zengin sözlük

icgqhs
Zengin sözlük bir tartışma platformu değildir, bilgi aktarıp, bilgi edinme yeridir. bilgiler üzerinden tartışmalar ya da analizler özel mesaj yolu ile yapılır.
Zengin sözlük, kimsenin kutsal değerlerine hakaret etme yeri değildir, buna izin verilmez.
Zengin sözlük, bilgi girilmesi ve okunması için vardır, durduk yerde entry silmez. formatla ve belirli kurallarla yönetildiğinden ötürü bu kuralları okumanız ve uygulamanız halinde asla yazdığınız silinmez.
kurallar çok açık, ki silinen entry hangi sebeple silindiği size bildirimle geliyor oradan ilgili maddeye girip bakabilirsiniz nerede hata yapmışım diye.
burası şu an günlük 1000-1500 kişinin girdiği bir sözlüktür.

sözlükte değerli olduğunu düşünmek

fiorabella
t: bazılarının yapay mutluluk kaynağı olan hede.

Modern tıbbın babası paracelsus der ki;
"her şey zehirdir ve hiçbir şey zehirsiz değildir. yalnız dozunda alınan şeyler, zehir olmaktan çıkar."
20. Yy'ın en büyük ve en önemli buluşlarından biri internet. 21. Yy'da cüzi bir fiyat karşılığı erişim sağlayabiliyorsun. Sonrasında ise bu sana bir dünya hizmet sunuyor. Ama paracelsus ne demişti? "Dozunda alınan şeyler zehir olmaktan çıkar."
Bir genelleme yapacak olursak, Türkiye'de yaşayan belirli bir kesim insanlar için "interaktif sözlük" bir habitus.
Dozunda alamayanlar için yan etkileri de mevcut.

Bir şeyler yazmak için ve bir şeyler okumak için yaratılmış bir platform. Ama insanların arzu ve hedonistliği doğrultusunda evrilmiş durumda.
Nasıl bir evrilme?
Okunması, eleştirilmesi için yazılmıyor artık. Artı alsın, favorilensin, benim ne kadar çok sayısal değerim olduğunu bana yansıtsın kafi.

Artık duyguları hiçbir ehemmiyeti olmayan sayısal veriler kontrol eder oldu.
Sonrasında ise eskiden yaş demek tecrübe ve bunun getirisi olan olgunluk demekti.
Yanlış doz zarardır diyen paracelsus gibi bu internetin bir başka zararı da kavramları ortadan kaldırmak oldu.
30-40 yaşındaki insanlar ben onla küstüm, bunu görmezden geldim, şunu umursamadım lafları eden ilkokul bebeleri gibi davranır oldu.

Hiç düşündüler mi? Kimin umurunda? Sen onu görmezden gelince görmezden gelinen şahıs duşun altında bir buçuk saat hıçkıra hıçkıra mı ağladı zannediyorsun?
İşte hep bu sözlük camiasındaki sayısal verilerin şişirdiği bir iğne darbesi ile yerle yeksan olacak olan şişirilmiş izafi egolar, koca koca insanları bir ekrana kilitliyor ve var olan sayısal verinin çokluğu ya da azlığı ile doğru orantılı olarak kendini önemli ya da önemsiz hissettiriyor.

monster degree

ontolojik sancilarimin merhemi
Zeki olduğunu sanan dünyanın en ileri zekalı ... sı. Gidişini şampanya eşliğinde havai fişek gösterileri altında kutlamalıyız. Neden mi ? Moderatörlüğü süresince bir çok yazarın hevesini kaçırmış, yazma şevkini sekteye uğratmış, laf dalaşına girmiş ve bugün de inançlı isanların kutsalına küfretmiştir. Moderatörlüğü bu sebeple alınınca işgüzarlık yapıp, rezil olmamak adına admin'e iftira atmıştır. Sözlük dışında yazılanları okuyarak, tırnaklarını yiyip, dudaklarını şişirdiğine eminim şu an. Maalesef monster'cığım kurnazlığını yemedik. Yediğin haltların sonucu da bu. Kovuldun güle güle.


Dilek: umarım admin mahkemeye verir seni. Bir yerlerde yuvalanıp çoğalmadan hemen önce.

dingonun ahırı

keskin nisanci
Girenin çıkanın belli olmadığı, karmaşık durum ve yerleri ifade etmek için kullanılan bir deyim ve adını şuradan alıyormuş.

1860'lı yıllarda taksim'de ulaşım tramvay ve atlı faytonlarla yapılıyormuş. tramvayların çıkmaya zorlandıkları yokuşlarda tramvaya atlar koşulurmuş. bu atlar dinlenmek için ermeni bir vatandaş olan dingo'nun bekçiliğini yaptığı ahıra götürülürlermiş. ahıra atların ne zaman geleceği belli olmadığı için ahır sürekli açıkmış. ahıra atlar sürekli girip çıkarlarmış. işte dingonun ahırı tabiri oradan geliyormuş.

kötü sözlük

fiorabella
internet dünyasının en güzel sözlüğünü yazan, kodlayan ve bir süre orayı yöneten bir arkadaşın söyledikleri aklıma geldi. "sözlükler artık miadını doldurdu" demişti de pek kulak asmamıştım. tüketim toplumu olarak amaç dışı kullanıldığı için yerle yeksan oldu sözlükler. sözlük formatından çıktılar. haaa bazı tipler "omo de/da oyro yozolor" mottosu ile sözlükleri kurtardıklarını sandılar.
forumlar dahi bitti. o kadar çirkin ve amaç dışı kullanıldı ki her şey, el elde baş başta kaldı. artık sözlükler arası savaş turnuvaları düzenleniyor sanırım. keskin nişancı'yı yedürmezük böyle biline. ya devlet başa ya kuzgun leşe.
işin esprisi bir yana bu kadar bebe oyununa döndüyse iş toplumca toptan tırlattığımızın resmidir. insanın yazası kalmıyor.
kimse bilgiye, araştırmaya önem vermiyor. sözlükler artık ego masturbasyonu görevi görür hale geldi ya insan gerçekten hayret ediyor.

zengin sözlük nostaljik müzik saatleri

fiorabella
anadolu rock olmazsa olmaz dediğim saatlerdir. sabahattin ali'nin "geçmiyor günler" şiiri notalarla buluşmuş.


aşık veysel şatıroğlu'nun "İnsan Mıyım Mahluk Muyum Ot Muyum " fikret kızılok ve o zaman ki grubu "tehlikeli madde"den gelsin.


buraya bir adet pir sultan abdal'ın "demedim mi" şiirini cem karaca'nın muhteşem yorumuyla bırakalım.

sülün osman

avni
cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcısı olarak adını altın harflerle hafızalara kazımış tam adı osman ziya sülün olan cevher. yakın tarihte tahtını zorlayanlar olmuyor değil.
mesela köprüyü, otoyolları ondan esinlenerek sattılar gibime geliyor. gerçekte satış yok tabi ki millet köprüye, otoyola ortak oluyorum zannıyla aldı o kağıt paçavralarını. oysa her ne kadar deli dumrul'a fahiş paralar ödeyerek kullansa da köprü otoyol zaten onun malı "heri".

güce tapmak

fiorabella
Zincirlerine dolanmış, hırs kurbanı birey eylemi.
Güç, evriltebildiğimiz takdirde bizim için mevcuttur.
Güç bizi yönlendiriyor ise yanılsadığımız gerçeği doğar. Ama bunun da biz farkına varmayız.
Bireye bir yetki verilir. Bu yetki güçtür. Normalde yapamayacağım ama bu güç ile halledebileceğim şeyler vardır. Bunları gücün etkisi ile değil de kendi kabiliyetim ile yapıldığını sayarsak yanılsamanın için düşmüş oluruz.
‎o güç elimizden alındığında her şeye kafa tutan birey acizliği ile yüzleşir.

bir ayrılık bir yoksulluk

fiorabella
karacaoğlan'ın gurbeti, ayrılığı ve ölümün hüznünü anlattığı şiiri. şiir 1970'li yıllarda neşet ertaş tarafından bestelenmiştir ersen ve dadaşlar tarafından bestelenmiştir. bir şiir notalarda ancak bu kadar hayat bulabilirdi.

gönül

avni
orhan gencebay'la 70'li yılların başına zerrin özer'le ise aynı on yılın sonlarına gidip gelinen şarkı. duman' da yorumlamış 2012'de ama aynı tadı vermiyor.

bence zerrin özer'le zirve yapan ve zerrin özer'i meşhur eden şarkının sözleri de şöyle.

nedir bu çektigim senden
gönül derdin hiç bitmiyor
yediğin darbelere bak
bu da mı sana yetmiyor gönül

her çiçekten bal alırsın
her gördügünle kalırsın
sen kendini ne sanırsın
belki birgün uslanırsın gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

dünya sana kalır sanma
gelecegi dünden sorma
hergün gördüğün rüyayı
aldanıp da hayra yorma gönül

hepimiz bir misafiriz
zaman gelince göçeriz
ecel acı can alırken
her şeyimizden geçeriz gönül

uslan artık deli gönül
bak gelip geçiyor ömür
uslan artık deli divane gönül

bu da zerrin özer'in janis joplin'i andıran müthiş yorumu. klibi boş verin sese ve gırtlağa odaklanın.





the dying valentine

ontolojik sancilarimin merhemi
Gode-darel.. kanserden ölmekte olan hayat arkadaşının yaşadıklarını gözlemleyerek yapılan bu trajik imalı imge golde darel'in hastalığını belgeleyen dizinin sonuncu resmi. Kadının ölümünden ertesi gün tamamlanan bu resim; acı dolu bir içtenlikle yüklü ve onun ölümünün sanatçı üzerindeki duygusal yıkımını yansıtır. Hadler bu resimde kadının acısı ustalıkla yakalamıştır.


ferdinand hodler

ontolojik sancilarimin merhemi
19.yüzyıl isviçre sanatının tanınmış adlarından biri. Yerel bir peyzaj ressamının yanında öğrenimine başlar sonra barthelemy'le çalışmak için cenevre ardından rubens ve velazquez'in sanatını incelemek için madrid'e gider. Paris dünya fuarında altın madalya kazanır. Fransız yurtdışı lejyon'unda subay olduktan sonra alman ordusunu suçlar ve alman müzelerinden kovulur.

Ferdinand'ın konuları peyzajlar, portreler ve grup kompozisyonlarını kapsar. Gauguin'in etkisindeki sanatçı daha sonra figürlerin ritmik düzenlemeleriyle karakterize “parallelism” ( paralelcilik) adlı ünik bir üslup geliştirmiştir.


(bkz:the dying valentine)

dolores o'riordan

poseidon
büyük, çok büyük hayranı olduğum ses sanatçısıydı... 2010'daki konserlerinde çok önemli bir işim dolayısı ile şehir dışındaydım, gidemedim... çok üzüldüm içimde ukte kalmıştı; konser bekliyordum güya, hatta fırsat olursa yakın ülkedekilere dahi gidesim vardı... velhasıl, yakına geldiğinde ya para olmadı, ya zaman... para ve zamanı denk getirince de dolores gitti;

yeni albüm bekliyordum, plaklarını arıyordum harıl harıl türkiye'de... çok zor bulunuyorlar biliyor musunuz? şimdi vahşi kapitalist düzen koli koli binlerce gönderir buraya bizler için, vicdanın varsa, varsın gitsin elin alsın artık o plakları, ne acı!

plak demişken, bir iki cd'si çok kullanmaktan aşındı, onları da değişmek gerekecek en iyisi jelatinlerini açmayayım. hep yeni kalsınlar istiyorum, eskimesinler...

ben hiçbir ses sanatçısının ölmesine bu kadar üzülmemiştim sözlük. kimisi sanıyordur sadece dolores'e üzüldüm... esas kendime çok üzüldüm, yavaş yavaş giden gençliğime üzüldüm, anılarıma üzüldüm, içimde kalan uktelerime üzüldüm...

ölüm geldiği zaman laaaaak! diye hiç sormadan geliyor. hiç görmediğin sadece sesini çok sevdiğin birinin ölümü dahi bu kadar üzebiliyor, bu kadar ukte bırakabiliyorsa insanın içinde, bilemiyorum... allah büyük acı göstermesin. annenizi babanızı kardeşlerinizi üzmeyin, onlarla işlerinizi sohbetlerinizi ertelemeyin e mi?

çok üzgünüm... lan ben 36 yaşındayım... ilk defa kendimi büyümüş gibi hissettim :(

duş jeli vs sabun

poseidon
duş jelleri, şampuanlar, kremler zart zurt... yüksek oranda kimyasal içerirler. o burnunuza güzel gelen meyve kokuları falan da işte bu kanserojen kimyasallar ile üretilmiş yapay kokulardır. genellikle yaptıkları şey cildinizdeki ölü derileri (evet vücut kiri dediğiniz şey aslında büyük oranda budur) kimyasal olarak çözerek yumuşamalarını sağlamaktır. bu sebepten ötürü banyo esnasında bol bol keselenmenize ve durulanmanıza rağmen bazen cildinizde kayganlık ve tam temizlenmemişlik hissedersiniz. ve evet kimyasal olarak organik çözücü olduklarından sebep çoğunlukla kanserojenlerdir.

ananevi sabunlar misal zeytinyağı sabunları... peki bu amcalar ne yapar? bu amcalar çözücü değillerdir. cildinizin dokusu ile elektro-kimyasal olarak yapışırlar. herhangi bir organik dokuyu eritmez, çözmezler. içerisinde kimyasallar olmadığı için kozmetikler kadar güzel kokmazlar. ancak cildiniz tarafından tahliye edilmiş organik çöplerinize (ölü derilerinize) sıkı sıkıya yapıştıkları için mükemmel bir temizlik sağlarlar. bunları kullandıktan sonra asla kayganlık hissi, yumusak ve kaygan bir tabaka falan hissetmezsiniz. hissettiğiniz şey tam bir temizlik, nefes alan, diri ve canlı bir deridir. ayrıca sizi kanser yapmazlar...

benden söylemesi, bu da buralarda dursun :d

monster degree

oblomov
sol framede görüldüğü kadarıyla siki elinde gezen "sanırım kadın" yazar şeysi. film şimdi başlıyormuş hadi hayırlısı bakalım.

edüt: ha bir de yaş 13 sanırım.

zengin itiraf

sos
her 5 entry'den 4'ünü girdikten sonra editliyorum. bir şey eklemek istiyorum veya bir düzeltme yapmak istiyorum. edit yazma gereği duymuyorum ufak değişiklikler olduğu için... fakat anlatımda veya entry'de kökten bir değişiklik yaptıysam veya diğer durumlarda edit olarak belirtiyorum.

öğrencilik

poor
keyif alınması gereken bir dönem.

tabi kişiden kişiye değişir ama genellikle hayatla ilgili en az sorumluluğun olduğu dönem öğrenciliktir. en azından henüz kyk borcu kapınızı çalmamıştır. bu bayram muhabbeti kısmını geçeceğim. hani uzun uzun konuşulan klişe kısmını. hani bu "öğrencilik rahat abi ya. canın mı istemedi? vur kafayı. 4 hafta devamsızlık hakkın var. çalışırken öyle değil." kısmını.

asıl işiniz öğrenmek olarak görülür toplum tarafından. esasında bu müthiş bir şey değil mi ya? insan hayatında mesleki, bilimsel, pratik veya gerekli, gereksiz onlarca şey öğreniyor. işte bir sürü siyaset kuramları, insan ilişkilerine dair şeyler, sayısal veriler, newton beşiğinin ilkeleri, ilk tiyatro oyunu, 2.mahmut ıslahatları, köklü sayılarla işlem yapmak, perspektif, harfler, diferansiyel denklemler... veya bambaşka şeyler. domatesin iyisi nasıl seçilir, romantik bir ilişki ihtimali yaratmak için nelere dikkat edilmeli, ekmeğe jiletle nasıl çizgi atılır, gömlek ütüsü nasıl yapılır, çamaşır yıkarken ne kadar yumuşatıcı kullanılır...

ya bakın enfes bir şey. öğrencilik bitip çalışmaya başladığınız gün artık ana hedefiniz öğrenmek olmuyor. gün içerisinde onlarca şey yine öğreniyorsunuz ama öğrenmek sizin varoluş sebebiniz olmaktan çıkıyor artık. insanlar sizi öğrenme durumunuzla tanımlamıyor. bu ek bir mesai oluyor.

işin özü özeti öğrenciyken bir yerlerde çalışan insana saygı duyulurken, çalışırken öğrenen insan herhangi birisi oluyor.

dolandırıcılık

monster degree
Birini kandırarak ona ait olana sahip olma eylemi.

Hani telefonlarımıza sürekli telefon dolandırıcılığına karşı dikkatli olmamız, polis olduklarını iddia edenlere itibar etmeyip onlarla özel bilgilerimizi paylaşmamamız yönünde mesajlar geliyor ve biz o mesajları okuyup geçiyoruz ya, bu sabah bu tarz bir dolandırıcılık girişimi bizim başımıza geldi.

Ev telefonumuzu 0553 ile başlayan bir numara aramış, telefona annem bakmış. Hattın diğer ucundaki adam anneme komiser olduğunu, uzun süredir dolandırıcılıktan aranan Ayşe bilmem ne isimli şahsın bu sabah yapılan bir operasyonla yakalandığını, kendi hesabına para aktardığı hesapların içinde anneme ait hesabın da olduğunu söylemiş. Annemin tc kimlik numarasını, annesinin kızlık soyadını ve diğer birkaç kimlik bilgisini de söyleyerek eğer kendilerine yardımcı olmazsa suça iştirakten kendisinin de başının derde gireceğini anlatmış. Annem olayın ne menem bir olay olduğunu tabii ki anlayıp yine de yardımcı olacağını, kendisinden ne yapmasını istediklerini sorarak ne kadar ileri gideceklerini öğrenmeye çalışmış. Adam ilk olarak annemin hesabında kaç parasının olduğunu sormuş, annem de madem kendi hesabından Ayşe'nin hesabına para akışını tespit ettiler, miktarını nasıl bilemediklerini sorgulayınca adam gerilmeye, anneme "Siz devletin polisini nasıl sorgularsınız, nasıl inanmazsınız? İlle de evinizden aldırılıp tutuklanmak mı istiyorsunuz?" şeklinde atarlara başlamış. Annem adamın sözünü kesip "Evet, polis kimlikli gerçek polisler gelip beni tutuklasınlar, ben ifademi karakolda vermek istiyorum." deyip telefonu adamın yüzüne kapatmış. Numarayı geri aradığında dönercinin teki açmış. kendisi az önce karakola gidip bu saçmalığı şikayet etmek üzere yola çıktı. Sabah sabah yaşadığımız aksiyona bakın.

Buradan kimseye bu tarz olaylara karşı dikkatli olun uyarısı falan yapmayacağım tabii ki çünkü burada kimsenin bu kadar acemice atılmış bir yemi yutacak minvalde insanlar olduklarını düşünmüyorum. Eğer etrafınızda biraz safça tipler varsa onları uyarın yeter.