zengin itiraf

sos
şu an yaşı 50++ olan insanlara göre galiba devletin üstünde bir devlet var. yani bir devlet var ama... onun üstünde bir üst akla sahip esas devlet var. yani devlet hata yapsa üst devlet hata yapmaz. iktidar hata yapabilir ama devlet hata yapmaz.

acaba bilmiyor mı? birinin onlara söylemeleri mi gerek? devlet dediğin ne zaten amcacığım? devlet dediğin, rte, meclisteki akp'nin kukla milletvekilleri, halka tokat atan fakıbaba, pistlerde pis pis sırıtan berat, chp il başkanları şehit cenazesine alınmasın diyen soylu... vs... vs...

devletin başında devletten ayrı bir üst akla sahip başka bir devlet daha yok yani... ya farkınde değiller... (pek sanmıyorum) ya bilmek istemiyorlar... ya da devletin bu kadar rezil bir hale gelebileceğine ihtimal vermiyorlar...
fiorabella
bazen çok duyar kasıyorsun hede hödesi yapanlar oluyor. cevap vermiyorum. insanlardan hayvanlar için bir şey yapmasını duyar kasarak isteyemezsiniz. zaten içinde hayvan sevgisi olan elinden geleni yapar. evet sözlüğe hayvanlarla ilgili kötü haberleri paylaşıyorum. belki biri okur tepki için şikayet eder. kanunların çıkması için bir tuğla koyar zihniyetindeyim. ben paylaştıklarımı laf olsun diye paylaşmıyorum gerek maddi gerek manevi elimi taşın altına koyuyorum. yangına su taşıyan karınca misali benim taşıdığım suyla yangın sönmez lakin "söndüremez kiii" diyen bazı insanları görünce doğru yolda olduğumu anlıyorum. ben azından su taşımaya çalışan taraftayım. bu bile yetiyor. haa insanlara gelince benden tek kuruş yardım görmezler. tek kuruş vermem. balık tutmayı öğrensinler.
john overmars
eski fotolara baktıkça canım sıkılıyo.eli yüzü düzgün az buçuk yakışıklı adamdım.maymuna döndüm nerdeyse.garip hastalıklar üstüne alkol sigara stres.can sıkıcı.
sos
hayatta bazı lükslerim var;

- domatesi kabuğunu soyarak yiyorum.

- eğer dört dörtlük bir kahvaltı yapılacaksa, bazen üşenmeyip, 1.2 kilometre ilerideki fırından (google maps'in yalancısıyım) yürüyerek veya bisikletle karadeniz ekmeği almaya gidiyorum. (kendimi zengin hissetmek istersem eğer ve evde varsa bir de portakal suyu sıkıyorum)

- köpüksüz olan, bakır cezvede ve kısık ateşte yapılmamış türk kahvesini içmiyorum. eğer önüme köpüksüz türk kahvesi gelirse içmem. bir gün kız istemeye gidersek eğer önüme bol tuzlu ve baharatlı bir kahve gelirse ancak ve ancak köpüklü olması koşuluyla içerim. (şaka şaka bir defaya mahsus bu katı kuralımdan taviz verebilirim orada)

- taşlı çakmak kullanmam. elimi acıtıyor. elektriksiyonel basmalı çakmak kullanırım. (elektriksiyonel nedir? diye sormayın şimdi uydurdum)

bu çok şatafatlı ve lüks hayatımda daha çok lüksüm var ama şimdilik bu kadar...
sos
bir şeye dikkat ettim de, günümüzde okullarla ilgili çıkan skandal haberlerdeki skandalları biz geçmişte yaşadık. mesela okulda bir hoca öğrenciye dayak attı. bir öğrenci telefonuna kaydedebildiyse eğer dev puntolarla sonuna bol ünlem işareti koyarak okulda dayak!!! diye başlık atıyor haber siteleri. "şok görüntüler" adı altında izliyoruz sitelerde.

veya hocalar kafalarına göre bir şeyi öğrencilere dikte ediyor. eğer bu duyulursa yine haber sitelerine düşüyor. çokça konuşuluyor ülkede.

benim ilköğretim hayatım dayakla geçti. hem de öyle böyle değil. ismi lazım değil bir tane o.ç vardı, öyle bir döverdi ki ayağa kalkamazdık... eminim benim neslim ve önceki nesiller ne dayaklar yemiştir kim bilir...

ee sadede gel sos, ne yani ne demek istiyorsun? diye soracak olursanız eğer. yani ne bileyim öyle bir alışmışız ki buna, bize dayağı öyle alıştırmışlar ve normalleştirmişler ki, gidip velimize söylemezdik. o zamanlar telefon olsa bile "dayak anını kaydedeyim de elimizde kanıt olsun" diye aramızdan biri düşünemezdi bile... hatta öğretmenlerin nasıl dövdüğünü anlatırdık birbirimize. işte şu hoca şu şekil vurdu, öteki o şekil vurdu... falan filan.
yagmur damlasi yarisi
Oyuncakların hep ruhu olduğunu düşünmüşümdür. Çocukken bu düşünce biraz ürkütücü olabiliyordu, hele ki gözleri büyük bir oyuncağınız varsa. Birkaç sevdiğim oyuncağı anımsadım şimdi. acaba hangi ara ve kim tarafından atıldılar? Saatlerce oynamayı ne ara bıraktım veya yerlerini neler aldı, buna değer miydi?
oyuncaklar üzerinde yaşattığımız senaryoları, hayatımızda uygulayabildiğimiz için mi hayal gücünden mahrumlaşıyoruz büyüdükçe?
Çocukken tırmanamadığımız ağaçtaki elmanın büyüdükçe yakın ve ulaşılabilir olduğunu gördüğümüz için mi, elmaları artık gözümüzde büyütmeyişimiz?
Tuhaf geliyor büyümenin getirileri ve götürüleri. Her şeye kolayca adapte oluşumuz ve bazı duygu, düşüncelerimizi ardımızda bırakışımız.
Öyle işte.
sos
uzun zamandır hiç arkadaşım yok sözlük. yani çok nadir görüşüyoruz. irtibat kurduğum pek kimse kalmadı. telefonumu sadece internete girmek için kullanır oldum. rehberde bir dünya isim niye kayıtlı ben bile bilmiyorum...

işim olmadığı zamanlar ulan bugün bir gezeyim diyorum. sonra da ulan kiminle gezeceksin ki diyip tek başına yapılabilecek aktivitelere arıyorum. tek başıma kafeye oturup, sinemaya gitmek artık çok sıktı. parkta falan oturuyordum. artık onu da yapamam. kış geldi zaten.

geçen haftalarda yine tek başıma dışarı çıktım. boş boş geziyorum. bir banka oturdum. işlek bir caddedeyim. bir sürü insan oturuyor, yürüyor... ortamı gözetliyorum. ulan acaba şu an burada ben gibi yalnız olan biri daha var mı? diye düşünmeye başladım. etrafa bakındım pek kimse göremedim. yalnız olan birini gördüm onun da kısa süre sonra arkadaşı geldi. biri telefonla konuşuyor. biraz ilerimdeki kafede yalnız oturan biri vardı. kısa süre sonra arkadaşı geldi. yalnız olan birini bulamadım derken... faytonun önündeki at dikkatimi çekti. koca faytonu yüklenmiş sadece bir at... o da tek başınaydı ben gibi. kalabalığın arasında yalnız olan sadece ikimiz vardık. sonra düşündüm. ben ondan daha şanslıydım. çünkü benim ailem var. onun ailesi yok. ben özgürüm. o özgür değil ve gün boyu kırbaç yiyor ve faytonu taşıyor. bir süre kendi yalnızlığımı unutup onun yalnızlığına ve çaresizliğine üzülmeye başladım.

sonra da kalkıp gittim...

eve gelince inandığım dinde yer alan kurban bayramı konusu aklıma geldi. daha doğrusu hiç aklımdan çıkmayan dini konulardan biridir. allah "hayvanlar benim sessiz kullarımdır" demiş. onlara da "kulum" diyerek bizden ayırmamış. peki "kulum" dediği canlıların kesilmelerini emreder miydi? ben bir insanı öldürünce adı "cinayet" oluyordu da... hayvanı öldürünce adı neden "kurban" oluyordu? ben allah'ın bir kulu olarak kurban edilen hayvanın yerinde olmak istemezdim mesela. küçükken "kurban ettiğimiz hayvan acı çekmeden ölüyor" denildiğinde sevinirdim çocuk aklımla.

sonra kedi mamalarını düşündüm. tahıllı kedi mamaları da var elbette fakat çoğu tavuk eti ihtiva eder. kedileri onunla besliyorduk. neticede yine bir canlının beslenmesi için başka bir canlı olan tavuğun ölmesi gerekiyordu. marketten sosis alıp beslemeye kalksam onun da içinde büyükbaş hayvan eti vardı. dünyanın düzeni bu muydu? birinin beslenmesi için bir başkasının ölmesi mi gerekiyordu?

kafamda deli sorularla günü bitirdim.

iyiliği seçmiş, ilkeli olan hiçbir insanın öbür dünyada azap göreceğini sanmıyorum.
yagmur damlasi yarisi
Ne ara burnu havada insan böylesine arttı? Estetik değil kastettiğim şey. En ahım şahım görünen insanın bile sıradanlaştığı bir yerde nedir yani bu yoğun şekerli ego kokularınız. bilgiyi edinmenizdeki amaç neden kendinizi geliştirmeniz ve bunu paylaşabilmeniz değil de, bilgiyle hava atabileceğinize inanmanız?
Neden bu kadar sığsınız?
Böyle olmasanız olmaz mı?
İyi farkındalıklar.
fiorabella
dün geceden beri kendimde değilim sözlük. bir yazar arkadaşla konuşurken bir vahşet olayını öğrendim. haberi okuyunca ve o fotoğrafı görünce artık çıldırdım. hiçbir şey olmayacağını bile bile şikayet ettim. tbmm, cumhurbaşkanlığı, erdoğan başta olmak üzere hükümet hesaplarına tweet attım. hiç bir şey olmayacağını bile bile, kare şekillere daireler sığdırmaya çalışmak gibi de olsa yaptım bunları. hepsinin allah belasını versin ve hepsi tekirdağ'da bağlanıp tecavüz edilerek katledilen köpekten daha feci şekilde ölsünler. karmanın laneti üzerlerine olsun. tüm lanetler, şeytanlar, iblisler cehennemlerinden çıkıp bu canilere ve bu caniliğe karşı kayıtsız kalan yetkililere musallat olsun.

çaresiz olmak en çok bu durumlarda canımı yakıyor. cinayet işlemek istiyorum. o hayvanlara bunları yapanları en acımasız şekilde öldürmek istiyorum. sinekleri bile kovalayarak camdan çıkarırım ama bu canilerin canını almak istiyorum

bu nasıl ülke? bu nasıl cani bir toplum? her şeye göz yummak nedir? bana dokunmayan yılan misali duyarsız yığınlar arasında çıkan cılız çığlıkları duyan yok. o yılan bir gün herkese dokunacak. evrenin yasası budur. göz yummak, başını deve kuşu gibi kuma gömmektir. başlarını kuma gömenler bir gün o yılanlar tarafından açıkta kalan totolarından sokulacaktır.

işte böyle sözlük. canilerin cezalandırılmasını istemek, erkekler tuvaletine "seni seviyorum leyla" yazıp leyla'nın görmesini ummak kadar ütopik.
diko
Aşağı yukarı 20 gündür Rotterdam da bacımın yanında kalıyorum ve Türkiye de bıraktığım ailem gözümde tütüyor. Karımı ve ogullarimi cok özledim. Buradan geri donmeyecegim. Oturumumu alıp çocuklarımı ve karımı buraya getirip oradan kurtatacagim. Dualarınız benimle olsun.
sos
akrabam dahi olsa, uzun süre irtibat kurmadığım bir insanla eski samimiyetimi kuramıyorum. samimi bir şekilde iletişim kuramıyorum. bugün belki en son 5 yıl önce gördüğüm bir akrabamı (teyzemin kızı ve benden en az 10 yaş büyük) tesadüf eseri gördüm yolda. "nasılsın?" dedi. "iyiyim. siz nasılsınız?" dedim. garipseyerek "i.. i... iyiyim..." dedi. biraz ayaküstü sohbet ettik mesafeli bir şekilde.

bu olaydan bağımsız olarak;
bir akrabanın, bir tanıdığın, bana, hayatımı nasıl planlamayı düşündüğüme dair sorular sorması beni çok yoruyor sözlük. cevap vermek istemiyorum o tür sorulara. çünkü cevap verince de haliyle verdiğim cevap mesafeli, yüzeysel bir cevap oluyor. hatta karşıdakinin yanlış anlayacağı, anlayabileceği bir cevap oluyor. e anlarsa anlasın pek umurumda değil de zaten.

iyi de sos konu nasıl açılacak o zaman? muhabbet nasıl dönecek? açılmasın da dönmesin de kardeşim... ben onlara soruyor muyum? önümüzdeki 10 yıl içinde kendinizi nerede görüyorsunuz? diye. sormuyorum. hatta arayıp sormuyorum...

bir gün dayanamayıp, o meşhur olan fenomen gibi ayağa kalkıp haykıracağım valla;
herkesin hayatına kimse karışamaz! o o şekil yaşar, öteki o şekil yaşar... kimse kimseye karışamaz. herkesin özgürlüğü bi-dir...
sos
abime şaka yapmayı düşünüyorum. önce aleyna tilki'nin dipsiz kuyum şarkısını indirip, "misafir çocuğu gibiydin geldin dağıttın gittin" kısmını kırpıp yeni bir mp3 halina getirmeyi, sonra bu mp3'ü telefona indirip gece sinsice abimin telefonuna göndermeyi, abimin telefonuna zil sesi olarak ayarlayıp zil sesi seviyesini de son seviyeye + getirmeyi düşünüyorum.

tamam tamam yapmayacağım. çok çocukça olduğuna karar verdim. neyse bir çay içeyim.
sos
hep büyük şehirde yaşamak istemişimdir. sosyal imkanlar daha fazla diye. fakat anladığım kadarıyla büyük şehir insanı yoruyor. büyük şehirin eksi yönleri daha fazla. her şeyi geçtim bir yere gitmek için en az 1 veya 2 saatin yolda geçmesi inanılır gibi gelmiyor bana. atm'de sıra beklemek falan... bu olay, m.ö yaşamış biri direkt 2018'e ışınlansa göreceği hayat karşısında geçireceği şok ile aynı seviyede şok geçirtiyor bana.

küçük şehirde ne sırası beklersen bekle önünde maksimum bir veya iki kişi vardır. 24 yıllık hayatımda ramazan pidesi kuyruğu dışında kuyrukta beklediğimi hatırlamıyorum.
sos
az önce, 2010 yılında bir sitede gönderdiğim bir yoruma rastladım. herhangi bir sitedeki herhangi bir paylaşımdaki saçma sapan bir yazı hakkında 2010 yılında yaptığım yorum şu; "anlatımda sade bir dil kullanılmış, yazı betimlemelerle süslenmiş, kelimeler itinayla nakşedilmiş ve abartıya kaçılmadan okuyucuya nakledilmiş"

kahkaha atarak kendime güldüm biraz. sonra ekrana öylece bakakaldım. ben ne ara ve hangi kafayla bu yorumu buraya yazmıştım? bunu yazarken aklımda ne vardı? bunu ben mi yazmıştım gerçekten, yoksa kuzenim mi?

arada rastlıyorum eski yazılarıma, paylaşımlarıma.

abimin yazdıklarına bakayım dedim bir de. her siteye aynı nick'le üye olduğu için nick'ini google'layınca çıkıyor tüm yazdıkları. bir forum sitesine şunu yazmış. sene 2006;

başlık
"call of duty 2 kurulumunu hiç bilmeyen birine yardım"
(ulan bu nasıl başlık? sadece başlığa 10 dakika güldüm)
yazı
"arkadaşlar bilgisayara cod 2 yükledim. eksik dosyaları buldum indirdim. fakat sürekli şu resimdeki gibi bir hata alıyorum. bana da yardımcı olur musunuz? acaba eksik olan ne? şu arkadaşınıza da bir yardım eder misiniz?"
sos
karşı apartmandaki komşu dairede (aramızda 10 veya 15 metre var) oturan aile bu zebra perde olayını tam kavrayamamış galiba ya da mahremlerinin görülmesi umurlarında değil.

perdeleri sürekli tül modunda. bu nedenledir ki geceleri odaları gözüküyor sürekli. ne yaptıkları gözüküyor. pijamalı mijamalı oturuyorlar ve perde sürekli tülde. nitekim görünen odaları en azından oturma odaları...

ya yatak odası olsaydı? işte o zaman seyreyin cümbüşü... swh
sos
gerçek hayatta veya sosyal medyada karşılaştığım haksızlıklar, rezaletler hakkında elimden geldiğince ses çıkarmaya çalışırım.

atacağım bir tweet'le, gireceğim bir entry ile, yayınlayacağım bir video ile veya ilgili mercilere göndereceğim bir e-posta ile veya e-devlet üzerinden bir şikayet ile suçlulara yaptırım uygulanması için, mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi için bir şeyler yapmaya çalışırım.

her karşılaştığım olayda şunları düşünürüm;
"ya benim başıma gelseydi?"
"ya ben mağdur olsaydım?"
"ya ailemden biri mağdur olsaydı?"

susma sustukça sıra sana gelecek uyarısını her karşılaştığım olayda hatırlarım.
sos
hayatımda ilk defa bir şeyi başardım sözlük.

sufle!

internetten tarifini aldım. eksik malzemeleri gidip aldım bakkaldan. önce tarifi ezberledim. birebir tarifi aynen uyguladım. çok basit malzemeleri var. detaylı bir tarifi yok. fakat ben yine de 10 kıtalık şiir ezberlercesine ezberledim tarifi. sufleyi akışkan severim. fırından çıkardım. kaselerin hepsi de akışkan olmuş. herkes sufle yedi sayemde.

ilk defa bir şeyi ilk denemede ve tam olarak başardım!

gece gece biraz ayıp ettim galiba. kusura bakmayın.

yapmak isteyenler için; tarifi buradan aldım.
sos
queen'in bohemian rhapsody şarkısının orijinalinde bismillah! diyormuş. ben yıllardır onu bates-motel-puro'nun uydurması sanmıştım.

alın size itiraf gibi itiraf!

hatta

itiraf-ul cebirul kutbiyyetul cemiyyet!

(sonda dediğim şeylerin bir anlamı yok. hayretler içerisindeyken doğaçlama yazdım)

10 /