne halta yarıyor? büyüyünce dünyayı daha güzel bir yer mi yapıyor? hayır. peki neden her ipinin koparan çocuk yapıyor? genleriniz çok mu muhteşem ya da üremezseniz öldürüyorlar mı? sanki saltanatına veliaht çıkarıyor pezevenk!

aranızda bu yazıyı okuyanlarınız olursa süratle unutsun. yarın çıkıp da deli diye çağırırlar beni.

ekşi sözlük

esdemirei
seçim zamanları dahil olmak üzere şu zamanlarda gerçekleşen barış pınarı harekatı kapsamında trolden tut da provokatör tipleri ve sosyal medyada cılkını çıkartan ergenleri ve niteliksiz bilgi giren kitleleri bünyesine hit uğruna dahil edip folloşunu çıkartan bir platform. Tek hoşuma giden yanı debe olmasına rağmen önceki cümlede olan gerçekleri görünce debe yanında hiç gibi kalıyor. Mobil uygulamasında bir yılı aşkın süredir güncelleme verilmesinden bahsetmiyorum bile.

in hoc signo vinces

cisi gelen sanat tarihcisi
Konstantin, savaşa giderken rüyasında kocaman bir haç görür ve bu sözü duyar.

latince, "bu işaretle fethet" anlamına gelir. sonrasında konstantin reyizimiz ordusunu haç ile donatır ve savaşı kazanınca da hristiyan olur.

bugünün avrupasının hristiyan olma nedenlerinden birisidir.

babanın söylediği unutulmayan sözler

hak yeme hell yeah
uyurken yakalandığım ve asla unutamayacağım sözlerdir.

ablamla sürpriz yapıp okullarımızdan eve geldiğimiz gün babam gece eve sarhoş gelip, bizim odamıza girmişti ve ablamın yanına yönelerek saçlarını okşamaya başlamıştı. ablam uyuyordu ama ben babamın sesine uyanıp uyuyor numarası yapıyordum.

ablamın saçlarını okşarken ''güzel kızım, canımın içi kızım, benim yaşama sevincim, ay ışığım'' falan dedi...

sonra benim yatağıma yöneldi, elini saçlarıma koydu ve ''bu da çocukken çok güzeldi ama kaşları birden kalınlaştı yav'' dedi ve gitti.

adalet

bonnie
hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme; doğruluk.

doğanın adaleti mükemmel şekilde işlerken insanın adaleti sınıfta kalmıştır.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

kombiwankenobi
Cidden artık soyutluyorum kendimi bazı şeylerden. Galiba çevremde insanların olmaması daha da güzel. Çabalıyorum, mutlu ediyorum, inanıyorum ama neden ben mutsuz oluyorum? Neden gün sonunda düşünüp kendimi bitiren taraf ben oluyorum? Daha gencim bunun beş-on sene sonrası artık olmak istediğim kişi olacağım. Küçük yerlerde küçük insan olacağım. Hayalim değil ama buna zorundayım galiba.

Arayanım çok soranım çok ama ben bunların gelip geçici olduğunun farkındayım. Biteceğinin farkındayım. O yüzden kaptırmamak istiyorum. Elbet bir zaman bitecek şeylerden mutlu olmak istemiyorum. Bu yüzdendir gitmelerim, umursamamalarım. kendimi alıştırmamak içindir.

ben seni üzerim kızı

kombiwankenobi
bir bok olmayacak kızdır.
evet.
eğer gerçekten değecek birini arıyorsanız kendini geliştirecek size bir şeyler katacak sizden bir şeyler kazanacak biri olsun.
o ne be öyle ben sana fazlayım sen bana fazlasın üzeriz falan. açık sözlülük bu değil.

mehmet akan

miyesmikcih
Zannedersem 1959 yıllında genç oyuncularla başlamıştı . Füsun erbulak niçin geç kaldım romanında bu devrimci sanatçıları anlatır. genco erkal, nevra serezli ve bir grup genç insanın yaşadıklarını çok güzel işlemiş .
ümit ünal'ın teyzem filmindeki emekli astsubay baba ve müjde ar'ın oynadığı üftade rolü gerçekten süperdi. Filmin yapımcısı fedai öztürk'ün bursalı olması ve üftade konusuna aşina olabilir diyorum.
mehmet akan'ın üvey baba rolü çok zor olmasına rağmen üstesinden rahatlıkla gelebilmesi oyun gücünü gösteriyor.
devrimci sanatçılar bilhassa ast tiyatroya çok şey kattı.

zülfü livaneli yanılgısı

miyesmikcih
fatih altaylı, zülfü livaneli'ye şöyle sesleniyor : "zülfü abi o kitabı toplat"
zülfü livaneli son kitabında fatıh altaylı'nın sunduğu teke tek programına katılan celal şengör ve ilber ortaylı hocaları cahillikle suçlamış.
konu incil hangi dilde yazılmış?
teke tek programına katılan celal şengör ' yunanca' yanıtını vermiş. zülfü livaneli bu bilgiyi yanlış diye son kitabına almış. odanın dili aramca, koca profesörler bilmiyor mu?gibilerden bir şeyler sallamış.
ben zülfü livaneli kitaplarını okumam,şarkılarını da başkalarından dinlemeyi tercih ederim. Bu ülkede aydın geçinen zat tam bir fiyasko.
evet, mesih isa aramca konuşuyor artı ibranice de konuşuyor, dahası bilinmez dilleri de konuşuyor. lâkin ıncili isa mesih yazmıyor. öğrencileri veya havarileri isa'nın söylemiş olduğu sözleri yazıyor .adindan anlaşılacağı üzere petrus, pavlus, matta ve yuhanna grekçe yani yunanca yazıyor, sonra da latince yazılıyor.
ben incil ilahiyatını okuyan biri olarak bunu biliyorum. hattâ yeni iman etmiş vaftiz olmamış öğrenciler de bilir.
zülfü livaneli kitabı yazmadan celal şengör hocaya bir danışsaydı. ' hocam siz programda incilin yunanca yazıldığını söylediniz ama ben isa'nın aramice konuştuğunu biliyorum' deseydiniz ateist celal hoca size din dersi verebilirdi.onca kitap piç olmazdı.
yazık olmuş zülfü livaneli'nin penceresine.

dud

bonnie
bu sözlükte ne yapıp etsekte kendisine bir türlü "bir tatlı huzur" sunamadığımız yazar.
bu tatlı huzuru alamayışından olsa gerek ya sözlüğe saldırır ya yazarlara. geçen yıl tam da bu zamanlarda o zamanki mahlası delri ile de minnak bir kalkışması olmuştu.

pozitif olmayan ve yapıcı eleştiriler yerine yıkıcılığı tercih eden her yazar gibi bu yazar da aslında bu sözlüğe layık değildir. zaten ne kendisinin bu sözlükte yazma amacını ne de ilgili yazarı bu sözlükte tutanı anlamış değilim.

o kadar sabırlıyımdır aslında ama inanın ben bile dayanamadım.

27 temmuz 2019 suriyelilerin mitingi

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
Düzensiz göçle mücadele etmek amacıyla İçişileri Bakanlığı tarafından İstanbul'da kaydı olmayıp diğer illerde kaydı olan Suriyelilerin 20 Ağustos 2019 tarihine kadar bu illere dönmesini, dönmemesi hâlinde gerekli müdahelelerin yapılacağı söylenmesi üzerine Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği, Mülteci Hakları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Hukukçular Derneği iş birliğiyle 27 Temmuz 2019 tarihinde saat 17:00'da İstanbul'un Fatih ilçesindeki Saraçhane Parkı'nda yapılacak olan mitingdir.

instela

tekel savascisi ahmet abinin yegeni
Uzun zamandır sadece radyosu için giriyordum fakat geçenlerde birkaç farklı arkadaşım bakmamı önerince bir girdim ki o ho ho. Yıllardır yaratmak istediğimiz ortam oluşmuş memeler götler havada uçuşuyor. Negzel.

Yazdığım dönemde savaş açtığım femenazi terör örgütü tabi ki ilgi çektiği için başka bir kadın yazara savaş açıyor. Örgüt onlar örgüt. Allah feministlerden sözlükleri ve hatta bu ülkeyi korusun.

Tabi diğer yanda bu feninistlere yaranmaya çalışan meriçler. Eminim özelden salyaları akarak çıplak şekilde görme yolu aramışlardır ahahahd amk itleri sizi.

Bir sözüm de doğru tarafta bulunmasına rağmen lafını yediğini gördüğüm adem kardeşime. Lan hani büyük meme köylülüktü, sen hep 2 liralık alıyordun. En iyisi küçük memeydi ajandjaj he girinin altında varsın. Kahrolsun Memeyi büyük veya küçük diye ayıranlar.

Şimdi gelelim zengin sözlüğün kızlarına. Sizlere bir miktar kırgınım. Bakın diğer sözlüklere nasıl hareket gelmiş. Burası? Boş. Bomboş. En kısa zamanda lö şuhanecim mesajını aldım, ölmüş sözlüklere can vermek adına ben de mememi atıyorum diyerek bir challenge işine girmeniz lazım. Böyle olmaz.

suriyeli

bonnie
ülkemizde yaşayanların sayısı resmi rakamlara göre 3,5 milyon olan mülteciler.

ülkemizdeki durumları, nedenleri ve sonuçları ciddi anlamda tartışılabilir bir kitle haline gelmişlerdir.

19 temmuz 2019 yavuz oğhan ismail saymaz akif beki'nin işten çıkartılması

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
Bahsi geçen olayın ardından Zafer Arapkirli resmi Twitter hesabı üzerinden attığı tweet'te “RS FM'le buraya kadarmış. 3 yılı aşkın bir süredir her sabah 07.00-09.00 arası sizlerle SEYR-İ SABAH eylediğimiz RS FM'le yollarımızın ayrıldığını, ben de duyurmak isterim. Özgürce, onuru ile gazetecilik-yayıncılık yapmak isteyene yer mi yok, mekân mı yok? Görüşürüz” ifadelerini kullandı.

takvim gazetesi'nin yılın 356 günü emekliye müjde haberi

kombiwankenobi
sürekli bir şeye müjdeli bir haber geliyorsa korkmak gerek. çünkü o haber gelinen nokta yerle bir olmuştur ki sürekli yerin dibinden çıkarmak için müjdeli haber gelsin. bakın mesela milletvekillerine ve bakanlara maaş yönünden müjdeli haber geliyor mu? hayır. çünkü onlar maalesef ki müjdenin taaa kendileri. üzüyor mu? üzmüyor artık. çünkü şaşırmıyorsun. yine aynı mantık. şaşıralacak yanı kalmadığı için insan şaşırmıyor.

zengin sözlük yazarlarının hikayeleri

cisi gelen sanat tarihcisi
İsmi Mert olan, kısa boylu ve cılız bir adam var, yaşı 24. Hayatı kitap okumak, bir şeyler izlemek ve tek başına güneşin batışını izlemek ile geçiyor. Hadımköy'de yaşıyor.
Sanat Tarihi öğrencisi olan bu arkadaşımız, bir gün bir kafeye gidiyor. Elinde uzun zamandır bitirmeye çalıştığı bir kitap var: Hannibal Doğuyor kitabın ismi.
Sayfalarını çeviriyor, her sayfasında biraz daha sıkılıyor kitaptan Mert. Derken, yan masadan 40'larının başında olan ama atletik gözüken, uzun boylu, doğal sarışın bir kadın gelip masasına oturuyor.
"Merhaba, umarım rahatsız etmiyorum..." diyor, Mert'e.
"Elbette etmiyorsunuz." diye cevap veriyor Mert, bir an önce kalkıp gitse keşke şu kadın diye düşünüyor.
"Uzun zaman önce okumuştum, çok kötü bir son ile bitiyor..." diyor sarışın kadın, Mert'e. "Dövmeleriniz, neden Artemis? Troya savaşında bizim tarafımızda olduğu için mi?" diye soruyor.
Bizim taraf. Mert, kadının Antik Yunan karşıtı olduğunu anlıyor. Doğunun tarafını seçtiğini biliyor artık.
"Evet." diye cevap veriyor kısık sesle.
Ve sonrası mı? Hararetli bir konuşma başlıyor. Korku filmleri, cinayet romanları, efsaneler.
Kadın, Mert'in yanında tam üç saattir oturuyor. Artık kalkma zamanı geldiğini anlıyorlar, kalkıyorlar.
"Hala isminizi söylemediniz..." diye sitem ediyor Mert, kadına.
"Semiha..." diyor kadın. "İsmim Semiha."
Gülümsüyor Mert. "Tekrar görüşmek ister misiz?" diye soruyor, çekinerek.
"Lütfen, çok isterim." diyor kadın. Çarşamba günü, saat 1'de, aynı Kafe'de.
Kadın uzunca bir düşünüyor, ve tekrar konuşmaya başlıyor.
"Ben, ben telefon numaramı da vermek isterdim ama telefon kullanmıyorum. Elektronik hiçbir şeyi kullanmıyorum." diyor kadın. "Saat bile." Sonra, uzatmadan "Her neyse, çarşamba görüşeceğiz nasılsa." diyor, gidiyor.
Çarşamba günü Mert saat 11 gibi uyanıyor. Gözlerini kırpıştırarak lavaboya gidiyor, yüzünü yıkıyor. Saat 1 olana kadar üzerini giyinip elinde kalan kitabını bitirip başka bir kitaba başlamak için can atıyor.
Saat 1'e on dakika varken giriyor kafeye, göz ucuyla kafedekilere bakıyor Mert.
Eveet, Semiha orada. Kırmızı çiçekleri olan beyaz bir elbise giymiş. Sarı saçlarını ensesinde toplamış. Çilleri çok belirgin halde.
Yanına yaklaşıyor Mert onun. "Lütfen, terasta oturalım, sigara içeceğim." diyor Semiha, o oturmadan.
Terasa çıkıyorlar, esen rüzgar Semiha'nın alnına değen toplanmamış birkaç saçı bir o yana bir bu yana sallıyor. "Uzun süredir bu kadar tuhaf hissetmemiştim." diyor Semiha. "Cinayetler, gizemler." diye ekliyor.
Mert, olayı merak ediyor.
"Yeşilbayır'ı biliyor musun?" diye soruyor Mert'e, kadın. "Evet..." diye cevap veriyor Mert.
"Buraya çok yakın." diyor, "Oradan gelen, ben okula giderken sınıfımda okuyan arkadaşlarım vardı."
Kadın bir iç çekip anlatmaya başlıyor. Orada, bir kilise varmış zamanında. Bu kilise yıkılmış zamanla, Semiha 7-8 yaşlarındayken orada bir ceset bulunmuş.
Yıkılan sütunlardan arda kalan kısımda başsız bir kadın cesedi varmış. Kadının kim olduğu bulunamamış.
Sonrasında, olayla ilgilenen polislerin hepsi tuhaf biçimde ölmüş.
Evet, tuhaf, kimisini elektrip çarpmış, kimisi balkondan düşmüş, kimisi arkadaşının silahının ateş alması neticesinde ölmüş.
Ama Yeşilbayır küçük yer, o yerin adı lanetliye çıkmış.

Mert, bu yeri çok merak ediyor. "Bu yer, bu yer nerede?" diye soruyor.
"Yeşilbayır merkezinin üst kısmında, Ermeni mezarlığının arkasında." diyor ona Semiha ve göz kırpıyor.
"Gitmek istersen, götürebilirim." diyor.
"Çok isterim!" diyor Mert, ama bunu söylerken bile anında pişman oluyor. Tanımadıgı bir kadın, cinayet işlendiği söylenen bir yer, dahası da saçma sapan bir yere gidecek olması.
"Tamam, 6 gibi burada ol, seni almaya geleceğim, şimdi kalkmam gerek." diyor Semiha ve Mert'e hiçbir şey söyleme imkanı vermeden kafeden ayrılıyor.

Mert eve gidiyor. Düşünceli şekilde gözlerini kapatıyor. Bu kadın da kim, neyin nesi, neden karşısına çıktı ki?
Mert gözlerini açtığında saat 6'yı 20 geçiyor. Mert evden hızla çıkıyor ve koşarak kafeye varıyor. Kafenin içerisine bile bakmadan Semiha'nın orada olduğunu anlıyor. Semiha, kafenin ön tarafındaki otoparkta, arabasının bagajının üzerine oturmuş sigara tutturarak Mert'e gülümsüyor.

Bir Peogeog 206.

"Geç kalacağını biliyordum." diyor, "Sana 1 saat ek süre tanımıştım ama erken geldin." diyor.
"Üzügünüm." diyor Mert, kararan havaya bakıyor. "Yarın gündüz vakti gitmiş olsak daha iyi olmaz mı?" diye soruyor.
"Hayır, tam vakti. Hadi, zaman kaybetmeyelim diyor." Semiha.


Mert, kararan havaya ve batmaya çabalayan güneşe bakıyor. İçi kararıyor, korkuyor. Kafasında senaryolar kuruyor.
Kadın ona orada saldırıp onu öldürmek isterse, kadının kafede sipariş ettiği yemeği yemesini aklına getiriyor. Kadın solak ve onun sol elini kırarsa onu savunmasız bırakabilir.

Kadın, Yeşilbayır'a gayet sakin ve temkinli kullanırken, "Lütfen torpidoyu açar mısın, bize bir sürprizim var." diyor.
Mert, torpidoyu açıyor, en üstte iki yaka kartı var. Üzerlerinde "Dedektif Semiha." ve "Dedektif Mert" yazılı.

Koskoca bir kahkaha patlatan Mert, bunları yaparken çok uğraşıp uğraşmadıgını soruyor.
Semiha da gülümsüyor. "Çok eğlenceliydi!" diyor.

Yaka kartını boynuna geçiriyor ikisi de, ve mezarlığı geçer geçmez, yıkık dökük bir harabe ile karşılaşıyorlar.

Arabadan iniyorlar, yıkılmış sütunlar var, ama bir üstun diğerlerinden daha uzakta duruyor. O daha sağlam ve üzerinde 3 tane kırmızı x çizilmiş. Üçü de silinmek üzere.

"Korinth!" diye haykırıyor, Mert.
"Değil." diyor, Semiha. "Kiliselerdeki süslemelerin isimleri antik yunan terminolojisinden farklıdır." diyor.

İlerliyorlar. "Burada mı başsız kadın ölü bulundu?" diye soruyor, kadına. "Evet." diyor Semiha.

"Görmek ister misin?" diye soruyor, Mert'e. Tam bu sırada bir karga, arkalarından havaya kalkıyor, uçmaya başlıyor.
"Nasıl yani?" diye soruyor Mert. Semiha gülümsüyor. "Bekle." diyor.


Semiha, arabadan geri dönerken elinde el fenerleri ve bir adet uv ışını getiriyor.
UV ışınını sütunun üstüne doğru tutuyor. Işık tutulan yerin altında kırmızı tuhaf bir leke beliriyor.
Lekeler...

"Kan." diyor, Mert.
"Öyleydi..." diye ekliyor Semiha.

Ama o anda bir şey oluyor. Onların bulundukları yere bir ışık vuruyor. Tam karşılarında, biraz uzaklarında kalan yokuştan bir araba onlara doğru geliyor.

"Mert!" diye bağırıyor kadın. "Arabaya bak! Araba siyah mı!"
Mert, "Evet." diyor. Semiha, "HEMEN ARABAYA ATLA!" diye bağırıyor.

Mert'in huysuzluğu üzerinde. "Lütfen emrivaki olmas..." ın demek üzereyken. Semihanın atla diye bağırışına şahit oluyor.

Öyle bir bağırıyor ki, Mert hemen arabaya binmezse onu geride bırakacağını biliyor.

"Bizi görmediler, bizi görmemiş olsunlar." diyor, Semiha arabayı hızla köyün içerisine sürerken.

"Bizi görmemiş olmaları çok zor, ışık ikimizi de aydınlattı." diyor.
"HAYIR! GÖRMEDİLER!" deyip ağlamaya başlıyor, Semiha.

Artık Hadımköy'e varmak üzereler. Ama o da ne, yan yoldan siyah bir araç onlara doğru geliyor, onlar gibi hızını arttırıyor, onlara çok yaklaşıyor.

Mert'in ödü kopmaya başlıyor. Semiha hızı arttırıyor, ama siyah araç daha da arttırıyor.

Ama o sırada bir şey oluyor.. Siyah araba birden duruyor. Hızla gerilerinde kalıyor.

Hadımköye vardıklarında ikisi de kan ter içinde iniyorlar kafenin önünde arabadan.

"Bana neler olduğunu anlatacaksın." diyor, Mert. "Lütfen. Oturalım, ve bir sigara yakmama izin ver." diyor kadın.

Oturuyorlar, sigara yakıyor ikisi de.

"Şimdi, bana soru sorma. Sadece dinle. Bitirdiğimde soru sorarsın." diyor.

Başlıyor anlatmaya.

Çok çok çok önceleri, cinayet olayları sonrası, Semiha 10 yaşındayken, arkadaşları Melike ve Siren ile o kilisenin olduğu yerde ailelerinden gizlice saklambaç oynamaya giderlermiş.

Bir gün, yine aynısını yapmışlar. Ama, Semiha'nın tuvaleti geldiği için koşa koşa eve dönmesi gerekmiş. Geriye döndüğünde ise, arkadaşlarından hiçbir iz yokmuş. Sadece, sütunun birinde 2 tane x işareti varmış.

1 Yıl içerisinde Semiha tam 6 kez çocuk polis tarafından soruglanmış ama arkadaşları bulunamamış.

Yıllar geçmiş, Semiha tam 30 yaşlarına varmışken tekrar kaybolma olayı olmuş. Hem de tam arkadaşlarının kayboldugu yerde. 2 çocuk kaybolmuş.

Bunları anlatırken, bir anda Mert olaya atlıyor. "O hikayeyi biliyorum. Kaybolan çocuklardan birisi, ilkokulda karşı sınıfımdaydı." diyor. "Tanrım, anlattıkların gerçek." diye ekliyor.

"Lütfen sözümü kesme." diyor, ona kadın. Devam ediyor.

Oraya gidiyor tekrar Semiha ve o sütunun orada, 4 x olduğunu görüyor. Bir gün, UV ışını ile geri geliyor ve sütundaki kanı fark ediyor.

Ara sıra oraya tekrar gidiyor, ama tam olarak tuhaf şeyler 3 yıl önce başlıyor. Bir gün oraya gittiğinde, 3 tane uzun boylu siyah giysili insanın saatlerce orada beklediğini görüyor. Bir araba gelip onları alıyor. Sonra fark ediyor ki Semiha, birileri onu izlemeye başlıyor. O da tüm elektronik aygıtlarından kurtuluyor.

3 kez daha denk geliyor bu olaya, her seferinde onları uzaktan izliyor.

"Peki ya buna beni neden bulaştırdın?" diye soruyor ona, Mert.

"Mert..." diyor, Semiha.
"Burada seni kimse sevmiyordu. Herkes tuhaf ve istemeyerek bakıyor. Kimsenin sevmediği insana güvenebilieceğimi fark ettim. Ve okuduğun polisiyeler çok kaliteliydi." diyor, Semiha, gülümsetmeye çalışıyor onu.

"Korkuyorum." diyor, Mert.
"Korkma. Yarın burada, akşam 5 gibi buluşalım, lütfen." diyor.

Mert ona veda ederken dikkatli olmasını söylüyor. Eve giderken bile izleniyor olma hissi aklındanı çıkmıyor.



Gece yarısı Mert, bir ses kaydetmek istiyor bilgisayarında, ama tuhaf bir şey oluyor. Bilgisayar, mirkofonun o anda başka bir programda aktif oldugunu bildiriyor.
Mert şaşırıyor, önemsemiyor.


Mert, kitap okurken bir şey fark ediyor. Bilgisayarının kamerasının aktif olduğu ışık yaınp sönüyor.

Mert korkmaya başlayıp bir bant yapıştırıyor.

Paranoyak olmaya başlayan Mert, ertesi günü iple çekiyor.

Mert, ertesi gün buluşma saatinde Kafeye gidiyor, beklemeye başlıyor.
Saatler geçiyor ama Semiha'dan haber yok.

Mert, bir çılgınlık yapıyor ve amcasının arabasını ödünç alıp Yeşilbayırdeki o yere gidiyor.

Gündüz vakti, hala güneş ışıkları etrafa yayılıyor.

Bir şey Mert'in çok dikkatini çekiyor. Sütunun orada artık 5 x var. Semiha'dan haber yok...

Mert korkuyor, arabaya binip hızla eve geliyor. Polise bunu anlatmaya korkuyor, daha soyadını bile bilmedigi bir kadınla bunları konuştuğunu söylemek istemiyor.

Ve yapması gereken en doğal şeyi yapıyor.
Bir Psikiyatristten randevu alıyor.


Ertesi sabah Mert, psikiyartiste paranoyak davrandığından bahsediyor. Psikiyatrist ise klasik diğerleri gibi.
Ona ilaçlar yazıp kafasından defetme peşinde.

Mert, hastaneden çıkar çıkmaz Kadıköy'ün yolunu tutuyor. Biraz gezmek istiyor. Tuhaf bir sergiye denk geliyor.

"Akıl Hastalarının Tiyatro Fotoğrafları." yazıyor, serginin ismi.

Marat'ın ölümünü konu edinen bir tiyatroyu, ilk olarak Fransızlar 1960'larda oynamışlardı, Türkler ise biraz rötarlı olarak 90'larda oynamış olsa gerek diyor.

Sergiyi gezmeye başlıyor. Ama daha ilk fotoğrafta, dizleri titriyor. Fotoğrafta, karşısında bir kadın, elinde kocaman bir bıçağı tutmuş, Marat olduğunu düşündüğü bir adama doğrultuyor.

Bunu yapan kadını Mert çok iyi tanıyor. Yüzündeki çilleri, çenesinin altındaki bene kadar.
Semiha, Charlotte rolünü üstlenmiş...

Koşarak görevliye o kadının kim olduğunu soruyor bizim Mert. Görevli ise, ilerideki bölmedeki defterde hepsinin hayat hikayesi yazdığını söylüyor.

Mert koşarak defteri açıyor, şansına ki yine ilk sayfada, karşısında kocaman Semiha'nın bir fotoğrafı duruyor.

Mert daha çok şoka uğruyor, korkuyor, ensesi karıncalaşıyor.

Semiha yazması gereken yerde, tuhaf bir isim yazıyor.

Melike Çam yazıyor.

Kadının, o zamanlar 23 yaşında olduğu yazıyor. Ve yazılar gittikçe korkunçlaşıyor. Kadının, o tiyatrodan 3 yıl sonra hücresinde intihar ettiği yazılı.

Mert, korkarak sergiden uzaklaşıyor. Tek yapmak istediği eve gitmek. Güvende hissettiği tek yere geri dönmek.

VE KİMSEYE İNANMAMAK!


Mert, Hadımköy'e tam 3 saat sonra varıyor. Evine girmek üzereyken, kapsının girişine tutturulmuş bir zarf görüyor.

Zarfın içi boş, zarfın üstünde ise "YARIN 4, AYNI KAFE, SEMİHA" yazıyor.

Gerisini henüz getiremedim düşünüyorum

1965 seçim güzelleri

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
Akbaba Dergisi tarafından 1965 yılında piyasaya sürülen 38'inci sayı kapağında görülen olaydır. Kapakta 1965 Türkiye Genel Seçimlerine adaylığını koyan Cumhuriyet Halk Partisi'nden İsmet İnönü, Adalet Partisi'nden Süleyman Demirel, Millet Partisi'nden Osman Bölükbaşı, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nden Alparslan Türkeş, Türkiye İşçi Partisi'nden Mehmet Ali Baydar, Yeni Türkiye Partisi'nden Ekrem Alican görülmektedir.

dünya sözlük

kombiwankenobi
boş bir zamanımda deneyimlemek için bir hesap açmıştım.
sabah "tüm entrylerimi silmek istiyorum nasıl yapabilirim" gibisinden bir entry girdim duyurular kısmı olmadığı için.
az önce hesaba giriş yaparken ''yönetim tarafından hesabınız kapatılmıştır'' diye bir bildirim aldım ve sadece güldüm skdasdk.
kardeşim uyarsana hasta mısın? hayır meraklısı da değilim beyaz tv-yeni akit çakması sözlükte yazar olmaya.
he bunlar hep "tuborg filtresiz" başlığına entry girdiğim için oldu biliyorum ama pişman değilim :):):)))

he sakın biz herkesi kucaklıyoruz gibisinden şeylerine kanmayın.
çünkü "kucaklamak" kelimesini bile yanlış anlayabilirler.

7 Temmuz 2019 Deniz Zeyrek'in 51 Günlük Kayyum Bilançosu Köşe Yazısı

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
Sözcü Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek'in 7 Temmuz 2019 tarihli “51 Günlük Kayyum Bilançosu: 3 Milyar 300 Milyon Yeni Borç, 1 Milyar 700 Milyon Harcama ve 2 Bin 500 Yeni İstihdam” başlıklı yazısıdır. Yazının tam hâli şu şekildedir: “31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra, mazbatanın seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na verilmesini tam 17 gün beklemiştik. Ekrem İmamoğlu, göreve gelir gelmez, 1 Ocak 2019 gününden itibaren yapılan işlemleri tespit etmek için belediye verilerini yedekleme talimatı vermişti. Kıyameti kopardılar. Sanki MİT'in verilerini kopyalıyormuş gibi hava yarattılar ve meseleyi bir ulusal güvenlik meselesine dönüştürdüler. Nihayetinde YSK son derece hukuksuz bir kararla mazbatayı iptal edip seçimlerin yenilenmesine karar verdi. O gün tarih 6 Mayıs 2019'u gösteriyordu. Ekrem İmamoğlu'nun görevdeki 18'inci günüydü. Ekrem İmamoğlu mazbatayı iade etti. Ankara'dan İstanbul Valisi Ali Yerlikaya kayyum olarak İBB Başkanlığı'nı da yürütmekle görevlendirildi. 23 Haziran 2019 günü yapılan İstanbul seçiminde belediye geri alınacakmış gibi hareket etmeye başladılar. Genel Sekreter Hayri Baraçlı o öz güvenle Ekrem İmamoğlu'nun katıldığı canlı yayına mesajlar gönderip açıktan kafa tuttu. İBB çalışanları itfaiyeci, imam, İŞPARK görevlisi kıyafetleriyle, parti militanı gibi belediyenin önünde Ekrem İmamoğlu aleyhine gösteri yaptılar. 23 Haziran 2019'da ne olduğunu yazmama gerek yok. 14 binden az olan fark 806 binin üzerine çıktı. İstanbul halkı bu karşılıksız öz güvene dersini verdi. Ekrem İmamoğlu, 6 Mayıs 2019 ile 23 Haziran 2019 arasında belediyedeki israfa dikkat çekip, makam aracı saltanatını anlatmıştı. Doğrusu Ekrem İmamoğlu'nun sözünü tutup o araçları Yenikapı Miting Alanı'nda sergilemesini bütün İstanbullular bekliyor. Peki, aradan geçen 51 günlük kayyum döneminde neler oldu? Halkın iradesi ile seçilmiş belediye başkanını beklemek yerine neler yaptılar? Biraz araştırınca gördüm ki boş durmamışlar. Örneğin 31 Mart 2019'da 82 bin olan İBB personel sayısı 23 Haziran 2019'dan önce 84 bin 500'e çıkmış. Yani apar topar 2 bin 500 kişi istihdam edilmiş. Belediyenin borçları toplamı 31 Mart 2019'da 26,7 milyar TL idi. 23 Haziran 2019 itibarıyla bu miktar 30 milyar TL'ye çıkmış. Yani arada 3 milyar 300 milyon lira daha borçlanılmış. Belediyenin gelir gider tablosuna bakıldığında anlaşılıyor ki, harcamalarda da frene basılmamış. 16 Haziran 2019'da belediye kasasından 1 kalemde 1,7 milyar TL çıkmış. Sadece yeni istihdam, borçlanma ve harcama miktarları bile İBB'nin kaynaklarından son ana dek yararlanıldığını gösteriyor. İnşallah, o paralar yandaşların çıkarı için değil, İstanbul halkına hizmet için harcanmıştır. Bu arada Ekrem İmamoğlu iyi ki o verileri yedeklemiş. Yoksa bu değişimleri bu kadar kısa sürede anlamak imkansız olurdu. Hükûmete yakın medyada, muhalefet partilerinden belediye başkanlarının göreve gelir gelmez yaptığı işten çıkarmalar ön plana çıkarılıyor. İlgili haberleri okuyunca, izleyince insan o başkanları ister istemez işçi düşmanı gibi görüyor. Ancak, yapılan işten çıkarılanların ortak özelliğine bakınca, çoğunun seçimlerin hemen öncesinde oy devşirme amaçlı, partizanca yapılmış işe alımlar olduğunu görüyorsunuz. Şahsen hiçbir işten çıkarmayı tasvip etmiyorum. Eğer mümkünse, oy devşirmek için, hatta partizanca yapılmış olsa dahi, alınanlar bankamatik çalışan değilse, ihtiyaç varsa, işe uygunlarsa o elemanları tutmaya çalışmaları son derece insani olur. İşsizliğin pençesinde hayata tutunmaya çalışan insanların oyunun rengine bakılmamalı.”

2019 inşaat sektörü krizi

ruzgara karsi iseyen adam
Yıllardır geliyorum diye bağıran ve 2019 öncesinde de etkisini gösteren kriz. Bir çok yerde, 4-5 yıl öncesinde yatırım amacıyla alınan dairler, bugün aynı fiyata ancak satılabiliyor. O süre içerisinde türk lirasının kaybettiği değer hesapladığında, yatırım amacıyla alınan dairelerin uğrattığı zarar da ortaya çıkacaktır. Artık deniz tükendi ve sıcak parayı betona gömme günleri geride kaldı.

Şahsen günümüz şartlarında yatırım amacıyla 2.evini alan insandan şüphe ederim. Kiracı sıkıntısı, dask, konut vergisi, kira gelir vergisi, tadilat vb. Bir çok gideri geçtim, sıcak paraya o kadar ihtiyaç var ki; para, konut dışında nerede değerlendirilirse değerlendirilsin getirisi daha çok oluyor. En basit örnek vadeli mevduat hesabı. Faizler o kadar yüksek ki, konuta ödenen para, doğru vedelerle değerlendirildiginde, alınan kiranin 3 misline kadar çıkabiliyor.

30 haziran 2019 odtü mezuniyet törenindeki pankartlar

esdemirei
ODTÜ'nün 30 Haziran 2019 tarihinde üniversite içinde yer alan Devrim Stadyumu'nda düzenlenen mezuniyet töreninde mezun olan öğrenciler tarafından gösterilen pankartlardır.

Pankartların içerikleri şu şekildedir:
- Oraya 806 Bin 429 Oy Daha Yazmanızı Rica Edeceğim,
- Geç Oldu Güç Oldu, Bir Çift Mavi Gözün Işığında Her Şey Çok Güzel Oldu,
- Hiçbir Şey Olmasa Bile Kesinlikle Bir Şey Oldu,
- Geçen Sene 13 Bin Farkla Mezun Etmediniz, Bu Sene 813 Bin Farkla Diplomayı Almaya Geldik,
- Mezun Oluyor Musunuz? Ben Ne Bileyim Kardeşim,
- Hoçça Ğalın Ğidiyos Biz,
- Bu Pankartın Dörtte Biri Sahte,
- 13 Saattir AA'dan Diploma Bekliyoruz,
- Hep Denedim Hep Yenildim, Olsun Ğine Dener Ğine Yenilir Daha İyi Yenilirim,
- 10 GB İnternetle Vikipedi'ye Girebiliyor Muyduk?
- Hayaller Altın Sarısı, Hayatlar Kömür Karası
- Kanıksamayacağız (#tavizvarsesçıkar, #çocuksusarsensusma, #hayvanaşiddetsuçtur #transcinayetleripoli, #rabianazaneoldu, #şuleçetiçinadalet, #özgecanaslan #neviniçinadalet, #iyikivarsıneren, #homofobiöldü, #şiddetehayır, #10EkimAnKARA, #Adaletİstiyoruz, #SansürsüzTürkiye, #Gezi6Yaşında, #AklımızKalbimizSomada, #KYKBorçlarıSilinsin, #İşKazasıDeğilCinayet, #KavaklıkDireniyor, #CinsiyetçiliğeIrkçılığaHayır, #İşYokKekVar
- En Güzel Birinci Sınıftı, Ne Biz Hocaları Anlıyorduk Ne De Hocalar Bizi Anlıyorduk,
- O Eski Halinden Eser Yok Şimdi (#PVC, #Mermer, #Beton, #SüngerBob),
- Liberte, Egalite, Fraternite (Eşitlik Özgürlük Kardeşlik),
- Bu Diploma Adama, Kişiye, Kişilere, Gruplara, Cemaatlere, Vakıflara, Derneklere Hizmet İçin Kullanılmayacaktır.


zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto

akla ve bilime peşkeş çekiyorum

esdemirei

İstanbul Maslak'taki bir özel üniversitenin mezuniyet törenine katılan Ekrem İmamoğlu'nun kullandığı ifade. İfadenin tam hâli şu şekildedir: “Hem Harem'i hem de Esenler'i şehir dışına taşıyacağımız için hızlıca Esenler Otogarı'nı, şehrin kalbinde, metro ulaşımı olan aynı zamanda İstanbul'un en yeşil vadilerinden biri olan alanın hızlıca taşınma ve dönüşmesini yapıp, yüksek teknoloji merkezine dönüştüreceğiz. Bazıların belki işine gelmemiş olabilir. 'Birilerine peşkeş mi çekiyor' diyebilirler. Evet, ben bu alanı ve o alanları, akla ve bilime peşkeş çekiyorum.”

mutsuzun mutlulara borcu var

esdemirei

zenginsozluk.com/foto

zenginsozluk.com/foto
Eski HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in kızı Ceren Önder'in Twitter hesabı üzerinden 24 Haziran 2019 tarihinde attığı tweet ekindeki açıklama içerir ekran alıntısında geçen ifadedir. İfadenin tam hâli şu şekildedir: “Yarın Salı, kapalı görüş Salısı. Ben babama yazlık gömlek, ince çorap götüreceğim. Kara kış günü girdiği Kandıra'da yazı karşılayan, dün yaşadığımız hisseleri daha önce yaşayalım diye denemediği çözüm, gitmediği yol, çalmadığı kapı, duymadığı küfür, almadığı tehdit kalmayan, haftada bir saatten fazla göremediğim, kendimi bildim bileli bir tatile çıkmamış, bir mülk almamış, kendinden başka her yere koşan, 7 aydır Kandıra'da tek başına hapis yatan babama. Neden orada biliyorsunuz. 12 Eylül'de tüm gençliğini neden yıllarca hapiste tükettiyse ondan. Kendi deyimiyle o tozların getirdiği çamurdan. Bir de mutsuzluğa karşı hissettiği borcundan. Niyetim keyif kaçırmak değil. Hepimiz umutla doluyuz ne güzel. Gülistanı kabristana çeviren, okunan mektupları istediği zaman suç, istediği zaman oy unsuru yapan ve hepimizin çok alıştığı o zifiri karanlıkla savaşını da aynı umutla verdi babam. Ömrü yettikçe de verecektir, gururluyuz. Dediğim gibi bizim hep borcumuz var. Çünkü babamdan en çok duyduğum cümle, Mutlunun mutsuza borcu var oldu hayatım boyunca. Biz yüzyıllardır bu mutsuz, sevmek nedir, hiç tanımadığı birinin hakkı için mücadele etmek nedir bilmeyen, hiç çıkar yokken verilen emeği anlamayan zalim, sağır, kör karanlığa umudumuzla, mutluluğumuzla, beraberliğimizle borcumuzu ödüyoruz.”

19 haziran 2019 konda'nın seçim anketi sonuçları

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
23 Haziran 2019 İstanbul Yerel Seçimi için Konda'nın 19 Haziran 2019 tarihinde web sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden yayınladığı seçim anketi sonuçlarıdır. Yazıya göre araştırma 15-16 Haziran 2019 tarihlerinde İstanbul sınırları içinde 157 mahallede, 3 bin 498 kişiyle yüz yüze görüşülerek gerçekleşmiş, yüzde 9,4 kararsız veya oy kullanmayacak seçmen orantılı bir şekilde dağıtıldığında CHP İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu yüzde 54, AKP İstanbul adayı Binali Yıldırım yüzde 45 oya ulaşacağı öngörülmüş.

pazar günü sisi mi diyeceksiniz binali mi

miyesmikcih
akp'nin başkanı yine diliyle çevreyi kirletiyor, insanın ruh sağlığını bozuyor.
toplu açılış töreninde imamoğlu'nu sisi'ye, binali'yi mursiye benzetmiş akp'li cumhurbaşkanı.
adam kuduz gibi saldırıyor.
pazar günü sisi'ye mi vereceksiniz, binali'ye mi?
mursi kim yahu katil müslüman kardeşler örgütü üyesi. mahkemeye dahi çıkarmayıp korkudan ölen kişi.
ulan bu ülkede ne gençler asıldı hatta 17 yaşında çocuklar, hiç biri korkudan ölmedi. korkudan ölen mursi'yi kahraman yapıyor. 81 ilde cuma hutbesi okutuyor.
bana be ulan mursi'den.

abdulkadir geylani'nin azrail'i dövmesi

esdemirei

Yerli televizyon kanalı Hilal TV'de Ramazan Koyuncu'nun sunuculuğunu üstlendiği Kur'an'la Yüzleşme programının 16 Nisan 2016 tarihinde “Tasavvuf ve Tarikatlerdeki Şirk Batağı” konulu yayınlanan bölümünde konuk olan Ali Akın'ın kullandığı ifade. İfadenin tam hâli şu şekildedir: “Bir gün Abdulkadir Geylani'nin hizmetçisi varmış. Eve geldiğinde hizmetçisi ölmüş. Bu çok zoruna gitmiş. (Abdulkadir) 'Bu Azrail bana haber etmeden gelip de nasıl bizim hizmetçinin canını alıyor?' Hemen Azrail'in peşine düşüyor. Azrail de o günkü mesaisini tamamlamış, aldığı canları koluna taktığı sepete koymuş, teslim etmek için yukarıya götürüyormuş. Abdulkadir'in bir lakabı da bazdır, yani şahindir. Hiç önünden bir şey kaçmaz. Şahin yolda hemen yakalıyor. Yakaladığı Azrail'e diyor ki 'Bizim hizmetçinin canını benden habersiz almışsın.'(Azrail) 'Allah emir verdi, ben de aldım.' (Abdulkadir) 'Onun canını geri ver.' (Azrail) 'Vermem.' Verirsin, vermem derken (Abdulkadir) 'Ben sana gösteririm.' Azrail'i öyle bir pataklıyor ki kolundaki sepeti alıyor ve sepeti sallıyor. Sepeti sallayınca o gün ölmüş olanların tüm ruhları uçuyor. Herkes gidip sahibini buluyor. O gün ölenlerin hepsi diriliyor. Azrail de ağlayarak Cenab-ı Allah'ın yanına gidiyor. (Azrail) 'Abdulkadir'in bana yaptığına bak.' (Cenab-ı Allah) 'Onun hatırı çok büyüktür. Ben ona bir şey demeyeyim.'”

Video klibinin teliften dolayı silinmesine karşı: Alternatif 1 (Streamable)

kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
İstanbul Havalimanı'nda yüklenici firma İGA'da güvenlik görevlisi olarak çalışan İbrahim Layık adlı kişinin 17 Haziran 2019 tarihinde akşam saatlerinde terminal içerisinde yüksekten atlayarak intihar etmeden önce Instagram hesabı üzerinden attığı ancak kaldırılan bir gönderide kullandığı ifade. İfadenin tam hâli şu şekildedir: “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık. Belki bu yaptığım şeyle (bir şeyler) değişir. Ne mutlu Kürt ve Türk'üm diyebilene. Hakkınızı helal edin.”

o saatte barda içki içerse başına her şey gelir

bonnie
bugün çocuk, hayvan sonra kadın en sonda da erkek. bu işin cinsiyeti, türü ve yaşı gittikçe genişliyor.

bu durumda otobüste, metroda, sokakta, evde, işte, bakkalda, markette, piknikte, denizde, kuran kursunda ... başına bir ton şey gelmiş; tacize uğramış, tecavüze uğramış -cinsiyet fark etmeksizin - başına her şey değil de neler gelebilir? neler gelmiş? biz habire neler duyuyor ve neler okuyoruz?

hadi oradan.