ölmek isteyen yazar sorusudur.
gecenin bir vakti intihara meyil ettim dostlar. diyorum ki evdeki bütün soğan ve sarımsağı yesem. ölür müyüm?
giriş kattayım. atlasam ölür müyüm?
bu konuda bilgisi olan yeşillendirsin lütfen.

- toplam entry 613
- takipçi 29
- puan 14324
renklerin en asili.
siyah, diğer tüm renkleri içine hapseder, yok eder. her rengin bir duygu olduğunu düşünürsek, siyah tüm duyguların babasıdır.
ben siyah rengi çok severim mesela.
siyah renk mükemmeldir.
hatta siyah bir renk değildir. siyah'ı bir renk olarak tanımlamak çok büyük saygısızlık olur.
hepimiz bir ya da birkaç renk olsaydık, ben kesinlikle siyah olurdum.
siyah, diğer tüm renkleri içine hapseder, yok eder. her rengin bir duygu olduğunu düşünürsek, siyah tüm duyguların babasıdır.
ben siyah rengi çok severim mesela.
siyah renk mükemmeldir.
hatta siyah bir renk değildir. siyah'ı bir renk olarak tanımlamak çok büyük saygısızlık olur.
hepimiz bir ya da birkaç renk olsaydık, ben kesinlikle siyah olurdum.
yeni gelmiş hoş gelmiş yazar. adam akıllı yazmasını ve benim bulunduğum mekanda trollük yapmamasını temenni ediyoruz.
ben buraların abisiyim asdf bir sıkıntı olursa haberim olsun. moderatör olmak istersen mesaj at.
hoş geldin deyin lan adama!
ben buraların abisiyim asdf bir sıkıntı olursa haberim olsun. moderatör olmak istersen mesaj at.
hoş geldin deyin lan adama!
yılın kutlanan en saçma günü. en aptalcası. insanların kendisiyle o biçim çeliştiğini kanıtlayan gündür.
yıl boyunca birbirinizi yiyip, her anı süper yaşanmalı dediğiniz o ilişkinizi bok edip, karşınızdakinin değerini karşılıklı olarak bilmeyip ve aranızdaki o kadar özel gün varken, her daim güzel yaşamanız gereken o güzel anları başkalarının belirlediği bir güne sığdırıyorsanız aklı başında bir insan olmadığınızı da bilin isterim.
dağılın.
yıl boyunca birbirinizi yiyip, her anı süper yaşanmalı dediğiniz o ilişkinizi bok edip, karşınızdakinin değerini karşılıklı olarak bilmeyip ve aranızdaki o kadar özel gün varken, her daim güzel yaşamanız gereken o güzel anları başkalarının belirlediği bir güne sığdırıyorsanız aklı başında bir insan olmadığınızı da bilin isterim.
dağılın.
yılın kutlanan en saçma günü. en aptalcası. insanların kendisiyle o biçim çeliştiğini kanıtlayan gündür.
yıl boyunca birbirinizi yiyip, her anı süper yaşanmalı dediğiniz o ilişkinizi bok edip, karşınızdakinin değerini karşılıklı olarak bilmeyip ve aranızdaki o kadar özel gün varken, her daim güzel yaşamanız gereken o güzel anları başkalarının belirlediği bir güne sığdırıyorsanız aklı başında bir insan olmadığınızı da bilin isterim.
dağılın.
yıl boyunca birbirinizi yiyip, her anı süper yaşanmalı dediğiniz o ilişkinizi bok edip, karşınızdakinin değerini karşılıklı olarak bilmeyip ve aranızdaki o kadar özel gün varken, her daim güzel yaşamanız gereken o güzel anları başkalarının belirlediği bir güne sığdırıyorsanız aklı başında bir insan olmadığınızı da bilin isterim.
dağılın.
bir nane limon değildir. nane limon varken böyle şeyleri kullanmayın.
youtuberlık yapayım ben de parayı bulayımgillerden. ki buldu da ağzına kürekle vurduğum.
allam bu ülkeye akıl ver. nolur la.
edit: eksileyen danla pilic galiba.
allam bu ülkeye akıl ver. nolur la.
edit: eksileyen danla pilic galiba.
dünya starı olabilecek büyük yetenek. demin sen olsan bari isimli eserini dinledim elim ayağım titredi şerefsizim. yok böyle bir şarkı.
Bir çoğunuz Aleyna'yı sevmiyorsunuz. çünkü egoist birçoğunuzu eziyor. bu kız ne zaman büyüyecek gibi şeyler söylüyorsunuz. egoist olabilir ancak kız ülkemizi temsil ediyor bırakın egosunu önemli olan sesi! Huyu egosu vb şeyleri araştırmayın önemli olan sesi ve gerçekten güzel kendisi.
dünya starı Aleyna!!!
hüloghhh!
Bir çoğunuz Aleyna'yı sevmiyorsunuz. çünkü egoist birçoğunuzu eziyor. bu kız ne zaman büyüyecek gibi şeyler söylüyorsunuz. egoist olabilir ancak kız ülkemizi temsil ediyor bırakın egosunu önemli olan sesi! Huyu egosu vb şeyleri araştırmayın önemli olan sesi ve gerçekten güzel kendisi.
dünya starı Aleyna!!!
hüloghhh!
hayatımdaki her şey net. kendi açımdan hayatın şifresini çözmüş gibiyim. ama bu durum insanı bir süreliğine ruhsuzlaştırıyor. ki bu bir süreç. kimyam bunu bir süre anlamlandırmaya çalıştı. sanırım şimdilerde sindirdi ki o ruhsuzluğumdan eser yok. bir de çişim var ama tutuyorum. ulaşınca keyfi kalmıyor asdf.
insanlar ne garip be kardeşim. insan ilişkileri adına gerçekleri dile getirsen tüm oyunu bozmuşsun gibi tepki alıyorsun sessizce. sevgiline ilişkinizin matematiğini açacak olsan bir anda soğuk duş etkisi yaratabiliyor karşındaki insanda bu. insanlar hayatı anlamlandırmaya çalışıyor ama sen onlara bunun mantığını kendi açından açtığın anda ise bütün oyun bozuldu be' gibi bir tepki ile karşılaşıyorsun. insanlar bu tarz şeyleri öğrenmek için çabalasa da hiç bir şeyden habersiz yaşamak onlara mutluluk veriyor. bir nevi hayatları bu şekilde heyecan dolu oluyor.
bir de insanlar hep bir "b" noktası peşinde. aşk da yalan ulan; bu durum aşk için bile geçerli.. ulaşabildiği her şey değersiz insan hayvanına göre. ulaştıktan sonra yine bir "b" noktası belirliyor kendine. bütün bunların ışığında vardığım nokta şu ki kapitalizm doğamızda var. hülasa bir şeyden şikayet edip de onu doğasında barındıran bir canlı olarak insan çok aptal bir varlık.
en iyisi anlatmamak. bildiklerimi anlatmak onlara uygulayacağım manipülasyonlar karşısında onları uyanık yapar. madem insanoğlu semer vurulmayı seviyor pekala. o toz pembe hayatınızda gerçeklerle hazırlıksız ve acı bir biçimde karşılaşmanızı izlemek, kobay farelerinin ne tepki vereceklerini bilmek kadar keyif verici.
insanlar ne garip be kardeşim. insan ilişkileri adına gerçekleri dile getirsen tüm oyunu bozmuşsun gibi tepki alıyorsun sessizce. sevgiline ilişkinizin matematiğini açacak olsan bir anda soğuk duş etkisi yaratabiliyor karşındaki insanda bu. insanlar hayatı anlamlandırmaya çalışıyor ama sen onlara bunun mantığını kendi açından açtığın anda ise bütün oyun bozuldu be' gibi bir tepki ile karşılaşıyorsun. insanlar bu tarz şeyleri öğrenmek için çabalasa da hiç bir şeyden habersiz yaşamak onlara mutluluk veriyor. bir nevi hayatları bu şekilde heyecan dolu oluyor.
bir de insanlar hep bir "b" noktası peşinde. aşk da yalan ulan; bu durum aşk için bile geçerli.. ulaşabildiği her şey değersiz insan hayvanına göre. ulaştıktan sonra yine bir "b" noktası belirliyor kendine. bütün bunların ışığında vardığım nokta şu ki kapitalizm doğamızda var. hülasa bir şeyden şikayet edip de onu doğasında barındıran bir canlı olarak insan çok aptal bir varlık.
en iyisi anlatmamak. bildiklerimi anlatmak onlara uygulayacağım manipülasyonlar karşısında onları uyanık yapar. madem insanoğlu semer vurulmayı seviyor pekala. o toz pembe hayatınızda gerçeklerle hazırlıksız ve acı bir biçimde karşılaşmanızı izlemek, kobay farelerinin ne tepki vereceklerini bilmek kadar keyif verici.
Queen - somebody to love
bu boktan dünyada yapılabilecek en güzel aktivitedir. öyle ki insan düşünerek bile birçok yazarın, bilim insanının söylediklerini görmeden, okumadan bile doğruya ulaşabilir. yeter ki doğruyu arasın.
tecrübe edildi ve onaylandı.
ego kasmıyorum okuyucu! abartmak gibi olmasın ama yılda 300 kitap okuyan sevgiliniz her yorumunuza "aaa şu kitabı mı okudun" gibi sorular sorduktan kısa bir süre sonra "seni tanıdıktan sonra adalete inanmıyorum" demesi kafanızı bulandırır. sonra da anlarsınız ki deliler gibi bilgiye aç olan birinin bilemediklerini siz tecrübeleriniz ışığında düşünerek sentezleyip kavrayabilmiş olmanızın ona göre haksızlık olduğunu.
bu hayatı anlamak ve geleceğe daha iyi bir kılavuzla bakmak için elbette bilgi ve tecrübe en önemli şartlardır. bunları netleştirmek için ve daha net bir doğruya ulaşmak için de bu bilgileri ve tecrübeleri objektif bir şekilde düşünmenin de önemi asla göz ardı edilemez.
düşünmenin her türlüsü niteliklidir. çocukça şeyler olsa bile. fakat fındık kabuğunu doldurmayacak insanların fındık kabuğunu doldurmayacak söylemleri ve eylemleri buna dahil değildir. sanırım insanların yakındıkları düşünmek' bu basit konular adına kullanılmış.
tecrübe edildi ve onaylandı.
ego kasmıyorum okuyucu! abartmak gibi olmasın ama yılda 300 kitap okuyan sevgiliniz her yorumunuza "aaa şu kitabı mı okudun" gibi sorular sorduktan kısa bir süre sonra "seni tanıdıktan sonra adalete inanmıyorum" demesi kafanızı bulandırır. sonra da anlarsınız ki deliler gibi bilgiye aç olan birinin bilemediklerini siz tecrübeleriniz ışığında düşünerek sentezleyip kavrayabilmiş olmanızın ona göre haksızlık olduğunu.
bu hayatı anlamak ve geleceğe daha iyi bir kılavuzla bakmak için elbette bilgi ve tecrübe en önemli şartlardır. bunları netleştirmek için ve daha net bir doğruya ulaşmak için de bu bilgileri ve tecrübeleri objektif bir şekilde düşünmenin de önemi asla göz ardı edilemez.
düşünmenin her türlüsü niteliklidir. çocukça şeyler olsa bile. fakat fındık kabuğunu doldurmayacak insanların fındık kabuğunu doldurmayacak söylemleri ve eylemleri buna dahil değildir. sanırım insanların yakındıkları düşünmek' bu basit konular adına kullanılmış.
bil isterim ki..
ben de mutlu olmalıyım. ama kimsenin mutsuzluğu sonucu olmamalı bu.
benim de bir başarım olmalı ama kimsenin yenilgisi üzerine kurulmamalı.
ben de mutlu olmalıyım. ama kimsenin mutsuzluğu sonucu olmamalı bu.
benim de bir başarım olmalı ama kimsenin yenilgisi üzerine kurulmamalı.
yanlış bilinen genelin aksine hayvan severler insan sevmez. gerçek hayvan sever sosyaldir. gerçek anlamda dost canlısı olan insan insan da sever, dost edindiği kediyi, köpeği de sever.
evin aşağısındaki caddede koşu parkı var. bazan köpeğini gezdirmeye gelenler de oluyor. bunlardan bir tanesi öyle sıkıntılı ki gezdirdiği köpeğinden korkmanız bile suç ona göre. kısmayın ama kadın 150 kilo. kendisi gibi kızı ve golden cinsi köpeği de baya bir şişko. kilolu insanlara bir nefretim yok ama bu kadına baktığımda boğazına düşkün, bencil, fanatik derecede köpeğinin hayatına hayran kalmış bir yapısı var. öyle ki köpeğinden korktuğunuzda "2 ayaklılar korktu yavrum, şöyle gel" diyor sürekli. ulan benim fobim var işte bu hayvana. fare kadar olsa bile korkarım ben. sen neyin tribini güdüyorsun gerizekalı! bir köpeğin 4 ayaklı olmasına bu kadar özeniyorsan 4 ayağının üstünde dur o zaman aptal yaratık.
ulan hasta ediyorlar adamı.
not: entry silindi ve ben yeniden ekledim. bir yanlış göremedim. ayrıca çılgın bir kedi severim.
evin aşağısındaki caddede koşu parkı var. bazan köpeğini gezdirmeye gelenler de oluyor. bunlardan bir tanesi öyle sıkıntılı ki gezdirdiği köpeğinden korkmanız bile suç ona göre. kısmayın ama kadın 150 kilo. kendisi gibi kızı ve golden cinsi köpeği de baya bir şişko. kilolu insanlara bir nefretim yok ama bu kadına baktığımda boğazına düşkün, bencil, fanatik derecede köpeğinin hayatına hayran kalmış bir yapısı var. öyle ki köpeğinden korktuğunuzda "2 ayaklılar korktu yavrum, şöyle gel" diyor sürekli. ulan benim fobim var işte bu hayvana. fare kadar olsa bile korkarım ben. sen neyin tribini güdüyorsun gerizekalı! bir köpeğin 4 ayaklı olmasına bu kadar özeniyorsan 4 ayağının üstünde dur o zaman aptal yaratık.
ulan hasta ediyorlar adamı.
not: entry silindi ve ben yeniden ekledim. bir yanlış göremedim. ayrıca çılgın bir kedi severim.
üsteki yazarın da dediği gibi bağzı hayvan severler insan sevmez. gerçek hayvan sever sosyaldir. gerçek anlamda dost canlısı olan insan insan da sever, dost edindiği kediyi, köpeği de sever.
evin aşağısındaki caddede koşu parkı var. bazan köpeğini gezdirmeye gelenler de oluyor. bunlardan bir tanesi öyle sıkıntılı ki gezdirdiği köpeğinden korkmanız bile suç ona göre. kızmayın ama kadın 150 kilo. kendisi gibi kızı ve golden cinsi köpeği de baya bir şişko. kilolu insanlara bir nefretim yok ama bu kadına baktığımda boğazına düşkün, bencil, fanatik derecede köpeğinin hayatına hayran kalmış bir yapısı var. öyle ki köpeğinden korktuğunuzda "2 ayaklılar korktu yavrum, şöyle gel" diyor sürekli. ulan benim fobim var işte bu hayvana. fare kadar olsa bile korkarım ben. sen neyin tribini güdüyorsun gerizekalı! bir köpeğin 4 ayaklı olmasına bu kadar özeniyorsan 4 ayağının üstünde dur o zaman aptal yaratık.
ulan hasta ediyorlar adamı.
evin aşağısındaki caddede koşu parkı var. bazan köpeğini gezdirmeye gelenler de oluyor. bunlardan bir tanesi öyle sıkıntılı ki gezdirdiği köpeğinden korkmanız bile suç ona göre. kızmayın ama kadın 150 kilo. kendisi gibi kızı ve golden cinsi köpeği de baya bir şişko. kilolu insanlara bir nefretim yok ama bu kadına baktığımda boğazına düşkün, bencil, fanatik derecede köpeğinin hayatına hayran kalmış bir yapısı var. öyle ki köpeğinden korktuğunuzda "2 ayaklılar korktu yavrum, şöyle gel" diyor sürekli. ulan benim fobim var işte bu hayvana. fare kadar olsa bile korkarım ben. sen neyin tribini güdüyorsun gerizekalı! bir köpeğin 4 ayaklı olmasına bu kadar özeniyorsan 4 ayağının üstünde dur o zaman aptal yaratık.
ulan hasta ediyorlar adamı.
dante: hastanede kan bankasında kan alan korkunçlu doktor.
allam beni öldürme! dinimiz amin.
allam beni öldürme! dinimiz amin.
benim için artık "korkunçlu" bir eylemdir. durun lan saldırmayın hemen.
hep sövdüm saydım. ulan o kadar kan alıyorlar ama acil bir hasta gelirse kan deposundan temin edip ardından hasta yakınından o aktardıkları kanın cinsinden bulmalarını söylüyorlar. kan, kan ile ödeniyor yani. o depodaki kanlar ise öylece bekliyor. olası bir felakette ihtiyaç olur diye.
kime faydası voaaar!
son birkaç yıldır aklımda. organ bağışı yapmayı düşünen biri olarak neden kan bağışı da yapmayayım ki' diyorum ama vaktim bir türlü olmuyor diyerek kendimi kandırıyormuşum. dün bir sebepten ötürü kan grubumu öğrenmek için(bu yaşıma geldim halen öğrenemedim lan) evime en yakın hastane olan gata ya gittim. günümün 25 saati doluydu. hemen kan grubumu öğrenip defolup gitmem gerekiyordu. saat 10buçukta hastaneye vardım. kan bankasına yönlendirdiler. vardım indim b2 katına. dedim kan grubumu bilmeyen sığırın tekiyim kan grubumu öğrenmek için geldim. kan grubu için test yapmıyoruz, eğer kan bağışı yaparsanız kan grubunuz için de test yapabiliriz' dediler. kısa sürerse neden olmasın? en fazla 1 saatimi alacağını söylediler. dedim bağışlayayım o zaman. formu verdiler doldurdum. gittim doktor onayını da aldım ve tuvalete diyerek sigara içmeye çıktım. sigarayı gömer gömmez aşağıya indim ve uzandım o vip sedye çakması koltuğa.
çok mutluydum. cidden. yıllardır yapmak istediğim bir şeyi yapıyordum. kan bağışlıyordum ulan. çıkan kan beni bir anlığına ürpertse de yaslandım ve karşıyı keserken aniden gözlerim kararmaya başladı. git gide kararıyordu hayat ve hemşire sordu, iyi misin? diye. değilim! yanıma koştular hemen. başka ne hissediyorsun? kulaklarım çınlıyor! dedim. bilincim varla yok arası. açık bilinç ile yapılan beyin ameliyatı gibi sürekli nereden geliyorsun? adın ne? gibi sorular soruyorlardı o sırada. yaklaşık 1 dakikaya kadar normale döndüm. kan alımını durdurmuşlardı.
formu verirken sormuşlardı. kahvaltı yapmıştım. fakat 3 saat uyumuş olduğumu da söylemiş olmam gerekiyormuş. ayrıca içeri girmeden önce içtiğim sigaranın etkisi de büyükmüş. 2 saate yakın yatırdıktan sonra doktorun yanına götürüp 30 dakika kadar beklettiler. bilincimi kontrol etmek için midir nedir sorular eşliğinde karşılıklı sohbet ettik beraber. bak bu işin güzel kısmıydı. yaşanan kriz sonrası kusmam ise işin en acılı kısmıydı
dün ve bugün fena bir bitkinlik vardı. 100 metre yürüsem başım dönüyor. korkuyorum artık kendimden.
çok istiyordum. kan vermek güzel şey. ama bir daha vereceğimi sanmıyorum. asla. çünkü korkunç bir fobi oluştu. olur da bir gün parmağım felan kesilip kanayacak olursa korkudan bayılabilirim.
vay anasını lan sözlük!
hep sövdüm saydım. ulan o kadar kan alıyorlar ama acil bir hasta gelirse kan deposundan temin edip ardından hasta yakınından o aktardıkları kanın cinsinden bulmalarını söylüyorlar. kan, kan ile ödeniyor yani. o depodaki kanlar ise öylece bekliyor. olası bir felakette ihtiyaç olur diye.
kime faydası voaaar!
son birkaç yıldır aklımda. organ bağışı yapmayı düşünen biri olarak neden kan bağışı da yapmayayım ki' diyorum ama vaktim bir türlü olmuyor diyerek kendimi kandırıyormuşum. dün bir sebepten ötürü kan grubumu öğrenmek için(bu yaşıma geldim halen öğrenemedim lan) evime en yakın hastane olan gata ya gittim. günümün 25 saati doluydu. hemen kan grubumu öğrenip defolup gitmem gerekiyordu. saat 10buçukta hastaneye vardım. kan bankasına yönlendirdiler. vardım indim b2 katına. dedim kan grubumu bilmeyen sığırın tekiyim kan grubumu öğrenmek için geldim. kan grubu için test yapmıyoruz, eğer kan bağışı yaparsanız kan grubunuz için de test yapabiliriz' dediler. kısa sürerse neden olmasın? en fazla 1 saatimi alacağını söylediler. dedim bağışlayayım o zaman. formu verdiler doldurdum. gittim doktor onayını da aldım ve tuvalete diyerek sigara içmeye çıktım. sigarayı gömer gömmez aşağıya indim ve uzandım o vip sedye çakması koltuğa.
çok mutluydum. cidden. yıllardır yapmak istediğim bir şeyi yapıyordum. kan bağışlıyordum ulan. çıkan kan beni bir anlığına ürpertse de yaslandım ve karşıyı keserken aniden gözlerim kararmaya başladı. git gide kararıyordu hayat ve hemşire sordu, iyi misin? diye. değilim! yanıma koştular hemen. başka ne hissediyorsun? kulaklarım çınlıyor! dedim. bilincim varla yok arası. açık bilinç ile yapılan beyin ameliyatı gibi sürekli nereden geliyorsun? adın ne? gibi sorular soruyorlardı o sırada. yaklaşık 1 dakikaya kadar normale döndüm. kan alımını durdurmuşlardı.
formu verirken sormuşlardı. kahvaltı yapmıştım. fakat 3 saat uyumuş olduğumu da söylemiş olmam gerekiyormuş. ayrıca içeri girmeden önce içtiğim sigaranın etkisi de büyükmüş. 2 saate yakın yatırdıktan sonra doktorun yanına götürüp 30 dakika kadar beklettiler. bilincimi kontrol etmek için midir nedir sorular eşliğinde karşılıklı sohbet ettik beraber. bak bu işin güzel kısmıydı. yaşanan kriz sonrası kusmam ise işin en acılı kısmıydı
dün ve bugün fena bir bitkinlik vardı. 100 metre yürüsem başım dönüyor. korkuyorum artık kendimden.
çok istiyordum. kan vermek güzel şey. ama bir daha vereceğimi sanmıyorum. asla. çünkü korkunç bir fobi oluştu. olur da bir gün parmağım felan kesilip kanayacak olursa korkudan bayılabilirim.
vay anasını lan sözlük!
kafası tamamen boş insanlara söylemek istediğimdir. ama karşımdakinin bunu bile anlayamayacağını fark edince sustum.. bazı insanlar var böyle kafası boş zeytinyağı tenekesi gibi boş olan. 2 gün önce dolaylı yoldan ne hikmetse akraba olduğum bir çocukla iş muhabbetine girdik. belediyeye kapak atsam, temizlik işçisi olsam böyle süpürgeci felan çok iyi olur' dedi resmen. ulan yuh arkadaşım be. arzuladığı işi küçümsemiyorum. vazgeçtim küçümsüyorum. bu mudur ulan? garanti bir iş bulayım yeter' midir? ulan öyle yapacaksak hiç bir şey yapmayalım. sokakta yaşayıp hiç bir boka sahip olmamakla eş değer bu benim için.
bunun gibi insanları iyi bilirim. hiç bir hobisi yoktur. hayata dair hiç bir fikri hiç bir ideolojisi yoktur.
böyle bir insanla oturup mantıklı bir şey konuşamazsın.
yahu arzulanan bu tip bir hayat yemek yiyeyim, yatayım, uyanayım, yıkanayım, sıçayım, sevişeyim hayatıdır. eee?
ne anlamı var o zaman dünyaya gelmemizin? neden yaşıyoruz. böyle insanlar evlenip çocuk yapıyor ve çocuklarına da aynı hayatı iteliyor. eee? ulan ne anlamı var o zaman çocuk yapmanın yaşamanın üremenin felan? hepimiz farklı şeyler yapmayacaksak ne anlamı var ulan yaşamamızın.
25imi geçiyorum.. çalışmadığım iş kalmadı neredeyse. en bokundan en güzeline. ama asla bu kafada olamadım olmam da. halen kendi hayatıma anlam katma çabasındayım. başaramasam bile çabam yeter diyen biriyim. saçma sapan bir masa başı işine kapağı atma zikrine sahip olmaktansa aylak bir birey olmayı tercih ediyorum.
belki yeri gelir param olmaz, sigara da içemem. ama oturur müzik dinlerim.
bazan da param olur, gider yeni bir gitar alırım. param biterse canımız sağolsun. satarım.
ama düz ve zevksiz bir adam olup saçma sapan bir işte çalışıp kuş kadar maaş alıp bir de üzerine 2-3 çocuk yapıp o boktan hayatıma o altın gibi işlenebilecek çocukları dahil edip, onları istemeyecekleri bir hayata mahkum edemem.
bunun gibi insanları iyi bilirim. hiç bir hobisi yoktur. hayata dair hiç bir fikri hiç bir ideolojisi yoktur.
böyle bir insanla oturup mantıklı bir şey konuşamazsın.
yahu arzulanan bu tip bir hayat yemek yiyeyim, yatayım, uyanayım, yıkanayım, sıçayım, sevişeyim hayatıdır. eee?
ne anlamı var o zaman dünyaya gelmemizin? neden yaşıyoruz. böyle insanlar evlenip çocuk yapıyor ve çocuklarına da aynı hayatı iteliyor. eee? ulan ne anlamı var o zaman çocuk yapmanın yaşamanın üremenin felan? hepimiz farklı şeyler yapmayacaksak ne anlamı var ulan yaşamamızın.
25imi geçiyorum.. çalışmadığım iş kalmadı neredeyse. en bokundan en güzeline. ama asla bu kafada olamadım olmam da. halen kendi hayatıma anlam katma çabasındayım. başaramasam bile çabam yeter diyen biriyim. saçma sapan bir masa başı işine kapağı atma zikrine sahip olmaktansa aylak bir birey olmayı tercih ediyorum.
belki yeri gelir param olmaz, sigara da içemem. ama oturur müzik dinlerim.
bazan da param olur, gider yeni bir gitar alırım. param biterse canımız sağolsun. satarım.
ama düz ve zevksiz bir adam olup saçma sapan bir işte çalışıp kuş kadar maaş alıp bir de üzerine 2-3 çocuk yapıp o boktan hayatıma o altın gibi işlenebilecek çocukları dahil edip, onları istemeyecekleri bir hayata mahkum edemem.
çok da sermaye gerektirmeyen girişimdir. 1000 tl ile bile kendi işinizi yapmaya başlayabilirsiniz. hatta 100 lira bile yeterli. gidip midye satarak başlarsınız hatta. midye deyip geçmeyin.. bir günde 300 midye satmanız size ayda 4,500 lira kazandırır. bu da bir sonraki büyük iş için daha hızlı bir birikim gücü sağlar. bir sonraki basamak olarak yeni midye vb. tezgahları kurup başına eleman dikersiniz. her midye tezgahı size 50 tl kazandırsa bile bir kazançtır bu. alın işte.. henüz büyük bir iş kurmadığınız halde şimdiden aylık 7-8 bin tl kazanmaya başladınız bile.
çocukluğumdan bu yana görüştüğüm bir arkadaşım var. geçen sene çalışmak için muğla'ya gitti. gideli 2 ay olmuşken yakın görüştüğü birileri büyük bir firmadan yeni biten site bloklar için havalandırma işi alıp yapıyormuş. bizim arkadaş da firmanın müdürüyle görüşüp işi kendisine vermesini talep etmiş. verirsin vermem derken birkaç ay geçmiş. en sonunda aramış adam bunu yeni bir iş var git 1 günde bitir iş senin demiş. blok başına ise 1000 tl alacaklarmış. bitirmişler tabi ve iş bunların olmuş. fakat bu arkadaşım ve takımı şirket gözükmediği için ne ortada çek varmış ne de sözleşme. sonra iş boka sarmış ve bırakmışlar. son 2 ayın da parasını alamamışlar.
şimdilerde diyorum kredi çekeceğim yaza doğru yapacak olursan o iş için sana 20 bin vereyim bana aylık 3 bin ver yeter, çalışmaya gelemem. 10 bin bile yeter sadece alet almamız gerek diyor. tamam ulan işte başlayalım diyorum, kolay değil o işler diyor.
kolay değil dediği de.. 5 bin lira ile bankanın gözünde şirket gözükeceksin.(sözleşme yapabilmek ve ihale alabilmek için)
yapması gereken çok basit. şirketleşmek, 7-8 kişilik bir ekip kurmak ve primle çalıştıracağı bir pazarlamacı bulmak. birkaç iş alsa zaten devamı gelecek.
yani öyle zor felan değil iş kurmak. kaybedecek neyiniz var ki ulan sanki!! sadece biraz özverili olmak ve asıl kendi işinizde daha çok çalışmak zorunda olmanız gerektiğinizi bilmek yeterli.
çocukluğumdan bu yana görüştüğüm bir arkadaşım var. geçen sene çalışmak için muğla'ya gitti. gideli 2 ay olmuşken yakın görüştüğü birileri büyük bir firmadan yeni biten site bloklar için havalandırma işi alıp yapıyormuş. bizim arkadaş da firmanın müdürüyle görüşüp işi kendisine vermesini talep etmiş. verirsin vermem derken birkaç ay geçmiş. en sonunda aramış adam bunu yeni bir iş var git 1 günde bitir iş senin demiş. blok başına ise 1000 tl alacaklarmış. bitirmişler tabi ve iş bunların olmuş. fakat bu arkadaşım ve takımı şirket gözükmediği için ne ortada çek varmış ne de sözleşme. sonra iş boka sarmış ve bırakmışlar. son 2 ayın da parasını alamamışlar.
şimdilerde diyorum kredi çekeceğim yaza doğru yapacak olursan o iş için sana 20 bin vereyim bana aylık 3 bin ver yeter, çalışmaya gelemem. 10 bin bile yeter sadece alet almamız gerek diyor. tamam ulan işte başlayalım diyorum, kolay değil o işler diyor.
kolay değil dediği de.. 5 bin lira ile bankanın gözünde şirket gözükeceksin.(sözleşme yapabilmek ve ihale alabilmek için)
yapması gereken çok basit. şirketleşmek, 7-8 kişilik bir ekip kurmak ve primle çalıştıracağı bir pazarlamacı bulmak. birkaç iş alsa zaten devamı gelecek.
yani öyle zor felan değil iş kurmak. kaybedecek neyiniz var ki ulan sanki!! sadece biraz özverili olmak ve asıl kendi işinizde daha çok çalışmak zorunda olmanız gerektiğinizi bilmek yeterli.
galiba bu insan benim. geçenlerde hatırladığım kadarıyla saydım 40 üzerinde işte çalışmışım 18imden bu yana. 7-8 farklı sektör işte yani. cafelerde işler nasıl yürür, barların ve gazinoların raconları ve bu mekanlarda uygulanan hileler nedir biliyorum. sanayide hemen hemen her işte sorunsuzca çalışabilirim şuan işe girecek olsam. mekanik bir montaj işi yapacak olsam; öncelikle o makinenin konseptine bir göz atmam gerekir ve sonrasında işe koyulabilirim.
hani şu arabanıza yakıt doldurmak için gittiğiniz benzinlikler var ya. benzinlikteki pompaların iç mekanizmasını tek başıma toplayabilirim. o işi bile yaptım lanet olsun.
fakat böyle bir insan olmak yaptığı her işi profesyonel bir şekilde bildiği anlamına gelmez. hemen hemen her iş hakkında teorik fikri vardır ve yapar. ama bir işte mutlak usta değildir. iyi bir şey değil yani.
hani şu arabanıza yakıt doldurmak için gittiğiniz benzinlikler var ya. benzinlikteki pompaların iç mekanizmasını tek başıma toplayabilirim. o işi bile yaptım lanet olsun.
fakat böyle bir insan olmak yaptığı her işi profesyonel bir şekilde bildiği anlamına gelmez. hemen hemen her iş hakkında teorik fikri vardır ve yapar. ama bir işte mutlak usta değildir. iyi bir şey değil yani.
sözlük yazarlarının iyi veya kötü değer biçtiği insanlara söyleyemediklerini yazı yolu ile açık mesaj olarak duyurma biçimi.
...mesela bugün 3 tane mandalina yedim.. sen seversin gerizekalı.
lan ne diyorum ben. neyse efendim nerede kalmıştık?
...mesela bugün 3 tane mandalina yedim.. sen seversin gerizekalı.
lan ne diyorum ben. neyse efendim nerede kalmıştık?
sıçmanın çeşitlilik gösterdiğini vurgular.
efendim sıçmak var sıçmak var şimdi.
sıçmak var kabız olursun içinde kalır sıçmak var ki totonuzun çorbası akar!
kimileri otururken parçalayarak sıçarken kimileri ise ayakta tek parça halinde bırakır.
sıçma işlemi tek kelimeye sığmayacak bir işlemdir yani.
efendim sıçmak var sıçmak var şimdi.
sıçmak var kabız olursun içinde kalır sıçmak var ki totonuzun çorbası akar!
kimileri otururken parçalayarak sıçarken kimileri ise ayakta tek parça halinde bırakır.
sıçma işlemi tek kelimeye sığmayacak bir işlemdir yani.
telecaster modeli ile beni benden almış kaliteli, aslen "elektro" gitar firmasıdır.
ama bir dakika lan. durun.
ulan şimdi güzel gitar neye göre kime göre güzel sayılıyor? hemen hemen her gitarist adayı strat kasa gitar alırken stratocaster tonlarını yakalamaya çalışıyor. istediği sesi alamayınca da gitarı karalıyor.
aslına bakarsak stratocaster'ın tonu iyi değil+%&/()=?
hatta dıstortion ağırlıklı rock şarkılar dinlemiş ama gitar çalmamış birisine stratocaster modelini, gitarın sap manyetiği çalışır pozisyonda eline versek ve rasgele perdelere dokunsa "sesi çok iğrenç çıkıyoooo" der. kötü işte kardeşim.
kendimden örnek vereyim.. ergenliğime adım attığım dönemlerden itibaren deliler gibi yıllarca queen dinledim. queen denince zaten nasıl bir kulağa sahip olunacağını anlamışsınızdır. ilk gitarımı 18 yaşımda aldım. stratocaster kasa çin malı bir şeydi. ucuz gitar, çin malı gitar iyi ses vermez' zihniyeti, genel vaziyetiyle ucuz ürün, tanınmayan marka dandiktir yargısından kaynaklanmış olsa gerek gitarın sesini iğrenç buluyordum. yıllar geçti ve şimdilerde anılarıma bir göz atıyorum da bildiğin strat tonlarını ufaktan ufaktan veriyormuş ulan. hatta baya da iyiymiş be kardeşim.
yani strat tonuna sahip strat kasa süperdir mantığınıza çarpayım. "bu ürün kaliteli markaya ait, pahalı, tanınmış, ünlü isimler kullanmış" diyenlerin de ağızına lağım faresi girsin.
gitarın sesi iyi gibi nasıl gösterildi? kim tanıttı? hendrix, blacmore felan kullandı. smoke on the water bununla kaydedildi. little wing bununla dinlenilesi oldu blaa blaa blaa.
ama sonuç olarak seviyorum lan bu makineleri sahip olmasam da.
peki fender iyi mi? zevke göre yavrum.
iyi miydi değil miydi buna karar veremeyiz. insanlar o tahta kütlenin sesini sevmişti. adeta ruhunda hissetti o sesi her duyduğunda.
dinleyin siz karar verin.
özellikle soloya da kulak verin. 3:01 de.
ama bir dakika lan. durun.
ulan şimdi güzel gitar neye göre kime göre güzel sayılıyor? hemen hemen her gitarist adayı strat kasa gitar alırken stratocaster tonlarını yakalamaya çalışıyor. istediği sesi alamayınca da gitarı karalıyor.
aslına bakarsak stratocaster'ın tonu iyi değil+%&/()=?
hatta dıstortion ağırlıklı rock şarkılar dinlemiş ama gitar çalmamış birisine stratocaster modelini, gitarın sap manyetiği çalışır pozisyonda eline versek ve rasgele perdelere dokunsa "sesi çok iğrenç çıkıyoooo" der. kötü işte kardeşim.
kendimden örnek vereyim.. ergenliğime adım attığım dönemlerden itibaren deliler gibi yıllarca queen dinledim. queen denince zaten nasıl bir kulağa sahip olunacağını anlamışsınızdır. ilk gitarımı 18 yaşımda aldım. stratocaster kasa çin malı bir şeydi. ucuz gitar, çin malı gitar iyi ses vermez' zihniyeti, genel vaziyetiyle ucuz ürün, tanınmayan marka dandiktir yargısından kaynaklanmış olsa gerek gitarın sesini iğrenç buluyordum. yıllar geçti ve şimdilerde anılarıma bir göz atıyorum da bildiğin strat tonlarını ufaktan ufaktan veriyormuş ulan. hatta baya da iyiymiş be kardeşim.
yani strat tonuna sahip strat kasa süperdir mantığınıza çarpayım. "bu ürün kaliteli markaya ait, pahalı, tanınmış, ünlü isimler kullanmış" diyenlerin de ağızına lağım faresi girsin.
gitarın sesi iyi gibi nasıl gösterildi? kim tanıttı? hendrix, blacmore felan kullandı. smoke on the water bununla kaydedildi. little wing bununla dinlenilesi oldu blaa blaa blaa.
ama sonuç olarak seviyorum lan bu makineleri sahip olmasam da.
peki fender iyi mi? zevke göre yavrum.
iyi miydi değil miydi buna karar veremeyiz. insanlar o tahta kütlenin sesini sevmişti. adeta ruhunda hissetti o sesi her duyduğunda.
dinleyin siz karar verin.
özellikle soloya da kulak verin. 3:01 de.
serinin 4. filmi itibariyle memur zed'in olmamasıyla üzmüş film serisidir.
jelibomlar yasta. ben de.
jelibomlar yasta. ben de.
-benimle evlen. çok iyi bir koca olurum.
+olursun forrest.
-ama benimle evlenmezsin.
(bkz:forrest gump)
+olursun forrest.
-ama benimle evlenmezsin.
(bkz:forrest gump)
içimizdeki deliyi dışarı çıkartırken kahrolabilecek hemen hemen her şeye söylenendir.
evet lan her şeye. her halta!
kahrolsun sistem!
kahrolsun ırkçılık!
kahrolsun zevksiz müzik dinleyicisi!
kahrolsun abazanlar!
kahrolsun ayağı yere basmayan kadınlar!
kahrolsun evlilik!
kahrolsun kutuplaşmış toplumlar!
kahrolsun gelenekler!
kahrolsun aşık olan kadınlar!
kahrolsun kafama sıçan kuş!
kahrolsun müzik dinlediğim için polis çağıran zevk düşmanı komşu!
kahrolsun su sıçratan araç sahipleri!
kahrolsun hastanede ayakta sıçan teyze!
kahrolsun bakkal fahriyle yasak ilişki yaşayan zehra abla!
kahrolsun akşam 22:00 da kapanan tekel bayileri!
kahrolsun sütünü içip sözlüğe girenler!
kahrolsun yıllardır sevişmeyen evli çiftler!
kahrolsun lanet olası federaller!
kahrolsun fermuara sıkışan pipinin verdiği acı!
kahrolsun akrabalar!
kahrolsun evlenmemiz için direten aile bireyleri!
kahrolsun ÖSYM!
kahrolsun müfredata dayalı robotlaştıran eğitim!
kahrolsun bir erkeğe aşık olup sonra onu değiştirmeye çalışan kadınlar!
kahrolsun silikon göğüs yaptıran kadınlar!
kahrolsun siyasi troller!
kahrolsun mesafeler!
kahrolsun biber gazı!
kahrolsun küçükken sütyenini gördüm diye beni azarlayan Fatma abla!
kahrolsun kıçımı ısırmak için beni kovalayan sokak köpekleri!
kahrolsun 50 kuruşa içtiğim suyu 1 tl karşılığında dışarı atmamı isteyen tuvalet sahipleri!
kahrolsun para!
kahrolsun altın günü yapan emekli teyzeler!
kahrolsun sistemin önemli parçası olan işçilere maraba muamelesi yapan para babaları!
kahrolsun fakir edebiyatı yapıp kıçını kaldırmayan tembel insanlar!
kahrolsun eve gelen misafir!
kahrolsun kızını zorla evlendiren anne babalar!
kahrolsun sen!
kahrolsun ben!
kahrolsun hepimiz!
not: eksik varsa ekle lan sözlük. kahrolsun eksikler!
evet lan her şeye. her halta!
kahrolsun sistem!
kahrolsun ırkçılık!
kahrolsun zevksiz müzik dinleyicisi!
kahrolsun abazanlar!
kahrolsun ayağı yere basmayan kadınlar!
kahrolsun evlilik!
kahrolsun kutuplaşmış toplumlar!
kahrolsun gelenekler!
kahrolsun aşık olan kadınlar!
kahrolsun kafama sıçan kuş!
kahrolsun müzik dinlediğim için polis çağıran zevk düşmanı komşu!
kahrolsun su sıçratan araç sahipleri!
kahrolsun hastanede ayakta sıçan teyze!
kahrolsun bakkal fahriyle yasak ilişki yaşayan zehra abla!
kahrolsun akşam 22:00 da kapanan tekel bayileri!
kahrolsun sütünü içip sözlüğe girenler!
kahrolsun yıllardır sevişmeyen evli çiftler!
kahrolsun lanet olası federaller!
kahrolsun fermuara sıkışan pipinin verdiği acı!
kahrolsun akrabalar!
kahrolsun evlenmemiz için direten aile bireyleri!
kahrolsun ÖSYM!
kahrolsun müfredata dayalı robotlaştıran eğitim!
kahrolsun bir erkeğe aşık olup sonra onu değiştirmeye çalışan kadınlar!
kahrolsun silikon göğüs yaptıran kadınlar!
kahrolsun siyasi troller!
kahrolsun mesafeler!
kahrolsun biber gazı!
kahrolsun küçükken sütyenini gördüm diye beni azarlayan Fatma abla!
kahrolsun kıçımı ısırmak için beni kovalayan sokak köpekleri!
kahrolsun 50 kuruşa içtiğim suyu 1 tl karşılığında dışarı atmamı isteyen tuvalet sahipleri!
kahrolsun para!
kahrolsun altın günü yapan emekli teyzeler!
kahrolsun sistemin önemli parçası olan işçilere maraba muamelesi yapan para babaları!
kahrolsun fakir edebiyatı yapıp kıçını kaldırmayan tembel insanlar!
kahrolsun eve gelen misafir!
kahrolsun kızını zorla evlendiren anne babalar!
kahrolsun sen!
kahrolsun ben!
kahrolsun hepimiz!
not: eksik varsa ekle lan sözlük. kahrolsun eksikler!