confessions

hak yeme hell yeah

2. nesil Yazar - Akıllı

  1. toplam entry 526
  2. takipçi 3
  3. puan 5258

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hak yeme hell yeah
Sevgili sözlükcüm..

2017 yılının bir bahar ayında, başımda kavak yelleri eserken tanıştım bu mecra ile... Neredeyse her yerde yazdım ama hiçbir yeri bu kadar benimseyemedim...

4 koca yıl oldu. Hayattan umudu kalmamış ama yine de kendini ispat etmeye çalışan bir üniversite öğrencisiydim buraya ilk adımımı attığımda...

En büyük aşklarımın, acılarımın, arzu ve tutkularımın; kendimce zaferlerimin, mağlubiyetlerimin en büyük tanığı oldu burası. Hiçbir yerde kendimi bu kadar rahat hissetmedim.

Tee ilk günlere döndü de kafam... İnsan gerçekten hamur gibi. Ama Yıllar geçtikçe esnekliğini kaybediyor. Hayat beni ne kadar yoğurur bilmiyorum ama bambaşka bir evredeyim.

Benim gibi biri sevilmek için her şeyi yapar. Yaptım da sözlük. En büyük şahidimsin. Yaptığım tüm hatalar, yanlışlar gösterdiğim her saçma davranış sadece sevilmek içinmiş. Ve biliyorsun sevişmek öcü değildir. Sevilmek değil. Sevişmek. :)))

4 gündür nişanlı bir adamım. Hâlâ alışamadım sanırım. Neyken ne olduk diyorum. Sanki bu tip şeyler benim için hiç olmayacak gibi gelirdi. Her neyse...

Feraha kavuşmak affetmekten geçiyormuş. Her şeye öfke ve nefret kusarken biri gelir ve tüm geçmişi affettirir. Silmez, silemez. Kimse bir alzheimer değil :)) Ama affettirir.

Büyük hırsları olan bir insan olmadım. 17 yaşımda ailemden ayrılıp öyle ya da böyle düşe kalka kendi düzenimi kurdum. Tek bir eksiğim vardı. Beni mutsuz eden buydu. Sırt çantalarımızı alıp koy koy dolaşacağım, yüksek bir tepede ona yıldızları anlatacağım, dokunurken ellerimin titreyeceği bir kadın. Tek mutsuzluğum bu eksikti.

Ne zaman tamamlayacağım desem hayat sağlı sollu geçirdi. Beni mutlu edecek şey gerçekten hayatımda birinin olmasıydı. Telefonumda bir uygulamada değil. Çabuk kanan bir insan olduğum doğru.. Dönüp baktığımda gerizekalı gibi aylarımı çalmasına izin verdiğim insnalara olan öfkemin dinmesi imkansızdı... Dindi insancıklar.. Hepinizi bir kuş gibi gökyüzüne saldım...

Dedim ya, artık bitti, tamamlandı. Benim için artık eksik yok... Sırt çantaları alındı, bisikletlere binildi, yıldızlar seyredildi, omuzlarda ağlanıldı, dudaklar öpüldü... Bitti. tamamlandı.

Hiç bu kadar eksiksiz hissetmemiştim sözlük... Dediğim gibi. Burada büyüdüm. Ya da hâlâ büyüyorum ya da hiç büyümedim. Bilmiyorum... Ama her evremi seninle yaşamak çok güzeldi. Sözlük... Senin, benim hayat sayfalarımsan hiçbir farkın yok.

2021

hak yeme hell yeah
Benim için karmaşalar senesi oldu...

Çok kötü başladı... Bu hale alıştığım için çok takmadım. Belki de olgunlaştım bilmiyorum. Bana hâlâ çocukmuşum gibi geliyor...

Derken her şey değişti. Radikal bir karar alıp her şeye sıfırdan başladım. Çok iyi bir firmada çok iyi bir iş teklifi aldım ve İstanbul'a yerleştim.

Eşyalarımı toplamak için geri döndüğüm gün sahilde son kez yürümek için dışarı çıktım. Ve hiç hesapta yokken hayatımın aşkıyla, ömrümü yanında tamamlamak isteyeceğim kadınla tanıştım.

Zaman gerçekten yavaşladı. Buz mavisi gözlerini kırpışını, sapsarı saçlarının uçuşunu ağır çekimde izledim... Gecenin bir vakti, tanrıça gibi bir kız öyle oturup kumlara denizi izliyor. İnanın bana deniz olmak istedim. Ne oldu ne bitti derken, o deniz oldum. Ona baktığımı fark edip bana baktı. Normalde utançtan kıpkırmızı olmam ve bana bakınca aniden kafamı çevirmem gerekirken bakmaya devam ettim. Aynı anda birbirmize gülümsedik. 5 dk bakışmanın ardından kalkıp bana doğru yürüdü. Tanrım! Hayat ağır çekimde akıyor resmen... Attığı her adımda kalp atışımın şiddeti daha fazla büyüyor. Kalp atışımın sesinden kulağım sağır olacak gibi. Bana gelip İngilizce 'elimle işaret edip seni çağırıp saygısızlık etmek istemedim. Bana katılmak ister misin' diye sordu. Ah! Birini eliyle çağırmak bile onun için saygısızca... Halbuki 'gel lan buraya tipik' dese koşa koşa gideceğim.

Uzatmayacağım... Gittim. Konuştuk. Adımı sordu, adını öğrendim... Ve biliyor musun sözlükcüm, beni gördüğünden beri denize hiç bakmadı...

Alkolün de bize verdiği yetkiye dayanarak o gece öpüştük. Birkaç ay geçti. Onu öptüğüm yerde evlenme teklifi ettim. Onun gibi, sade, duru bir teklifle ve diz çökmeden... Bilmiyorum evliliği kaldıracak kadar olgun muyum ama dedim... Birlikte büyürüz dedi. Üç gün sonra nişanımız var.

Ama öyle acı dolu olacak ki her şey... Çünkü onu ilk gördüğüm, ilk öptüğüm yerde bize eşlik eden orman kül oldu. Ve biz oradaki her ağacı, sahili, denizi birbirimizi sever gibi sevdik...

En mutlu günüm olacakken bu acıyla hatırlayacağım her şeyi. İkiye bölünmüş gibiyim. Bir yanımda heyecandan ve mutluluktan insan eli değmemiş nehirler, ormanlar, ağaçlar ve kuşlar varken; diğer yanımda cehennem ateşlerini kıskandıracak ateşler yanıyor.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hak yeme hell yeah
3 harika günün ardından yine her şey karanlığa gömülmüş gibi...

Bugün ülkesine uçtu. Arkasından baktım. Hayatımda hiç bu kadar genç, enerjik ve mutlu hissetmezken; dudakları dudaklarımdan, ayrılıp gözümden kaybolurken birden yaşlandım...

Zaman öyle yavaşladı, adımlarım öyle ağırlaştı ki, ben eve varana o çoktan evindeydi.

10 gün , sadece 10 gün sonra yine kavuşacağım. Ama sanki 5 yıl bekleyecekmişim gibi... Birkaç altın sarısı saç telinin olduğu tokası, su içtiği şişe kaldı elimde.

Aah doğa anne! Benim için böyle güzel bir Sürprizin olacağını bilseydim 27 yıl sadece beklerdim. Tepeden tırnağa nasıl yenilenmiş, nasıl baştan yaratılmış hissediyorum kendim anlatamam. Görenler bile şaşırıyor, yüzümdeki ışıltıya, gözlerimdeki gülümsemeye.

Her şeye anlam yüklemekten kafayı yiyeceğim. Kumsalda ayaklarının altına yapışıp tekrar düşen kum tanelerini bile tek tek toplamak istiyorum, bulup. Ve ben, bendeki bu delilik halini çok seviyorum.

recep ivedik'e gülen insan

hak yeme hell yeah
İnsanların bütün aşağılamalarına inat, yüksek bir tepeye çıkıp ' benim' diye bağırmak istiyorum. Çünkü o benim.

Gayet komik lan. Buna güldüğüm için bana kültürsüz diyen insnalardan da çorabım bile daha kültürlüdür amk. Recep ivedik'in her serisini sinemada izledim. Özellikle 2. Filmin final sahnesinde de hüngür hüngür ağladım.

Siz bilmezsiniz 2006-2007 yıllarında recep ivedik bir skeç karakteriydi. Sırf o günlere olan vefamdan ötürü yine izlerim.

Ayrıca hönkürerek güldüğüm bir sahneyi şuraya bırakayım.

nemesis

hak yeme hell yeah
Ne zaman dinlesem, aklıma Kayseri'nin sokaklarında gece vakti ellerim cebimde ağzımdan buharlar saça saça ağır ağır yürüdüğüm anları getiren albis şarkısı.

O günleri özler özler dururum... Gizli hazinem gibi bir şey.

uzak mesafe ilişkisi

hak yeme hell yeah
Destanlar yazabileceğim bir ilişki türü. Ama yukarıda yazılanlar gibi 'kesin biter, bel bağlamayın' gibi şeylere bakıp üzülmemek lazım. Eğer hatun kişisi yurtdışında yaşıyorsa gayet yürütülebilir bir ilişki türü ahaha.

Eski ilişkimde sevgilim olacak hatun kişisi ile komşu illerde yaşıyorduk, ki birlikte olduğumuz zaman neredeyse, 1 yıldan biraz fazlaydı. Bir kere bile gerçeğe taşıyamamıştık. Hatta bu ilişki öyle bir ilişkiydi ki kız bana telefon numarasını vermemişti ahahah. Hâlâ düşünür gülerim. Telefon numarasını bilmediğim bir kadınla bir yıl boyu sevgili oldum.

Neyse efendim. Öyle veya böyle Türkiye'deki kadınlar bırakın uzaktan olanına yakından olan ilişkiye bile uygun değil. Her şeyden ötesi aileye karşı koşulsuz bir itaat var. Hatırlarım, hatunun yanına gitmek için çırpınırdım. Karşılığında ise hep bir şekilde ertlenirdim.


Gelgelelim bir gün bodrum sahillerinde gezerken rastladım şimdiki sevgilime. İki gün sonra ülkesine döndü. O ülkesindeyken başladı ilişkimiz. Bir hafta geçmedi yanıma geldi. Bir hafta geçmedi yanına gittim. İki ay sonunda ailelerimiz karşılıklı rakı içiyordu.

Demem o ki aşk biraz cesaret ve fedakarlık işi. Uzak mesafe ilişkisi ise biraz daha fazla cesaret ve fedakarlık işi. Ruhunda biraz özgürlük, biraz cesaret ve size karşı koşulsuz sevgi olan biriyle sonuna kadar yürür.

mutluluktan uyuyamamak

hak yeme hell yeah
Bünyenin alışkın olmadığı kadar mutlulu sebebiyle uykuya dalamama hali.

İnsan dibine kadar yaşamak istiyor. Uyunan zamanlar bile vakit kaybıymış gibi geliyor. Deniz sesi, orman kokusu, dilini anlamadığı için sana şaşkın şaşkın bakan ama içine baktığında sevgiyi görebildiğin bir çift buz mavisi göz... Tanrım! o kadar sertsin ki...

zengin itiraf

hak yeme hell yeah
Hayatta hangi konuda büyük konuştuysam istisnasız başıma geliyor. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmem ama hayatım tam anlamıyla değişmek üzere.

Son ilişkimin ardından yaklaşık bir yıl geçti. Bir daha asla aşık olmam sanıyordum, oldum.

'Asla bir Türk kadınından başka bir kadınla birlikte olmam' diyordum. Türk olduğu halde başka milletten insanlarla birlikte olan kimseye saygı duymazdım. Gelin görün ki bu da başıma geldi. Bir Yunan güzeline çok fena gönlümü kaptırdım.

'Asla evlenmem' diyordum. Bir ay sonra nişanlanıyorum.

'Asla İstanbul'da yaşamam' diyordum. Bir ay önce İstanbul'a yerleştim.

Anlayacağın sayın sözlük, asla 'asla' dememek gerekiyor. Bu evren kesinlikle çok troll. Tüm bunları bana yaşatırken kıs kıs gülüyordur eminim.

corona virüs

hak yeme hell yeah
Evet gençler. Aylar sonra bu entrymle herkese, başta evim zengin sözlük'e merhaba diyorum. 1 aydır hayatım laboratuvarda ve hastanede geçiyor... Bu hastalıkla savaşın yılmaz fedailerinden biri olarak sizinle paylaşmak istediğim birkaç şey var. Çoğu bildiğiniz şeyler, ama bilmediğiniz şeyler de olabilir yazımda.

1) Bu virüsten gerçekten korkun. İnanılmaz ötesi bir hızlı bulaş gücü var. Hele ki gırtlak mukozasına yerleşti mi ciğerlere inmesi çok ama çok hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.

2) sanıldığı gibi sadece yaşlıları vurmuyor. Türkiye'deki genç ölümler insanı hayrete düşüren cinsten. 20-30 yaş arası çok entübe hasta var.

3) kronik rahatsızlıkların bir dezavantaj olduğu doğru. Lakin kronik rahatsızlığım yoksa ölmem veya entübe olmam derseniz, hayatınızın hatasını yaparsınız.

4) virüsün havada asılı kaldığı veya sıçradığı ise tamamen safsatadan ibaret. Virüsler asılı kalmaz ya da sıçramaz. Pire deği ya bu.

5) bir hastadan virüsü direkt almak ile hastanın dokunduğu veya virüsünü bir şekilde bulaştırdığı yerden almanız arasında fark var. İnsan bünyesindeki virüs inanılmaz güçlü ve yaşam formları çok aktiftir. Lakin virüsün dışarıdaki canlılığı zaman geçtikçe azalır ve zayıflar. Tabii bu demek değil ki gidin dokunduğu yere dokunun. Siz her türlü bu virüsten uzak durun.

6) virüsler aslında bizi öldürmek istemezler. Çünkü bizim ölümümüz demek, onların ölümü demektir. Peki o zaman neden ölüyoruz? Çünkü, bu virüsü tanımıyoruz... Virüs de bizi tanımıyor. Muhtemelen bizi hâlâ yarasa zannediyor. Biliyorsunuz. Yarasa bu virüsü taşıdığı halde bu virüsten ölmeyen bir canlı. Virüs insandan insana yayıldıkça muhtemelen öldürücü özelliğini kaybedecek.

Peki ne yapmalıyız?

1) öncelikle evde bile kalsak elleri dirseklere kadar 20-30 saniye boyunca sabunla yıkıyoruz. Tırnak içlerini ve aralarını güzelce sabunluyoruz. Sabun virüse ne yapar? Öldürür. Virüslerin dış katmanı yağdır. Bildiğiniz yağ. Zeytinyağı neyse virüsteki yağ da odur. Biliyorsunuz ki yağlar suda çözünmez, sabun bir tuzdur ve tuz yağı çözer. Dış katmanı yok olan virüsün de tabiri caizse içi dışına çıkar.


2) dışarı asla çıkmıyoruz. Tabii bu pek mümkün değil. Çünkü dünya lideri ve Avrupa'nın kıskandığı ülkemizin vatandaşları olarak erzak almak, fatura ödemek, kredi kartına para yüklemek, para çekmek zorundayız.

3) sosyal mesafeyi iyi ayarlıyoruz. Gerçi bu da imkansıza yakın bir şey. Az buçuk türk insanının profilini ve kültürel kapasitesini biliyorsunuz. Geçen gün para çekerken dallama ve hatta afedersiniz dalyarağın teki o pis elleriyle maskesini boğazına kadar indirip, sigarasını içip, yüzüme yüzüme üfleyip maskesini tekrar taktı. Şimdi ben senin takacağın maskeyi sikeyim demek isterdim ama diyemiyorum çünkü RTÜK ceza kesiyor. Neyse siz elinizden geldiği kadar 2 metre uzak olun insanlardan. Hâlâ yere tükürmek için maskesini açıp, tükürdükten sonra maskesini geri takan hoşaf kazanları ile dolu ortalık. Siz onu 3 metre yapın.


4) maske takmadan asla ve kat'a dışarı çıkmayın. Maskeyi taktıktan sonra, burun kısmını yanlardan kapatın ki hava girmesin. Maskeyi ikide bir ellemeyin. Çıkarırken bez kısmından değil, ip kısmından çıkartın. Hatta gerekirse güneş gözlüğü falan bile takın. Göz de bulaşma yollarından biri.


5) eldiven takın. Atm, asansör, para vb. gibi şeylere eldivenle dokunun. Hatta asansör kapılarını dirseğinizle açın.

6) dışarı çıkarken tişört gibi şeyler değil, gömlek gibi yanlardan çıkacak şeyler giyin. Tişörtü çıkarırken ağzınıza, burnunuza değiyor illaki.

7) eve geldiğinizde derhal banyoya girin ve kıyafetlerinizi kirli sepetine atın. Ellerinizi, hiçbir yere dokunmadan 20-30 saniye yıkadıktan ve duruladıktan sonra. Gözlerinizin altını, burun ve dudak arasını (bıyık) sabunlayın. Telefon ve ev anahtarını da kolonya ile silin.

8) evinizi 2 saate bir olmak üzere 20 dakika havalandırın.

9) saat 12-7 arasında muhakkak uykuda olun. Geceler boyu İnternet, televizyonda kalmayın. Bu bir tatil değil. Ortada doğa ile ciddi bir savaş var. Doğa ana homo sapiensi yok etmeye ant içmiş şekilde saldırıyor. Önce doğa ananın virüs silahını yok edip sonra onunla masaya oturmamız lazım. Sizin bu saatler arası uykuda kalmanız virüse karşı bir silah. Bu işin şakası yok.

10) sigara kesinlikle içmeyin. Gerekirse krizden geberin, eliniz ayağınız titresin. Yoğun bakımda bir tek nefes için çırpınan hastaları görseniz, sigara krizinin hiçbir şey olmadığını anlarsınız.

11) su tüketimini arttırın. Günde içtiğiniz su miktarını en az 4-5 bardak arttırın. Öyle ki çişiniz su renginde olsun.

12) marketten aldığınız her ambalajlı şeyi su ve sabunla yıkayın.

13) elleriniz yokmuş gibi yaşayın. Sakın ola ki dalgınlıkla ağzınıza, burnunuza dokunmayın.

14. Ve son madde) bu virüsü hafife almayın ama saçma sapan paranoyalar geliştirmeyin. Psikoloji bağışıklık sistemi üzerinde çok etkili. Korkmak iyidir. Ama fazlası zarardır.

Umarım bu kabusu en az zararla atlatırız. Sağlık ve sevgi dileklerimle...

mesela yani

hak yeme hell yeah
Hadi 90 neslini lise son sınıfın, son cumasının ince kederine götüreyim...

Vay ulan, dinledikçe üzerimde beyaz gömlek, gri pantolon ve gözlerim bozuk olmadığı halde çekici olduğunu düşündüğüm için taktığım gözlükler beliriyor. Ne dinlerdim o dik okul yokuşunu çıkarken bu şarkıyı.

the virginborn

hak yeme hell yeah
Benimle özdeşleşen bir gorgoroth şarkısı. Oğlum ne güzel oldu lan seneler sonra dinleyip kafaları çizmek.

İnfernus resmen gitar, gaahl resmen vokal dersi vermiştir. Şarkı aşırı karanlıktır ama ben bu şarkıyı dinleyince hiç karanlık hissetmem. 17 yaşımda dinlerkenki hallerim gelir aklıma, böyle gitar çalacağım günlerin hayalini kurarkenki zamanlarım.

Bir de şarkıda çok ince bir ayrıntı var. Gitar riffleri aynı tekrar ederken, bir başka melodiyle geçerken çok ama çok hızlı şekilde incelip kalınlaşıyor ki bu bildiğin ustalık ister. 04:38 anından bahsediyorum.

HEY ulan yıllar...

serotonin

hak yeme hell yeah
hormon değildir. mutluluk hormonu hiç değildir. mutluluk hormonunu stimule eden 'nörotransmitter' maddedir. bir çok psikolojik rahatsızlığın temeli bu maddenin miktar dengesizliğidir.

uyuşturucu kullanımından sonra 'düşüş' denilen olayı da bu madde gerçekleştirir. uyarıcı ve uyuşturucu tüketiminde aşırı salgıladığı için bir süre sonra bu maddeyi salgılayan bezler kurur ve serotonin neredeyse hiç salgılanmaz. bu da insana kendini rezalet hissettirir.

işi sadece mutluluk vermek de değildir tabii. uyku hormonunu da bu arkadaş aktive eder.
0 /