confessions

zeitgeist

1. nesil Yazar - Yorulmak bilmez

  1. toplam entry 274
  2. takipçi 37
  3. puan 9304

iz bırakan kitap cümleleri

zeitgeist
"bir de ne var biliyor musun bende, böyle bir yeri terk edeceğim zaman, başka bir yere gidiyorum ya, sanki terk ettiğim yer evimmiş gibi geliyor, o yüzden sonra kıçıma tekmeyi yiyince, yine gideceğim ya bir yerden bir yere, yine yabancı olacağım orada biliyorum, kaçarı yok, böyle sürüp gidiyor: gittikçe daha yabancısın anlayacağın, gittikçe daha az evindesin..."

bernard-marie koltes - ormanlardan hemen önceki gece

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

zeitgeist
zahir'in peşinden gittik bir vakit, zan'ımız kadar adımda öğrendik sonra yolda değilsek yürümek boşa, efsane bildik yanıldık, hayy'dan gelip hu'ya dönemedik tükendik. kimse bilmedi ahvalimizi, biz de bilmedik şerait'i yanıldık. bir adam, bin adım, tek nefes, katre-i ateş, zülfün teli, bad-ı saba dolandı ele sustuk.

vazgeçmekten vazgeçtik, ateşe koştuk, yandık da daha küle dönemedik..

eyvallah.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

zeitgeist
bu kadar yıl sonra bile hala yürüdüğüm o yolların hastasıyım, bir anı için bile pişman değilim, sokağın her haresi dizili elimde tek tek tek geçiyor defalarca, yaşıyorum dibine kadar hem de, hala sokaktayım, elimin tersiyle ittiklerime hastayım, sen bedel say onları, ben yok ettiklerim, kim ne sayarsa saysın yaşamadın sen! bir anını bile, zahir aynalarda oyalandın durdun, yalan oldun gülümse. sen kafanı gömecek bir kum ara hala, saklan, sutre varmış gibi saklan, kandır kendini oyala, hiç kimsenin en sevdiği olamayacaksın bir daha, unutulduğun da unutulduğunda un ufak kaldığında anladığın o cehennemde kal, çıkış yok sana, ben baban değildim sen ise annen olmayacaktın, bunca sene sonra doğrula, hatırla, hiçliğe adımla sonra. ne yakmışım dediğin kül yığınının kaç defa daha köz kaldığını göreceğini artık önemsemediğin o ana kadar yaşa, belki tek değil ama bir başına. her hesap bir gün görülür elbet, ben kaç kez infazımı yaktım senin konuşmaya hakkın yok, ben kaç kalem kırdım kendime cellat, senin acıya hakkın yok, o en sevdiğin hüzne hakkın yok.

yürüdüğüm o yollara hastayım, bir başına adımladığım her toprağa, rüzgarında salındığım o yükseğe.. ben bedelini ödedim her harenin, sen de kendi payına düşeni yaşa.

gitmek istemediğin şehirlerden geliyorum geceleri, benim onlar, sokağı, taşı, kedisi, köpeği, insanı benim onlar, sahi senin neyin var?

yolculuklara dönüyorum ben, yüksek kayaların uçlarına, zifir karanlık gecelere, her adımda bir ben bıraktığım o toprak parçasına, dibine kadar yaşıyorum ben, unutulduğun da unutuldu, artık serbestsin, hangi rüzgarda salınırsan salın bir başına. eyvallah...

gecenin şarkısı

zeitgeist
bekle beni döneceğim
bütün ölümleri çatlatmak için döneceğim
şansı varmış.. desinler
beklemedikleri için
beni bekleyerek düşman ateşinden nasıl koruduğunu anlayamazlar
sağ kalışımın sırrını yalnız senle ben bileceğiz.
bütün sır senin başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.

konstantin simonov

tedirgin

zeitgeist
gözlerini dolduranı kan sanan, beton yığınlarında boğulan, perde arkasında şahidi olmayan tedirgin bir çocuğa ağlamanın şarkısı.

geceler mi sen, ben mi yorgunum
mermiler mi sen, ben mi yangınım
düşlerim tutsak, yüreğim sürgün
içimde bir çocuk tedirgin...

leyla

zeitgeist
sezai karakoç için şöyledir leyla;

taşların ortasında leylâ'nın gözleri
leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
ben leylâ'yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında

ben leylâ gibi güneş doğarken uyanamam
şehir gece gündüz benim içime uyur
leylâ'yı götürüp londra'nın ortasında bıraksam
bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur

leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla leylâ
üç köşeli dünyasıyla
okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
leylâ diyorsam şu bizim gerçek leylâ

biz seni işte böyle seviyoruz leylâ

o gitti bize ağlamak kaldı kala kala

çiftlik bank

zeitgeist
para kaptıranlardan birinin "bu kadar insanın aptal olamayacağını düşündük" demesi aslında son zaman türkiyesi için güzel bir özet niteliğinde, kitlenin çokluğunun güven temin etme olayı için de birebir örnek hatta. bu kadar insan yanılıyor olamaz düşüncesi aslında çok tehlikeli, sorgulama yetisinden bilerek vazgeçmenin sonuçları çok da naif olmuyor genellikle. bu adama para kaptıranların içerisinde asker-polis de görmek de oldukça ironik, polisi arayıp adın örgütte geçiyor para yatırman gerekiyor demek gibi ajsdflnk

pafküf

zeitgeist
her ekol kendi içerisinde barındırdığı ve genel geçer kabul görmüş tabirler barındırır, bu da onlardan biri, güzel bir ayraç ayrıca. ikiye ayrılan kullanıcı gruplarından dışta kalanı kullanır genelde, müpto ekolünde ayrıca bir dil oluşturmak gereksizdir. sigara yaptım bir dönelim diyenle pafküf akıyor moruk arasındaki fark adalet terazisinde merhamet ölçütü belirler bazen cezalandırma erk'i için.

kar taneleri

zeitgeist
her farklı tanesinin hayranlık bıraktıran bir görseli barındırması ve birlikteliklerindeki muazzam düzen, her seferinde katlanarak artan yaratıcıya saygı sebebidir. eşsiz olmanın içindeki tek başınalık ve özgürlüğün tanınan kadarının zirvesi, kendi yolunda ilerlemenin lügat karşılığı..

zengin sözlük yazarlarının karalama defteri

zeitgeist
yanlışı anlamak, ne yazık, iltifat değil.

herhangi bir başlangıcı sonundan başlatmak gibi kötü bir huyum vardır, sabırsız olmam değil mesele zaten sabırsız da değilim sadece oyalanmak hoşuma gitmiyor. hoşuma gitmeyen şeyleri yapmaya başladığımda var olanı değiştirmenin huzursuzluğu sarıyor her yanımı, boynumdan yukarıya ince bir acı dalgası ve huzursuz atan damarın titreşimi yükseliyor, yükseliyorum, ateşim çıkıyor, alnımı buzdan hücrelere hapsetmenin hesaplarına düşüyorum, aklımdan yol alıyor ve hatta ruhumdan, ne nasıl olacaksa ve ne olacaksa olsun eşiğini aşıyorum. tehlikeli bir hal alıyorum, aynada gördüğüm gözlerimden çekinip, o gözlerin bir yere değmemesi için çaba harcıyorum, yoruluyorum.

biletin yok: işte budur gerçek yolculuk.

herhangi bir toprak parçası üzerinde, herhangi bir zaman diliminde, ayağım ne kadar basmıyorsa toprağa o kadar süzülüp bir kapı önünde buluyorum kendimi. kapı açık, giriyorum, zemin dağılıyor, tavan çöküyor, bir çift göz bakıyor.. yolculuk ne zaman başladıysa o zaman bitirmiş oluyorum, yolda yürümekten değil, yola çıkmaktan imtina ediyorum. ihlallerden hoşlanmıyorum, ihlal ediyorum, herhangi bir sınır ne kadar aşılırsa ondan katre katre kehribar taneleri dökülüyor merkez noktasına, sınır nöbetçilerini vurup, işgal ediyorum. işgalciyim ben. kendinden azade bir işgalci, uslanmaz, korkmaz..

başımı çevirip size baktım.

ben zahmet etmedim, sen baktığım yerde oldun, dağıttık sonra, dağıldık ve parçalandık. herhangi bir sutre arkası bulabilsem, onu da dağıtır parçalardım, her şey görünür olduktan sonra tehlikenin önemi yok, hayatın, nefes almanın bir önemi yok hem zaten soluksuz ne kadar kalabileceğini bilmiyorsun, tedirginliğin önemi yok.

yaradana giderken anayoldan ayrılan, karanlık bir patika kadar güzeldiniz.

korkunç ince bir boyundan çektiğim koku ruhumu teslim aldı, teslim ol çağrılarına ateşle karşılık verdim, vücudumdan yüzlerce çekirdek çıkardılar, kimisi paslı kimisi geceden parlak, kanım akmadı, ölmedim ben zaten ölmeden çok önce ölmüştüm.

sen olacağı beklenen depremsin; çünkü içindeki fay hattı kırık.

canını yaktım, canın yandığında çıplaksın, sapkın düşlerimden daha çıplak, tenin bile yok, koca bir çatlaktan sızan, şaraptan daha koyu, mağrur, başına buyruk iki damla kanın emaneti üzerimde. ha iki damla yaş ha iki damla kan ikisinin de geldiği yer aynı. düzensiz ritimlerin var, hangi heyecan patlatır damarlarını, korkudan daha büyük, deliyle el ele, tutunduğun her yer sallanıyor, düzensiz ritimlerin var, önce elimde sonra yüzümde hissettiğim. bir çift düzensiz ruhuz o kadar.

keskin bir bedenin var, daha dokunmadan ellerimi yaralıyor.

bir süreliğine önce ruhun, biraz bedenin, biraz da göz kapakların titriyor ve sonra alışıyorsun, zaten seviyorsan üşümeyi, zaten hastasıysan donmanın, kalıyorsun orada, adımlarınla terk edeceğin ana kadar. odada kaldım çıkamıyorum, kaç bin adım attıysam yine aynı yerdeyim, kaç bin yıl geçtiği mesele değil zaman yalan, zaman yok..

bir ayyaşın dediği gibi: "çok içmek değil, içtikten sonra ayakta kabilmek muamma"

hadi sarhoş olup ayakta kalalım.

ilk müftü nikahının kıyılması

zeitgeist
islama dair her şeyin korkutucu göründüğü bir cumhuriyet tarihi bir takım odakların güç kazanmasının asıl sebebi, tıpkı diğer bir takım şeylerin de öcü olarak gösterilmesi gibi. 38, kürtler, solcular vs... bu zihniyet kaç öcüyü canavar yaptı hala öğrenilmedi, hala koftiden muhaliflik.

adet değil bu, gelenek de değil, bizzat emir! nikah için müslümansan bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor, bunun yanı sıra da resmiyet. ikisinin tek kalemde olması bu kadar da anormal değil, yaşadığın coğrafyanın şartlarında bir şımarıklık olmadığı da kesin. isteyen istediği yerde gider kıyar nikahını, fişlenmek için müftü nikahı en son seçenek olur aldığınız nefes bile biliniyorken.

yanlışlıkla kalçana dokundum

zeitgeist
"yanlışlıkla elimdeki kelebeği sallayıp baldırına sapladım, sonra o ara yanlışlık öyle bir boyuta geldi ki çevirmek durumunda da bulundum ama bütün bu olanlar hep yanlışlık sonucu oldu." şeklinde cevap veren bir hatun tanımıştım bir zamanlar.. kadınlar lütfen sessiz kalmayın, avazınız çıktığı kadar bağırmanız da gereksiz, sadece o an ortamda bulunan insanların duyabileceği şekilde rahatsızlığınızı belirten sözcükler çıksın ağzınızdan, merak etmeyin o durumda rezil olan siz olmayacaksınız.
0 /