zengin itiraf

neptune
kafamda belirlediğim bir konu hakkında uzun bir entry gireceğim ama bunun için dingin bir ruh haline ihtiyacım var. çünkü uzun yazmak için, ihtiyacım olan yegane şey bu.
dante
Pek fazla arkadaşlık kurmayan, bundan memnun olan ve arkadaşa ihtiyacı olmayan, kendi halinde sessiz sakin birisiydim. Bunun verdiği rahatlığı çok seviyordum.

Ardından girdiğim bir ortamda tesadüfen bir arkadaş edindim. Ve bu öyle bir illet haline geldi ki artık bunalma derecesini de aştı. Çok farklı bir boyuta getirdi beni.

Her gün birlikte yemek yiyoruz. Yan yana oturuyoruz. Sürekli dibimde. Eve gideceğim dediğimde sen yoksun ben de gideyim diyor, gitmediğimde hep dibimde. Geç kaldığımda hep arıyor. Hep mesaj atıyor. Geç kaldığımda arama beni, mesaj atma dememe rağmen arıyor, yazıyor. Sosyal uygulama kullanınca hep yazıyor. Kısacası hep dibimde! Kabus gibi. Hep yanımda!

Pekâlâ çok iyi birisi. İyi anlaşıyoruz vs. Ama birisiyle sürekli dip dibe olmak, hep yan yana olmak o kadar boğucu ki bazen yalnız kalmak istiyorum ama buna müsaade etmiyor. Bunu ona dolaylı yollardan anlatmaya çalışıyorum ama anlamıyor. Açık açık söylesem kalbi çok kırılacak ve en ufak bir şeyde ağlayan, aşırı duygusal birisi. Buna katlanmıyorum. Sürekli yanımda. Sürekli... Sürekli.. sürekli yan yanayız. Artık ben ağlayacağım. Birisi duysun sesimi. Nolursun...

Sadece biraz nefes almak istiyorum. Kendi halimde kalmak, kendimle baş başa olmak istiyorum. Boğuluyorum. Ve buna alışık değilim.

Ben eskisi gibi olmak istiyorum.

Arkadaşım, sınırını bilmeyen, düşüncesiz birisi.

ontolojik sancilarimin merhemi
insan seviyorsa şu durumda, şu koşullar altında şunu yapması gerekir gibi kalıplar ben de pek yok. varsa da tuhaf şekilde var, normale uymuyor. beynimde ve kalbime inmiyor. fakat gerekeni yapmak önemliymiş. bir anın içinde binlerce hayal ve plandan çok daha önemliymiş. bir küçük ana muhtaç olmaktan değil bu önem, sevginin bir nişanesi olmasındanmış. buraya kadar olanı görmek basit, zaten ortada da benim gibi algıları körelmiş biri için çok zor.
adreanna
Ablam gidiyor... giderken onunla vedalaşamayacak olmak bok gibi hissettiriyor. Evimden uzakta olmak bok gibi hissettiriyor. Eve her dönüşümde bir kişi eksilmiş oluyor. Eski günleri özlüyorum. Evin şenlik yeri gibi olduğu o kalabalık günleri, kalabalık sofraları. Tek başıma yemek yemek bok gibi hissettiriyor. Koşturmaktan terleyip, üstüne soğuk su içip hastalanmayı özledim. Nedeni belirsiz bir hastalıkla tek başıma uğraşmak bok gibi hissettiriyor. Büyümek bok gibi hissettiriyor.
zengin sozlugun fakir yazari
oruç tutuyorum ama Allah için mi çevreden gelecek tepkilerden korktuğum için mi bilemiyorum.

11 ay boyunca her gün sözde yaşadığımız müslümanlığı bir ay boyunca özde de yaşama fikri ilgi çekici gelse de eyleme döküldüğünde düşüncedeki kadar ilgi çekici olmuyor. Çünkü oruç tutmayı hala sadece aç kalmak olarak görüyorum bunun nasıl bir mantığı olabileceğini anlayamıyorum. inanç konusunda gerçekten büyük sorunlarım var. Bize anlatılan din ile şu anda sorumlu olduğumuz din çok farklı gibi geliyor. biraz daha yazarsam korkaklığımın neden olduğu sorunları başkaların suçu olduğuna kendimi ikna edeceğim gibi. bu itiraf başlığıydı ben inanç konusunda büyük sorunlar yaşıyorum sözlük, inanmıyor muyum inanmak mı istemiyorum onu bile bilmiyorum ama korkumdan bunu birilerine anlatıp ne istediğime karar veremiyorum. hoşgörü dini olan islamiyeti anlamak için soru sormaktan korkuyoruz. Hoşgörünün temsilcisi olması gerekenlerin nelerin temsilcisi olduğunu da hepimiz biliyoruz.

saçma sapan bir entry olduğunun farkındayım ama katlanacaksınız artık zira bunları yazabilmek için ne kadar düşündüğümü tahmin edemezsiniz bu size değil kendime bir itiraftı.
death is the bitch
Hayatımın en güzel günlerini yaşadım. Ben yaşamamış, görmemiş, bazı şeylerin açlığını çeken biri değilim. Çoğu insanın hayatında yaşamadığı ve hayal dahi edemeyeceği travmaları da maalesef yaşadım ya da tanık oldum. Bütün bunlardan sonra asla hiçbir zaman daha fazla heyecanlanamayacağımı, asla saf, temiz duygularla bir insanı sevemeyecegimi, sevilemeyeceğimi düşünüyordum. Hani o kadar boktan insanlarla beraber oldum, o kadar sikko anılarım oldu, o kadar hatalar yaptım, o kadar suistimal edildim ki bu dünyanın asla saf bir yer olamayacağı kanaatine vardım. Ancak bu yaşadığım iki gün... Sanki bütün bildiklerimi unutmuş gibiyim.

Elmanın en güzelini yememişim ve hâlâ orada duruyormuş, hiç bu kadar güzel kahvaltı etmemişim, hiç bu kadar tatlı şarap içmemişim, hiç bu kadar güzel gülen birini öpmemişim. Aslında ben 28 sene yaşamışım ama yaşamamışım da gibi.

Ben 28 sene onsuz napmışım hakikaten? Kimi düşünmüş kimler için ağlamışım? Kimlere gitme demişim? Kimlerle seviştiğimi sanmışım?

Hayat çok enteresan lan. Ama bu yaşadığım hayata dahil bir şey değil sanki. Tarifi mümkün olmayan, bu dünyaya ait olmadığını düşündüğüm hisler yaşıyorum.

Seninle yaşlanıp seninle ölmek istiyorum derler ya. Ben seninle sonsuza uzanmak istiyorum. Ölmek istemiyorum. Eğer diğer tarafta da seninle olacaksam bunu kabul edebilirim. Çok güzelsin sen.
ontolojik sancilarimin merhemi
ölüm her şeyin o kadar da değerli olmadığını fark ettiriyor insana. öleceğini, ölümsüz olmadığını bir kez fark edince insan, zaman anlamını yitiriyor. öfke nefret intikam hırs ihtiras gibi duyguların yerini kayıtsızlık alıyor. fiziksel bedenine daha az bağımlı hale geliyor insan. ölümün varlığı, kara tahtayı temizleyen bir silgi gibi insanın içine işliyor. önceleri bir şeylere karşı endişe ve umutsuzluk yaşarken, ölecek olduğunu bildiğim için ne kadar sefil bir endişeyle dolu olduğunu görüyorum.. bunun artık hiçbir önemi olmadığını bir gün acılarımın sona ereceği düşüncesiyle rahatlıyorum belkide..


görüşüm dünyayı görme tarzım kökten değiştii. maddi dünyada eskisi kadar içi dolu görünmüyor.. duygularımın olmadığı bir benliğe adım atmışım gibi. artık yaşayanların ülkesine geri dönerken daha hafif basit bir hayat süreceğimi biliyorum..

frante
Ise gidesim o kadar yok ki bir elimde lahmacun, otekinde bira, ağzımda sigara ile en işlek caddeye koşarak dalasim ve "şükran gününde nerdeydiniz" diye bağırasım var. 2 gün rapor aldıracak dayağı yesem yeter Allahım. Ya da Allahım şöyle de olabilir. Ben başka bir şeye donuseyim, Şu saniye ama. Ot olur, at olur. At olup Eve koşayım.
monster degree
Ne çocukluğumda ne de ergenliğimde büyük başarısızlıklar yaşadım. Hatta ve hatta ufak ya da büyük tüm başarılarımda aynı dozda mükâfatlandırıldım. Bu zevkten hiç mahrum kalmadım. Bundan dolayı da başarısızlığa asla tahammülüm yok. İşimde, evimde, dış ilişkilerimde, hiç.

Fakat bu sefer korktuğum başıma geldi, başaramadım. (bkz:#14551)

Başaramamanın acısı ayrı, kaybettiğim şeyle kurduğum duygusal bağı içimden kolayca atamayacağımın bilincinde olmanın acısı ayrı yerlerden saldırıyorlar. Göğsüm sıkışıyor, bu kadar zayıf düşmeyi gururum yemiyor. Keşke hiç kalkışmasaydım buna. Keşke onu uzaktan severek aşkların en güzelini yaşasaydım. Keşke onu mutlu olduğu yerde bıraksaydım, o minicik şeyin hayatını değiştirmekte bu kadar aceleci olmasaydım.

Yani, başaramadım!
diko
askerden yeni geldim. ailem beni amcamın oğlu ile evlendirmek istiyor. kardeşim gibi gördüğüm adamla nasıl evlenirim ben ya. aynı takımda birlikte tandem oynadığımız adam üstelik.
monster degree
basit olmayan hatalar yaptığımda kendimi fena cezalandırıyorum, basit hatalar yaptığımda ise kendimi öldürmekten beter ediyorum. hatalara karşı bu toleranssızlığımın başıma bir iş açacağı günler yakındır, hissedebiliyorum.
godisnowhere
" baba kaçar " dedim, dedim inanmadınız. bakın şimdi ne oldu?

jona vark reyizin dediklerinin çoğuna katılıyorum. ( yalnız benim yüzüme bakılacağı yok, 1.50 boyum var, 120 kiloyum ve her yerim kıl )

neyse.

kalıplara yerleştirmeye, standartlaştırmaya, tembelliğe elimden geldiğince karşı koyup kendimce bir şeyler yapıp mutlu oldum ve mutlu olmaya devam edeceğim.

bunları yaparken yalnız kaldım. bütün insanların yalnız öleceğini düşünerek bu durumu aştım. elbet buralarda kafama göre birisi çıkar.

bıktırdınız beni. teşekkür ederim. beni bıktırmasa idiniz hayatım bu kadar iyi olmazdı. şimdi vasat altı beyinlerinizi alıp gerzek çocuklar yetiştirmeye başlayabilirsiniz.

kafamı toparlayamıyorum. kurtulduğuma seviniyorum, yalan söylemeyeceğim.

darısı sizin başınıza :)







ontolojik sancilarimin merhemi
bazen hayatımı bir yol boyunca sıralanmış, birbirine tellerle bağlı elektrik direkleri gibi hayal ediyorum. bir, iki ve üç... sonrası yok. teller boşlukta sallanıyor ve ne kadar çabalarsam çabalayayım on sekizinciden sonra bir tek direk bile göremiyorum..
bonnie
bugün fark etmedim. uzun zamandır farkındayım aslında. günlük yaşantımda kullandığım en sık iki cümle; " canım sıkılıyor" ve " çok yorgunum."
bu ne beee.
bilmiyom. evet.
ceteris paribus
duygularımı kaybediyorum sanırım. pek bir şey hissedemiyorum artık. bir öfkem var sadece. yakıp kavuran içten içe. dolu dolu yaşayabildiğim bir öfke. diğerleri karanlık bir caddede yanıp sönen bir sokak lambası gibi. zira kaybolunca hisler karanlığa gömülüyor insan. ve kaybolunca duygular, kayboluyor insanlar, yavaş yavaş. bir öfke sadece, bir kızgınlık. ara ara yaşayabildiğim yegane his. kızgınım yine şu sıralar. birine değil birilerine. hayatı yaşanmaz hale getirenlere. benden umudumu çalanlara, sırf onlar gibi düşünmediğim için. bir toplumu felakete sürükleyen bir grup basiretsize mesela. kendi isteğiyle sürüklenen basiretsiz yığına. gençleri işsiz bırakanlara. kendi çocukları dünyada cenneti yaşarken. oğlu mazlum kaldı diye babaları ağlatanlara. zira ağlamamalı babalar. çünkü çocuklar o gözyaşlarını kaldıramaz. dini siyasete karıştıranlara kızgınım sonra. insanların manevi değerleriyle oynayanlara kızgınım. bir toplumun cehaletine kızgınım. bilmediğini bilmeyene kızgınım. insanlara kızgınım. bazı değerlerden yoksun kalanlara kızgınım sonra. yaşlıya yer vermeyen gence kızgınım mesela. sırada önüme geçip fatura ödeyen amcaya kızgınım. yere tüküren adama kızgınım. ben yaya geçidinin başında öylece beklerken, bana yol vermeyen araca kızgınım. gönlünü mal mülk sevdasıyla kaplayana kızgınım sonra. maddiyat için manevi değerleri yıkanlara. yoksul diye yuva yıkana. insanlıktan yoksun insan suretlerine kızgınım. çocukları mahzun bırakan bir sisteme kızgınım sonra. çıplak ayaklı bir çocuğun mercedesin başında mendil satmasına kızgınım ben, mesela. yetmeyecek kelimelerim bilirim. hayat sevilmeye değer de. ben o sevgiyi bizden çalanlara kızgınım. yine de tebessüm ederim. kızgınlığımı, kırgınlığımı bir tebessümün arkasına sakladım. belki bir çocuğun içini ısıtır, kim bilir.
keskin nisanci
Bütün sözlüklerde itiraf başlığının neden bu kadar popüler olduğunu hiçbir zaman anlamadım. Gerçi anlamak için de kafa yormadım. Itiraf bu kadardı itiraftan sayılır mı bilmem.
masal
Yüreğim daraldı.

3 yıl boyunca sarılarak uyuduğun adamı alakasız bir zamanda alakasız bir instagram stroysinde görmek. Nasıl ya. Bakışını bile biliyorsun yine fotoğraf çekilmekten huzursuz ama gülüyor. Pizza yiyor hamurundaki un hissinden kamaştığı için parmaklarını birbirine değdirmeden tutmuş. Yeşil tişört. En çok yeşil giymeyi sever ama bu tişörtü ilk kez görüyorum Yeni almış. Benden sonra alışveriş mi yapmış yani? Doğrudur. Bir an bile geri dönmeyi düşünmedim.o da düşünmedi biliyorum. İnanılmaz temiz bitti her şey, bıçakla keser gibi, bir günü bile kavgayla gürültüyle küslükle geçmemiş olan ilişki mantıklı olan bu deyip tek celsede bitti, 8 aydır bir ölüm sessizliği.

Sosyal medya kullanmayı sevmez peki nasıl bir tesadüf onu bana getirdi. Hala geri dönmeyi düşünmüyorum. Dönmem. Ama siz de merak etmediniz mi o tişörtü nerden almış, Antalya'da haftasonu nasıl geçmiş? Eve varmış mı? Ne bileyim sözlük kim olsa merak etmez miydi. Neyse.
2 /