confessions

zal

2. nesil Yazar - Geleceği parlak

  1. toplam entry 107
  2. takipçi 6
  3. puan 1207

behçet aysan

zal
sivas katliamının bizden kopardığı, edebiyatımızın en önemli değerlerinden, şairlerinden biri olan şair ve tıp doktoru.

hem iyi bir psikiyatrist hem de iyi bir şair olma yolunda ömrünü harcamış nitekim de olmuştur.

ve madımakta yakılmıştır.

bir dönem muhalif düşünceleri nedeniyle ceza almış ve hapis yatmıştır. ardından çıkmış, eğitimini tamamlamış ve edebiyat hayatına atılmaya başlamıştır.

pek çok şiir ödülü almış, şiirleri farklı dillere çevrilip yayınlamıştır.

ipince ipekten gece
hışırdasa yırtılır gibi
çalıyor sessizliğin kampanası
dışarda afiş asıyor çocuklar
uzaktan silah sesleri geliyor
kal diyor bir kadın sesi
gitme kal
ve patlamaya hazırlanıyor leylaklar
kalbim de

efter brylluppet

zal
mads mikkelsen'ın aslında en iyi performans gösterdiği filmlerden biri olan, tabi mr. hannibal rolünden sonra izleyicilerin dikkatini çeken, danimarka sinemasının ve dram sinemasının en güzel örneklerinden biri olan film.

mads mikkelsen'ın adeta oyunculuk dersi nasıl olur sorusuna cevap verdiği bir başka filmidir...

burada kendisi hindistan'da bir yetimhanede çalışan bir aktivist olarak çıkıyor karşımıza. yetimhanenin ihtiyaçları ve sorunları oldukça büyük. bunun için çabalayıp bir şeyler arıyor ve buluyor. bulduğu şey aslında geçmişiyle hesaplaşma zamanını ortaya çıkarıyor.

yardım için bir iş insanı ile görüşmek üzere memleketi danimarka'ya dönüyor. konuşup, anlaşıyorlar ve iş insanı bizim adamı kızının düğününe davet ediyor.burdan sonrası tam bir karmaşa..

gerisini sinemamızdan bir örnekle anlatacağım:

"sevgi neydi? sevgi iyilikti, dostluktu sevgi emekti."

sonu pek istediğim gibi olmasada; sürükleyiciliği ile kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden biridir.

film 2006 yapımı olup, yönetmenliğini susanne bier yapmıştır.

la muerte de artemio cruz

zal
carlos fuentes'in 60'ların çalkantılı zamanlarında yazdığı bu roman; meksika tarihine ışık tutan çalkantılı bir eser.

şimdi kim bu artemio cruz; hasta yatağında ölümünü bekleyen para babası mı, yoksa gençliğindeki ateşli bir direnişçi mi ?

kitap hem bu soruya cevap veriyor hem de artemio cruz'daki gelgitlerden dolayı oluşan kişilik farklılıklarını analiz ediyor.

tabi meksika devrimini de tüm çıplaklığıyla anlatıyor.

marx kardeşler

zal
alman asıllı olan; sessiz sinema dönemi ve sonrasındaki deneysel amerikan sinemasının en önemli komedyenleri arasında gösterilen;

chico marx
harpo marx
groucho marx

kardeşlerin oluşturduğu gruptur.

ilk zamanlarında genellikle sahne performanslarıyla göz doldurmuşlar, sahnedeki performanslarının yanı sıra broadway müzikalleri ile sinema sektörünün dikkatini çekip sinema sektörüne adım atmışlardır.

ilk dönem sinemalarında daha çok charlie chaplin esintileri görülür. bunun dışında güldürülerinde realizmi dibine kadar hissetmek mümkündür.

zaman ilerledikçe sinemaları giderek absürd hale gelmeye başlamış, absürd mizahın en güzel örneklerini üç ahbab çavuşlar isimli film serisinde vermişlerdir.

bunun dışında iki kardeşleri daha olan bu üç isim; zeppo marx isimli kardeşleri ile ördek çorbası isimli harika eserde rol almışlardır.

michelangelo merisi de caravaggio

zal
barok döneminin en önemli ressamı olarak görülen ressam.

hayatı her zaman sokaklarda geçmiştir; kaynaklara göre 1606 tarihinde sokak ortasında birini öldürmüştür. bu olaydan sonra papalık hakkında ölüm emri vermiş, o da bunun üzerine kaçmıştır.

tabi pişmanlığını tablolarında göstermiştir. arınma temalı çalışmalarıyla papalık tarafından affını istemiştir. özellikle isa figürünü bambaşka bir boyutta kullandığı aziz matta'ya çağrı adlı eserinde sokak hayatından esintilerle birlikte; isa'nın o salaş ortamda insanları arınmaya teşvik etmesini anlatmıştır.

günahlarından arınmak tablolarında ana unsur olmuştur.

bu resimde kendisine has olarak görülen; tenebrism'i olağanüstü bir ustalıkla kullanmıştır.

bunun dışında natürmortlarıyla da dikkat çekmiştir. renkleri kullanımı ile bakanı adeta içine çekmiştir.

francis bacon

zal
ikinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan varoluşçu resmin en önemli temsilcilerinden biri olarak gösterilen amerikalı dışavurumcu ressamdır.

1909-1992 tarihleri arasında yaşamıştır.

sartre'ye ait varoluşçu düşünceler francis bacon'ı bir hayli fazla etkilemiştir.

ikinci dünya savaşı'nın açtığı yıkım, onun da sanatını sorgulamasına yol açmış, bundan sonra resimlerinde şiddet öğesini bir hayli fazla kullanmıştır. bu şiddeti psikolojik olarak kullanmış, acıyı resimlerinde ustaca betimlemiştir.

rene magritte'in başını çektiği büyülü gerçekçilikten de etkilenen ressam , bu akımın da önemli temsilcilerinden biri olarak gösterilir.

the knick

zal
oscar ödüllü amerikalı yönetmen steven soderbergh imzası taşıyan 2 sezonluk dizi .

izlediğim en etkileyici dramalardan biri olduğunu söyleyebilirim. özellikle clive owen'ın performansı dudak uçuklatan cinsten.

çekilen iki sezonda da knickerbocker hastanesi'nde çalışanların şaşırtıcı hikayeleri dizinin seyir zevkini arttırıyor.

izlediğim zaman true detective izlerken geçirdiğim beyin sarsıntısını yaşadığımı söyleyebilirim.

hastane konulu dizileri izlemeyi seviyorsanız ilginizi çekebilir.

joseph merrick

zal
Hayatı harika bir filme konu olmuş olan, 19 yy'ın ikinci yarısında yaşamış, proteus sendromuna muzdarip olan kişidir.

Çocukluğu tam bir dramdır. Çok küçük yaşlarda annesini ve kardeşlerini kaybetmiştir. Babasının sorumsuz tavırları ve okul hayatında yaşadığı zorluklar kendisinde büyük bir yıkıma sebep olmuştur.

Okulu bıraktıktan sonra yeni hayatı başlamıştır. Vücudundaki lezyonlar kendisine daha önce çoğu konuda engel olmuştur, en nihayetinde bu haliyle iş bulmuş, sirkte çalışmaya başlamıştır.

Sirkte çalışırken hayatına büyük etkisi olan Dr. Frederick treves ile tanışmıştır. Durumuna herhangi bir faydası olmasa da doktor onu son zamanlarında mutlu etmeye çalışmıştır.

Fil adam diye ün yapan Merrick 27 yaşında hayatını kaybetmiştir.

(bkz:The elephant man)

a late quartet

zal
müzikleriyle cezbeden son dönemde izlediğim en iyi müzik konulu filmlerden biri olan film.

aslında tam müzik konulu demesek de , bir klasik müzik grubunun uzun süren birlikteliğinden sonra dağılış sürecini, bu süreçte; geçmişten gelen acıları, pişmanlıkları, hayalkırıkları ve yetenek savaşlarını anlatılıyor.

grubun bir üyesinin parkinson hastalığına yakalanmasından sonra başlayan olaylar bazen pembe dizi gibi hissettiriyor olsa da müzikler eşliğinde film başka bir havaya bürünüyor.

film usta besteci beethoven'ın string quartet no:14 op:131 isimli bestesinden esinlenerek yapılmıştır.

yönetmenliğini yaron zilberman'ın yaptığı bu film, kusursuz akışıyla bir çırpıda izlenilen filmlerden biri olmuştur.

roma

zal
Haftasonu sinemada izleme fırsatı bulduğum, oscar ödüllü meksikalı yönetmen alfonso cuaron imzası taşıyan 2018 yapımı mükemmel film.

dağıtımı netflix'te olan film venedik film festivalinden jüri özel ödülüyle dönmüştür.

peki neden roma; muhtemelen yönetmen alfonso'yu derinden etkilemiş olan mexico city'nin ücra mahallesi olan roma'nın yönetmen üzerindeki etkisi inanılmaz.

filmlerinde kendinden her zaman belirgin izler yansıtması biraz françois truffaut'yu andırsada, kendi tarzından kopmaması seyir zevkini arttırıyor.

bu filmde; kadınlar üzerinden roma'daki çalkantılı aile ilişkilerini, dikkat çekmese de iletişimsizlik vebasının etkilerini anlatıyor.

tabi meksika'da devrim sonrası yaşanan sorunların yansıması da anlatılıyor.

oyuncu performansları muazzam derecede güzel; karakter oyuncu uyumu yakalanmış. bu da filme bambaşka bir hava katıyor.

tariz

zal
Edebiyat sanatlarının belki de en zor olanı olan, söylenen söze, cümleye veyahut esere karşı iğneleyici şeyler yazma sanatıdır.

Yazılan yazının tam tersi yazıldığı için halk arasında laf sokma sanatı diye de bilinir.

federico fellini

zal
magic mushroom tarafından bu başlık için ukde bırakılmış.

1920-1993 tarihleri arasında yaşamış olan, yeni İtalyan sinemasında derin izler bırakan yönetmen.

İzleyici onu genellikle la vita dolce ile hatırlatmaktadır; güzel filmdir, çok güzeldir fakat aykırı sinemasının en güzel örnekleri bana göre 8 buçuk diye bildiğimiz otto e mezzo ile roma'nın derin tarihine indiği roma isimli filmleridir.

Bunun dışında Anthony Quinn'in yıldızlaştığı la strada sinemasının en güzel örneklerinden biridir.
Hayatı ikinci dünya savaşının izleriyle geçmiştir. Doğduğu şehir olan rimini'nin bir harabeye dönmesi kendisinde büyük bir yıkım yaratmıştır.

3 defa Oscar kazanan yönetmen 1993'de hayatını kaybetmiştir.

krzysztof kieslowski

zal
yaşasaydı belki de 21. yy'ın en yetenekli birkaç yönetmeni arasına girebilecek yetenekte olan; polonyalı senarist ve yönetmen.

filmlerinde kullandığı müziklerle tanınan bir isim olmasına rağmen, deneysel sinemasının ilk yıllarında çektiği belgeseller ile ne kadar yetenekli bir yönetmen olduğunu göstermiştir.

müzisyen ve yakın arkadaşı zbigniew preisner ile çoğu filminde çalışmış, müzikler onun filmlerini bambaşka boyuta çıkartmıştır.

90'ların başında çektiği üç renk serisi diye bilinen trois couleurs üçlemesiyle efsaneleşmiştir. bu üçleme ile juliette binoche'u sinema dünyasına hediye etmiştir.

ayrıca zbigniew preisner bestelerinin öne çıktığı la double vie de veronique gibi harika bir işe de imza atmıştır.

musa'ya gelen 10 emir'den esinlenerek 10 filmlik bir dekalog serisi bulunur ki; hepsi başlı başına birer şaheserdir.


1996'da çok sevdiği polonya topraklarında, kalp krizi sonucu veda eden usta yönetmen, sayısız film, belgesel çekmiş ve birçok isme ilham kaynağı olmuştur.

dyatlov geçidi vakası

zal
1959'da ural dağlarının, kholat syakhl bölgesinde gerçekleşen, gizemi tarihin karanlıklarına doğru gitmiş, kaybolmuş olan olaydır.

10 dağcı; üniversiteden sıkı fıkı dostlar. bir de hayatlarının belki de en önemli zevki olan dağcılığı hep birlikte yapıyorlar. bir gün ural dağlarına doğru gitmeye karar verirler. içlerinden biri rahatsızlanır ve geri döner. (kaderin cilvesi olsa gerek) 9 dağcı ural dağlarındaki otorten bölgesine doğru hareket ederler. hedefleri otorten dağıdır. fakat oldukça şiddetli olan kar ve sis onları çok zorlar. onlarda kholat syakhl diye bilinen; yerli dilde ölüm dağı manasına gelen bölgeye doğru hareket ederler.

hareketin sonucu, büyük bir hüsran ve cevaplanamayacak sorulardan ibarettir.

aileleri dağcılardan haber alamayınca yetkililere çağrı yapmış ve iletişim kurulamayınca arama çalışmaları başlamıştır. ve dağcıların cesetleri bir bir bulunmuştur. hipotermi'den öldükleri düşünülsede kaskatı kesilen yüzler, alınan ağır darbeler bunun normal bir ölüm olmadığını gösterir niteliktedir.

önce o bölgede yaşayan mansi yerlileri suçlanmış, tutuklanmış; daha sonra bunu bir insanın yapamayacağı düşünülünce serbest bırakılmışlardır.

hakkında kitaplar yapılmasına, araştırmalar yapılmasına rağmen ne olduğu hala muallaktadır.

olaya grubun lideri olan igor dyatlov'un adı verilmiştir.

onunla birlikte ölen diğer dağcılar:

zinaida koimogorova
lyudmila dubinina
alexander kolevatov
rüstem slobodin
yuri krivonişenko
yuri doroşenko
nicolai thibeaux-brinolles
semyon zolotarev

10. dağcı olan yuri yudin rahatsızlandığı için, tırmanışa başlanılmadan geri dönmüştür.

amy

zal
2015 yapımı; asif kapadia'nın yönettiği harika biyografik yapım.

izlerken dolu gözlerle izleyeceğinize emin olabilirsiniz. zira amy winehouse'un yaşarken nasıl acı çektiği çok güzel anlatılmıştır.

film yabancı belgesel film kategorisinde oscar ödülü de kazanmıştır.

f. scott fitzgerald

zal
otoritelerin ne dediği umrumda olmamakla birlikte bana göre 20. yüzyıl amerikan edebiyatının en yetenekli yazarlarından biri olan, ernest hemingway ile olan saplantılı arkadaşlığı ile tanınan, tam adı francis scott key fitzgerald olan amerikalı yazar.

iflah olmaz bir tarzı vardı. alkol bağımlılığı belki de yeteneklerinin daha da saklı kalmasına yol açmıştır.

kalp krizinden hayatını kaybettiği zaman 44 yaşında olan yazar, sık sık şehir değiştirmiş, düzenli bir yaşantısı olmamıştır. bahsettiğim üzere; fransa ziyareti sırasında tanıştığı ernest hemingway ile saplantılı bir arkadaşlığı olmuştur.

bir de güzeller güzeli karısı zelda; zelda'nın psikolojik çöküşünde yazarın umarsız tavırlarının da neden olduğu söylene gelmiştir.

the great gatsby romanı ile ünlenmiştir, pek çok kimseye göre de en iyi eseri olarak kabul görmüştür. amma velakin ölümü üzerine tamamlayamadığı the last tycoon amerikan edebiyatının en önemli ve en güzel eserlerinden birisidir.

doris lessing

zal
1919- 2013 tarihleri arasında yaşamış olan ingiliz hikayesinin mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen hikaye ve roman yazarıdır.

hayatı ve ideolojik kazanımlarını çok genç yaşta elde etmişti. bunlarla birlikte çok genç yaşta edebiyata atılarak yazarlığının ustalaşmasını sağlamıştır.

bankacı olan babasının işleri nedeniyle gençliği yurtdışında geçmiştir. iran'da doğmuş , zimbabwe topraklarında yetişmiştir. orada sol görüşlü harekete katılmış ve zimbabwe'deki komünistlerin temelini atmıştır.

eserlerinde genellikle feminizm,eşitlik ve toplumsal bazlı sorunları işlemiştir.

özellikle hikayeleri milyonlarca okura ulaşmış; 2007'de nobel edebiyat ödülünü kazanmıştır. ( bu ödülü kazanan en yaşlı insan olarak tarihe geçmiştir.

eserlerine gelecek olursak; türkü söylüyor otlar isimli romanının zimbabwe topraklarının eseri olduğunu söyleyebiliriz; burada toplumun en büyük sorunlarından olan ırkçılığa değinmiştir.

altın defter isimli romanıyla da kadınlara değinmiştir.

zaten çoğu eserinde ana karakteri bir kadındır. itilmiş, hor görülmüş bir kadın.


hikayelerinin hepsi teker teker okunması gereken, okurun dünyasını değiştiren hikayelerdir.


ah ne yazık ki, elli yaşını aşmış bilge, sakin kadın ve erkekler , olgunluğa giden yolda yürürken, arkalarında birçok kanlı beden bırakmışlardır! eğer otuz yıl kadar gözü dönmüş bir yamyam olarak yaşamadıysan, bilge ya da olgun olamazsın.

altın defter'den...

ray liotta

zal
karakter oyuncusu diye nitelendirebileceğimiz, oynadığı her rolün üstesinden gelebilecek bir yeteneği olan amerikalı aktör.

1954 doğumludur.

özellikle; ridley scott'ın yönettiği 2001 yapımı hannibal'daki beyin performansı ile öne çıkmıştır. kurgusal karakter paul krendler ile efsane bir performans sergilemiştir.

küçüklüğünden beri sinemayı hayatın bir yansıması olarak görmüştür. 80'lerin başında sinemaya atılmış: goodfellas ile ismini duyurmuştur.

27'ler kulübü

zal
şöhretin sonu diyebileceğimiz olayların sonucu olan, genellikle müzisyenlerin 27 yaşındaki ölümleriyle böyle adlandırılmış durumdur.

bu kulübün muhtemel ilk üyesi blues'un bilinen en eski temsilcilerinden robert johnson'dır.

janis joplin, jim morrrison, jimi hendrix, pete ham, curt cobain ve amy winehouse gibi isimlerde bu kulübün üyeleridir.

bazıları aşırı temponun verdiği sağlık sorunlarından, bazıları da şöhret baskısına dayanamayıp uyuşturucu bağımlılığından ve bazıları da intihar ederek yaşamlarını sonlandırmışlardır.

gupta sanatı

zal
uzun uzun yıllar evvel hindistan'da hüküm sürmüş olan gupta imparatorluğunda görüldüğü için böyle adlandırılmış olan; natüralist ve idealist havaların hakim olduğu sanat tarzıdır.

bu tarz genellikle baskı ve heykellerde kullanılmıştır.

heykellerde daha çok dünyevi yaşamın insanı nasıl yıprattığı anlatılmıştır. bu yıpranma sonrası buda'nın etrafında huzuru aramışlardır.

grigori rasputin

zal
Bir hikaye mi yoksa gerçekten yaşamış mı tereddütlerine sevkeden, Rusya'nın nostradamusu diye de anılan keşiş.

Küçüklükten başlayan gelecekte olacak olayları bilme ya da tahmin yürütme yeteneği ona çok kısa sürede ün sağlamıştır. Önce kilisede yükselmiş, iyi bir din adamı olmuş, sonra da bundan faydalanıp nüfuzunu arttırmış ve Rus sarayına kadar gitmiştir.

İkna kabiliyeti o kadar kuvvetliymiş ki; çar 2. Nikolay'ı pek çok kararından geri döndürmüştür. Tabi saray çevresinden bir hayli düşman edinmiş en nihayetinde de hem bu düşmanlar hem de dış güçler tarafından öldürülmüştür.

Ölümü de kaynaklara göre biraz zor olmuştur. Önce zehirlenmiş, etki etmeyince kurşunla öldürülmüştür.

Ölünce ardından bıraktığı mektupta; çarlık rejiminin son bulacağını da söylemiştir.

güneş motel olayı

zal
70'lerin; türk siyaseti adına en önemli olaylarından biri olan, siyasetimizin mihenktaşlarından biri ve baş aktörlerinden biri olan karaoğlan'ın başı çektiği siyasi vakadır.

11'ler olayı diye de anılmaktadır.

olay 11 aralık 1977 parlemento seçimlerinden sonra gerçekleşmiştir. chp sandıktan birinci parti çıkmış fakat çoğunluğu sağlayamadığı için hükümeti kurmakta zorlanmıştır. o dönem adalet partisinden 12 vekilin istifa etmesiyle bülent ecevit'in de hükümeti kurmak için bir seçeneği olmuştur.

11'i adalet partisinden olmak üzere 12 vekille görüşen ecevit; bunlara yeni kuracağı hükümette bakanlık sözü vermiştir. gel zaman git zaman bu 12 kişiden; eski adalet partili cemalettin inkaya, hala görüş içerisinde olduğu adalet partisi kanadının baskılarından dolayı ters düşerek aralarından ayrılmıştır.

bülent ecevit yeni kurduğu hükümette anlaştığı bu vekillere bakanlıkları vermiştir. ( oğuz atalay hariç; kendisi gelen bakanlık teklifini reddetmiş.) tabi bu durum chp kanadınca hiç hoş karşılanmamış ecevit ağır eleştirilere maruz kalmıştır.

bu görüşmeler güneş motellerinde gerçekleştiği için tarihe bu isimle kazınmıştır...

dönemin kara mizah eserlerinden zübük adlı eserde de bu olay tiye alınmıştır.

işte o anlar:

avantgarde

zal
"magic mushroom tarafından bu başlık için ukde bırakılmış"

türkçe'ye çevrilmiş hali avangart.

kökeni fransızca olan, öncü diye tabir edilen yüzyılın dışındaki düşüncelerle yaşayan sanat biçimidir.

her zaman yeniden yanadır, modernizmi tüm incelikleriyle kabul eder.

edouard manet önemli temsilcilerinden biri olarak gösterilebilir. özellikle kırda öğle yemeği isimli tablosunda avangart sembolleri sık kullanmıştır.

Sinemada ise Rus yönetmen Andrei Tarkovsky bu biçimi oldukça fazla kullanmıştır.

kongo katliamı

zal
1884 berlin konferansı sonrası, belçika kralı 2. leopold'un özel mülkü olarak tasdik edilen, günümüzün demokratik kongo cumhuriyetinde yaşanmış, sömürge düzeninin kara lekelerinden biri olan katliam, soykırım ya da adına ne denirse işte...

vahşetin öteki adıdır.

avrupa'nın kültür ve medeniyetini götürüp, yozlaşmış toplumu kendi ayakları üzerinde duran medeniyetler yapacağız diyen belçika yönetimi, antlaşma ile kendisine verilen kongo topraklarında yaklaşık 20 sene durmaksızın katliam yapmışlardır... bölgedeki zengin kauçuk kaynakları sömürgenin tek nedeniydi.

babası 1. leopold'un ölümünden sonra kral olan 2. leopold'un geniş topraklara yayılma siyaseti sadece vahşetten ibaretti. gittiği her yere kan götüren iblisin teki olan bu adam, 20 sene yaklaşık 10 milyon insanın katledilmesinde sorumludur.


ama belçikalılara soracak olursak: leopold efendi oraya medeniyet götüren uygar bir insan, halk kahramanı biriymiş. kadınların kafasına düşünmeden sıktıran, çocukları öldürten, yorulduğu için çalışamayacak raddeye gelen zavallı insanları infaz ettiren caniden başkası değildi.

katliamın izleri avrupa'da yayılmaya başlayınca topraklar kral'dan alınmış ve belçika hükümetine sömürge olarak verilmiştir. değişen bir şey olmamıştır.

annemin yarası

zal
bana göre bkm adının altında çıkan en güzel filmlerin başında gelen; 2016 yapımı , ozan açıktan'ın yönettiği harika film.

sarsıcı bir hikaye ve kusursuz oyunculuk performansları ile akıllarda kalan filmden: salih adlı genç arkadaşımızın trajik hikayesi anlatılmaktadır. annesiz ve babasız büyüyen salih 18 yaşına kadar yetimhanede kalır. ardından sürekli kendisine sorduğu soruların cevaplarını aramak için çalışmaya başlar:

benim ailem var mı?

her zaman bu soru kendisini kemirip durmuştur; o da en nihayetinde sancılı bir arayışa girişmiştir.

salih olarak karşımıza bora akkaş çıkmıştır. onun dışında ozan güven , meryem uzerli, belçim bilgin ve okan yalabık gibi isimlerinde olduğunu belirtmem gerek.

özellikle ozan güven'in performansı izleyiciye öyle bir geçiyor ki; bitirip başa sarıp tekrar izlettiriyor kendini.

blood diamond

zal
Edward zwick'in yönettiği, kapitalist düzenin, sömürgeciliğin ve köle ticaretinin ağır bir şekilde eleştirildiği harika film.

Elmasa değil; insanlığa bakış açınız değişebilir, yapılanları görünce bunlar insan mı dedirtiyor.

Leonardo di caprio'nun burada da Oscarlık bir performans sergilemiş olduğunu düşünüyorum.

ben ruhi bey nasılım

zal
kimisine göre dramatik bir destan, kimisine göre acı kokan bir roman , kimisine göreyse şiir şeklinde yazılmış tiyatro olan, edip cansever'in ruhi bey'in acı dolu yaşantısını ve karakterini anlattığı büyük şiir.


tiyatrosuna kesinlikle gitmeniz gereken bir oyundur. 2000'lerin başında cüneyt çalışkur yönetiminde çekilen oyunun bir başka olduğunu düşünüyorum. ıstanbul devlet tiyatrosunda sergilenmiştir. ruhi bey karakterine hayat veren uğur polat oyunculuk dersi vermiştir.

sevdiğim bir kısmı :

bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar
denize bırakılmış çöpler gibi
yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi
geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.

bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi
bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında
içinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı
çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde
ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen
kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla
yağmurlu bir sundurmaya
ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın
pencerelerde ve her yanda.

bir çocukta bir kadın hayaleti mi
bir kadında bir çocuk hayaleti mi
yalnızca bir hayalet mi yoksa.

(nerdeyim
kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
para bozduranların az çok bildiği
adres soranların gene bildiği
bir sokakta bir aşağı bir yukarı
saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
amansız bir güceniğim.)

geri getiriyor bunları rüzgar
geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da
iniltili, hasta bir konağı da
çatısında baykuşların tünediği
birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda
ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp
suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği
bir konağı ve konağın olanca görkemini
geri getiriyor rüzgar.

(konaksa yandı çoktan
tertemiz bir asfalt ezip geçti onu
iyi biliyorum tertemiz bir asfalt
ezip geçti onu
kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)

ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı
caddeler, işhanları kahveler ayarlandı
meyhaneler, genelevler
pasajlar, dar sokaklar, geçitler
soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey
ve bütün ilişkiler
birden yerini aldı.

ve her şey yetişti gene
sarı bir çarşambadan
kahverengi bir cumartesiye.

kids

zal
Kıpırdamam için çok güzel bir seçenek olan, Robbie Williams ve kylie Minogue çalışması.

Günün yorgunluğunu bedenimi karartmışken, bu şarkıyla kendimi buluyorum.



Me no bubblicious
Me smoke heavy tar
Me be groovin' slowly where you are
Notify your next of kin
'Cause you're never coming back
I've been dropping beats since Back in Black
And we'll paint by numbers
'Til something sticks
Don't mind doing it for the kids
(So come on) jump on board
Take a ride (yeah)
(You'll be doin' it all right)
Jump on board feel the high
'Cause the kids are alright
You've got a reputation
Well I guess that can be explored
You're dancing with the chairman of the board
Take a ride on my twelve cylinder symphony
But if you got other plans
The purpose of a woman is to love her man
And we'll paint by numbers
'Til something sticks
Don't mind doing it for the kids
(So come on) jump on board
Take a ride (yeah)
(Doin' it all right)
Jump on board feel the high
'Cause the kids are alright
I'm gonna give it all of my loving
It's gonna take up all of my love
I'm gonna give it all of my loving
It's gonna take up all of my love
I'm gonna give it all of my loving
It's gonna take up all of my love
I'm gonna give it all of my loving
It's gonna take up all of my love
Come down from the ceiling
I didn't mean to get so high
I couldn't do what I wanted to do
When my lips were dry
You can't just up and leave me
I'm a singer in a band
Well I like drummers baby
You're not my bag
Jump on board
Take a ride, yeah
(You'll be doin' it all right)
Jump on board feel the high, yeah
Jump on board
Take a ride, yeah
(You'll be doin' it all right)
Jump on board feel the high, yeah
I'm an honorary Sean Connery, born '74
There's only one of me
Single-handedly raising the economy
Ain't no chance of the record company dropping me
Press be asking do I care for sodomy
I don't know, yeah, probably
I've been looking for serial monogamy
Not some bird that looks like Billy Connolly
But for now I'm down for ornithology
Grab your binoculars, come follow me

the monotones

zal
1950'lerin ve 60'ların hatıralarından olan; küçücük cocuk diye tabir edeceğimiz 15-17 yaş aralığındaki vokalistlerin kurduğu dönemin akımı olan doo-wop müziğinin en önemli isimlerinden olan grup.

grubun ana vokali olan charles patrick ve kardeşi james patrick öncülüğünde kurulan grup daha sonra eklemelerle 6 kişiye kadar çıkar.

daha sonra genç yaşta gelen şöhretin de etkisiyle grup içinde dağılmalar başlar önce james patrick ayrılır gruptan, tabi grup müzik yapmaya devam eder. 60'ların ortalarına gelindiğinde ise grup tamamen dağılır.

fakat ilerleyen yıllarda konserler,gösteriler ve tv show'ları için bir araya gelmeye devam ederler.

bu da kendilerini meşhur eden teklileri:

dmitriy dmitriyevich shostakovich

zal
onun için doğuştan bir yetenek diyebiliriz( bunda müzisyen bir aileden gelmesinin payı oldukça büyüktü) . küçük yaşta başlayan müzik merakı giderek gelişerek bir çığ olmuş, bu çığ büyüdükçe seveni kadar sevmeyenleri de olmuştur.

büyük bir üne kavuştu leningrad senfonisini ikinci dünya savaşı sırasında; nazilerin kuşatması altında olan leningrad'da bestelemiştir.

insanlar leningrad'ı birer birer terkederken; hele ki sanat camiasının önde gelenleri düşünmeden bırakıp giderken, o milleti için cephede çalışmıştır. cephede siper kazmış, bu siperlerin içinde bomba ve kurşun sesleri arasında beste yapmıştır.

ilhami çiçek

zal
1954-1983 tarihleri arasında yaşamış, durgunluğu ve duygusallığı ile hölderlin'in öldüren duygusallığı ve romantizminden etkilendiğini düşündüğüm , erken ölümüyle edebiyat dünyasını sarsmış erzurumlu şair.

öğretmen bir babanın oğlu olunca ister istemez edebiyattan etkilenmiştir. ilkokul çağlarında yazmaya başlamış, lise ve üniversite dönemlerinde dergilere şiir göndermeye başlamıştır.

hayatta iken yayınladığı satranç dersleri kendisinin en önemli eseri olarak dikkat çekmektedir. onun dışında kayda değer bir eser yayınlamamıştır.

ölümü ise askerde iken olmuştur. hep bir karmaşıklık hikayesi olarak dikkat çeken ölümü kaza olarak rivayet edilse de , şairin duygusal yıkıma dayanamayıp intihar ederek yaşamına son verdiği iddiası daha güçlüdür.

(bkz:leyla)

leyla

zal
En sevdiğim İlhami çiçek şiiridir.

günlerden bir özge bir gün müdür
yaprak dökümü müdür gizemli neylerin
dağlar leyla albenisiyle mi donanmıştır
bulutların doluktuğu
bunlar sözcük müdür yoksa tuz ırmağı mı

roma'ya yakınılan ben miyim
bir gün
her gün gelen meleğin gelmeyeceğini
bilen ben miyim
ilenen leyla mıdır leyla mıdır

(kötürüm bir yel eser ıraklardan
üçgenlerin eşliğinde
unutulur olay özellikleri
şems'in öğütleri erir ufukta
doğuda batar güneş)

kötürüm bir yel eser ıraklardan
çağlar alınyazımı tartışır
karanlığı tırmalar karanlık bilgeler
evren bir savaş alanıdır
aşkı eline dolayan bir dize yürür üstüme
bir kent mecnunu keser yollarımı
leyla'yı sorar

( ölüm şarkısını çalar gizemli neyler
düşer – bu bir ölüm düşüşüdür – çılgın hüseyniler
bağlanır bir aksak hicazda şevki bey'in kolları
doğuda batar güneş )

leyla bir özge can mıdır
can içinde can mıdır
bir adam anlattılar leyla'yı avuçlarında gizliyormuş
bir adam koynunda taşıyormuş onu
onları kıskanmak mıdır leyla'ya giden yol
ağlasak bağışlar mı
nasıl ölünür uğrunda

söz verilmiş ülkede yabancı
ağlamayan gezgini düşündüm
nil'i gözleriyle içen bir bilge gibi
sara gülümsüyor
yargıç yok taşı kim atacak
leyla bilmez mi gerekli olduğunu
şu anda
ben ibrahim ve sara

leyla bilmez mi

tulitikkutehtaan tyttö

zal
Türkçe adı kibritçi kız olan film.

konu itibariyle film basit bir film olarak görülebilir; fakat işçi sınıfına dikkat çekme ana unsurdur.

hepimizin yakinen bildiği; evine ekmek götürmek için soğuktan donan kibritçi kızın, modern finlandiya sinemasına farklı bir şekilde uyarlanmasıdır. bu defa soğuk değil, insanlık onu donduracaktır.

hans christian andersen'in masalındaki tatlı kız ile karşılaştırıldığında, arzularını bastırmayan güzel bir kadının olduğunu görmekteyiz. bu kız bir kibrit fabrikasında çalışan kendi halinde bir insanken; eğlenmek için gittiği gece kulübünde ilişkiye girdiği adamdan hamile kalmasıyla dünyası değişen biri haline geliyor.

soğuk mu, adaletsizlik mi yoksa insanlık mı daha dondurucu?

insanın içini donduran sorular.

film 1990 yapımı olup, aki kaurismaki yönetiminde çekilmiştir.

ayrıca film yönetmenin proletarya üçlemesinin son filmidir.

prequel

zal
İng. Ön bölüm.

Sinemada seri filmlerde sıkça rastlanan durumdur. Kendisinden önceki filmde yaşanan olayların öncesinden örnekler vererek anlatan filmlere denir.

vitray

zal
cam mimarisinin en önemli noktalarından biri olan; gotik dönem mimarlarının elinde büyük bir sanat eserine dönüşen cama denir.

saydam renkleri ile kendisini hemen belli eder. rengin oluşmasında metal oksitler kullanılır. metal oksitler, eritilmiş cama eklenir ve geriye cam sanatçısının ustaca dokunuşları kalır.

ilk dönem hristiyan mimarisinde sıklıkla görülmüştür. özellikle katedral ve kiliselerde.

orfizm

zal
sürekli kübizm ile karıştırılan fakat, kübizm'deki etkilere sahip olan kübizm içinde ortaya çıkmış , kısa bir süre etkili olan sanat akımdır.

1 dünya savaşında cephede hayatını kaybeden fransız şair guillaume apollinaire tarafından ortaya atılmıştır. zaten o hayatını kaybettikten sonra temsilcileri aralarında ayrılığa düşmüş ve akım sonlanmıştır.

akımda esas olan orpheus'tur. isim babası olan bu mitolojik kahramandan esinlenerek müzik ile resim arasındaki bağın ilişkisini soyutlamalarla anlatmışlardır.

jan van eyck

zal
1390-1441 seneleri arasında yaşamış olan, rönesans dönemine damgasını vuran ressamlardan biri olan flemenk ressam.

geliştirdiği yağlı boya tekniği ve kusursuz olarak kullandığı realizm ile ünlenmiştir.

arnolfini'nin evlenmesi adlı eseri ile tanınır .

gent altar panosu

zal
arnolfini'nin evlenmesi ile tanınan jan van eyck'in, ondan daha iyi ve daha gerçekçi eseri olan panodur.

dönemin en iyi eseri olarak kabul görmektedir.

tabi bu eseri yalnız yapmamıştır. yapılan ince dokunuşların çoğu kardeşi hubert'a aittir. hubert'la birlikte ince dokunuşlarla yağlı boyadan yeni tonlar elde edip, resme bilinmez bir haz katmışlardır.

her bir parçası, zengin tonları ve kusursuz gerçekçilikle resmedilmiştir.



zenginsozluk.com/foto

steel magnolias

zal
yönetmenliğini takdir ettiğim herbert ross'un , sinematografi ve tasarım konusunda da usta olduğunu gösteren 1989 yapımı efsane filmlerden biri.

robert harling'in senaryosunu yazdığı film; 80'lerin amerikasında, beklentilerini karşılayamamış, ailevi sorunların verdiği bunalımdan çıkamamış bir grup kadının hikayesini anlatıyor. ah dedikodu sen nelere kadirsin dedirten durumların fazlasıyla bulunduğu da bir film.

mekan olarak genellikle güzellik merkezi kullanılıyor. burada da kadınlar harıl harıl dedikodu peşinde.

julia roberts ve sally field'ın da alkışlanacak performans sergilediğini söylemek gerekiyor.

morfoloji

zal
daha çok edebiyat ve biyoloji bilimlerinde karşımıza çıkan bir terim olmakla birlikte, edebiyatta cümlenin yapısıyla alakalı türleri içeren, biyolojide ise canlıdaki yapıların şekilleriyle ilgilenen bilim dalına verilen isimdir.

morph- o- logy

biçim veyahut yapı gibi anlamları olan morph sözcüğünden türemiştir.

claude monet

zal
eduoard manet ile olan soyisim benzerliğinden dolayı kendisinin eserlerinin manet'ye ait olduğu düşünülen 19. yüzyıl fransız resiminin önemli isimlerinden biri olan ressam. manet'nin kadın tasviriyle alakası yoktur; kendisi derin fırça darbeleri ve görkemli manzara resimleriyle tanınır.

izlenimcilik akımının da önde gelen isimlerinden biridir.

1873'de resmettiği izlenim: gündoğumu bunun en önemli simgelerinden biridir.

villa la rotonda

zal
italyan mimarisinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen, 16. yy'ın ortalarında dahi mimar andrea palladio tarafından inşa edilen yapıdır.

isminden de anlaşılacağı gibi villa formundadır.

yapı tarz olarak tapınak biçiminde yapılmıştır. bu palladio'nun mimari düşüncesinin ana unsurlarından biridir.

italya'nın en çok turist çeken bölgelerinden olan veneto'nun vincenza şehrinde bulunur.

ayrıca veneto italyan mimarisinin en güzel örneklerini içersinde barındırır.


zenginsozluk.com/foto

...and justice for all

zal
godfather serisiyle, amerikan sinemasının parlayan yıldızı olan al pacino'nun ününe ün kattığı ve unutulmaz bir oyunculuk dersi verdiği çok güzel bir filmdir.

burada karşımıza genç ve idealist hukukçu arthur kirkland olarak karşımıza çıkan pacino; mimiklerini harika bir şekilde dramatize ediyor. arthur'un dramatik hikayesine , harika oyunculukta eklenince soluksuz izlenecek bir film ortaya çıkıyor.

hikaye teorik olarak; amerikan hukuk sistemini alaşağı eden bir hikaye, pratikteki ise; hikaye tam anlamıyla genç arthur için hayal kırıklığı. ünlü bir yargıç; ve bu yargıç, tecavüzden tutuklanıp, yargılanacak olan bir yargıç. savunması için görev verilen kişi ise arthur: ve bu olay arthur'un kendisini sorgulamasına da yol açacaktır.

bakalım arthur; kendisiyle ve davayla hesaplaşabilecek mi?

1979 yapımı olan filmi; norman jewison yönetmiştir.

the vitruvian man

zal
mimarlığa ait en eski kaynaklardan olan hatta en eskisi diyeceğimiz "mimarlık üzerine on kitap" isimli eseriyle bilinen , m.ö 1 .y.y'da yaşamış olan antik roma'nın en ünlü mimari vitruvius'u tasvir eden, matematiğin görsel zeka ile birleştiği bir leonardo da vinci eseridir.

da vinci bu eskiz'i yaparken hayran olduğu vitruvius'u mimarisini anlatmaya çalışmıştır.

vitruvius'un matematiksel dengesini ve simetrisini hayranlıkla benimseyen da vinci; kollarını ve bacaklarını sonuna kadar açmış erkek bedeniyle vitruvius'un insan anatomisi hakkındaki düşünceleri açık etmiştir.

zira vitruvius mimarlığın insan bedeni gibi kusursuz şekilde olması gerektiğini düşünen bir mimardı.


zenginsozluk.com/foto