attila ilhan

quares
Yaşayan mısraların kalem tutan adamı 1925 yılının Haziran ayında Menemen'de dünyaya geldi. İzmir'in okul sıralarından babasının memuriyeti sebebiyle gezip dolaştığı şehirlerdeki sıralarda ilk ve orta eğitimini tamamladı. İlhan'ın şiirle tanışması da çocukluğuna rastlar. '' Benim şiirle ilgilenmem de romanla ilgilenmem de ailemin aydın insanlar olmasına bağlıydı. Çünkü evde babam mütemadiyen şiir okurdu, annem birçok şiiri ezbere bilirdi.'' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.11 ) diyerek ailesinin onun şiir serüvenine başlamasında etkin rol oynadığını dile getirir. Adı ''ilkbahar'' olan ilk şiirini de ilkokul üçüncü sınıftayken yazmıştır. Babasına ''ben şiir yazdım'' diyerek şiirini gösteren Attila İlhan, babasından '' çok güzel '' iltifatını almasına rağmen babasının, annesine dönüp '' hiçbir şeye benzemiyor '' dediğine de kulak misafiri olur.. Bu zamanlar küçük İlhan'ın içinde futbol merakı uyanıyor ama henüz hangi takımın taraftarı olması gerektiğini bile bilmiyordu. Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye 6-1 yenilmesinin ardından Galatasaray taraftarı olduğunu söyler. Mağlup tarafta olmaya o yıllarda başlar Attila ilhan ve bütün hayatı boyunca bu tutumunu sürdürür. Yine öğrencilik yıllarında kendisini etkileyen şiirleri şöyle sıralar: Faruk Nafız Çamlıbel'in '' han duvarları '', Necip Fazıl Kısakürek'in '' otel odaları '' ve son olarak Mehmet Akif Ersoy''un bir şiiri... (Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.33)


Nazım Hikmet Ran'ın bir şiiri sebebiyle İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıf öğrencisiyken 1941 yılında tutuklandı çocuk Attila İlhan. Sevdiği kıza gönderdiği mektubun arasında yıllar sonra kurtarmak için memleketini terk edeceği şairin şiiri bulunmuştu çünkü ve bu şiir okuldan uzaklaştırılmasına neden olmuş üç hafta gözaltı, iki ay hapis hayatını tattırmıştı 16 yaşındaki Attila İlhan'a. Tutuklanma sürecini şöyle anlatır Attila İlhan:
'' Öğleye doğruydu ve matematik dersiydi. Kırık notu düzeltmek için matematiğe çalışıyorum. Sınıfa matematik hocamız girdi, arkasından da müdür muavini girdi. Müdür muavini hocaya bir şeyler söyledi, konuştular. Hoca bana döndü, '' 146 Attila '' dedi. Ayağa kalktım. Müdür muavini '' seni biri görmek istiyor '' dedi ama adamın yüzünden düşen bin parça. Gittik, odasında bir adam oturuyor. '' Seninle gideceğiz '' dedi. '' Nereye gideceğiz ?'' dedim ben. '' Gidince görürsün '' dedi. Döndüm müdür muavinine, '' gideyim mi ? '' diye sordum. '' tabii tabii gitmen lazım '' dedi. Okuldan çıktık. Hiçbir şey söylemiyor adam. Adam sivil, polis olduğunu vapura binerken bilet almadı, o zaman anladım. Benim paso vardı. Kafamdan kuruyorum, ne hata yaptım diye düşünüyorum...Beni Karşıyaka komiserliğine götürdü. Orada beni sorguya çektiler, bazı şeyler sordular. Sordukları şeyler öyle vahim görünmedi bana. '' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.42-43 )

Tutuklanmasına sebep olan şiiri mektup içinde yolladığı kızın adı '' Vacide ''ydi. O gün, o polislerle birlikte Vacide'yi ilk defa adam akıllı görüyordu ve ona şemsiyesini vererek kodesin yolunu tutuyorlardı beraber. İlhan'ın edebi hayatında sürekli yer işgal edecek '' sevgili - hapis - polis '' üçgenin temelleri de o yağmurlu günde İzmir'de atılmış oluyordu böylece. Eğitim hayatı devlet tarafından yasaklı hale getirilmişti. Hapisten çıktıktan bir kaç yıl sonra yine devlet tarafından mahkeme kararıyla aldığı eğitim hakkını İstanbul Işık Lisesi'nde kullandı. İşte o lise yılları Attila İlhan'ın şiirlerine de konu olan dönemin meşhur Sansaryan Hanı'yla tanışma vaktine denk düşüyordu. '' Yeniden. O gün ,cumartesi günü, sinemaya gidecektim, cebimde sinema bileti. Sinema yerine tramvaya bindik, Sirkeci'de indik. Ve ilk defa Sansaryan Hanı'yla tanışmış oldum. Götürdüler, bir hücreye koydular. Gözlüklerimi aldılar.'' ( Nâm-ı diğer kaptan - söyleşi Selim İleri s.72)

Şiirler yazıp çiziyor ama bunları pek ciddiye almıyordu İlhan, nihayet lise talebeliğinin son yılında amcasının kendisinden habersiz olarak '' Cebbaroğlu Mehemmed '' şiirini bir yarışmaya göndermesiyle Attila İlhan o yılların en prestijli yarışmalarından birinde ikincilik ödülünün sahibi olmuş bir şair haline gelmişti. Babası ve amcasının kendi deyimiyle ''kumpas'' kurarak haberi olmadan şiirini gönderdikleri bu yarışmanın sonucunu Behçet Kemal Bey'in mektubundan öğrenen Attila İlhan büyük şaşkınlık yaşar ve önce reddetmeyi düşündüğü bu ödülü, amcasının, babasının ve yakın arkadaşı Faruk'un ısrarı sonucu kabul eder. O yıl kendisini ''şair'' yapan bu yarışmanın birincisi Cahit Sıtkı Tarancı, üçüncüsü Fazıl Hüsnü Dağlarca ve ikincisi ise henüz lise talebesi olan Attila İlhan'dır. Jüriyi de önemli isimler oluşturuyordur: Tanpınar, Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Kutsi Tecer, Nurullah Ataç.. Ne gariptir ki onu Nazım şiirinden 16 yaşında hapse atan CHP yönetimi yine aynı Attila İlhan'a yazdığı şiir dolayısıyla bu ödülü vermiştir. 1946 yılında sonuçlanan bu yarışma sebebiyle tanınırlığı artmıştı Attila İlhan'ın. Oysa A. İ. Beteroğlu takma adıyla ''Gün'' dergisinde şiirleri yayımlanıyordu bu genç şairin ama çevresi solculardan ibaretti sadece.