confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - becerikli

  1. toplam entry 1436
  2. takipçi 11
  3. puan 12814

the godfather 2

turuncu gemi
bana göre sinema muhteşem ayrıntılar sanatının iyi bir bütünlükte sunulma sanatıdır. bu yaşıma kadar izlediğim bine yakın film arasından en sevdiğim ikinci film thegodfother part 1'dir. en sevdiğim filmse başlığa konu ikincisidir. serinin ikinci yapımını daha çok sevmemin nedeni sanırım hikaye ayrıntılarının daha muhteşem bir bütünsellikte işlenmesidir. tabii bunda capolla'nın, birinci filmin getirdiği büyük başarıyla daha özgür hareket etmesinin payı büyüktür.

bugüne kadar izlediğim hiç bir romanın film halini beğenmemişimdir. thegodfather ise bundan müstesnadır. serinin son filminin romanla ilgisi yoktur. fakat mario puzo'nun bu muhteşem romanıdır filmi kadar hayranlıkla kendisini okutur. mario puzo aslında toplumcu da bir yazardır. puzo'nun romanlarında mafya bu toplumcu anlatımın bir metaforudur. italya halkından bahsederken mafyanın vurucu gücüne atıf yapmadan çok bir şey de anlatılamaz zaten.

bir yalnızlık işareti

turuncu gemi
insanı ciğerinden vuran bir metin altıok şiiridir;

bir cam gibi önünde
yüzümü elinle sil
hohlayarak üstüne
seyret boş bir sokağa
hüzünle yağışını yağmurun.
sonra kaplasın yavaşça
ılık buğusu soluğunun
yüzümü baştanbaşa.

ve bırakıp gittiğinde
bir küçük boşluk kalsın
alnını dayadığın yerde;
bir yalnızlık işareti
işleyen ta içime.

insanın kendi yalnızlığı ile geçinebilmesi

turuncu gemi
15 yaşımda otogargara oyununda yılmaz erdoğan'dan duymuştum ''ağlamayı bilmeyen kişinin kahkahasından da bir bok olmaz'' diyordu oyun kişisi.

bugünlerde toplum tarafından tüm yalnızlara birileriyle beraber olmak dayatılıyor. bunun dışında kalan insanlar garip ve anlamlandıramadığım bir depresyon içindeler. hallerinden çok şikayetçiler. oysa ki yalnızlık ister bir yıl sürsün ister beş yıl bu kendi kendinizle iyi olmayı öğrenmek için büyük bir fırsattır. kendi kendisiyle geçinmeyi bilmeyen bir insan, kendisiyle mutlu olamayan bir insan başkasıyla da mutlu olamaz. günümüz evliliklerinin ve hatta flörtlerinin büyük yozlaşmış mutsuzluğu da tam bu can alıcı noktadan ileri gelir.
kendisini tanımayan bir insan başkasını nasıl tanıyabilir ki? ve insan kendisini tanımadan nasıl sever? karşısındaki insanı tanımlamadan onu nasıl sever? yaşam ve hayat hakkında özgün tek bir tanımı olmayan insan yaşamayı nasıl sever? sevemez zaten sevmiyor da yazık ki kimse.

yalnızlığı anlayamamış kimsenin, birlikteliğinden de bir bok olmaz.

ürpertili

turuncu gemi
güzel bir metin cengiz şiiridir;

akşamın dipten gelen
mor sıvısını sür saçlarına
yıldızların çelik sıcaklığı dokunsun bedenine
bırak yalasınlar o alımlı karanfili
bacaklarının bitimsiz noktasında açan
şimşek nasıl yalarsa kalçalarını toprağın
o göğümsü tavrıyla, hızla
karanlığın oylumunda bir kasırga gibi
bu intihar ve doğuş çağında

şiir söyle
şiir, o dili döven usta çekiç
çınlasın aşkta tunç tınlamasıyla
tamamlasın bir yaprak gezintisini
makinalar çalışsın sıcak dişleriyle
bizim için, her miting ve grev sonrasında

ey kadın, ey suların ürpertili bedeni
ilkyaz yurdun olsun, kırmızı halelerden o dalga

örgütlenme özgürlüğü

turuncu gemi
1980 darbesinden sonra bu halka yapılan en büyük kötülük devlet merkezli kaynaklardan insanlara örgüt sözcüğünün öcü gibi bir şey olduğunun pompalanması oldu. bu amaç için resmen 1984 romanındaki taktikler izlendi. fakat örgüt sözcüğünün de diyalektik ayrıştırması vardır. asla tasvip edilmemesi gereken yasa dışı örgütler, bir de devletin her alanda vatandaşının örgütlenmesi için önünü açması ve yasal korumaya alması gereken örgütler. örneğin bir çok gelişmiş ülkede, sendikal örgütlenme devlet teşvikleriyle yapılır.

bilardo topu kağıttan yapılan bir cisimdir. fakat bildiğiniz ince kağıtın bir araya gelmesi sonucu böyle güçlü bir nesne ortaya çıkar. halkın da birer özne olarak yeri geldi mi demokratik yollardan kendisini ifade etmesi için bu yola ihtiyacı vardır. devletin yasal örgütlülüğün önünü tıkadığı yönetimlerde bütün ulus için oldukça tehlikeli olan yeraltı örgütlenmeleri ürer ve türer.

palu ailesi

turuncu gemi
kemal kılıçdaroğlu'nun tuncer enişteyi bir an evvel siyasete sokmasını öneriyorum. tam da kılıçdaroğlu'nun sağ seçmene yaranmak için aradığı adaydır kendisi. bir kere dua falan biliyor. allah kitap ağzından düşmüyor. chp'deki bir çok siyasetçiden daha sağlam bir retoriği var. chp'li bir çok siyasetçi de halka tek ayak üzerinde 40 yalan söylüyorlar fakat bu tuncer bari yalan söylemeyi başarabiliyor.

kılıçdaroğlu'nu bu muhteşem atılımı gerçekleştirmekten alıkoyacak tek şey, tuncer'in ondan kırk, elli kat daha zeki olması ve bir gün kendisine rakip olmasıdır. gerçekten de bu tuncer, ilkokul mezunu değil de haspel kader bir tahsil görseydi, şimdi bir çok güçlü politikacımız nalbant falan olurdu.

2 temmuz 1993 sivas katliamı

turuncu gemi
bu katliamın ismi madımak olayı falan değildir, sivas madımak otel katliamıdır. hrant, tahir, uğur mumcu ve niceleri de ölmedi, öldürüldü. ülkemizin en aydınlık 34 insanı, hepsinin ismini yaşam yaşam bildiğim aydınları öldürüldü 2 temmuz 93'de madımak'da. ben halkım, o güzel insanlar hala odun odun ciğerimde yanıyor benim. ben karalar içindeki bir halkın çocuğuyum, aşağılık, iki yüzlü bir siyasetçi değilim ki bu güzel insanlarımızı sadece tek bir günde anıyım. bilin ki o 34 insan da her gün özlenmeye değecek insanlardı.

güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
bir türkü çığlıkla ateşe düştü
kuytu bir köşede bir çiçek küstü
döktü yaprağını boynunu büktü

şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreğim dayanmaz
kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
bilmez misin ki türküler yanmaz
günü gelir sanma hesap sorulmaz
dayanır kapına pir sultan ölmez
şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreğim dayanmaz

pir sultanlar ölür ölür dirilir!!!

dean winchester

turuncu gemi
14 senedir gerçek abim gibi oldu it oğlu it. (babası john hariç diyorum, çok değerli bir dayımız değerimizdir babası) yalnız anası marry biraz şeydir. abla cehennemden geleli daha 3 sezon ya oldu ya olmadı, iki herifle maşallah fırını kurdu, mercimeği verdi. abla sen o ellerden ne aç gelmişssin yahu. gencecik oğullarının eline kaç sezondur avrad eli değmedi, sen bu tavrınla ne yapmak, nereye varmak istemektesin?

ayrıca dean, o uyuz geyik sam'in ağabeyi olmayı hiç hakketmemektedir. benim ağabeyim olmayı hakketmektedir.

berbat ötesi bir espiriyle bir tanım daha geliyor vaziyet alın,

sevdiğimiz bir dean kardeşimizdir.

büyük türkiye

turuncu gemi
her yerinden yaşam ve bereket fışkıran dünya'nın en güzel ülkesiydi bir zamanlar. en olmaz yerine, en olmaz meyvenin tohumunu atarsan sana rize ikliminde kivi veren bir vatan. çukurovası 1'e beş verirdi. sular fışkırırdı toroslarından. izmir'inden, muğlasın'dan incirinden, tütününe biterdi. antalya'sı muz kadar tatlıydı. sadece urfa'sının toprağından bütün ortadoğuyu barış sofrasında yıllarca besleyecek bir vatandık biz. karadeniz'i mi daha cennettir, ege'sinde mi mavi sabahlar daha güzeldir, en güzel güneşi ağrı'dan mı doğar diye düşünerek güzel bir ömür geçirebilirdin.

şimdi dev bir beton ormanı olmuş ve bu iğrenç harcın içinde hepimizin de her gün yozlaşıp çürüdüğü bir tanımın başlığı oluyor gün geçtikçe.
her gün ve evet hala, güzel ülkem kadar kocaman bir kalple bu döngünün tersine döneceğini hayal ediyorum. ve buna inanıyorum.

türk müslümanlığı

turuncu gemi
72 milette bir bakan, ne olursan ol yine gel diyen, halil ibrahim kardeşlik dayanışmasını ve islamın ezilen sınıfların öncüsü olan 12 imam felsefesini şiar edinmiş hümanist ve gerçekçi bir islam çeşididir özü itibariyle.

fakat bugün camiden çıkınca allaha küfür eden, ilk gördüğü na mahremin kıçına bakan, daha namaz esnasında ''haram helal vir allahım, fakir kulun yir allahım'' diye dua eden bir islam türü de yaşanmaktadır ülkemde.

köy enstitüleri

turuncu gemi
güzel ülkemizin başına gelmiş en iyi şeydi. kurucusu, fikir babası, bakanı, öğretmeni ve hatta kazma kürek işçisi, can yücel'in babası hasan ali yücel'dir.

bu aydınlık içindeki insan bu okulların açılış törenlerinde ilk tüzük maddesini bütün okul ahalisi önünde okuturdu. o tüzük maddesi de aklımda kaldığıyla şöyledir;

''şayet okul idarecilerinden, öğretmenlerinden, müstahtemlerinden her hangi bir kişi, bir öğrenciye fiziki bir şidette bulunursa, öğrencinin aynı şiddetle kendisini savunma hakkı vardır.''

bu eğitim maddesi kadar ilerici bir eğitim maddesi, hiç bir evrensel okul geleneğinde görmediğim aydınlık içinde bir maddedir.
bu okullardan mezun bir çok insanımızla tanışma fırsatım oldu. o insanlar, felsefeden, çatı tamir etmeye kadar her şeyi bilirlerdi.
emeği geçenlere bu vesileyle büyük teşekkürleri borç bilirim.

vakit tamam

turuncu gemi
müziği büyük sanatçı ahmet kaya'ya, sözleri güzel şair yusuf hayaloğlu'na ait muteşem eserdir. kanımca türkiye müziğinde yazılmış en güzel ikinci ayrılık şarkısıdr. gerçi birincisi yine ahmet kaya ve hayaloğlu ortak yapımı olan ayrılığın hediyesidir. ahh bir de, benden selam söyleyebilseniz o eski sevgiliye.
güzel ayrılık şarkısı mı olur diyebilirsiniz. güzel beraberlikler, elbette ki güzel ayrılıkları hakkederler. sorun zaten günümüzde yaşanılan bir çok beraberliğin baya yozlaşmışlık içermesidir. keşke herkes birbirinden hayaloğlu'nun yazdığı güzel şiirler gibi ayrılsa. yeni yaşamlar da bir o kadar güzel başlamaz mıydı? benim kemiğimin etinden tam da böyle bir ayrılışım var, oradan biliyorum.
acılar elbette ki olacak. onu dindirebilecek miligramda bir parol icat olunmadı daha.

seninle bir bütün olabilirdik, hoşçakal gözümün içi hoşçakal...

kalacak tüm izlerin hayatımda, bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan kan tarlası gelincik şafağında...

sen bir suydun, sen bir ilaçtın, hoşçakal iki gözüm hoşçakal...

beyin salatası

turuncu gemi
bir de, beyin bişeylemesi daha vardır gün içinde sıklıkla yaşadığımız fakat yazarsam sözlük müddüriyeti ağzıma biber sürer.

tanımı bu goygoyla elbette bitirmeyeceğim. bir kaç zaman önce, hangi hayvanlar üzerine olduğunu unuttuğum bir deney okumuştum. daha zeki ve aktif olan hayvanlara, daha az zeki ve aktif olmayan türdeşlerinin beyinleri yedirilmiş bir süre boyunca. bu beyni yiyen hayvanların da zekalarında düşüş keşfedilmiş bilim insanları tarafından.

muhalif dostlarımdan ricamdır, lütfen koyun ve öküz beyniyle yapılmış salataları yemeyin.

aile baskısı

turuncu gemi
yaşam içinde öyle toplumsal networkler vardır ki bunlara boyun eğersen yaşamında her hangi bir özgün kaliteden eser kalmaz. rededersen de hayatının pek kaliteli olacağı söylenemez. özgür bireyin bu networklari yönetmeyi de öğrenmesi gerekmektedir. aile baskısı denen nane de bunlar arasındadır.

gencecik boşanan çiftler görünce kahroluyorum. belki de bu boşanmaların en büyük nedenlerinden bir tanesi, gençlerin ailelerinden gelen baskılar ve sokulan çomaklardır. aileler tarafından, evlenme çağına gelmiş bireye, kesinlikle bir yetişkin olduğu hissetirilmiyor. zaten genç bireylerin, artık kendi ailesini kuracak bilince ve yaşa gelmek ne demektir hakkında fikirleri bile yok. kızın ailesi ve kankaları bir yandan çekiştiriyor, oğlanın ailesi ve kankaları bir yandan çekiştiriyor, ve evlilikler en sonunda toplumsal tuvaletler halini alıyor. zaten artık yaşam denen olay genel itibariyle bir toplumsal tuvalet gibi bir yer olmuş.

hayat iradesiz bir kukla olarak yaşanmamalı azizim. mutluluk kavramının en önemli bilimsel tanımlarından biri de, hayatı farkındalık halinde yaşamaktır. bence bunun temel kurallarından birisi, her baskıyı yönetmeyi öğrenmektir. bazı pislikler sifonu çekince tam temizlenmeyebilir, fakat daha çok denemek lazım bunu.

devletçi ekonomi

turuncu gemi
bir komünist olsam da başlığı bu yönde ele almayacağım. atatürk bir komünist değildi fakat gerçek vatansever bir liderdi. kurmak istediği cumhuriyeti burjuva demokrasisine dayandırmasını sonuna kadar eleştirsem de, özellikle ismet inönü'nün de gayretleriyle cumhuriyet kadroları, muassır medeniyetler seviyesinde bir burjuva demokrasisinin temellerini sağlam atmak ve eksik bir yan bırakmamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

muassır medeniyetler seviyesinde bir burjuva demokrasisi kurmak için en önemli temel, ekonomik temeldir. o zamanlar ülkemiz 2 meşrutiyet ve bir cumhuriyet görse de, yazık ki iktisadi bilimsel bir sanayimiz yoktu. tabii ki milli bir burjuvaya da sahip değildik. o zamanın cumhuriyet kadroları, devlet eliyle ucuz ham madde üreterek, yerli sermayenin bunu bilimsel iktisadi yöntemlerle pazarlyarak ihrac etmesinin önünü açtılar. ve bu emekleyen cumhuriyetimizi çok önemli üretim atılımlarıyla ayağa kaldırdı.

bugün ise, yap işlet kirala şark kurnazlığıyla devlet dev miktarlarda borçlandırıldı. ve ortada beton yığınlarından başka bir üretim yok. kaliteli bir hizmetten asla söz edilemez. ve artık bu kaynaklar da kurudu, devlet olarak çok büyük bir iç borç yükünden dolayı hepimizi daha beter günler beklemekte.

cumhurbaşkanının fazıl say konserine katılması

turuncu gemi
umarım halkımız bu vaka üzerinden, hiç bir küçük burjuva aydınına güvenilmeyeceğini anlamıştır. fakat tarihin başka hiç bir döneminde bizim ülkemizdeki kadar hoyratça, krala yaslanmanın bu kadar aymazlığını yaşayan bir burjuva sınıfı okuduğumu hatırlamıyorum.

şimdi ülkemizin burjuva karakteri diye söze devam etmek isterdim fakat, türkiye burjuvazisinde hiç bir karakter göremediğim için tahlil de yapamayacağım. karaktersizliğin tahlili ise gün gibi ortadadır.

zara

turuncu gemi
porno yıldızı olan arkadaşımız, hiç bir zaman unutamayacağımız güzellikte ve performansta bir arkadaşımızdı. sivaslı sanatçımız olan zara'nın ise sevdiğim bir kaç şarkısı vardır. ikisini sevişirken izlemek için ömrümden yirmi sene, artı sol kolum, üstüne de bir miktar parayı hiç düşünmeden verirdim.

bir de mağaza hali var sanırım bunun. hiç gitmedim fakat sanırım erotik şeyler falan satıyordur.

cinler

turuncu gemi
hayatta böyle saçma sapan, metafizik varlıklara inanırsanız, bir yerlerde bir gün gelir enişte tuncer de sizi gagalar. yapmayın etmeyin. hele ki bu yüz yılda, yaşamınızı böyle korkularla karartmayın. hatta keşke iradenizi de hiç bir zaman var olmamış mistik inanışlara teslim etmeseniz ne güzel olacak.
ilaa ilginç bir konu arıyorsanız bilimi araştırın. göreceksiniz ki bilim, hurafelerden de, milyarların meşruu saydığı fizik ötesi inançlardan da daha ilginç bir konudur.
bu tür inanışlar kalbinizi karartır. bilimse, kalbinizden yüzünüze kadar her yanınızı ışıtır ve aydınlatır. ışık varken neden karanlığı tercih edesiniz ki?

modern köleyi azat etmek

turuncu gemi
günümüz modern kölesi kendisi azat edilmek istemez. zira özgür olursa aç kalacağı gibi bir öğrenilmiş çaresizlik içindedir.
modern köleliliğin içinde, ücretli köle ilişkisinden daha büyük dramlar yaşanmaktadır günümüzde. bunlardan biri de, günümüz prolataryasında sınıf bilincinin hiç olmamasıdır. bu da travmatik bir şekilde bir üst sınıfa özenip, kendisine ait olmayan bir hayatı yaşamaya çalışmasıdır. 1600 tl alan işçinin, ayda beş bin tl harcayarak, borç içinde yüzmesi gibi. kapitalist modernitenin her icadına yaşamsal bir bağ hisseder. bu durum da onun en yaşamsal olgularıyla gerçekliğini kopartır. emeğe, aileye, en kötüsü de kendisine yabancılaşır.
mutluluğun en önemli tanımlarından biri, yaşam farkındalığıdır. günümüz modern kölesi kendisi dahil bir çok olguyu tanımamaktadır. kendisine sistem tarafından dayatılan algılarla mutsuz bir yaşam sürer ve ölür.

feminizm

turuncu gemi
insanoğlunu, bir hayvandan ayıran tek özelliği, ahlak ve ahlaksızlık arasındaki seçimleridir. mümkün mertebe her olay karşısında ahlaklı bir tavır alması gereken insanın, güç karşısında gösterdiği duruş, genelde mide bulandıracak ölçülerdedir. zavallıklar içerir. ve hatta bu durum oldukça travmatiktir de.
gerçek anlamda feminizm, kadın erkek eşitliğine değil, pozitif ayrımcılığa dayanır. insanın en büyük ahlaki sınanışı olan, haksız güç karşısında takındığı tavrın sağlaması en iyi bu minvalde yapılabilir. yüz yıllarca sofrada öküzümüzden sonra gelen kadının kurtuluşu ve yaşamda var olması için eşitlik algısı gerici ve yetersiz kalır.

lütfen sadece dayatılan algılarla değil, biraz da vicdani olgularla düşünmeye çalışalım ki, maruldan bir farkımız olsun.

aşk ile sevgi arasındaki fark

turuncu gemi
önce sevdiğin ve aşık olduğun insan için emek vermek ne demek konusu üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. sonrasında aşk ve sevgi kurumsallığına yapılabilecek en önemli hizmet olan kişinin kendisini ve aşık olup sevdiği insanı müthiş tanımaya çalışması evresi gelmelidir.

daha sonra bu kavramlar arasında fark var mı, yok mu üzerine düşünülmeye sıra gelir.

ibrahim sadri

turuncu gemi
95 yılında bir gece uykusuzluğumda kanal 7 televiyonunda izledim ilk defa kendisini. henüz 12 yaşında bir çocuktum. tv'de ki bu komikler yapan sempatik abiyi izlemek iyi gelmişti bana. komiklik yaptıktan sonra, on iki yaşımdan beri hiç unutmadığım ve bu yaşıma kadar hayatımın her alanında yaşam felsefesi yaptığım bir menkıbe anlattı.
ibrahim peyhamberin etrafı odunlarla çevrilip yakılma işlemlemlerine geçilecekken, gökyüzünden bir serçe ağzında bir kıymık parçası atar. ibrahim der ki ''o attığın kıymık ne fayda sağlayacak bu ateşe?''
serçe de ''olsun ibrahim, maksad düşmanlığımız duyulsun'' diye cevaplar.
daha sonra başka bir serçe ağzında bir damla suyla gelir ve bunu ateşe atar. ibrahim ona teşekkür eder ama bu bir damla suyun ateşe ne faydası olacağını ona da sorar.
serçe de; ''olsun ibrahim, maksat dostluğumuz duyulsun'' der.

o gün bugün ben de zalime mümkün mertebe dilimi tükürmekten çekinmedim. ne pahasına olursa olsun iyi insanların yanında durmaya çalıştım. ibrahim sadri o gün, o programda necip fazıl'ın ''kaldırımlar'' şiirini de okumuştu. şiirden hiç bir şey anlamamıştım fakat hayatımda bu kadar güzel bir şekilde hüzünle arındığım çok az olmuştur.

yıllarca izlemeye devam ettim ibrahim sadri'yi. gecenin bir yarısı tv'de çıkan bu adamı bilen çok az insandık. 99 yılında çıkarttığı şiir kasediyle ulusal anlamda tarkan kadar meşhur oldu. bu gün o şiirleri dinleyince ne kadar kötü olduğunu anlayabiliyorum fakat yine de kendisine beni şiire bu kadar güzel bağladığı için teşekkürü borç bilirim.

son yıllarda bir kaç kez çalıştığım yerin kafetaryasındaki tv'de a haberde sunuculuk yaparken gördüm kendisini. görmezden geldim. ve büyük acılarla görmezden gelmeye çalışıyorum.

siyah sütyen

turuncu gemi
insanın sade yaratıcılığıyla bile tanrıları sollayabileceğinin en güzel örneklerindendir. bak daha jartiyeri, naylon çorabı, tangayı falan söylemedim bile.

bu giriden çıkartcağınız ders kendinize güvenin. hiç bir konuda tanrıya bile muhtaç değilsiniz. insan olarak her zaman daha iyisini yapabilecek güçte ve yaratıcılıktasınız.

başlığı alıp nasıl, nereden, ne şekilde bağladığıma ben de çok şaşırdım. böyle başlıklar görünce oluyor bana böyle şeyler. sanırım uzun süredir böyle şeylerin sadece başlığını görebilmekten düştüğüm bir durum bu.
neyse, bari size söylediğimin tersini yapayım gidip biraz dua edeyim. umarım işim o kadar da allaha kalmamıştır.
57 /