confessions

turuncu gemi

2. nesil Yazar - Çok da fifi

  1. toplam entry 1820
  2. takipçi 11
  3. puan 15188

ermeni soykırımı

turuncu gemi
türk yasalarında ermeni soykırımı olmuştur demek suç mudur bilmediğimden ihtiyatlı yaklaşmam gereken konudur. ihtiyatlı yaklaşma sebebimden görüşümü tahmin tahmin ettiğinizi sanıyorum. 2006 yılında ülkemizin en yiğit, güzel, kirlenmemiş çocuklarından biri olan hrant abi resmen canlı yayında herkesin gözü önünde öldürüldü. bugün anlıyoruz ki ayakabısı delik, gönlü kocaman fakir bir gazeteciyi öldürmek için ne kadar çok terör örgütü ne kadar komplike planlar yapmış.

hrant avrupa seminerlerinde oradaki ülkelerin ermeni soykırımı olmamıştır demenin suç olduğunu protesto etmek için, ermeni soykırımı yoktur derdi. çünkü bilirdi ki, yasakların olduğu yerde bilim susar. bilimin olmadığı yerde insanlar karnından konuşur. sonra başlar ağız ishali.

ensest ilişki

turuncu gemi
bilim ve dinin ortaklaşa olarak yanlışladığı konuların başında gelir. gerçi bütün dinlerde insanlar adem ve havva'dan türemiştir. adem ve havva'dan üreyen çocukların soylarını sürdümek için tek çıkarları ensest ilişki olacaktır. hatta burada konu kilittir. buna rağmen dinlerin ona inananlara ensest ilişkiyi yasak kılması bir çelişki midir, değil midir hususunda tartışmayı teist dostlarıma bırakayım. bu benim meselem değildir.

ensest ilişki insan anatomisi ve psikolojisinde ağır tahribatlara yol açan ciddi ve derin bir konudur. yazık ki sosyal medyada üzerinde cahilce şakalar, espiriler dönmektedir. bu toplumda derin sosyal kaos alemetidir. dinlerde, örf adetlerimizde ve modern hukumuzda kişilerin birinci ve ikinci derece akrabalarıyla evlenmeleri yasaktır. hukuki olarak kişilerin kuzenleriyle evlenebilmesi doğan çocukların fizyolojik olarak engelli olması gibi nesilde tahribatlar yapabilmektedir. kanaatimce, büyük bir toplumsal uzlaşıyla kuzen evlilikleri de hukuken yasaklanmalıdır.

ensest ilişkinin kişideki tahribatları aynı zamanda faşist ideolojinin sosyal bilimlerde paramparça edilişine de bir karine oluşturur. insan türü haricinde diğer hayvanlarda ne kadar yakın genlerde bireyler üreme amaçlı cinsel ilişki yaşarsa nesil o denli iyi devam eder. ama insan soyunda genetik olarak bu tam tersi işler. ensest ilişkide üreyen insan nesli fizyolojik olarak kusurlu olacaktır. ama ne kadar uzak genomlardan örnekler bir araya gelip üreme amaçlı cinsel birleşme yaşarsa ortaya o denli iyi sonuçlar çıkacaktır.

sanırım yeni nesil kızların bu kadar güzel olmasını, erkeklerimizin bu kadar yakışıklı olmasını da bu bahsettiğim hususa bağlayabiliriz. eski yıllarda insanlar genellikle ya akraba evliliğiyle ya da aynı il sınırlarında yakın genomlarıyla görücü usulü birleşmelerle nesli sürdürüyorlardı. ama son otuz yılda artan eğitim koşullarıyla birlikte insanlar üniversitelerde birbirinden çok uzak şehirlerden ve farklı etnik kökenlerden genlerin karışımı sonucu nesli sürdürmeye başladılar.
son söylediğim tamamen benim hipotezimdir, henüz bilimsel bir yanı yoktur.

çocuk sahibi olmanın asıl amacı

turuncu gemi
bekara ürememek kolay ama kanımca üremek meselesi ilkel ölümsüzlük güdüsünden başka bir safsata değildir.
yazık ki günümüzde anne babalar çocuklarına mülkiyet esaslı yaklaşmakta. krediyle aldıkları evleri ve arabaları gibi hava atacakları bir yatırım aracı olmuş yeni nesilde üremek maksadı.
bu çok acı bir tablodur.

bonnie

turuncu gemi
Beni zengin sözlükte daha önce hiç bir platformda kimsenin kimseyi karşılayamacağı güzellikte karşılamış güzel insandır.
Bugün hâlâ sözlükler anlamında bir kaliteden bahis edilebiliyorsa, Bonnie ve bir kaç yazar daha sayesindedir bu. Zengin sözlükte en anlamadığım husus, herkes yazmakta çok nazlı. Bonnie ise kaliteden hiç ödün vermeden paylaşımlarıyla bizi zenginleştiren bir yazar.
Beni sadece Bonnie okuyor olsa bile yazacağım bu sözlükte.

Bir de, bonniecim bir ara muhallebiciye gitme teklifim ne dersin?

aç karnına içilen sigara

turuncu gemi
nazım hikmet'in muhteşem anlattığı eylemselliktir.

''kocalmaya alışıyorum dünyanın en zor zanaatına,
kapıları çalmaya son kere,
durup durmadan ayrılığa.
saatler, akarsınız, akarsınız, akarsınız...
anlamaya çalışıyorum inanmayı yitirmenin pahasına.
bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim.
dünyamda sabahleyin aç karına içilen cıgaramın tadı.
ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı.
kıskanıyorum öylelerini kocaldıklarının farkında bile değiller,
öylesine başlarından aşkın işleri''

eski sevgiliye söylemek istenenler

turuncu gemi
beş yıl önce ilk birlikte olduğumuz gece ben sakarlık edip üzerime rakı döktüğümde bana o gece giymem için ödünç verdiğin pijamayı ayrılırken sana bırakmadım. o gecenin sonrasındaki kahkahalarla ve güzelliklerle dolu 3 senenin bir nişanesi olarak sakladım. dile kolay, yazması kolay, 3 sene. seni görmeyeli tam 1.5 sene oldu. artık tabii ki sana duyduğumun ismine aşk denemez. ama çok güzel, emekten ve şefkatten yaratılan şeylerden yaratılmış bir kadını bu kadar uzun süre özlemenin acısını ne sana ne de dostlara anlatmak kolay değil.
biliyor musun ara ara o pijamayı giydiğim oluyordu. hüzünlenmiyordum giyince, o geceki kahkahalarda dolmuyordu içime dışıma. ne biliyim işte, sanki o anlarda sen de beni düşünüyorsun gibi bir şeyler doluyordu içime.
geçenlerde baktım ki artık giyile giyile, yıkana yıkana erimeye başlamış pijama. son bir kaç kez daha giydim. son bir kez yıkadım. ve saklıyorum onu.

hacerülesved

turuncu gemi
islam öncesi arap coğrafyasını ''cahiliye dönemi'' olarak nitelemek tarihin en büyük çarpıtmasıdır. o dönemler özelikle mekke kentinde erken bir rönesans yaşanmaktaydı. ticaret yoluyla antik yunan ve antik roma eserleri mekke'ye taşınıyordu. o zamanki arap kavmi de özelikle şiir sanatında çok ama çok ilerlemiş bir kavimdi. bugün dünyanın bütün edebiyat fakültelerinde yaşamış en büyük şair olarak gösterilen imrul kays o dönemin arap şairlerindendir. hz. muhhamed doğmadan elli yıl önce bizans tarafından katledilmiştir. imrul kays dizeleriyle, kamer suresinin ilk girişteki elli ayeti birebir aynıdır. eğer bu böyle değildir diyebilen bir müslüman dostum varsa ben de şahadet getirir müslüman olurum.

hacerül-esved taşı o zamanlardan kabede çok kutsal görülen putlardan birisiydi. mekke'nin fethinden sonra neden müslümanlarca da kutsal sayıldığını ben yazarım da, müslüman dostlarımın kalbi kırılsın istemem gerek yok. araştırmak isteyen dostlarım varsa internette kaynak da çoktur.

doksanlı yıllarda bir saadetin teksoy vakası vardı. o zamanlar saadettin teksoy 1 saatlik programı boyunca, hacerül-esved taşı ve uzaylılar arasında ki bağlantı üzerine vtr'ler yayınlamıştı. çocuk aklımla merakla beklemiştim. 3 dk'ayla saçma sapan bir şeyler söylemişlerdi. çok sinirlenmiştim.

bu da böyle bir anımdır.

attila ilhan

turuncu gemi
1999 yılında ödp'nin kuruluşuna sadece ve sadece lgbt-i bireylerinin haklarını tanıdığı için yerden yere vuran şairdir. hayatım boyunca ödp'li falan olmadım. ama türkiye entelektüel hayatının kökleri en derindeki etten kemikten çınarı olan atilla usta'nın sola, sağ yumruklarla çakması beni hep üzmüştür. ödp'nin kuruluşuna can yücel aynı saiklerden iğrenç iğrenç laflarla saldırmıştır.
olsun yine de ben atilla ilhan'ı türk şiirindeki belki de en güzel toplumcu şiiriyle yad etmek istiyorum.

yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransızın malı
vişne asidi vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı filan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun

bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor

ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akordeon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

görkemli çadırında italyan lunaparkın
sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini
ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın
sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini
kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın
kim görse şaşırır sakalının süslerini

tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...

en sevilen neyzen teyfik rubaileri

turuncu gemi
kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;
kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus! dediler...
künyeni almak için, partiye ettim telefon,
"bizdeki kayda göre, şimdi o meb'us!" dediler...

felsefemdir kitab-ı imânım,
taparım kendi rûhumun sesine.
secde eyler hâkikatim her ân,
kalbimin âteş-i mukaddesine.

asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
kürsî-i liyakat pezevenk, puşt olanandır!

hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,
yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

öğüt

turuncu gemi
özdemir asaf'tan güzel bir öğüt.

okulda,anladıkça başaracaksın.
yaşamda,başardıkça anlayacaksın.
gelecek mutlu-mutsuz,inanmasan da;
gözlerin yaşardıkça anlayacaksın.

yuvarlağın köşeleri

turuncu gemi
özdemir asaf'tan yine muhteşem bir şiir;

aşka gönül ile düşersen yanarsın.
zeka ile düşersen kavrulursun.
akıl ile düşersen çıldırırsın.
duygu ile düşersen gülünç olursun.
aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.

eski sevgilye söylenmek istenen şeyler

turuncu gemi
sensizliğin üzerinden geçen ikinci kışta üşüyorum. yağmur kokusunun hoşluğu sensiz ciğerime bir kez daha bıçak gibi saplandı. allahtan aşkımıza vatan ettiğimiz kentten kaçalı çok oldu da, sensiz yağan karların güzelliğini görmeyeceğim. ayrılırken sana söz verdiğim gibi soğuk havalarda hediyen olan hırkayı mutlaka baş ucumda tutacağım. gündüzleri evde giymeye kıyamıyorum onu. fazla yıkarsam erir, çürür diye endişe ediyorum. bilirsin ki ben hiç bir eşyama sahip çıkamam.
seninle geçen güzel yıllarımızın her anı zerresine sahip çıkarak büyüdüğümü his ediyorum.
her şeye rağmen iyi ki var oldun hayatımda. iyi ki var oldun bu dünyada erciyesin mitolojik prensesi.

osmanlı devleti

turuncu gemi
beğenelim veya beğenmeyelim, büyük roma imparatorluğunun devamı olan devlettir. bir süre sonra alaturka yöntemlerle yönetilmeye başlandığı için çöküşü hızlanmıştır. kanuni sultan süleyman'ın tahta geçişiyle alaturka roma devleti oldu da diyebiliriz.

üç dağa ağıt

turuncu gemi
devrimci bir nihat behram şiiridir.

açlığın
çıplaklığın acısı mı genişliyor
dalları
meyvaya çağıran rüzgâr mı

dalgın bir kuşun ötüşünden
sevdiğinin kalbine düşen âşık mı
yağmuru emen toprak mı derinleşiyor

yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
halkın gözlerini dolduran çizgilere
umudu mu çağırmalıyım

ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım

ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
durutarak gündüzleri geceleri
durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği
damıtıp sevdalarına
neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım

bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar
özgürlüğün borcu mu ödeniyor
yaralar mı açılıyor yoksulluğa
ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor

ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe

sahilde

turuncu gemi
ülkemizin büyük kent ozanlarından barış manço'nun az bilinen muhteşem bir şarkısıdır. şarkıda ''seni bana çok gördüler, unutmam demiştim sana, o sabah ayrılırken.....
şimdi bilmem hangi sahilde nerdesin, ben yalnız acaba sen kiminlesin''

sözleri bir şarkı sözü olmaktan çok öte, insanın ciğerlerinde kocaman pençeler olur kanatır.''

''herkes duysun, tertemiz aşkımın öldüğünü. tek başıma kutladım yıl dönümünü...''

yazarların gittiği ilk konser

turuncu gemi
sene 1998. 15 yaşımda mıyım neyim. dersler kıllı kaba etlerime benziyor. ama bir afiş gördüm haluk levent mersin'e geliyor. biletler kuyumcu isa abi'de 1 milyon. neyse güç bela ebebeyn çetesinden izin kopartım ve gittim. aslında konsere sibel alaş ve haluk levent beraber geliyordu. sibel alaş o güne kadar gördüğüm en seksi kadınlardandı. sonrasında kendisiyle sayısız kez duşa girdik. tabii o başka paralel evrenlerin konusu, hayır haluk abiyle hiç bir evrende duşa falan girmedim.
neyse. sibel alaş üç şarkı söyledikten sonra sesi berbat oldu gitti. saat 21:30 gibi sahneye haluk abi çıktı. ilk iki konser şarkısını 20 senedir hiç unutmadım. ilki ''irem kız'' ikincisi ise ''kağızman'' gece 00:00'a kadar aralıksız şarkı söyledi haluk abi ve sesinde küçücük bir çizik bile yoktu. son şarkıyı da hiç unutmuyorum.

''nereye saklarsın?''

fatih'in resmi

turuncu gemi
anlamlı bir oktay rıfat şiiridir.

ayasofya kubbesinde ak bir bulut,
baktım, gitti gider. balrengi tesbihim
kehribar günler, düştü yaprak ve umut,
güz yağmuru indi camda düğüm düğüm.

benimdi savrulan kaftanlar, benimdi
atların boynu, yerinde yeller eser!
surların taşlarına sürdüm elimi,
benimdi istanbul, burçlar bana benzer.

altın sahanlarda aş yedim, su içtim
altın kupadan, zorlu tuna'dan geçtim,
ben sultan mehmet, avni, tuğlarla yüce.

bir resimde kaldım cüce, ben değilim,
sarığım, soğuk kürküm, kokusuz gülüm,
ararım, aranırım yerde delice.

unutulmuş kent

turuncu gemi
insan ahir ömründe bir kadınla beraber bir kenti de sevmeli. evet bunu mutlaka yapmalı. aşktır bu, bitmese iyi olur elbette ama bitiyor elbet. anılardan şimşekli bir günde ıssız sokaklardan geçiyormuş gibi korkmalı.
onat kutlar'da güzel demiş.

''vermeme olanak yok bana verdiklerini
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
ben seni alayım istersen sen de beni''

sherlock

turuncu gemi
yaşayan en büyük conan doyle hayranlarından biriyimdir. (aristokrasiye gıcık olduğumdan ve conan abiyi halk çocuğu olarak gördüğümden isminin başına ''sir'' ünvanını kullanmadım)
bugüne kadar ustamızın kaleminin yakınına yaklaşacak kalitede bile bir görsel yapım çekilemedi.
steven moffat kardeşimiz britanya'nın en yetenekli kalemidir. hatta yazı konusunda deha bir beyindir bile diyebiliriz. ama aynı zamanda gözünü para hırsı bürümüş bir kapitalisttir kendisi. dahiyane senaryolarının ancak hollywoodvari yüksek paralı prodüksyonlarla çekilebileceğine inanır. bu anlamsız hırsından ötürü, doctor who'nun ruhunu öldürmüştür.

2009 yılında modern sherlock holmes çekeceğine dair bir mülakatına denk gelmiştim. o zaman üşenmedim bbc üzerinden mail adresine ulaşıp kendisine yazdım.

''bay moffat, sherlock holmes'in dehası ve ruhu o zamanlar ki krimanal teknoloji olmamasında ve sherlock'un beynini bir labratuar gibi kullanmasında saklıdır. günümüz kriminal teknolojisinde analitik zekayla vaka çözmek diye bir şey olmaz. lutfen sherlock'un ruhunu öldürmeyin.''

herifçi oğlu mailime cevap vermedi. hatta bu mailden sonra doktor who'yu da işkenceyle öldürdü.
61 /