confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - Lamba cini

  1. toplam entry 1059
  2. takipçi 9
  3. puan 10231

söz güzelim

turuncu gemi
dinlemekten bıkılmayan, ayrılık sonrası insana kabadayısal bir güç zerk eden muhteşem bir kayahan şarkısıdır.

bundan bir buçuk yıl kadar önce yer yüzünde yaşanmış en güzel aşk olarak nitelediğim çok uzun yıllar süren fevkalade bir beraberliği sonlandırmak üzere, gri ve güzel bir kentten hicret ettim.
bir şehir gri ve güzel olabilir mi diye sorabilirsiniz. o kentte aşıksınız diyorum, kocaman uzun çınarları var ve biraz da şairsiniz. deniz olmayan bu kentin meydanlarında martılara şarkılar bile öğretebilirsiniz. neden güzel olmasın ki o şehir. en sevdiğiniz insanla yaşamışsınız yıllarca.

bu güzel aşkın malubiyetinin eski gençliğinde de güzel kadınlar arkasından acılar çekmiştim. can yücel de diyor ya ''kadınlar doğurttu beni ağlata ağlata, yine onlar öldürecek bu defa aşktan bağırta bağırta'' benim yaşamımım biraz da böyle. bütün diğer aşkların malubiyetinde, kabadıysal bir teselliyi hep bu şarkıda bulmuşumdur. son acımda aylarca direndim ve dinlemedim bu şarkıyı. sanki dinlesem artık sonsuza dek bir şeyler bitecekti. çok uzun yıllar sonra ilk defa bu gece dinliyorum.

yusuf hayaloğlu'nun da dediği gibi;

kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni,
beyninin içindekileri anlayabilmek,
ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü,
bütün saatleri öylece dondurabilmek için,
çıldırasıya paraladım kendimi...

lanet olsun!
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun gözüm olsun, ne olacaksa olsun!

matild manukyan

turuncu gemi
devletin o zamanki başı süleyman demirel tarafından defalarca vergi rekormeni ödülleri verilen sosyolojik vakaanın sembolüdür.

bugün ülkemizde kadın sığınma evlerinin iki katı genelev bulunmaktadır. hangi dinden, hangi ahlaktan hangi vicdandan bahsedebiliriz böyle bir ortamda. bu gözler önünde yaşanan, batan bütün erdemlerin ve güzel bir vatanın dramıdır.

demokrasi

turuncu gemi
insanların yaşamında ekmek su kadar değil, ekmek sudan bile daha değerli bir olgudur. zira bugün 5 şirket tarafından devletin varı yoğu, ekmeği suyu sömürülüp hortumlanırken, ve hatta bu tamamen hukuki olarak yapılırken, çalınan ekmeğinin suyunun hesabını adaletle soramıyorsan bu demokrasi olmadığı içindir.
ekmeksiz, susuz günlerce yaşayabilirsin. fakat demokrasi olmadan daha uzun yıllar her şeyin kirli eller tarafından çalınacaktır ve sen de hesap soramayacak bir andaval haline geleceksindir. aç kalmak bir andaval olmaktan yeğdir.

bugün artık orta sınıf diye bir şey kalmadı. dünya lisetelerine her gün daha üst sıralardan giren dolar milyarderlerimiz var. bir de açlık sınırında yaşayan bir sıradan vatandaşlar. karl marks'tan bir alıntıyla daha net anlatmak isterim bu durumun vahametini. toplumun bir kutbunda ne kadar aşırı servet birikirse, diğer kutbunda sefaletin, acının, cehaletin ve zihinsel bozulmanın o kadar biriktiğini söyler marks.

demokrasi olmadan insanlar her gün daha fazla açlığa ve sosyolojik olarak da aptallığa mahkum edilmekte.

sayıştay

turuncu gemi
bir ara ortaokullarda vatandaşlık bilgisi dersi vardı. keşke o zamanlardan çocuklara en önemli yargı kurumlarından birinin sayıştay olduğu öğretilebilseydi. sayıştay gerçekten de en önemli devlet kurumudur. bütün devlet harcamalarını bağımsız olarak inceler ve gördüğü yanlış yollara çıkan akçeli işleri bir rapor halinde meclise gönderirir. demokratik bir devletin en olmazssa olmazı şeffaf olması ilkesidir. sayıştay devlet kurumlarında bunun sağlanması konusunda büyük rol oynar.

sayıştay bugün rolsüzdür. bunun en büyük sebebi muhalefetsiz olmamızdır. birileri bizim üç kuruşumuzdan kestiği 2 kuruşu istediği şirkete kaynak aktarabiliyor fakat muhalefet bunu kamuoyuna sağlıklı bir şekilde anlatmak için hiç bir şey yapmıyor. vatandaşta buna razı bir şekilde gidiyor.
sadece dolar ara sıra 3.50'den 7'ye çıktığında yandım allah diye bağırıyor. sonra 5.50'ye düştüğünde malak gibi seviniyor. farkında değil ki yarın dişinden tırnağından arttırıp aldığı gayrı menkulünün değeri yarı yarıya düşecek ve onun bankaya sanal ekonomi üzerinden aldığı kredisi katlanarak devam edecek.

dağ üstüne dağı koysam dağ olmaz

turuncu gemi
erkan oğur ustamızın ''bilinmeyenle karşılaşmak'' isimli albümünden muhteşem bir eserdir. dinlerken ciğerinizin en yaralı yerlerine dağları bastırır, bastırır da ölmezsiniz.
gerçi nazım der ki, ''türküler, gün gelir yarada hançer ama öldürmez, ateşte ısıtılmıştır kurşun çıkartır'' bu şarkıda ki dağlar da biraz öyle. ciğerinizin en yaralı yerini nasıl bilip de denk getirdiğine şaşar kalırsınız. fakat dağ kalktığında biraz daha rahat nefes alırsınız.

dağ üstüne dağı koysam dağ olmaz
ah çekenin yüreğinde yağ olmaz
yüz derdim var heç birisi sağalmaz...

bahçada yeşil çınar

turuncu gemi
muhteşem bir türküdür. burada paylaştığım çalışma, kardeş türküler ve erkan oğur'un beraber çalıştıkları ve türküyü daha muhteşem bir şekilde yarattıkları ap ayrı bir formudur. türküyü hayatımda tanıdığım en mütavazi insan vedat yıldırım abi söylüyor. arada feryal öney abla, dünya üzerinde yaşayan en güzel ensturmanlardan biri olan sesiyle kulağınızda tatlı tatlı esiyor. o kadar müzik aleti içinden erkan oğur'un kopuzunu zaten tanıyabilirsiniz. en sonda yine erkan baba eşsiz lezette bir gazelle bitiriyor.

özgür çağrı

turuncu gemi
sözleri orhan kotan ve ahmet kaya'ya, bestesinin müzikte kalite evrenimiz ahmet kaya'ya ait olan eserdir. herkesin yaşarken helalleşmesini ve kimsenin genç ölmemesini dilerim;

sana yalan söyleyemem
darılırsın yavrucağım
ağabeyin bir gün dağdan döner
giden gelmez, geri dönmez
bilmiyormusun yavrucağım
sen üzülme, sıra bende
gideceğim yavrucağım

elverir ki çoşku
haylaz çocuklarını boğazlamasın
avunmak elbette kolaydır
şehri yiğit bir türkü gibi dolaşmak
dağlara destanlar, düşünmek kolaydır
hapislere bir sevinç çığlığı gibi düşmek
kızların diri gögüslerinde
matbaalarda
ve kongre zabıtlarında dünyayı tazelemek
yeryüzüne depremler düşürmek
çünkü binlerce militanın rüzgarlı macerası
bir kurşun bile değildir namusun mavzerine
gönlün kahpeliğine tutsaksın açıkçası
asıl savaş alanı suskundur arkadaş
sahipsizdir
asıl savaşcılar afyonlu, mütevekkil
öyleyse
şehrin girdabında çalkalanan zulüm
halkın şanlı isyanına işaret değil
bodrum duvarlarına öfkeli yazıları
tırnaklarınla kazıyorsan da

sana yalan söyleyemem
darılırsın yavrucağım
ağabeyin bir gün dağdan döner
giden gelmez, geri dönmez
bilmiyormusun yavrucağım
sen üzülme, sıra bende
gideceğim yavrucağım

bulvara dökülen bildiriler
harcanan bunca emek, bunca değer
fokurdayan metal potası
işleyen rotatifler
cesetleri iğnelemek gibi birseydir
ve zaman usulca göz kırpıp telaşına
homurdanarak çekip gitmiştir
yani bu
aşağılık bir dramdır artık
çünkü jarjuruna
boş kovanları dolduran adam
en azından kendinden utanmalıdır
yani yetsin diyorum
şarkılarınızı dağlarıma sürün diyorum
uzatın ellerinizi diyorum
uzatın tanışalım
helallaşalım....

ateist olup huzuru bulmak

turuncu gemi
eğer tanrı varsa benim kadar huzurlu olduğunu sanmıyorum. bir kere kusura bakmasın ama çok başarısız. şu yarattığı ve yaratmış olduğu şeylerden memnun mudur, hiç sanmıyorum. öfke sorunları olduğu bahsine girmiyorum bile. sizin aranız benden iyidir onunla. gerçi siz de genellikle oruç tutmuyorsunuz, namaz kılmıyorsunuz, abdest almıyorsunuz, fakat belki benim gibi içki de içiyorsunuz. belki aranızdan bazıları tanrı'ya küfür bile ediyordur. bak onu ben hiç etmem. hiç bir canlıya küfür etmem ben. siz de zina yapıyorsunuzdur arada. gerçi ben fiili ohal durumuna bir tepki olarak ne helal, ne haram sevişmiyorum. fakat toplumda siz muteber müslümanlarsınız ben ise öteki allahsız. neyse, yine de sizin aranız benden iyidir onunla. en azından dua edip arada bir şeyler istiyorsunuzdur. ben ondan bir şey istemeyecek kadar güçlü ve huzurluyum işte. rica ederim bir duanızda söyleyin bu kadar öfkeyle huzur da bulunmaz, başarı da sağlanmaz. son bir kere konuşalım kendisiyle. fakat rica ederim bu sefer mağralarda yahut taş tabletler üzerinde olmasın. açık açık söylesin karşılıklı herkes ne istediğini.

bugüne kadar geleneksel cebrail yöntemleriyle ne biz onun ne dediğini, ne de o bizim ne istediğimizi pek anlamadı sanırım. iletişim yöntemlerini gözden geçirmemizi öneriyorum. huzur için bu şarttır.

leninizm

turuncu gemi
soyalizm marks ve engels'le ortaya çıkan bir ideoloji değildi. marks ve engels, insanlığın bütün erdemlerinin bir bütün anlayışı olan sosyalizmi bilim haline getirmişlerdir. bu emekleri de insanlığa sunulmuş en büyük bilimsel hediyelerden biridir.
karl marks, sosyalizmi bilim haline getirirken yüzlerce doğru çözümlemede bulunmuştur. tarihsel olarak bugün bile doğruluğunun sağlamasını yaptığımız yüzlerce ön görüsü vardır. fakat marks bir öngörüsünde yanılmıştır. marks'a göre ilk proleter diktatörlük avrupa gibi gelişmiş bilinçte bir proleterya'ya sahip ülkelerde kurulacaktır. sosyalizmin rusya gibi bilinçli bir proletaryası, hatta doğru dürüst proletaryası bile olmayan ülkelerden kurulmaya başlaması olanaksızdır.
fakat geçen yüzyılın güneşi lenin kendi pratik biliminde bu ön görüyü boşa çıkartmıştır.

lenin henüz 13 yaşındayken narodnik devrimci abisi, çar'a karşı bir başarısız suikast sonucu idam edilir. narodikler, özetle çarlığı bireysel terör eylemleriyle yıpratıp halkçı sonuçlar alma uğraşı veren bir örgüttür.
lenin daha o yaşlardan halkı zulümden kurtarmak için başka bir yol açılması gerektiğini kafasına koyar. yetişkinliğinde marks ve engels'in fikirleriyle tanışır. ve bu fikirleri rusya özeli ve gerçekliğinde formüle ederek 1917 yılında kocaman bir sosyalist devrime imza atar.

yılmaz erdoğan

turuncu gemi
sen ne kadar halkın içinde ve popüler kültür yoluyla bile namuslu dik politik sözler eden bir mükremin abimizdin bizim. ''kadınlık bizde kalsın'' oyununla ne güzel de anlatmıştın herkesin anlayabileceği şekilde eşitliği tiyatro sahnelerinden. hüzünbaz şevişmelerle aşkın politik bütünselliğini ne kadar güzel anlattın bize. vizontele'de savaşın gençlerin ölümünün bir dramı olduğunu anlattın milyonlarca insana.

sonrasında, tv'de tiyatroyla hiç ilgisi olmayan, hatta kabaremsi bile olmayan, yeteneksiz uyuz gençlerin şaklabanlıklarına çuvalla para verdin. yeteneksizliği ve olmamışlığı insanlara avuçları patlarcasına alkışlattın. ekmeğini ağzına sakız ettiğin şehrinin, insanının sana en çok ihtiyacı olduğu günlerde yüz çevirdin.
bugün omurgasızlığın yavuz bingöl'le yarışıyor mükremin abi. insanlık olarak senin adına çok şeyden utanıyoruz bilesin.

nezaket

turuncu gemi
erdemli insan bütününün elinden hiç bırakmaması gereken bastonu olmalıdır. bir insan öncelikle karşısındaki insana duyduğu saygıdan ötürü değil, kendine duyduğu saygıdan dolayı nazik olmalıdır.

olanlar olmuş

turuncu gemi
hiç bir derdi tasası sıkıntısı olmayan, yangınsız insanı bile yolda durdurup ateş edebilecek bir ilhan irem şarkısıdır. büyük ateşler içinde dinlersiniz şarkıyı ve bu yaptığınız mantıksız olay size yaşamınızın en büyük mantığı gibi gelebilir. bu çok garip bir evrenden gelen şarkı size mermi atmayı bırakıp gittiğinde ardından koşar ve sizi tekrar yakması için yalvarabilirsiniz. böyle bir kafa yaşatır insana.
şarkının iki versyonu vardır. 1989 yılında ilk çıkan hali de çok iyidir. fakat ustamızın 2000 yılında çıkarttığı bezginin gizli mektupları isimli kasedindeki halini dinlerken eşsiz bir müzikal, harmonik ırmakta hissine kapılırsınız. ud nereden çalıyor, kanunun ne zaman girdi, bu nasıl güzel bir elektro gitardır düşünceleri eşliğinde mermileri körlemecesine yemeye devam edersiniz.
şarkının sonundaki ilahimsi uhreviyata ve cehennemden gelen sese dikkat.

giderken bıraktığım
asmalar üzüm olmuş
yerlerde bütün kollar
bütün bağlar bozulmuş
ben mi geç kaldım?
yoksa mevsimler mi soğumuş?
görmeyeli buralara
olanlar olmuş...

kalsaydın
yokluğunla yokolmazdı
bu şehir…
kaçmakla mutluluklar
bulunmuyor bunu bil…
yaprak kıpırdamıyor
yüreğim öyle susmuş
sana… bana… sevgimize…
olanlar olmuş…

bülbüller düğün eyler

turuncu gemi
şanlıurfa yöremize ait bir türküdür. sanırım benim en sevdiğim de türküdür. fakat benim türkülerle şöyle bir sıkıntım var ki, bütün türküleri dinlerken en sevdiğim türkü sanıyorum.
biraz baş ağrıtacağım fakat gecenin bu saati dertleşecek kimsem yok. zaten çok uzun bir süredir sözlükler hariç bir kimseyle dertleşmiyorum.
çok eskiden çok sevdiğim güzel bir kadın vardı. hala da tanımış olmaktan ötürü, uzun yıllar sevgisini hakketmiş olduğumdan ötürü içimde kendisini olmasa da, bunun gururunu yaşattığım bir insandır. rastgele bir türkü çıktığında ona derdim ki ''ileride çocuklarımız, hatta torunlarımız olduğunda ben ölmüş olursam bu babanızın en sevdiği türküydü dersin''

o da haliyle bana derdi ki, ''memo her türkü de aynı şeyi söylüyorsun. hem yeter beni bu saçma laflarla üzdüğün.''

ölünce cehennem ateşinden mi korkuyoruz bu kadar. biz bu dünyada özlem denen har ateşlerle boğuşmuş canlı kalmışız. tabii bu kadar yarayla yaşamanın adına da yaşamak ne kadar denirse o kadar hayattayız.

dinle

turuncu gemi
1997 yılında eurovision'da 3. olduğumuz fakat birinciliği hakkeden muhteşem şarkıdır. ülkemizden çıkan en iyi eserler arasındadır aynı zamanda. dinledikçe şaşar kalırım. o flüt ne kadar güzel giriyor, darbuka ne harika ritim veriyor,bağlama ne harika eşlik ediyor, org denen alet bir şarkıya nasıl bu denli iyi uyabilir? hele ki şebnem'in sesinin harika bir enstruman oluşu. sade ve harika güzelliği. olabilecek en harika tarzda oryantalin de şık durması.

fakat bu şarkı üzerinden bir de itirafta bulunmak isterim. 1997 benim ergenliğimin en yakıcı yıllarının yaşandığı yıldı. büyüyüp eşşek kadar herif olunca bu klibin naylon çorap fetişi olmamda payı olmuş olabilir. hatta 2000'li yıllarda lena meyer diye bir alman kız da birinci seçilmişti eurovision'da. o kızın giydiği naylon çorap yüzünden berbat sesini ve şarkısını da beğenmiştim.

not: naylon çorap olayını çok sevdiğim fakat fetişi olduğum şakaydı. yeter artık nude falan göndermeyin.

boşluk

turuncu gemi
muhteşem bir melih elhan şiiridir;

boşluk

ansızın
nasıl da soyunmuştu
ağaç, coğrafyanı keşfederken
sabırsızca.
cama tutunmaya
çalışıyordu
bir kelebek, dudaklarım
alırken kokusunu
dudaklarının.
sesin,
bir alışkanlıktı çocuk
kulağımda

boşluğu öğrenmem
için, ayak izlerinin
kaybolması gerekiyormuş
odalarda

oysa dönmemek
için gemileri
yaktığım ateşimdin
sen.

melih elhan

daha sarı

turuncu gemi
muhteşem bir melih elhan şiiridir;

daha sarı

adınla yaralı ağaç
kurudu bahçede
daha az giriyorsun
artık düşüme.
bir imge
kayboluyor yavaş yavaş
-yüzün -
bir nehir vazgeçiyor akmaktan,
sesin son kez
geçiyor sokaklardan,
bir şarkı sözsüz kalıyor,
kelebek bırakıyor kendini.

bu güz daha sarı geçecek

kenevirden yapılmış filelerle meydanlarda olacağız

turuncu gemi
uzun boylu sevgi insanımızın beyanıdır.
sanırım şöyle bir mesaj verilmek istenmekte ''akp'li olmanın ayık kafayla çekilecek, anlaşılacak halı olmadığını biliyoruz''
sanırım içme suyumuza çoktan buna benzer maddeler karıştırmaya başlamışlar. zira düşünüyorum, düşünüyorum çıldırmamış olmamızın başka izahını bulamıyorum. mart seçimlerinden sonra filenin kocaman deliklerini bizle örecekler. girecek olan ağır vergi yükleri şemsiye olup girecek girecek açılacak her yanımızdan.

güçlü görünmeye çalışmak

turuncu gemi
doğada sıkça karşılaşılan savunma yöntemidir. en yakın örneğini bir kediyi kızdırırsanız size karşı daha güçlü görünebilmek için tüylerini kabartıp kuyruğunu kaldırmasında görebilirsiniz. yahut erkek kuşların çiftleşme şansını arttırmak için tüylerini kabartıp kendilerini olduğundan iri göstermesi de bu örneklerden biridir. örnekler çoğaltılabilir.

böceklerden, karmaşık hücreli yaşam formlarına kadar her canlı hayata savunma mekanizmalarıyla doğarlar. güçlü görünmek de bu savunma mekanizmalarından biridir. fakat biz insanlar da durum biraz daha komplikedir. çoğu durumda güçlü görünmeye çalışmak elbette ki bizim için de etkili bir savunma silahıdır. caydırıcılık içerir. fakat insanın ruhen ne denli güçlü bir varlık olduğunun bilincine de varması gereklidir. bunun için yüzlerce haklı done sıralıyabilir kendisine. ve bu gücünü salt savunma amaçlı değil bütün insanlığın hayrına kullanabilir.

insanoğlu bir filin dayanamayacağı acılara dayanabilecek varlığın adıdır. ben bir filin dayanamayacağı acılara dayanmış ve atlatmış insanlar tanıyorum. hiç bir şekilde düşüp zavallı olmak yok. her zaman kalkıp yürümenin bir yolunu düşünüp bulmak olmalı hayatımızda. şerefi ve haysiyeti için yaşayan mahlukların en güzeline bu yakışır.

sebepsiz ayrılık

turuncu gemi
çağımızda olağan halde karşılanması gereken durumdur, neden olmasın ki? günümüz insanı salt aşklarını değil arkadaşlık ilişkilerini bile bir sebebe dayandırmadan oluşturuyor. ben annemi bile sebepsiz yahut salt annem olduğu için sevmem. aile bireylerini bile sevmem için toplumda asgari iyi bir insan olma donelerini taşımaları gerekir. bir insanla arkadaşlık kurmam için onurlu bir insan olması ve erdemli bir insana yakışacak rededişleri olması gerekir. günümüzdeki neredeyse bütün ilişki biçimleri sorgulamasız, ahpab çavuş ilişkileri bütünü olmaya gidiyor.

insanlar aşklarını da benzer sebeplere ve düşünülmüşlükler olmadan yaşıyor. sonrasında kapitalist modernitenin insanı kararsız bir histeri formuna dönüştürdüğü düzende sebepsiz ayrılıklar da olağanlaşıyor.

the godfather part 3

turuncu gemi
ilk iki film kadar estetik kaygılar taşımayan iyi filmdir. öykü çok iyi fakat aceleye getirilmiştir. andy garcia'nın oyunculuğu her filmde olduğu gibi berbat ve yerlerde sürünmektedir. michael corleone'nin kızını oynayan sofia coppola zaten yönetmenin kızıdır ve berbat oynamaktadır. daha sonra iğrenç ötesi korku filmleri ve sulu sulu aşk filmleri çekti bu kız baba torpiliyle. ilginçtir ki gişede yaptı bu filmler.
diane keaton iyi bir oyuncu olmasına rağmen bu filmde kafasına mafya silah dayamışçasına emanet gibi bir oyunculuk çıkartır.

tamamen ticari kaygılarla yapılmış bir seri sonu olsa da sonundaki dramla üçleme kendine yakışan bir şekilde biter.

erkeğini adam eden kadın

turuncu gemi
freud'un, elektra kompleksiyle ilgili olduğunu düşündüğüm sorunsal. freud'a göre kız çocuğu babasına aşk derecesinde hayrandır. babası alkolik, kumarbaz, işsiz gibi toplumsal yanlışlar içindeyse babasının bu durumundan bile kendisine rakip olarak gördüğü annesini sorumlu tutar. ve o kız çocuğunun büyüdüğü zaman babasının sorunlarını taşıyan bir adama aşık olması kuvvetle muhtemeldir. bu kadını, annesinin başaramadığı insanı düzeltme hissi güdüler. ve mutlaka ki başarısız olur. bu kısır döngü nesiller boyu gider.

kimse kimseyi ''adam etme'' üstenciliği ve hatta belki de bencilliğiyle adam etme şansına erişemez. hatta kendi psikolojik travmalarını aşk sanarak kimse kimseye doğru yoldaşlık edemez. ancak insanlar, hayatın daha çok farkına vararak, emeğe dayalı bir sevgiyle yaşam içinde birbirlerini ilerletebilirler.

film izlemek

turuncu gemi
bir insan iş veya okul yaşamında çok başarılı bir insan olabilir. hatta bu kişinin dışarıdan bakıldığında aile yaşantısı da nispeten iyi bir görüntüsü olabilir. fakat insan yaşam içinde kendisini rahatlatmayı başaramıyorsa o kişi mutlu bir insan değildir. mutlu bir insan olamayan insan neden yaşıyordur anlamak güçtür.
aslında insan doğasında paronya normal bir ruh halidir. milyonlarca yıllık evrimimizde bir canlı olarak sürekli tetikte olmamız gerekir. hatta doğada bütün canlılar rahatlamaya ihtiyaç duyarlar. canlıların bu hisse en az su kadar ihtiyacı vardır. günümüz insanı olarak biz de artık ormanlarda ya da mağralarda yaşamıyoruz. daha karmaşık sorunlarımız var. bu da haliyle daha komplike rahatlama yöntemleri geliştirmemizi gerektirmekte. benim en sevdiğim rahatlama yöntemim çok kimsenin anlayamayacağı yeni evrenler yaratmaktır zihnimde. sinema da bana bu konuda en büyük yardımcıdır. bence her bireyin sağlıklı rahatlamanın bir yolu olarak iyi film izleme alışkanlığı edinmesi gerekir.

fotoğraf çektirmek

turuncu gemi
geçen yüzyıl mektup edebiyatları yüzyılıydı. insanlar kendilerini muhteşem sözcüklerle ifade ederlerdi. bu yüzyıl ise ne yaptığını gösterme yüzyılı olmuş gibi. bu haller çoğu zamanlar baya bir bayağı haller almakta.

iş yaşamım dolayısıyla mecburen kullandığım tek sosyal medya aracı olan whatsapp'ta bazen insanların durumlarına bakıyorum. ucuz bir pembe dizi draması bile olmayacak yaşamlarına çok acayip soslarla sunuyorlar. bu sığlığı ve a rasyonalizmi aklım almıyor ve çoğu zaman iflas ediyor.

günümüz teknolojisiyle insanlığın kapısına vebadan veremden daha beter dayanan hastalığın adı da narsistlik. kimse bunun farkında değil. hala bir akademimiz varsa bu sorunu gerekirse ellerinde tencere tava çalarak kamuoyunun gündemine getirse ne iyi olur aslında.

the godfather 2

turuncu gemi
bana göre sinema muhteşem ayrıntılar sanatının iyi bir bütünlükte sunulma sanatıdır. bu yaşıma kadar izlediğim bine yakın film arasından en sevdiğim ikinci film thegodfother part 1'dir. en sevdiğim filmse başlığa konu ikincisidir. serinin ikinci yapımını daha çok sevmemin nedeni sanırım hikaye ayrıntılarının daha muhteşem bir bütünsellikte işlenmesidir. tabii bunda capolla'nın, birinci filmin getirdiği büyük başarıyla daha özgür hareket etmesinin payı büyüktür.

bugüne kadar izlediğim hiç bir romanın film halini beğenmemişimdir. thegodfather ise bundan müstesnadır. serinin son filminin romanla ilgisi yoktur. fakat mario puzo'nun bu muhteşem romanıdır filmi kadar hayranlıkla kendisini okutur. mario puzo aslında toplumcu da bir yazardır. puzo'nun romanlarında mafya bu toplumcu anlatımın bir metaforudur. italya halkından bahsederken mafyanın vurucu gücüne atıf yapmadan çok bir şey de anlatılamaz zaten.

bir yalnızlık işareti

turuncu gemi
insanı ciğerinden vuran bir metin altıok şiiridir;

bir cam gibi önünde
yüzümü elinle sil
hohlayarak üstüne
seyret boş bir sokağa
hüzünle yağışını yağmurun.
sonra kaplasın yavaşça
ılık buğusu soluğunun
yüzümü baştanbaşa.

ve bırakıp gittiğinde
bir küçük boşluk kalsın
alnını dayadığın yerde;
bir yalnızlık işareti
işleyen ta içime.
41 /