zengin itiraf

quares
Kendime cici bebe yaptım sonra cici bebeyi yerken acaba zengin sözlükte neler oluyor diye bakarken telefonu kasenin içine düşürdüm. Sonra telefon açılmadı, kitlendi. Fön makinesinde kurutup açtım ve şuan gayet iyi çalışıyor fakat ses gitmiyor. Yarın telefoncuya götürecegim ama telefonu cici bebeye düşürdüm demeye utanıyorum sjshjshs
magic mushroom
Dün iki ayrı zıt duygu yaşadım sözlük.

İlkinde paramparça olduğumu hissettim. Öyle kandırılmış, öyle zavallı hissettim ki kendimi. İnsanların ne kadar yapmacık, ne kadar samimiyetsiz olduklarını bir kez daha, tokat gibi hissettim yüzümde. Ne yüzü, kalbimde hissettim, kalbimin kırılma sesini duydum ben dün ve çok acıdı sözlük. Yahu ne istiyorsunuz bizden, önce hayatlarımıza giriyor, samimi görünüyor sonra da kendinizce paçavra muamelesi yapıyorsunuz, iyi de siz kimsiniz yahu? Kendinizi ne sanıyorsunuz? Sadece harcadığım zamana üzülüyor, bir kez daha yanıldığıma üzülmüyorum bile artık. Çünkü denemeden, yaşamadan bilemiyorsun. Yanıldığında ise yeni bir tecrübe daha ekleyerek omuzlarına, yükü daha da ağır bir insan olarak devam ediyor, etmeye çalışıyorsun.

Ama işte hayat bu ya, o kadar da acımasız olmuyor bazen. Sürpriiiizz diye bi' anda konfetiler patlatıp, balonlar uçuruyor üzerinde. Yahu dur bi' şakacı şey, daha az önce paramparça etmiştin kalbimi, şimdi mutluluktan nefesimi mi keseceksin diyorsun, duymuyor bile seni. Veriyor umudu, veriyor mutluluğu. Az önce yitip giden umutlarını insana dair, alelacele bir paketle yeniden koyuveriyor önüne. Öylece kalıyorsun. İnansam mı acaba diye içinden geçirirken tereddütle, "inan" diyor dünyanın en güven veren sesi. Evet daha önce de duymuştum ben bu sesi, yabancı değil. İnanıyorsun öylece Küçük bir çocuk gibi, kırmızı bir elma şekerine kanmaya hazır.

Teşekkür ederim hayat! Önce bu kadar üzmesen sonrasında verdiğin hoşluğun değerini bilemezdim belki. Gerçi sen yine de pek kırmamaya çalış kalbimi, biliyorsun çok acıyor.
sos
aşırı derecede titizlik (hastalık boyutunda) var bende sözlük. yıllardır var bu. doktora gittiğimde bu durumuma obsesif k.b demişti. fakat ben bu durumun okb olmadığını, farklı bir şey olduğunu anlattım. beni kovmuştu odasından.

hastanelerde çalışırken başlamıştı bu durum bende. sonrasında azalmak yerine arttı. askerde alışırsın dediler alışamadım. alışamadığım gibi askerdeyken bu hastalığım daha da arttı. şu an zirvelerde. sürekli bir huzursuzluk hissiyle yaşıyorum. yaşadığım durumu anlatmaya kalkarsam çok uzun sürer. o nedenle yaşadığım durumu kabaca şöyle bir örnekle özetle geçeyim; bende bu huzursuzluk hissinin olmaması için, günlük hayatımda sürekli hazırda bekleyen bir sabun ve hazırda bekleyen bir çeşme olmalı. (yolda, sokakta, otobüste, karada, havada, denizde, her zaman ve her yerde) nerede olursam olayım anında bir çeşme ve sabun hemen yanımda bitivermeli. anlık olarak elimi yıkayabilmeliyim. bir de kurutmak için havlu veya peçete. tahminime göre o sabun ve çeşmeyi günde en az 50 kere kullanırım.

not: çok su harcamıyorum. yıkaya yıkaya elim o kadar pratikleşti ki anında köpürtmem ve yıkamam saniyelerimi alıyor. sıvı sabun kullanmam bu arada. sevmem pek.

işte ancak ve ancak böyle çözüm bulabilirim bu durumuma. hastalığım geçmez ama bu durumuma kıyasla %99 oranında daha rahat hissederim.

işin kötü tarafı hastalığımın bir somutluğu yok. yani dün bana temiz gelen yer bugün pis gelebiliyor. temiz alan sayım gün geçtikçe azalıyor.

(bkz:on yüz bin milyon baloncuk mikrop yuttum)
dud
kendim olunca nefert edilen bir hedef oluyorum. rol yapınca seçkin ve sevilen. o zaman yaşasın kendim! ey yoo hell!!
mızrabımda ızdırap
Bi sarhoş olmayı beceremedim. Birgün elma suyuyla sarhoş numarası yapıp ağzıma geleni söylemek istiyorum. Sonra diyorum ki kendi kendime, ayıp olur lan yapma öyle. (iç ses; salla gitsin bro)
icgqhs
bazı zamanlar bayağı bayağı şarkı aşeriyorum, sonra en az 3 defa dinliyorum o şarkıyı ve sanki ruhum doyuyor.
müzik ruhun gıdasıdır mantığı ile kurulmamıştır bu cümle, tamamıyla gerçektir. ruhum olmadığını biri ispatlarsa o halde içimde doyan ve rahatlayan bir şey var derim.
mızrabımda ızdırap
Uzun aradan sonra geri döndüm. Anladım ki, yazmadan olmuyor. Kalemiyle konuşmak, kağıtlarla hasbihal etmek kalemdarlık yolunda yürüyenlerin kaçınılmaz kaderi. İbreler kelamı göstermekte, kelam ibreye ram olmak arzusunda. Neden susayım, neden lâl tokmak takayım söz kapısına? Basit fakat içten bir itiraf; yazmadan yapamıyorum...
icgqhs
arkadaş canlısı olduğum ve aile kavramından bile üstün gördüğüm için çok ciddi yaralar aldım. ama yapamıyorum kötü adam ya da duygusuz adam olamıyorum.
banane diyemiyorum...
dud
kafam. çok dumanlı. her şey bulanık. her şey istemdışı. acaba aklımın zembereği mi boşaldı? artık yaşayabileceğim daha büyük bir acı, anlayabileceğim daha büyük bir gerçek kalmadı ve hayat beni terk mi etti? her şeye rağmen.. aklıma, içine çektiğin dertli dumanlar geliyor. anlamsız. eminim ki hala çekiyorsun. günde en az on tane.. anlamsız işte.. sadece aklıma geliyor. aklım nerden geliyor, gelen nereye gidiyor.. bir görüntü beliriyor.. dudağın büzülüyor. kaşların çatılıyor. gözlerimi kısıyorum.. hiçbir şey göremiyorum.. her şey duman içinde.
sos
11.26 tl tutarındaki iptal olan siparişimin geri ödemesi kartıma iki defa yattı. yani dünden önce 11.26 yattı ve bugün 11.26 daha yattı. bu yanlışlıkla yatan parayı arayıp bildireyim mi? yoksa bu parayı bir kuruma, derneğe bağışlayayım mı?
sos
yemek, bardak, fincan takımlarında parça kelimesi kutunun içindeki tüm elementleri kapsıyormuş. bugün fincan takımı almak için girdim mağazaya. 8 parça fincan takımı gördüm. fiyatı da gayet uygundu. kutunun içinde 8 adet fincan ve promosyon olarak da tabakları vardır düşüncesiyle aldım. kutuyu az önce açtım içinde 4 fincan var sadece. meğerse 8 parçadan kastedilen 4 fincan ve 4 tabağı imiş. swh çok cahil kalmışım yahu...
sos
az önce bakkala giderken bir kermes gördüm. bakayım neler var diye girdim kermese. et döner varmış. akşam yemeği için aldım herkese dürüm şeklinde dönerden tanesi 10 liradan. ya arkadaş dürümün içinde 20-25 gram döner ya vardı ya yoktu...

"ya zaten millet bir defa gelecek nasıl olsa... kazıkladığımız kar..." zihniyetiyle açılmış bir kermes.
sos
mng kargo ile ev arası mesafe 100 metre,
yurtiçi kargo ile 300 metre,
aras kargo ile 500 metre.

kargoların geleceği adres olarak evi değil, kargo hangi şubeye gelecekse o şubenin ismini yazıyorum. eve gelirken kargoyu şubeden alıp geçiyorum.
sos
queen'in bohemian rhapsody şarkısının orijinalinde bismillah! diyormuş. ben yıllardır onu bates-motel-puro'nun uydurması sanmıştım.

alın size itiraf gibi itiraf!

hatta

itiraf-ul cebirul kutbiyyetul cemiyyet!

(sonda dediğim şeylerin bir anlamı yok. hayretler içerisindeyken doğaçlama yazdım)

sos
hayatımda ilk defa bir şeyi başardım sözlük.

sufle!

internetten tarifini aldım. eksik malzemeleri gidip aldım bakkaldan. önce tarifi ezberledim. birebir tarifi aynen uyguladım. çok basit malzemeleri var. detaylı bir tarifi yok. fakat ben yine de 10 kıtalık şiir ezberlercesine ezberledim tarifi. sufleyi akışkan severim. fırından çıkardım. kaselerin hepsi de akışkan olmuş. herkes sufle yedi sayemde.

ilk defa bir şeyi ilk denemede ve tam olarak başardım!

gece gece biraz ayıp ettim galiba. kusura bakmayın.

yapmak isteyenler için; tarifi buradan aldım.
sos
gerçek hayatta veya sosyal medyada karşılaştığım haksızlıklar, rezaletler hakkında elimden geldiğince ses çıkarmaya çalışırım.

atacağım bir tweet'le, gireceğim bir entry ile, yayınlayacağım bir video ile veya ilgili mercilere göndereceğim bir e-posta ile veya e-devlet üzerinden bir şikayet ile suçlulara yaptırım uygulanması için, mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi için bir şeyler yapmaya çalışırım.

her karşılaştığım olayda şunları düşünürüm;
"ya benim başıma gelseydi?"
"ya ben mağdur olsaydım?"
"ya ailemden biri mağdur olsaydı?"

susma sustukça sıra sana gelecek uyarısını her karşılaştığım olayda hatırlarım.
sos
karşı apartmandaki komşu dairede (aramızda 10 veya 15 metre var) oturan aile bu zebra perde olayını tam kavrayamamış galiba ya da mahremlerinin görülmesi umurlarında değil.

perdeleri sürekli tül modunda. bu nedenledir ki geceleri odaları gözüküyor sürekli. ne yaptıkları gözüküyor. pijamalı mijamalı oturuyorlar ve perde sürekli tülde. nitekim görünen odaları en azından oturma odaları...

ya yatak odası olsaydı? işte o zaman seyreyin cümbüşü... swh
sos
az önce, 2010 yılında bir sitede gönderdiğim bir yoruma rastladım. herhangi bir sitedeki herhangi bir paylaşımdaki saçma sapan bir yazı hakkında 2010 yılında yaptığım yorum şu; "anlatımda sade bir dil kullanılmış, yazı betimlemelerle süslenmiş, kelimeler itinayla nakşedilmiş ve abartıya kaçılmadan okuyucuya nakledilmiş"

kahkaha atarak kendime güldüm biraz. sonra ekrana öylece bakakaldım. ben ne ara ve hangi kafayla bu yorumu buraya yazmıştım? bunu yazarken aklımda ne vardı? bunu ben mi yazmıştım gerçekten, yoksa kuzenim mi?

arada rastlıyorum eski yazılarıma, paylaşımlarıma.

abimin yazdıklarına bakayım dedim bir de. her siteye aynı nick'le üye olduğu için nick'ini google'layınca çıkıyor tüm yazdıkları. bir forum sitesine şunu yazmış. sene 2006;

başlık
"call of duty 2 kurulumunu hiç bilmeyen birine yardım"
(ulan bu nasıl başlık? sadece başlığa 10 dakika güldüm)
yazı
"arkadaşlar bilgisayara cod 2 yükledim. eksik dosyaları buldum indirdim. fakat sürekli şu resimdeki gibi bir hata alıyorum. bana da yardımcı olur musunuz? acaba eksik olan ne? şu arkadaşınıza da bir yardım eder misiniz?"
0 /