gurur

bonnie
ben böyle inat bir duygu tanımıyorum. onun etkisiyle verebileceğiniz kararlar bir ömür boyu mutluluğu engelleyebilir mi mesela? işte bu meret gururdur.

8 nisan 2019

bonnie
o telaşlarımı, o sıkıntılarımı, o sorunlarımı yerim.

öğrencilerimi 23 nisan gösterileri için hazırlamaya çalışırken yaşadığım allahım ne ipe sapa gelmez gerginliklermiş.

vay anasını!

the walking dead

bonnie
mendebur corona nedeni ile 10. sezon 15. bölümle nihayetlenen dizi. 16. bölümü çekememişler. böylece bir sezon yarıda kaldı.

dizinin yapımcıları diziyi uzun yıllar sürdüreceklerini açıklamışlardı bir ara. adamların ellerine cidden malzemede çıktı. coşabilirler.

eyüp sabri tuncer

bonnie
biraz hakkında araştırma yapınca enteresan bir hayat hikayesiyle karşılaşılan ve şu an türkiye'de en ünlü kolonya markasının isim sahibi. şapkayla taa bosna'dan başlayan 1930'lu yıllarda şu anki satış pazarlamalarına taş çıkartacak derecede ince düşünülmüş yöntemler.

corona virüsü ile hayatımıza tekrar derinden dalan bu marka hakkında son zamanlarda yoksa yüzde 80 değil mi tartışmaları yaşanırken şöyle bir açıklama getirmişler;

"Kozmetik kanunu gereğince ambalaj üzerine derece yazılma zorunluluğunun bulunmaması sebebiyle bir yıldan uzun bir süredir yeni ambalajlarımızın üzerinde derece bilgisi yer almamaktadır. Klasik Limon Kolonyası ürünümüz uzun yıllardır 80 derece alkolle üretilmektedir. Tüm ürünlerimiz Sağlık Bakanlığı denetimi ve kontrollerine tabi olarak piyasaya arz edilmektedir.

Son dönemde yaşadığımız korona virüs pandemisi nedeni ile gündeme gelen ve toplumda hassasiyet oluşturan alkol oranının değerli halkımız tarafından ambalaj üzerinde görünür olması talebini dikkate alarak, ilk üretimlerimizle beraber yeniden ambalaj üzerinde 80 derece ibaresinin yer alacağını kamuoyunun dikkatine sunarız."

ücretsiz izne çıkarılanlar

rene
Memurlarınkini düzenlediler az çok, haftada bir veya iki günde bir gidiyorlar, veya hiç gitmeyeni var. Peki özel sektör ne olacak? Özel sektör bırak ücretli izni, personel çıkarıyor, küçülüyor. Peki birikmiş parası olmayan, ay sonu alacağı o maaşa yaşamsal giderleri için ihtiyacı olan insanlar ne yapacak?

Bilmiyoruz. Biz mi bileceğiz? Tabi ki hayır. Bilmesi gerekenler ne yapıyorlar peki? İBAN atıyorlar yardım gönderin diye? Ülkedeki şanslı azınlığın damlatacağı bir kaç damlaya dahi göz koyuyorlar. Peki diğer insanlar? Onlara da ücretsiz maske veriyoruz diyorlar. Maskele ücretsiz daha ne yapacağıdık?

umre

rene
Umre. Umre dediğimiz nedir arkadaşlar yukarıda yazmış. Bir nevi yurt dışı gezisi diyebiliriz umre için. İslam turizmi, kutsal topraklara farz kabul edilmeyen zamanlar dışında yapılan geziler.

Peki rene umre ne alaka şimdi diyebilirsin. Türkiye'de İstanbul İzmir gibi büyük iller dışında Anadoluya Koronayı her ile ilçeye taşına bir numaralı etken umrecilerdir. Evet bu gerçek, muhafazakar bir toplumun bireyi olarak Türkiye de yaşayan birisi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek. Şu an konya ki kendisi cemaatler, tarikatlar, tutucu muhafazakarlarıyla ünlü bir ildir, bölgesel bazda en yoğun korona vakası görülen illerden. Bulunduğum ilde, ki kendisi küçük bir ege ilidir, koronaya yakalanan, ölen vakaların büyük çoğunluğu umreden dönenleri ziyarete gidenler veya umreciler. bunlar sadece duyduklarım.

Sonuçta bizde varlıklı küçük bir kesim dışında Türkiye genelinde yurt dışına çıkış dediğinizde akla Tayland Phuket gelmez, umreciler gelir.

Şİmdi zamanında bu umrecilerin jenerasyonu, çin i yarasa yiyor, pis çinliler virüs yaptılar dünyayı diye varoş ağzıyla eleştiriyordu. Peki Türkiye den bir yurttaş kalkıp, arkadaş sizin umreniz yüzünden de Türkiye virüse bulandı o ne olacak dese, (bkz:recm mode on) olur hemen.

corona günlükleri

rene
Bir kaç senedir yazlar dışında home ofis ve izole yaşadığım halde, meğer ne kadar çok dışarı çıkıyormuşum dedim bu pandemi patlak verdikten sonra. İnsanın bilinçli bir şekilde kendi isteyerek sosyal izolasyona girmesi ile kurum ve kuruluşların belirli nedenlerle sizi evde tutmak istemesi çok bambaşkaymış. Az insan çok huzur mottosu ile geçirdiğim günlerin ardından bu evdekal düzeni bende strese yol açtı. Kendi isteğim dışında zoraki bir şeyleri hayatım boyunca çok kısa dönemler yaptım belki ondan.

Korona'nın "eşitlik" kavramına getirdiği yeni soluk da ilerleyen günlerde mutlaka tartışılacaktır. Öncelikli, ölümcül derecede Yaşlılara ve kronik hasta olanlara etki etmeyen, genç, yaşlı, at gibi sağlıklı herkeste benzer etkileri yapan bir virüs olsaydı ne olurdu diye soruyorum bazen düşünürken. Gerçi toplumları, devletleri, ülkeleri, milyonları etkileyen bir virüs işin içinde olduğunda bu detaylar ortadan kalkıyor. Şöyle düşünelim, Filipinlerde sokağa çıkanlara vur emri çıkaran bir başkan, başka bir ülkede ailesiyle tatile giderek yasağı bölen bir devlet başkanı, başka bir ülkede, çalışmak zorunda, dışarı çıkmak zorunda olan, paraya ihtiyacı olan fakir nüfusuna evde kalın ve bize sms le yardım edin diyen bir başkan. Başkanlar, başkanlar, devletler. Birbirinin maske kargosuna el koyan devletler. Çalmayı normalleştirmiş, baskı ve çaresizlik timsali koca koca hükümetler.

Kısacası, bunca yıldır besleyip büyüttüğünüz, sofradaki aşınıza, maaşınıza, hemen her şeyinize ortak olan devlet çatısının çatır çatır çatladığı, insanlara "evde kalın" dan başka bir öneri sunamadığı günleri görüyoruz.

Sağlık çalışanlarının pencerelerden alkışlarla motive edildiği, varlıklı insanların 500 m2 evlerinde evde kalın bak biz evde kalıyoruz diye sosyal medya da gündem oluşturduğu. Tüm bu medya baskısına rağmen işe gitmek zorunda olan adamın, para kazanmak zorunda olan minibüsçünün tıka basa doldurduğu minibüse yüzündeki ince bir ameliyat maskesiyle bindiği günler.

Virüsün ülkede patlak vermesinden daha bir kaç gün önce sınırlara yığılan suriyeli mültecileri düşünüyorum. Vatansız, evsiz, parasız, aç ve açıkta. Kocaman medya kuruluşlarının sadece "bir" günde unuttuğu kalabalıklar. Gece gündüz aynı şeyleri söylerken akıllarına yarım saatlik bir mülteci haberi yapmanın gelmediği satılmış ruhlar. Ucuz hayatlarını kendilerine ait hissettikleri o haber kanallarının binalarında üzerlerine giydirilen konum ve mesleklerle kapatan yığınlar.

Tek temennim, bu pandemiden herkes doğru dersi çıkarsın. türümüzün vandallığı en azından halk kitleleri nezdinde etkisini kaybetsin. Devlet, hükümet, siyaset, sınırlar gibi kavramlara daha objektif daha adil milliyetçi, şovenist, yandaş gözlerle bakmayı bıraksınlar.

Rene bilinçli karantinadan bildirdi.

80 derece kolonya

rene
Şimdi bu korona denen virüsün dış kısmında koruyucu bir dış tabaka varmış. Bu dış tabakayı margarine benzetebiliriz. O yüzden 20 saniye veya daha uzun elleri yıkayın diyorlar. Hani eliniz tamamen yağ olduğunda burger köftesi falan hazırlarken sabunla yıkadığınızda hemen geçmez ve elinizdeki kaygan tabaka uzun süre durulama sabunlama gerektirir. İşte o hesap

İbu yağ benzeri tabaka alkole maruz kalınca yapısı bozulup dağılıyormuş bu da virüse zarar veriyormuş o yüzden virüse karşı 80 derece artı olan kolonyalar etkiliy-miş.

Bak aklıma eski kolonyacılar geldi, dedemle ara sıra giderdik. çocukken kolonya doldurdukları o ilginç doldurma sistemlerine bakar şaşırırdım. Ah nerede o eski kolonyacılar diyelim ve konuyu kapatalım.

zengin sözlük yazarlarının film önerileri

ruzgara karsi iseyen adam
Film önermekten ziyade, derinacarr'ın (bkz:#114217) entrysinde paylaştığı listeye bir kaç ekleme yapmak isterim. Efendim; söz konusu liste çok değerli filmler içermekle birlikte, konu psikolojik gerilim olunca iki önemli filmi atladığını düşünüyorum.

Bunlardan birisi henüz taze filmlerden, geçen yıl vizyona giren the lighthouse.

Diğeri ise, karanlık imgeler ile izleyiciyi sürrealizmin doruklarına çıkaran d.lynch'in kült yapımı eraserhead'dır.

Tekrar altını çizeyim! yazdığım bu iki film, başlığın aksine öneri olmamakla birlikte, söz konusu listeye ekleme amacıyla yazılmıştır.

toplum bilimleri kurulu

bonnie
corona virüs önlemleri le ilgili sağlık bakanlığı tarafından oluşturulacak kurul.
bu kurul hayatı kolaylaştıracak kurallar sunacakmış. kimlerden oluşacak peki."Sosyolog, psikolog, din psikolojisi, din sosyolojisi, istatistik gibi alanında uzman kişilerden oluşacak. Toplumu ilgilendiren konularla ilgilenecek" demiş bakan koca.

peki bu kurul insanların yatarken ekmek kalkarken ekmek derdinde olacağını biliyor mu

corona günlükleri

bonnie
selam zengin sözlük halkı
bir insan hayatı boyunca yapmadığı, yapamayacağını düşündüğü hamur işlerini nasıl yaparmış bunu öğrendim bu süreçte. süreç başlarken 3-5 kilo un almıştım. lan ben nasıl yetenekli biriymişim ki epmek yapıyom, pişi yapıyom, lokma yapıyom. yeminle kendimden korktum ha.

o değil de bu corona belası bize elbet çok şey kaybettirdi de kazandırdıkları da oldu. mesele ekmek yapmak değil elbette. mesele bir insan zor zamanlarda hayatta kalmak için mucizeler yaratabilir. hep filmlerden izliyorduk ya. nasıl yani diyorduk. doğruymuş. bir insanın zorda kalırsa başarabileceği pek çok şeyi var.

icgqhs

bonnie
sudan çıkmış ak kaşık olmaması gereken yönetici. birileri "burada çürüme" derken "ben yazarımı çürütmem lennnn" diye kollarını açıp sarmalaması gerekir.
bu günlerde sağlıcakla kalması en büyük temennimizdir efenim.

jojo rabbit

bonnie
zengin sözlük'ün faydalarından biri daha. dışardan yazılanlara bakıyordum ve bu film önerisiyle karşılaştım. daha önce hiç duymamıştım. izledim.

küçük zihinler anne baba odaklı şekillenirken savaş gibi dönemlerde özellikle ortama aykırı muhalif kişiliklerin çocuklarını nasıl koruyabileceklerine dair ister tercih edilsin ister tercih edilmesin bir örnek aslında. hayalinde günün kahramanıyla yaşayan bir çocuk ama bu duruma aykırı bir süreç gelişmesindeki olaylar. çok beğendim.

corona virüs

hak yeme hell yeah
Evet gençler. Aylar sonra bu entrymle herkese, başta evim zengin sözlük'e merhaba diyorum. 1 aydır hayatım laboratuvarda ve hastanede geçiyor... Bu hastalıkla savaşın yılmaz fedailerinden biri olarak sizinle paylaşmak istediğim birkaç şey var. Çoğu bildiğiniz şeyler, ama bilmediğiniz şeyler de olabilir yazımda.

1) Bu virüsten gerçekten korkun. İnanılmaz ötesi bir hızlı bulaş gücü var. Hele ki gırtlak mukozasına yerleşti mi ciğerlere inmesi çok ama çok hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.

2) sanıldığı gibi sadece yaşlıları vurmuyor. Türkiye'deki genç ölümler insanı hayrete düşüren cinsten. 20-30 yaş arası çok entübe hasta var.

3) kronik rahatsızlıkların bir dezavantaj olduğu doğru. Lakin kronik rahatsızlığım yoksa ölmem veya entübe olmam derseniz, hayatınızın hatasını yaparsınız.

4) virüsün havada asılı kaldığı veya sıçradığı ise tamamen safsatadan ibaret. Virüsler asılı kalmaz ya da sıçramaz. Pire deği ya bu.

5) bir hastadan virüsü direkt almak ile hastanın dokunduğu veya virüsünü bir şekilde bulaştırdığı yerden almanız arasında fark var. İnsan bünyesindeki virüs inanılmaz güçlü ve yaşam formları çok aktiftir. Lakin virüsün dışarıdaki canlılığı zaman geçtikçe azalır ve zayıflar. Tabii bu demek değil ki gidin dokunduğu yere dokunun. Siz her türlü bu virüsten uzak durun.

6) virüsler aslında bizi öldürmek istemezler. Çünkü bizim ölümümüz demek, onların ölümü demektir. Peki o zaman neden ölüyoruz? Çünkü, bu virüsü tanımıyoruz... Virüs de bizi tanımıyor. Muhtemelen bizi hâlâ yarasa zannediyor. Biliyorsunuz. Yarasa bu virüsü taşıdığı halde bu virüsten ölmeyen bir canlı. Virüs insandan insana yayıldıkça muhtemelen öldürücü özelliğini kaybedecek.

Peki ne yapmalıyız?

1) öncelikle evde bile kalsak elleri dirseklere kadar 20-30 saniye boyunca sabunla yıkıyoruz. Tırnak içlerini ve aralarını güzelce sabunluyoruz. Sabun virüse ne yapar? Öldürür. Virüslerin dış katmanı yağdır. Bildiğiniz yağ. Zeytinyağı neyse virüsteki yağ da odur. Biliyorsunuz ki yağlar suda çözünmez, sabun bir tuzdur ve tuz yağı çözer. Dış katmanı yok olan virüsün de tabiri caizse içi dışına çıkar.


2) dışarı asla çıkmıyoruz. Tabii bu pek mümkün değil. Çünkü dünya lideri ve Avrupa'nın kıskandığı ülkemizin vatandaşları olarak erzak almak, fatura ödemek, kredi kartına para yüklemek, para çekmek zorundayız.

3) sosyal mesafeyi iyi ayarlıyoruz. Gerçi bu da imkansıza yakın bir şey. Az buçuk türk insanının profilini ve kültürel kapasitesini biliyorsunuz. Geçen gün para çekerken dallama ve hatta afedersiniz dalyarağın teki o pis elleriyle maskesini boğazına kadar indirip, sigarasını içip, yüzüme yüzüme üfleyip maskesini tekrar taktı. Şimdi ben senin takacağın maskeyi sikeyim demek isterdim ama diyemiyorum çünkü RTÜK ceza kesiyor. Neyse siz elinizden geldiği kadar 2 metre uzak olun insanlardan. Hâlâ yere tükürmek için maskesini açıp, tükürdükten sonra maskesini geri takan hoşaf kazanları ile dolu ortalık. Siz onu 3 metre yapın.


4) maske takmadan asla ve kat'a dışarı çıkmayın. Maskeyi taktıktan sonra, burun kısmını yanlardan kapatın ki hava girmesin. Maskeyi ikide bir ellemeyin. Çıkarırken bez kısmından değil, ip kısmından çıkartın. Hatta gerekirse güneş gözlüğü falan bile takın. Göz de bulaşma yollarından biri.


5) eldiven takın. Atm, asansör, para vb. gibi şeylere eldivenle dokunun. Hatta asansör kapılarını dirseğinizle açın.

6) dışarı çıkarken tişört gibi şeyler değil, gömlek gibi yanlardan çıkacak şeyler giyin. Tişörtü çıkarırken ağzınıza, burnunuza değiyor illaki.

7) eve geldiğinizde derhal banyoya girin ve kıyafetlerinizi kirli sepetine atın. Ellerinizi, hiçbir yere dokunmadan 20-30 saniye yıkadıktan ve duruladıktan sonra. Gözlerinizin altını, burun ve dudak arasını (bıyık) sabunlayın. Telefon ve ev anahtarını da kolonya ile silin.

8) evinizi 2 saate bir olmak üzere 20 dakika havalandırın.

9) saat 12-7 arasında muhakkak uykuda olun. Geceler boyu İnternet, televizyonda kalmayın. Bu bir tatil değil. Ortada doğa ile ciddi bir savaş var. Doğa ana homo sapiensi yok etmeye ant içmiş şekilde saldırıyor. Önce doğa ananın virüs silahını yok edip sonra onunla masaya oturmamız lazım. Sizin bu saatler arası uykuda kalmanız virüse karşı bir silah. Bu işin şakası yok.

10) sigara kesinlikle içmeyin. Gerekirse krizden geberin, eliniz ayağınız titresin. Yoğun bakımda bir tek nefes için çırpınan hastaları görseniz, sigara krizinin hiçbir şey olmadığını anlarsınız.

11) su tüketimini arttırın. Günde içtiğiniz su miktarını en az 4-5 bardak arttırın. Öyle ki çişiniz su renginde olsun.

12) marketten aldığınız her ambalajlı şeyi su ve sabunla yıkayın.

13) elleriniz yokmuş gibi yaşayın. Sakın ola ki dalgınlıkla ağzınıza, burnunuza dokunmayın.

14. Ve son madde) bu virüsü hafife almayın ama saçma sapan paranoyalar geliştirmeyin. Psikoloji bağışıklık sistemi üzerinde çok etkili. Korkmak iyidir. Ama fazlası zarardır.

Umarım bu kabusu en az zararla atlatırız. Sağlık ve sevgi dileklerimle...

eski yazarlar

kombiwankenobi
geleli bir sene kadar oldu eski miyim neyim bilmiyorum ama bana da birkaç sözlükten(2) davet, teklif geldi. peki ben ne yaptım? tabii ki sözlüklere üye oldum ama burayı da bırakmadım. sadece akmayan bir sol frame olduğundan dolayı yazdıklarım azaldı. neticede buraya da başka bir sözlükten gelen bir davet vesilesiyle üye olmuştum. bu döngü böyle sürer gider ancak ufak minicik birazcık tefecik önem verilmesi gerekiyor. şimdilik bu kadar. teşekkürler.

eski yazarlar

icgqhs
Kanka sen çok fena bir yazarsın burada çürüme yazık etme kendine diye başka bir yazar tarafından gaz verilerek öz vatanından ana yurdundan ayrılmıştır.
Gittiği yerde ise kaybolmuştur.

rüyalar gerçek olsa

pasaj
Kendi adıma gerçek olmasına pek gerek yok, gördüğüm rüyayı ertesi gün yaşıyorum. Hayat bana spoiler veriyor resmen. Ama düşük ölçekli rüyalarda oynatıp yaşatıyor. Yok öyle havuzlu koca bahçeli villalar, küba puroları, iskoç viskileri, range rover'lar falan.

jojo rabbit

ruzgara karsi iseyen adam
2019 yapımı Taika Waititi filmi. jojo Betzler isimli fanatik bir çocuğun gözünden, nazi almanyası dönemine ışık tutuyor. Bunu naif, zaman zaman komik ve biraz da duygusal bir tad bırakarak yapıyor.

Biraz Wes anderson esintisi var. Waititi'nin, ragnarok filmindeki abartı mizahi kurgusunu düşününce, iyi ki anderson'a meğillenmiş demekten kendimi alamıyorum.
Jojo rabbit güzel bir film. Hatta tamamen öznel nedenlerden dolayı, 2019'un en iyi filmi olduğunu bile iddia edebilirim. Kısaca izleyin derim.

corona günlükleri

ruzgara karsi iseyen adam
Geçenlerde The Guardian'ın bir manşeti vardı. "Şimdi hepimiz Edward Hopper resimleriyiz." diyordu. içinde bulunduğumuz corona günleri için ne de güzel bir ifade!

Hopper, hüznün ve yalnızlığın resmini çizen bir sanatcı. Resimlerindeki renk seçimi ve durağanlık ile bunu vurucu bir şekilde başarıyor. Belki absürt bir karşılaştırma olacak ama bizde de yalnızlık konusunu en iyi sait faik'in işlediğini düşünüyorum. Zaman zaman mizahi dokunuşlar ile surrealist bir anlatımı seçmesine rağmen!

Yıllar sonra bugünleri andığımızda, rutin yaşamdan nasıl soyutlandığımızı, koca dünyada nasıl yalnız kaldığımızı hatırlayacağız. Tabi yarınları görebilirsek!