confessions

nalbantyanibezirgan

1. nesil Yazar - Girişimci

  1. toplam entry 406
  2. takipçi 17
  3. puan 6186

nazım hikmet ran

nalbantyanibezirgan
Üstad, Mayakovski ile tanışmasını büyük insanlık kendi sesinden şiirler kitabında bulunan ve Paris'te yapılmış olan bir röportajda şöyle anlatıyor:

Onunla ilk Moskova'da tanıştım. Sene 1922'ydi. 1922'nin son günleri. Bir kız arkadaşım vardı, genç bir rus kızı. Beni oturduğu yere davet etti. bir otelde kalıyordu. odasına girdim. küçücük bir odaydı ve içerisi öyle dumanlıydı ki insan önünü zor görebiliyordu. içerideki herkes bağırıyordu. ama bir bas ses bütün bu haykırışların üstüne çıkıyordu, bir çan sesi gibi hepsini bastırıyordu. o çan sesini işitmekle kalmadım, çan kulesini de gördüm, deyim yerindeyse. dev gibi bir çan kulesi.

sonra bizi tanıştırdılar. onun Mayakovski olduğunu söylediler. tabii onu ismen tanıyordum. o sırada rusça okuyamıyordum, ama adını biliyordum. daha o zamadan sovyetler birliği'nde çok tanınmış bir şairdi, ama sanırım tüm dünyada da, en azından edebi çevrelerde tanınıyordu. bizi tanıştırdıklarında 19 yaşımdaydım o sırada, beni genç bir türk şairi diye takdim ettiler. bana karşı o kadar sade bir içtenlik içinde davrandı ki, hemen gönlümü fethetti. sonra şiirlerinden birini söylemesini rica ettim. çünkü bizim devrimizde şiirler daha çok şarkı gibi okunurdu, büyük şairimiz Yahya Kemal'in stili böyleydi, her dize nostaljik ve oryantal bir şarkı gibi uzatılarak söylenirdi, çok neşeli şiirler bile biz söylediğimizde çok hüzünlü bir hal alırlardı.

Mayakovski şiirlerinden birini söylemeye başlayınca ki hiçbir şey anlamıyordum, kafama darbeler iniyor gibi oldu, enerji doluydu, çok dinamikti. o zaman birdenbire anladım ki o, bir merdiven çıkar gibi yazan bir şairdi; rusça bilmediğim için arkadaşlarımdan birine çevirmesini rica ettim. ama herhalde o da yeterince rusça bilmiyordu, bunun çevrilemez bir şey olduğunu söyledi. ama ben onun böyle yazdığını anlamıştım yine de, siz böyle mi yazıyorsunuz diye sordum, gülerek evet dedi.

post hoc ergo propter hoc

nalbantyanibezirgan
Bir şeyin başka bir diğer şeyden sonra olmuş olması, o bir şeyin başka bir diğer şey yüzünden olduğu yanılgısını ifade eden ve "bundan sonra, demek ki bundan dolayı" anlamına gelen idiom.
Olayların oluş sırasının neden-sonuç belirtme zorunluluğu olmadığına işaret eder.
Örneğin:
Bir adam yağmur yağması için dua eder ve sonrasında yağmur yağar. Adam dua etmesinin yağmurun yağmasından önce olmasını duanın yağmurun nedeni olmasıyla ilişkilendirir.

öğrencilik

nalbantyanibezirgan
türkiye için konuşursak, ilkokuldan başlayarak liseye kadar zorunlu; lisans, yüksek lisans ve doktora seviyelerinde isteğe bağlı olarak eğitim alındığı sürece devam eden durumdur.

benim içinse, ilerde hayatım ne kadar iyi ya da kötü şekilde olursa olsun özleyeceğim zamanlardır. Ailenden aldığın bir miktar para ve bir yerde çalışıp ya da özel ders falan verip kazandığın parayla minimal bir hayat yaşıyorsun. Biraz bohem, biraz burjuva geçiyor. Son paranla içki sigara ya da kitap aldığın zamanlar oluyor, bukowski'ye özeniyorsun. Belki ilerde iş yoğunluğundan, geçim derdinden yapamayacağınız birçok şeyi, katılamayacağınız bir çok etkinliği yaşıyorsun. Sinemaya, tiyatroya, operaya falan gidiyorsun. Yaşadığını hissediyorsun en çok da. Gençlik hevesinle, her şeye rağmen her şeyi yapabileceğine inanıyorsun falan

sevmek zamanı

nalbantyanibezirgan
bir metin erksan filmi.
Adada boyacılık yapan Halil süslemelerini yaptığı evlerin birinde gördüğü bir resme aşık olur. Her gün o eve gelir ve saatlerce oturup resmi izler. Bir gün resimdeki kız birkaç arkadaşıyla birlikte adada kalmak için çıkagelirler. Halil de o sırada evdedir. 1 seneden beri resmine aşık olduğu kızla ilk defa karşı karşıya gelir.
film geneliyle çok da etkileyici değil aslında. Ama bazı diyaloglar var ki, gerçekten aşık olmayı sorgulatıyor insana.
1965 yapımı film, 84 dakika.

"resmin sen değilsin ki, resmin benim dünyama ait bi şey. ben seni değil, resmini tanıyorum. belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın."

zengin itiraf

nalbantyanibezirgan
bir keresinde birisi "annen en sevdiğin çorbayı yapar ama aynı tadı alamazsın ya, işte öyle yaşıyorum." demişti bana.
ben de son zamanlarda tıpkı böyle yaşıyorum. ne zevkle yaptığım işler tat vermiyor artık, en sevdiğim yerlerin rengi solmuş gibi. Hayattan bezmişlik değil bu. Onun bendeki tezahürü bu değil çünkü.
Dışarı çıkmak istiyorum, bir şeyler yapmak istiyorum. Bezgin değilim. Ama bir türlü siyah beyazlıktan kurtulamıyorum. Bir boşluk aldı başını ya. Hadi bakalım

benim gözümden dünya

nalbantyanibezirgan
özgün adı "the world as i see it" olan bir albert Einstein kitabı. Kitapta Einstein'ın günlük yaşamdan siyasete birçok alan ile ilgili fikirlerini anlattığı birçok yazı var. Einstein'ı Bilim insanı kimliği dışında felsefesi ile tanımanıza olanak sağlayan bir kitap.

büyük insanlık kendi sesinden şiirler

nalbantyanibezirgan


Nazım Hikmet'in kendi okuduğu şiirlerini içeren bir cd ile birlikte gelen, yky iş bankası kültür yayınlarının birlikte hazırladıkları kitap.
Bedri Rahmi Eyüboğlu ve nazım hikmet 1961'de Paris'te bir araya geliyorlar ve bu kaydı yapıyorlar.
bedri rahmi, evini sık sık ziyaret eden polislere karşı önlem almak için kayıda kendi "mor" şiiri ile başlıyor. Daha sonra nazım hikmet "başlayım mı Üstad?" diye soruyor. Bedri rahmi "başla reis" deyince 56 şiirini soluksuz okuyor nazım hikmet. sonra kısa bir mola veriyorlar. sonra kaydın son şiiri "saman sarısı"nı okuyor nazım.
en çok etkilendiğim bölüm de burası. önce başlıyor okumaya. "Vera tulyakova'ya saygılarımla -vay anasını..-"
Sonra yarıda kesiyor, olmadı Üstad diyor. bir daha alıyor.
Ayrıca kitabın girişinde nazım Hikmet'in annesi celile hanımın yapmış olduğu bir nazım portresi de var.




cinsiyet belası

nalbantyanibezirgan
özgün adıyla "gender trouble: feminism and the subversion of identity" yani "cinsiyet(toplumsal cinsiyet aslında) belası: feminizm ve kimliğin altüst edilmesi" isimli 1990 yılında yayımlanan bir Judith Butler kitabı.
Judith Butler toplumsal cinsiyetin anlamını kendi pratiğinin önvarsayımlarıyla sınırlandıran her feminist kuramın aslında feminizmin içinde dışlayıcı cinsiyet normları oluşturduğunu ve bunun da homofobik sonuçlar doğurduğuna inan bir kuramcı olarak toplumsal cinsiyet için bir imkan sahası yaratmak ve bunu dikte etmeksizin yapmak amacıyla bu metni yazmıştır.
cinsiyetin doğallığını sorgulayan yönüyle cinsiyetin performatif yönüne dair birçok sav vardı metinde. bununla birlikte yeni yeni feminizm okumaları yapan kişiler için de birçok referansın olduğu, kitabın 1999 baskısında yazmış olduğu önsöz ile de kitabı yazdıktan sonraki 9 sene içerisinde ve dahi öncesinde çalışma yapmış birçok kuramcıya atıfta bulunuyor ve görüşlerini birçok yapıcı yönden eleştiriyor.
Kitabın geri kalan kısmında da ana ve alt başlıklarla birlikte
cinsiyetin, toplumsal cinsiyetin ve arzunun öznelerini, feminizmin politiğe bakan yönünü, Freud'un gender melankolisinden, Foucault'a birçok şeyi okuyucuya sunuyor.
Tek eleştireceğim nokta dilinin zorluğudur. Gerçekten tüketimi kolay olmayan bir kitap.

gece boş sokaklarda yürümek

nalbantyanibezirgan
Eve sığmayınca yapılan etkinlik.
Böyle bi ilginç oluyor. Çekiyorum pijamaların üstüne paltomu. Sanki şehrin sahibi benmişim gibi yürüyorum öyle.
Bazen bir parka oturuyorum. Arada bir geçen gece otobüsleri ve arabalar dışında hiçbir ses yok.
Gündüzleri o kadar gürültülü olan yerlerin geceye has sessizliği çok hoşuma gidiyor.

iksv kültür sanat kart çekilişi

nalbantyanibezirgan
İstanbul kültür sanat vakfının 18-25 yaşları arasında yüksek öğrenim gören öğrenciler için düzenlemiş olduğu çekiliş. Kazanan talihliler 250 tl değerinde iksv'nin düzenlediği bütün etkinliklerde kullanabilecekleri kültür sanat kartı kazanıyor.
Çekilişte başvuru sırası öncelik alınacakmış.
Başvurular bugün, 8 ocak, aaat 14.00 itibariyle 20 dakika sonra başlayacak.
Sanatlı günler efenim.
Başvuru içün;

http://kultursanatkart.iksv.org/kultur-sanat-kart-nedir.html

sinemaya tek başına gitmek

nalbantyanibezirgan
gidilen filme göre tercihimin değiştiği durum.
popüler filmlere giderken yalnız başıma gidiyorum. Zaten çoğu insan izlemiş oluyor. Beraber gitmesek de sonrasında üzerine konuşabiliyoruz.
Ama böyle başka sinemada özel filmlere giderken hep birini davet ederim. sanat filmleri biriyle izlenince çok güzel oluyor. Çıkışında bir de yemek yiyip üstüne konuşuyorsunuz. harikulade bir gün oluyor.
0 /