instagram'ı kapatmak

esdemirei
yaklaşık 150 takipçisi olan benim yaptığım bir eylem. başlangıçta kendimle ilgili hani şu gösterişçilere kıyasla daha gerçekçi kendimi yansıtırken geçen zamanla takipçilerin hayali yaşamlarının verdiği bunaltıya dayanamayıp silmiştim. şu anda kafam rahat. fotoğraf çekeceksem albümümde duruyor. birilerine göstermek zorunda olmamak ise ayrı bir rahatlık veriyor. instagram tek cümleyle farkında olmadan ya da bir şeyler karşılığı takılan bir zincir. kurtulanlara selam olsun.

recep tayyip erdoğan

esdemirei
katıldığı 11. rize tanıtım günleri kapsamında yaptığı konuşmada “bırakalım sigarayı içelim rize çayı. bırakın bu mereti, kendi kendinize zarar veriyorsunuz” ile “inanın bu haramdır, diyanet işleri başkanımız da söyledi, 'haramdır' dedi. yabancı bir sigara şirketi türkiye'de yatırım yapacakmış, o yatırımı siz gidin başka bir yerde yapın. tek tip sigara paketi uygulamasına geçiyoruz, özendirici hiçbir unsura yer verilmeyecek” ifadelerini kullanan akp genel başkanı ve cumhurbaşkanı.

windows live messenger

esdemirei
yamulmuyorsam ortaokulda 2007-2010 yılları arasında bir tarihte görünce kalbimin küt küt atmasını sağlayan, çilleri olan bir kızla kavak yelleri dizisinin artık hangi müziğiyse o müziğiyle ilgili yazışmasını yaptığımı hatırladığım döneminde zirve yapmış bir mesajlaşma programıydı. o dönemdeki nesle bunun kadar etki bırakmış başka bir program var mı diye sorarsanız garanti yok cevabını alırsınız gibime geliyor.

donald john trump

turuncu gemi
kürtlere işid'le savaşması için çok para verdik diye açıklama yapmış hıyar ağasıdır.
bu hıyar ağası seçildiği yıl işid'i hlary clinton kurdu diye de bir demeç buyurmuştu. trump bu demeci vermeden de ben her yerde işid'i amerika terör devletinin kendi elleriyle kurduğunu söylüyordum.
şimdi bu trump, işid gibi bir terör örgütü kurmaktan, clinton'u mahkemeye çıkarmadığı sürece ortadoğu'da akan bütün vahşi kanın sorumlusudur.
fakat hal böyleyken, hala bütün ortadoğu halkları iğrenç bir ataletle azrail'den can dağıtmasını beklemekteler.

mevlüt çavuşoğlu

turuncu gemi
türkiye tarihinin en başarısız dışişleri bakanıdır. aynı, türkiye tarihinin en başarısız ekonomi bakanı, milli eğitim bakanı, içişleri bakanıyla dönemdaştır.
bu kişi geçenlerde askeri üniforma giydi yahu. tarihte devlet başkanlarının çok ekstrem dönemlerde askeri üniforma giydiği pek tabii görülür. ama dünya tarihinde askeri üniforma giyen bir dışişleri bakanına ilk defa tanık olundu. bir daha da tanık olunabileceğini sanmıyorum.

bugün gazetecilere ''trump erdoğan'ı örnek alıyor'' şeklinde bir açıklama yapmış. ben erdoğan'ın yerinde olsam kendisini çağırır ve sorarım.

''olum ben ülkeyi aşiret devleti haline mi getirmeye çalışıyorum? 15 yaşında bir çocuk gibi dış politikayı sosyal medyadan mı idare ediyorum? rakiplerim hakkında illegal araştırmalar mı yaptırıyorum?''

fc st. pauli

keskin nisanci
almanya 2. liginde mücadele eden bir futbol kulübü.

bu beş para etmez insan müsveddeleriyle dolu kulübü neden sözlükte konuştuğumuza gelecek olursak, bu takımda forma giyen türk oyuncu enver cenk şahin barış pınarı harekat'na destek amaçlı bir paylaşım yapmış, fc st pauli kulübü enver cenk şahin'i spora siyaset karıştırıyor gerekçesiyle kadrodışı bıraktı, aynı kulüp taraftarları dün ligde oynadıkları maçta tribünlere kürdistan bayrağı denen paçavraları aşmışlar. bu ne şimdi hem oyuncuyu spora siyaset karıştırıyor diye cezalandiracaksiniz hem de dibine kadar spora siyaseti bulastiracaksiniz, en basit tabirle ikiyüzlülüktür ama zaten avrupanın büyük bölümünde bu düşünce hakim, utanmadan türkler, kürtleri öldürüyor diyorlar, bu bir savaş diyorlar, ateşkes filan diyorlar. ateşkesin ne olduğunu bilmediklerini sanmıyorum, dertleri olayı manipüle etmek, yoksa nerde görülmüş terörle mücadele için ateşkes tabirinin kullanıldığı.

ekşi sözlük

miyesmikcih
akpli havuz medyasının kuyruğuna fena basmış, canını yakmış ekşi. anladığımız kadarıyla sözlüklerin de nefesini kesip hizaya sokmak istiyor iktidar.
tek tip, iktidardan yana sözlük.
takvim gazetesi yazarına çok dokunmuş, bir içerden saray kalemşörü bulmuş sızlanan. eksi yazarlari chp - hdp yandaşı diyor. isim de vermişler ' oktroller' diye.
iyi olmuş aktrislere karşı kontroller. tabi okçu şehzade bilal alınmazsa.
bence takvim yazarı ile ekşi aktrolü yazardık boş yere alınmışlar, onlar oktrol falan değildir, daha uç muhaliflerdir, chp'li yazarlardan daha uç. onlar chp'yi de yeri geldiğinde eleştirirler. iyisi mi sen fare gibi kapı dışına atılmadan instela'ya git, döndü seni alır.
ekşi yazarları muhalif olmanın bilinciyle hareket etmiştir. rahatsız olan takvim palavrası yazarı ile ekşi aktrolü büyük bir olasılıkla aynı kişidir.
sözlüklere dokunmayın, hazır kimse okumazken milleti uyandırmayın.

oldu olanlar

esdemirei

birkaç gün önce whatsapp'a bakarken bir arkadaşın durumunda gördüğüm linkteki resmi klipte geçen bir şarkı. sözleri üzerimde hiç etki bırakmasa da klipte kullanılan materyaller sözleriyle örtüşen bir klipte kullanılsaydı daha mı iyi olurdu diye düşünmeden ettirmedi. yine de klip yaklaşık 53,4 milyon görüntüleme ile 14 bin beğenmemeye karşı 284 bin beğeni almış.

osmanlı torunu

esdemirei

zenginsozluk.com/foto
22 ekim 2019 20:00'da babylon'da 35 lira bilet fiyatıyla yayınlanacak olan 140journos'un belgeselinin adı.

belgeselin açıklaması olarak biletix'te “140journos'un yeni hikayesi osmanlı torunu, şanlı ecdad söylemlerinin duygu dünyasını şekillendirdiği 5 çocuk annesi muhafazakâr bir motokurye ve ecdadın bugünkü gerçek temsilcilerinden bir şehzade ve bir sultan üzerinden toplumun osmanlı'ya duyduğu tuhaf özlemi inceliyor. topluma aşılanan osmanlı anlatısının sıra dışı dünyasında bir yolculuğa çıkıyoruz” ifadelerini kullanmışlar.

turuncu gemi

esdemirei
sayesinde kelime hazineme kelime kattığım bir yazar. bir aralar eksilemeyi seven bir trol yazarımız vardı. o yazar yüzünden bayağı eksi yemişti. şimdi o trol nerededir bilmiyorum ama umarım bu sözlüğe uğramaz deyip diyeceğimi daha da karıştırmayayım.

zorunlu din dersi eğitimi

azrailin regl donemi
bir ülkenin geleceğine ve bireye yapılmış en büyük kötülüktür. özellikle bizim ülkemizde. türkiye dediğin yer doğu ile batı kültürü arasında bir yerlerde yaşayan yaşam formlarına ev sahipliği yapar. batıya yönelme çabası içindeyken doğu kültürü? bir ayak bağı gibi yapışır yakasına bu topraklardaki insanın. kültürden ziyade sade bir dine mensup olmak, istenilen dini mesela islamı yaşamak gerekirken bu topraklardaki eleman dinden çok onun kültürünü sorgulamadan yaşar. din değildir aslında mensup olduğu, dünya arenasında geri kalmış bir kültürdür.

batı 18. yüzyıla kadar bir hiçti. nasıl gelişti peki? bilim ve sanatı esas alıp kilisenin otoritesini geri plana atarak. din dediğin şey bireyseldir, toplumsal ve milli bir ideoloji ve mesele değildir. siz! din büyükleri! siz değil miydiniz "her koyun kendi bacağından asılır" diyen? peki o halde bazı beynini komidinin üzerinde bırakıp yaşayan aileler neden çocuklarını sanat kurslarına göndermez? sanat burjuva işi değildir sevgili geri zekalılar. gitar, piyano, keman veyahut resim gibi onlarca alanda ücretsiz kurs veren halk eğitim merkezleri var. senin o önemsemediğim altı telli işlenmiş tahta aslında çok işe yarar. en basitinden müzik dediğin şey insanın ufkunu açar, aklıselim düşünmesine, bir de böyle düşün' bakış açısını kazandırır.

turuncu gemi

azrailin regl donemi
(bkz:#107892) boşalan şu mekanda böyle düşünebilen kalite insanların olması muhteşem.

böyle bir düşünceye sahip kişi benim gözümde aydındır, aklıselimdir ve idealisttir. başlıkta bize diyecek pek bir şey bırakmamışsın üstat.

gerçi burası şampiyonlar ligiydi bir zamanlar. bu sözlük konsantre insanların bulunduğu bir yer, hep bu yüzden sevdim aslında bu mekanı.

klavyene sağlık üstat.

zorunlu din dersi eğitimi

turuncu gemi
hayatım boyunca savunduğum felsefelerden biri 16 yaşından evvel bir çocuğa dini eğitim vermenin en büyük çocuk istismarlarından biri olduğudur. geçenlerde bir caminin kapısında ''7 yaş çocuklara kuran kursu kayıtları başladı'' türünden tabela gördüm. hüznümden iki saatte kendime zor geldim.
din olgusu dimağımda asla kötü bir olgu değildir. fakat çocuklara cezalandırıcı bir tanrıyı neden o yaşta anlatmaya başlarız ki? o yaştaki masumlara karanlık ortamlarda arap harfleri ve kızgın bir tanrıyı anlatmanın kime ne faydası var?

dün tam da beni haklı çıkartan bilimsel bir çalışmaya denk geldim. evrim ağacı sitesinde yer alan bir habere göre dine maruz bırakılan çocuklar gerçek ile kurguyu ayırt etmekte zorlanıyor. bu çocuklarda ileriki yaşlarda şüphecilik gelişmiyor. böyle bir toplumda bilim de gelişmez. insanlar sosyal yaşamlarında sürekli bir mucize bekleyerek gerçekliği öteler.
son 17 yılda baskın din eğitiminin malak nesli içimizdedir. bu felakete bile yabancılaşmış bir sürüde yaşıyorum gibi hissediyorum kendimi bazen. rasyonaliteye savaşı 7 yaşında çocuklardan başlatmışlar.

bu toplumdan artık yerli ve milli hiç bir şey çıkmaz. ancak milli gazlar çıkar çıkarsa. ve var olan gerçeklik bütün teknolojiyi ithal etmemizdir. hatta hayvan besininden, yediğimiz gdo lu her şeye kadar ithal olmasıdır. konu aslında bu kadar geniş ve can alıcıdır.

safra kesesi ameliyatı

miyesmikcih
safra kesesi ameliyatı gecikmişse safra çamuruna dönüşür ve gangren olur. işte ben gangrenöz koletit gibi bişeydi benim ameliyatım. yani işkenceydi, kalp ameliyatından uzun sürmüştü.
bütün hastalıklar üzerime toplanmış cehennemi bu dünyada yaşadım ahirete çekilecek günah bırakmadım.

neredeyse bütün şeyleri erkeklerin icat etmiş olması

azrailin regl donemi
doğada insan da dahil bütün canlılarda üremek için erkek dişiyi etkilemek zorundadır. ancak dişi kiminle üreyeceğine karar verir ve bu yüzden erkek etkilemek için çabalar bir ömür.

devamında modern insanda bu dönem değiştikçe evrildi ve şekil değiştirdi. erkek için kadın bulmak bir kadın için erkek bulmaktan daha zordur. elbette bu demek değildir ki kadın elini kaldırınca ilk koşana kucak açıyor. ancak bunu çabalamadan elde etme şansına erkeğe göre daha fazla sahipler. bu yüzden kadın için bu erkekle olmazsa bir başka gün etkilenebileceği başka bir erkekle olabilir elbette ama erkek için talep çok fazla olmadığından hayatına giren kadın özelse hep özel kalıyor defalarca kez kendinden gitmiş olsalar bile.

işte bu yüzden erkek aldatılır ya da tercih edilmez sebebini merak eder sorgular filozof olur. kadın için bu ayrıntıların hiç bir önemi yoktur.

erkek yokluk çeker bunun sebeplerine lanet eder ve bu dönemde bu durumundan ötürü bir kadın tarafından tercih edilmediyse zengin olur. kadın ise yüzyıllardır erkeğinin eve getirdiği malzemeyi aşa çevirmekle meşgul olmuştur ve zaten paralı ve güçlü olma yükü kadının üzerine binmemiştir. zira o seçilen değil seçendir.

bir de yoksunluktan kaynaklanan başarılar da var. şairlere bakın mesela. cemal süreya kavuşabilseydi o şiirleri yazabilme heyecanına sahip olabilir miydi?

bu hayattaki her şey karşılaşılan kötülük ve acılar sayesinde tasarlanabilmiştir. temelinde üremek için tercih edilme amacı güden erkek sorgulama, üretme, tasarlamaya itilmiş ve üzerine güç ve tercih edilme yükü binmemiş kadın da ayrıntılara kıymet vermemiştir. bu yüzden tarihte ses getirmiş çoğunluk erkeklerdir. özellikle felsefe konusunda.

hülasa kadınlar teoride idealist, uygulamada yüzeyseldir. erkek ise teoride yüzeysel görünürken aslında uygulamada idealisttir.

dilek doğan

turuncu gemi
hakkında hiç bir terör soruşturması olmayan masum gencecik kadındır. aynı günlerde cemevi'ne cenazeye gelmiş ve hiç bir terör iltisakı bulunmayan 30 yaşındaki bir insanımız da katledilmişti.
fakat nasıl bir algıysa bu iki masum insan da çok kimsenin zihninde terörist olarak barındırılmış medya tarafından.

yazık ki alevilerimiz kerbela'dan beri sırf alevi oldukları için bazen kitlesel bazen de bireysel yasallaştırılan ölümlerin hedefi oluyor. gezi olaylarında yasal ölüme maruz bırakılan bütün masum çocuklar aleviydi. tarihle baya iç içe olan bir insan olarak bunu hazmedemiyorum. bunun yanında bütün zorlamalara rağmen hiç bir terör bağı bulunamayan insanların iftiralarla karalanmasına alışmayacağım.

kötülüğe alışmamak ve şaşırmak insan kalma adına sarılabileceğimiz son sığınağımız olabilir. bu muhteşem eylemselliği buradan büyütebiliriz de.

dren

turuncu gemi
kökenini drenajdan alan tıbbi bir hortumdur. kendisi karnıma takılı halde 24 saat geçirdiğim daha uzun süre kaldığında acısı artan tıbbi bişey bişeydir.

genel ve göğüs cerrahlarımız bu siksikiliyi insanların orasına burasına takmaya bayılırlar. ara sıra o yabancı maddeyle geçirdiğim saatlerin acısını düşünüp doktorlara saçma sapan yükselesim geliyor, söyleyin beni idare etsinler. fakat şunu da eklemeliyim ki pek tabii bu siksikili hortumu keyiflerinden sokuşturmamaktadırlar bize. öz veriyle bize sağlık dağıtan tüm hekimlerin ellerinden öperim. anlamışsınızdır ki çektiğim acı dolayısıyla saçmalıyorum bu günlerde.

dren denen yarrak evreninden çıkma tıbbi ürün vücudunuzdaki iltihapın bir torbaya akmasına yarar. hortumu vücudunuza sapladıklarında zaten narkoz sahibi bir insan olduğunuz için ne olduğunu anlamıyorsunuz. dün ekşi sözlükteki çıkartılırken acıyor mu diye bütün girileri okudum. yazarların yarısı aşırı acıyor, diğer yarısı ise acımıyor diyordu. daha fazla kafam karıştı. bugün öğlen saatlerinde hortumu çıkarmays gelen hemşire "abi hortumu ben değil doktor bey çıkartacak. ben sadece yarayı temizlemeye geldim" dedi. yeğenim beni lafa tutarken sağolsun hortumu da sökmüş bana çaktırmadan. hera, innana ve kybele bu mubarek hemşireden razı olsun.

anlayacağınız çıkarken acımıyor.

bir de güzel bir trübün marşı vardır üzerine. "dren haa, diyarbakır dren. direnmektir sana can veren"

safra kesesi ameliyatı

turuncu gemi
yaptıralı üzerinden henüz 24 geçirdiğim hadisedir. aileme ve yakın dostlarıma kendilerine bir minnet borcum olmaması için iyiyim, ağrım sızım yok demekteyim. yoksa bir de onların endişeli korkunç suratlarını ve fırsat bulduklarında uzun uzun eski hikayelerimizi anlatmalarını çekemem. sağolsun annem bir süreliğine yanıma taşındı da yemeğimi suyumu önüme koymakta. beklenmeyen bir durum oluşursa da gece gündüz taksi durağıyla komşuyum.

geçelim tanıma. aslında oldukça karmaşık bir hadisedir. bu operasyon açık ve kapalı olaraktan ikiye ayrılır. benim geçirdiğim eylemsellik kapalı olanıydı. ayrıntılarını pek öğrenmemeye dikkat ettim. ama bilduğim kadarıyla bile korkunç bir hadise. vücudunuza delikler açılıp bir organınız vakumlanıyor. genel anestezi yöntemiyle yapılan bir ameliyat türüdür. bütün ameliyat ekibini, temizlik personelinden, anestezi uzmanına kadar yakından tanıdığım için kendimi güvenle dostlarımın kollarına bıraktım. size de tavsiyem bütün sağlık emekçisi insanlarımıza güvenmeniz. hepsi işlerini en yüksek öz veriyle yapmaya çalışmaktalar.

aslında safra kesemde 2 santime kadar bir taş olduğunu tesadüf sonucu öğrenmiştim. 1 yıl kadar önce ağır bir gribin beni yüz üstü bayıltması neticesinde istenen ultrasyonda çıkmıştı sorun.
son günlerde yemeklerden sonra olağan dışı bir şişkinlik çekiyordum. rakı masasında bu durumu anlattığım genel cerrah arkadaşım "oğlum patlarsa yarrağı yersin, 2 cm taş az bir taş değil. gel yarın yatırayım seni hastaneye, öbür gün de keseyim" dedi. kaç gün rapor veriyin diye sorunca 2 ay veririz duruma göre dedi. ben de hemen yarın ameliyat olmak için ne kadar güzel bir sebep dedim. eğer bir daha rapor cazibesine kapılıp ameliyat olursam, bütün sözlük halkı beni siksin. o derece canım yanıyor.

ameliyattan uyandığımda 'nefes alamıyorum" diye bağırıyordum. doktor ise nefes alman normal diyordu. hiç midenize yumruk yediniz mi? hani nasıl nefesiniz kesilir. o yumruğun 20 mislini yaşıyordum. beni odama tekrar getirdiklerinde metrekare başına 6 akraba düşüyordu. neden toplumumuzda böyle bir adet vardır hiç anlamam. o acılarla boğuşan insanin sesizliğe ihtiyacı vardır. neyse ki ağrı kesiciler yönetebilecek bir acı.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

azrailin regl donemi
bazı şeylerin üstünü örterek, telefonları kapatarak veyahut bazı şeylerden uzakmış gibi davranarak beni kandırabileceğini sanan geri zekalılar var. bana söylenen hemen hemen her yalanın farkındayım. içinizden geçeceğim bilesiniz. ve yalan söyleyip de kendini üstün bir varlık olarak lanse etmek nasıl bir çelişki ulan böyle? yalan söyleyen insanın ancak kendine zararı olur, sadece kendini kandırır. iç dünyasında o boktan bakış açısıyla kendince mutlu olur bütün acıları erteleyerek. ertelediği, göz ardı ettiği ve bedelinin ödemediği her şey bir gün götünde patlar insanın.

bu arada insanlardan, kalabalıklardan bıktım. insanlar mı aptal ben mi yanlış yapıyorum? kimseye bir şey anlatasım, konuşasım gelmiyor ama olur da adam yerine koyup birine birkaç dakika kelam edecek olsam fırsatını bulduğu an terbiyesizliğini yapıyor. tahammül edemediğim bir şey bu. hani büyüklerin şu dediği laf cuk oturuyor sanki; etme çocukla muhabbet küstürürsün değme cam kırıyla götünü kestirirsin.. muhatap olmasan, laf anlatmak yerine direkt uygulasan politikanı seni eleştirirler evet ama daha öteye geçemezler, onlara söyleneni yaparlar ya da yapmazlar. açıklama ya da konuşma yaptığımda ise anlamadıklarını bir de karşıt tez sunduklarını hatta ve hatta hakaret edecek düzeye geldiklerini görünce "cahile laf anlatan ağzımı sikeyim" diyorum.

insan denen canlı bu dünyanın üzerine doğmuş en gereksiz ve en zararlı canlıdır. otobüsteyim kadının kucağındaki 6-7 yaşlarındaki çocuğa baktım öyle, ulan güzel bir insan yavrusu, sevmeye yaşatmaya değer görülecek cinsten. ama bir de madalyonun boklu tarafı var. son 30-40 yılda insan nüfusu 2 katına çıktı. bir sonraki katlanma 20 yılı bulmayacak belki de. yaşamak için, o boktan işe yaramaz neslini(neslinizi sikeyim) devam ettirmek için ürüyorlar, hastalanınca gebermemek için hastanelere gidiyorlar ve 50-60 yıl yaşıyorlar. şerefsizim otobüste kendimi uzaylı gibi hissettim insanlara bakarken. şimdi o çocuk acıkınca içgüdülerinin esiri olmuş bir şekilde ağlıyor zırlıyor, bir yeri acısa sanki bir tek kendisine hizmet ediliyormuş gibi bencilce ihtiyacının giderilmesini ısrarla istiyor. peki bu çocuk ne halta yarıyor? büyüyünce dünyayı daha güzel bir yer mi yapıyor? hayır. peki neden her ipinin koparan çocuk yapıyor? genleriniz çok mu muhteşem ya da üremezseniz öldürüyorlar mı? sanki saltanatına veliaht çıkarıyor pezevenk!

aranızda bu yazıyı okuyanlarınız olursa süratle unutsun. yarın çıkıp da deli diye çağırırlar beni.

barış pınarı harekatı

miyesmikcih
barış pınarı tutmadı, bir dahaki harekat (pardon operasyon hatta savaş) yerine barış deresi koyalım olayın adını.
neler olduğunun farkında bile değil ahali. alnını secdeye koyandan söz ediyor biri, yahu biz müslümanlığı alanımızı secdeye getirmeyi onlardan öğrendik. bu durumda dua kime yarayacak?
savaşı operasyonu dahi sindiremedik, ne olduğunu idrak edemedik. 32 km içeri giriyoruz derken suriye ordusu kobani'ye girdi, yakında tüm bölgeyi tekrar egemenliği altına alacak.
3 ay içinde olan hadiselere bakınca insan yuh diyor.
istanbul, ankara, izmir yerel seçimlerinde hezimete uğrayan iktidar partisi terör ve teroristlerden medet umarak apo'nun mektubuna ve osman öcalan'ın televizyon programı olumlu sonuç vermeyince tüm hıncını kürtlerden çıkararak kan pınarı savaşına başvurdu.
pınar da kurudu. bir de ülke olarak aşağılanarak, çocuk gibi dalga geçilerek. bank asya ve eski dosyalar önüne gelince bıçakla kesilir gibi savaş kesildi. yoksul mehmetçik ve memolara yazık ettik. parası olmayanlar şehit oldu.

trump kaybetti

miyesmikcih
telaşlanmayın donald trump değıl, o bizim hükümete karşı kaybetmez, herkes mektuba takılmışken çirkin amerikalı ortaya halkbank kozunu atıverir, bizim iktidar tıss.
kaybeden trump judd. hani şu ukalâ snokerci.
english open'da 4-2 kaybetti.
tabi bu arada o'sullivan da kaybetti. ortalik mark selby ve mark alen'a kaldı.

zengin sözlük yazarlarının ruh halleri

turuncu gemi
yarın sabah küçük bir ameliyat olacağım, safra keseme veda ediyorum. 3 yıla yakındır bir hastanede çalışıyor olmam ve daha önce de iki küçük ameliyat olmam hasebiyle duruma pek de yabancı değilim. fakat bu sefer çok farklı hissediyorum. hayatım boyunca pek ölümden korkmadım. fakat anestezi halindeki berzah hal beni bu sefer biraz tırsıtmakta.

3 yıla yakındır hayatımda bir çok şey iyi gitmiyor. 3 yıl önceye kadar her şey bana rağmen iyi giderdi. şöyle garip bir düş ve kurgunun içine soktum kendimi bu sefer. yanımda eskiden çok sevdiğim evimde, bir zamanlar büyük coşkuyla sevdiğim insanla uyanacağım. ve bir erkeği sevilebilecek en muhteşemlikte seven insanla. ona kâbusumda onsuz geçirdiğim 3 yılı anlatmaya başlayacağım. o da gece götümün açık kaldığıyla ilgili hipotezlerini anlatacak. anlatıyı üstelersem onu terk etmenin yolunu mu yaptığım hususunda ağlamaya başlayacak. sonra ben onun en sevdiği çöreklerden almaya gideceğim patiseriye.

olur mu böyle? nahh olur. büyük ihtimal götümde bir direnin acısıyla uyanacağım. o parol'la geçer. benim aptal hayalperestliğime de bir parol icat etseler yaa laa.