confessions

nickotine

1. nesil Yazar - Tatlı

  1. toplam entry 0
  2. takipçi 11
  3. puan 3024

psi evreni

acapella
dışarıdan göç almadığı için mutluluk veren evren. bazen mahmut ve cüce sorun çıkarabiliyor ama bunlar aşılamayacak sorunlar değil, biraz tehdit ve cadılıkla çözülebilecek şeyler. onun dışında her zaman herkes birbirine hep destek, tam destek.

yağmur

acapella
sözlerini de ben yazayım. vadide akmayı öğrenir umarım nehrimiz kaskatı insanların arasında.

Küçük hesaplarla geçiyor yaşam
Büyük kavgalar küçük şeyler için
Arsız ayaklar altında alın teri
Kırılgan naif elleri

Yalanlar yalanlar yalanlar
Umutların ardındaki güneş gibi gerçek
Sevilmeye muhtaçken kimileri
Kirli avuçlara düşüverecek

Yağmur Yağmur Yağmur Yağmur
Geri verecek buharlaşan sevgimizi
Yağmur Yağmur Yağmur Yağmur
Sessizce silecek kibirimizi

Vadide akmayı öğrendi nehrimiz
Kas katı insanların arasında
Sevincin resmi olacak doğa birgün
Biz genişleyip denize varınca

Yağmur Yağmur Yağmur Yağmur
Geri verecek buharlaşan sevgimizi

Yağmur Yağmur Yağmur Yağmur
Sessizce silecek kibirimizi

bazen tutkudan delirince
kapanmalı kendine
yağmurun kucağında
doymalı sessizliğe

erol evgin

acapella
sayesinde bu gece uyuyamadığım şarkıcı.

sevgili erol evgin beyciğim,

ben uykucu bir insanım, genelde 21.30 gibi uykum gelir. bugün sayenizde biraz şarap içtim (bilsem hazırlanır rakı içerdim), biraz anı yaptım kendime, güldüm, eğlendim, evime döndüm, geçmişe gittim, anılarımı tazeledim, biraz özledim, biraz buruldum ama çok güzel şarkılar dinledim, yol şarkılarımı hazırladım, saat kaç oldu hala dinliyorum. ortaam uyudu, kardeşi uyudu. ben hala uyanık? şimdiye kadar benim çoktan rüyalar evreninde geziniyor olmam lazımdı, sizin yüzünüzden bu gece eğer uyuyabilirsem 150 rüya eksik göreceğim. yine de bir teşekkür borçlu olduğumu biliyorum ama keşke bir de ninni söyleseydiniz. evet utanmadan bir de eksik buldum.

yazmak

fiorabella
yazmak benim için yolculuktur. bitmeyen uzun bir yol gibi. her durakta biriktirdiğim anılar, beklentilerim, deneyimlerim kısaca kendim.

ataol behramoğlu'nun dediği gibi
“Bir yolculuktu bu ve yolun sonunda / Ulaşmak istediğim kendimdi”

gecenin şarkısı

fiorabella
feyzullah eti'nin melodisi ve sözleri ruha dokunan şarkısı "sen"

Sen umudun yolu
Ah sen kavganın seli
Sen yarının dili
Ah canım benim sol yanım benim
Diren ey karam diren
Diren iç yaram diren
Sevdan hep dün ki gibi
Hiç yaşanmamış günlerim gibi

cıngıl

feronia
Radyo programları öncesinde veya sonrasında çalınan tanıtıcı, özel müzik parçalarına verilen isim olmakla birlikte; küçük üzüm salkımına da halk arasında cıngıl denir.

vecihi hürkuş'un hayatının filmleştirilmesi

blackandwhitememories

zenginsozluk.com/foto

Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden Vecihi Hürkuş'un hayatının beyaz perdeye aktarılmasıdır.

Filmde Vecihi Hürkuş'un komutanı ve kayınpederi Ratip Albay'ı canlandıran Bahadır Yenişehirlioğlu; "Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir, Türkiye'nin ilk yerli uçağını tek başına üretmiş ancak yanlış anlaşıldığı için önce tebrik edilmiş sonra da izinsiz uçuş yaptığı için sürgün edilmiştir. Ruslara esir düşüp, Yılanlı Ada olarak bilinen Nargin Adası'ndan yüzerek kaçacak kadar da cesur biridir. Geç kalınmış bir proje. Bir halk kahramanımızı layığıyla tanıtıyor olmanın gururunu taşıyorum. Böylesine büyük bir projede yer almak benim için mutluluk verici" şeklinde konuşmuştur.

erasure

fiorabella
1985 yılında vokal ve söz yazarı Andy Bell ve klavyeci Vince Clarke tarafından ingiltere'de kurulan britanya çıkışlı synthpop grubudur.1986 yılında çıkardıkları "oh l'amour" albümleri ile ingiltere, avrupa ve amerika top 10 listelerine girmeyi başardılar. eğlenceli ve ritmik şarkıları ile her dönem dinlenen gruplardan oldular.

cryonics projesi

fiorabella
öldükten sonra uygun koşullar sağlandığında gelecekte tekrar diriltmek için bedenin dondurulma işlemidir. ölü bedene önce kanın pıhtılaşmasını önleyen heparin enjekte edilir. daha sonra beden buz kalıplarının içinde dondurulur ve kanı boşaltıldıktan sonra damarlara -50 derecede donmayan gliserol maddesi verilir. gliserol verilmesindeki amaç hücre kaybını önlemektir. hücre donduğnda kristalleşir ve parçalanır. gliserol bunu önler. uyku tulumuna konulan beden dışı tahtadan içi fiber glasdan yapılan özel bir kutuya yerleştirilir ve üzerine buz kalıpları konularak beden ısısının -40 dereceye düşmesi sağlanır. daha sonra nitrojen tankında -196 derecede dondurulan beden zamanı geldiğinde çözülmesi için fiber glaslı ve perlitli özel tanklara konulur.

çok maliyetli bir işlem olduğundan sadece gelir düzeyi çok yüksek kişiler bu projeden yararlanıyor. amerika'da 4 şirket bu hizmeti veriyor. türkiye'den 16 kişi de öldükten sonra dirilmek için bu projeyi yapan şirketlerle anlaşmış. şu an için tanklarda 230 ölü insan ve 35 evcil hayvan dirileceği günü beklemekte.

siddhartha

fiorabella
Hermann Hesse'nin iç dünyanıza yolculuk yaptıran kitabıdır. Kitabın ilk sayfasından itibaren ruhsal susuzluğunu gidermek için yola çıkan Siddhartha ile yolculuk yapıyorsunuz ve kendinizi budizm ve hinduizm gibi mistik öğretilerle dünyevi gerçekler arasında manevi muhakeme yaparken buluyorsunuz. Hesse gülümseme ve nehir temasını kullandığı kitabında, gülümsemeyi "aydınlık" nehiri ise, akıcılığın ve kalıcılığın paradoksal birliği ile "sonsuzluk" olarak sembolleştiren Hesse dinleri ve mistik öğretileri direkt yazmaz, dolaylı kelimeler ve alıntılar ile çeşitli karekterlerin düşüncelerini özellikle siddhartha'nın iç yolculuğunu ve esir yanından kurtulma çabasını üçüncü şahıs tarafından bize anlatır.

Yazarın dediği gibi "bilgelik bulaşıcı değildir" bilgeliği iç huzur, ruhsal arınma olarak düşünürsek. bizi sadece kendimiz arındırabilirz. deneyeimlerimiz , yaşadıklarımız, ve içsel yolculuğumuz. işte bu kitap son sayfayı okuyup bitirdiğinizde sizi size teslim ediyor.

"Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez, yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır"

"Ve nerede bulunabilirdi Atman, yeri yurdu neresi olabilir ezeli ve ebedi kalbi nerede çarpabilirdi insanın kendi Ben'inden, kendi özünden, herkesin kendi içinde taşıdığı o yok edilmezden başka?"

"Ölümlüdür görüntüler dünyası, ölümlü, son derece ölümlüdür giysilerimiz, saçlarımız, vücudumuzun kendisi ayrıca."


martı jonathan livingston

fiorabella
richard bach'in her yaş grubuna hitap edebilen kitabıdır. her okumada farklı bir fikir edinilebilecek bir eser, hayallerinize ulaşma ve kendinizi geliştirmek adına gerekli ilhamı bulabileceğiniz bir öyküdür. martı jonathan'ın kanatlarında gerçekten neyin önemli olduğunu keşfediyorsunuz. hayatın sınırsız olduğunu, şartlar ne olursa olsun, her kötü durumun içinden çıkacak kapasiteye, her zorlu durumun üstünden gelebilecek gücün bizde olduğunu anlıyorsunuz. kısıtlamalar, dayatılmalar, bizi şekillendirmeye yönelik kalıpların dışına çıkabilmek , özgürlüğe, hedeflere, ideallere ulaşabilmek için, içimizde bir yerde bir çift kanadımızın olduğunu ve bizi kurtaracak tek şeyin kanatlarımıza sarılmak olduğu gerçeğini bir kez daha kabul ediyorsunuz.
bir öğretinin farklı kurguda nasıl sunulup her seçimin önermesinin özgürlük olduğunu anlıyorsunuz. kitaptaki kahramanlara baktığımızda martı jonathan livingston, martı sullivan, martı fletcher ve bilge martı chiang kurgularında aslında bir öğreti misyonu yüklendiğini görüyorsunuz.


" düşündüğün en son hızda her hangi bir yere uçabilmek için daha şimdiden oraya vardığını kabul etmelisin"

"Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?"

"Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, gördüklerinin özeline geçmeye çalış."

someday never comes

fiorabella
Creedence Clearwater Revival grubunun 1972 yılında çıkardıkları "mardi gras" albümünün güzel şarkılarından biridir. söz yazarı ve vokal John Fogerty bu şarkıyı yazarken evliliği ve grubu dağılmak üzereymiş. annesi ve babası ayrılırken babası John Fogerty'e "beni bir gün anlayacaksın demiş" john onu hiç anlamamış ve kendi oğluna da evliliği biterken aynı cümleyi kullanmış çocuğu da onu anlamamış. fogerty "o zaman bu şarkıyı o bir günü öğrenmeden anlamayan herkes için yazıyorum" diyerek bu güzel şarkıyı müzik dünyasına kazandırmış.

astana görüşmeleri

putintin
Suriye iç savaşının son bulmasına yönelik yapılan görüşmelerdir.

Türkiye öso'nun garantörü, İran Şii milislerin ve Rusya Esad'ın yani rejimin garantörüdür. Garantör ülkeler belirlenen çatışmazlık bölgelerinin son durumunu bugün Tahran'da görüşecek. Masada (bkz:#33234) nolu enrty'de belirttiğimiz idlib'de artan terör örgütü el kaide (htş) etkisi ana gündem konusu olacaktır.

instagram

acapella
amacıma hizmet ettiği sürece kullanmalara doyamayacağım uygulama, umarım iki, üç sene daha gideri olur, gerisini o zaman gelince düşünürüz. amacımı burada açıklamayacağım pek tabii.

4 8 15 16 23 42

the doctor
lost dizisindeki ne anlama geldiği hala belli olmayan sayılardır. sayılar dizide sıkça görülmüştür ve internette bolca teori ortaya çıkmıştır. buna rağmen yapımcılar sayılarla ilgili net bir açıklama yapmamıştır.

hurley bu sayılarla oynadığı piyangoyu kazanarak (yanlış hatırlamıyorsam) 120 milyon dolar almıştı.

dostluk

fiorabella
dostluk kavramını bilmeyen, bu kavramı tanımayan insanlara inat gerçek dostluğun hakkını veren canlıların varlığıdır.
onla tanıştığımda o bana baktı ben ona. uzunca yoldan gelmişti. ellerimi uzattım patilerini tuttum gözlerine bakarak "hoşgeldin yeni yuvana demiştim." bana gelene kadar 2 ev değiştirmişti. mutsuzdu zayıftı. 7 aylıktı daha. iyi geldik birbirimize.
yeni geldiği zaman mide problemi yaşadım. o gece yastığımda yattı. hissetti bir tuhaflık olduğunu. sabaha kadar yastığımın üzerinde bana baktı. ne zaman gözümü kapatsam burnunla dokundu bana. iyi olduğumdan emin olmak istiyordu. mide sorunum artığında annemlerin kapısına giderek miyavlamış ve onları uyandırmıştı.

ağladığım bir zamanda saatlerce bana baktı gözyaşlarımı yalamaya çalıştı. beni teselli etmeye çalıştı. mutsuz oldu kedim. üzüntümü hissetti.
kedimi üzmeye hakkım yok benim. böyle karşılıksız, koşulsuz dostluk örneği gösteren kedimi, duyguların anlamını bilmeyen insancıklar için üzmeye hakkım yok.

evet dostluklar anlamını yitirdiğinde, sevgiler bittiğinde, insanlar bu duyguları unutmaya yüz tuttuğunda neyseki hatırlatacak dostlarımız var konuşamasalar bile onların kelimeleri bakışlarında tabii anlayana.

halil inalcık

olacak o kadar
bugün gerek sözlükte bir eserinin paylaşılması gerekse yazılı basında hakkında çıkan anıt mezar haberiyle kendisini akıllara düşüren, hocaların hocası olarak anılan, türk tarihinin en büyük tarihçisi olarak kabul edilen "geçmişe dairin" duayeni.

dünyanın çoğu önemli üniversitesinde en az bir eserine rastlamak mümkündür. birkaç ay önce, hakkında trt tarafından çekilen belgeseli izlediğimde esasında ne kadar kıymet bilmez olduğumuz tekrar hatırıma düştü. özellikle osmanlı devletinin, saray, kültürel, siyasi ve ekonomik hayatlarının cozumlenmesinde çilingir görevi görmüştür. tabiki kuruluş ve yakın dönem türkiyesi ile ilgili çokça kitap ve makalesi mevcut.

25 temmuz 2016'da 100 yaşında vefat eden inalcik hocanın yarın ölümünün ilk yılı olması sebebiyle, kendi kendime bu girininde zamanlamasını manidar buldum.

ruhu şad mekanı cennet olsundur.

veda

fiorabella
sözlük anlamı ayrılık olan insanı her hücresine kadar donduran kelime. bir hoşca kal ya da allahaısmarladık gibi değil. daha acı, daha keskin, dönülmez, tarifi yok.
vedaları sevmem ben, bu yüzden gidenlerle hep sessizce vedalaştım. dilsizdi vedalarım. gidenler de dilsiz değil miydi zaten? dünyaya nasıl karanlık, dar bir karından konuşmayı, düşünmeyi, bilmeden geldilerse, aynı şekilde penceresi, kapısı olmayan dar karanlık bir yere gitmediler mi? 28 aralık 2016 tarihine kadar veda denen kelime bu kadar canımı yakmamıştı.

zaman ne kadar hızlı akıyor. annemin beni, bizi bıraktığı koskoca 6 ayı devirmişim. zamanı geri çevirebilsem 6 ay öncesi 28 aralık tarihine gidebilsem ve zamanı orada durdurabilsem. imkansızı bu kadar isteyeceğimi hiç düşünmemiştim. oysa o sabah her şey aynıydı. annem kahvaltı hazırlamış evcek kahvaltı sofrasına oturup son kahvaltımız olduğunu bilmeden son kez güle konuşa kahvaltımızı yapıp işlerimize gitmiştik.

öğleden sonra gelen telefon üzerine hastaneye koştum. "tansiyonu çıkmış" dedi babam." resüsitasyon odasına aldılar" dedi. konduramadım anneme ölümü, o odaya girenlerin çoğu malesef ex olup çıkıyor bunu biliyorum ama konduramadım. üniversite hastanesine sevk edilmesi lazımmış. sonrası ambulans sirenleri. ambulans sirenlerini duyunca hep içim acırdı. bu sefer içim yandı. insanın içinin yanması böyle bir şeymiş.

ve annem getirildiği üniversite hastanesinde hayata veda etti. doktor" başınız sağolsun kalbe stend taktık ama malesef kaybettik" dediğinde dünya başıma yıkıldı. koşmaya başladım. insanlara çarpa çarpa, düşe kalka koştum. kaçıyordum aslında. annemi resüsitasyon odasından çıkarırlarken görmek istemiyordum. "ölmeye hakkın yokkkkkkkkk beni bırakamazsınnnn buna hakkın yok yokkkk" diye koştum, tek isteğim uzaklara, başka boyutlara, başka evrenlere gitmek ve bu acıyı yaşamamaktı.

gerçek ne kadar kaçsanda yüzleşmek zorunda kaldığın bir durum. cenaze işlemleri başladı. morgun kapısında annemi bekledim. çıkartırlarken gene kaçtım. onu öyle görmek istemiyordum. yıkama işlemleri başladı. "gel kızım annene su dök son görevini yap "dedi yıkayan kadın. hayır dedim. seyyar gasilhane arabasının tekerinin yanına bir kedi gibi çöktüm. o içeride yıkanırken yağan karın altında donup ölmek istedim. "tabutu getirin" dedi biri. annemi görmemek için gene kaçtım. kabristana gidildi "cenaze arabasına erkekler binermiş" diye cenaze aracından indirmeye kalktılar beni. inmedim. hoca geldi" kızım günah onun artık bu dünyayla ilgisi yok hadi sen in arabadan ölüye eziyet olmasın " deyince "o benim annem anlıyor musun annem başlatmayın günahınıza" diyerek inmedim araçtan. bir gece önce yatağında yatan annemi o kar yağışının altında toprağa vermek fikri beni boğuyordu. nefes alamıyordum kalbim sanki kulaklarımda atıyor, beynimde şimşekler çakıyordu.

kabristana geldik. araçtan indim. annemi öyle görmeyecektim. mezarlığın başka bir noktasına koştum. annemi en son canlı halinle hatırlamak istedim. veda etmedim anneme. annemin mezarının başında tüm çocuk bencilliğimle "kalk artık kalk karnım acıktı anne kalk saçlarımı tara, çocuk yapıp bu acıyı bırakmaya hakkın yok anne" diye avaz avaz bağırdım.

annemle vedalaşmadım. hangi veda erken değildir ki? onunla birlikte bir yanım da yok oldu. hayatımın önemli dönemeçlerinde yanımda olamayacak. ben evlenip giderken arkamdan ağlayamayacak, anne olduğumu göremeyecek, üzüldüğümde beni teselli edemeyecek. yalnız bıraktı annem beni.

anne sana veda edemiyorum, veda etmek istemiyorum. veda etmeyeceğim asla etmeyeceğim. ne kadar kaçabilirsem o kadar kacacağım seninle vedalaşmaktan.

something stupid

fiorabella
"Greenwood County Singers" grubunun kurucusu şarkıcı Carson Parks'ın grup üyelerinden Gaile Foote'ye yazdığı şarkıdır. parks ve foote daha sonra evlenmiştir. şarkı 1967 yılında frank sinatra ve kızı nancy sinatra'nın düetinden sonra dünya listelerinde de 1 numaraya yükselmiştir. şarkının 2001 yılında Robbie Williams ve Nicole Kidman yorumu da vardır.

yazar bazlı konuşmak

demek ikimiz de ayni kadini sevdik
sözlüklerin interaktif bir ortam olması ile alakalı bir durum.

interaktif nedir? etkileşim; yanıtlanabilirlik; katılımcı. e peki öyleyse bu durum doğal mı? evet. şahsi fikrim bir konu üzerinde diğer düşünceleri irdelemek özgün anlatımın bir parçası. yoksa herhangi bir ruhsal bozukluğu kopyala yapıştır da iş görür. ama en başından beri interaktif sözlüklerin amacı salt ansiklopedik bilgi vermek değildi zaten. seviyeye dikkat edildiği takdirde bir beis görmüyor hatta daha keyifli ve faydalı olacağını düşünüyorum.

hitler'i hristiyan sanan dallama

keskin nisanci
Adolf hitler'in kavgam kitabını okuyan herkes hitler'in ne kadar koyu bir hristiyan olduğunu bilir. Tabi piyasada bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan tipler çok olduğu için artık kimse saf bilgiyi araştırma gereği duymuyor. Ayrıca derdini hakaret ederek anlatmaya çalışan kişi de karakterini ve cehaletini ortaya seriyor.

yaprak sarmasına dolma demek

belgarion
neden denmesin ki. sonuçta hangi açıdan bakıldığına bağlı. başlık mantığına göre düşünürsek bir şekilde dolma fiilinin gerçekleşmesi gerekiyor. dolma diye bilmek için.

o halde sarma da olsa pişmesi için tencereye dolan bişey .

al sana dolma eylemi.

not: bu sözlük çok iyi yerlere gider ben diyim.

ey suriyeli düşmanı

ontolojik sancilarimin merhemi
“DEFOLUP gitsinler” dedin...
Suriyeli düşmanlığından başka bir şey bilmedin... Acımasızca saldırdın... Hedef gösterdin... Nefret söylemine tavan yaptırdın... Düşmanlığı körükledin de körükledin... Yalan yanlış bilgilerle Suriyeli düşmanlığına eşsiz katkılar sundun... Toplumda Suriyeli nefretinin oluşması için elinden geleni ardına koymadın...

*

Sonuç?

Sonuç şu:

9 aylık hamile bir kadını, yanındaki bebeğiyle birlikte kaçırıp önce tecavüz ettiler, ardından da kafasını taşla ezerek öldürdüler.

Yazının devamı : http://mobil.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/bu-senin-eserindir-ey-suriyeli-dusmani-40513437


Bir ahmet hakan sıçmığı. Yaşanan olayları suriyeli bir kadının tecavüzüne bağlayacak kadar yaranma çabasına girmiş. İnsanların bu kadar omurgasızlaşabilmesi hayret ettiriyor. Sanki ülkede ilk ve tek tecavüz vakası suriyeli bir kadın. Sebebi de burada istenmiyor olmaları tabii yersen. Olayın iç yüzünü bilmeden işgüzarlık yapmış kendince. Özgecan da suriyeliydi. O yüzden tecavüz edilip yakıldı değil mi? Daha bunlar gibi yüzlercesi varken, türk vatandaşlarından daha fazla imkana sahip olup, buna rağmen yapmadıkları çığırtkanlık kalmayan, sığındıkları ülkenin karısına/ kızına sarkan utanmadan sosyal medyada yayınlayan, en güzel tatil beldelerinin bile ağzına sıçan, buldukları her fırsatta insanın vicdanına oynayan bu insanlar istenmiyor diye yaşanan vahim olayı istemeyenlerin üzerine yık ? Yıkamamış, sıçmışsın.

tektaş yüzük gerçeği

fiorabella
tek taş, sert karbon olan elmasın 57 fasetli özel kesilmiş hali olan pırlantadır. evlenme teklifleri bu yüzükle yapılır. özel günlerde hediye olarak tercih edilir. vuhhuuu pırlanta tek taş diye bazılarının gözleri parlar. oysa işlenen her pırlantanın arkasında bir karanlık vardır.

Yahudi asıllı Alman olan Oppenheimer ailesi 1890'lı yıllarda elmas işinde çalışmak üzere İngiltere'ye gittiğinde afrika kıtasının kara talihi başlamış oldu. o yıllarda sömürgeleştirme faaliyetlerinde başı çeken ingiltere gözünü yeraltı zengini olan afrika'ya dikmişti. baba Oppenheimer kraliçe victoria nın desteğini alarak afrika'ya gitti ve elmasın kan dolu serüveni başlamış oldu.

o zamandan beri elmas sektörü De Beers'in elinde. yüzyıllardan beri elmaslar uğruna madenlerin gerçek sahibi afrikalılar köleleştirildiler, öldürüldüler.
afrika kıtasına elmas uğruna devasa çukurlar açtılar. bunlardan en büyüğü ise Kimberley Çukuru denilen maden. Bu maden öylesine derin ve büyük ki yarattığı hava akımı nedeniyle üzerinden uçak bile geçemiyor. afrika halkı halen bu madenlerde zor koşullarda çalıştırılıyor. özellikle çocuklar madenlerin vazgeçilmesi haline geldi. bu bölgelerde günümüzde de bilinçli iç savaşlar çıkarılıyor ve elmas şirketleri tarafından illegal destekleniyor.

afrika tarihine baktığımızda ne zaman değerli bir madde bulunsa yerli halktan çok sayıda kişi acı içinde can vermiştir ve halen vermektedir. fildişi, kauçuk, altın, petrol, elmas gibi.

üzücü olan ölüm ve sömürü demek olan pırlantanın evlilik gibi kutsal bir kurumun simgesi haline gelmesi. tabii bunun için sistemli şekilde görsel medyanın kullanılması, yazılı platformlar, tüketim toplumu çılgınlığı vs vs diyerek bir sürü sebep sıralanabilir.

türkiye elmas tüketimi bakımından dünyanın 12. ülkesiymiş. hoş asgari ücretle kemer sıkarak ıphone alan bir toplum olduğumuz için bana şaşırtıcı gelmiyor. aslında herşey kadın popülasyonun elinde şu tek taş pırlanta tutkusundan vazgeçebilse kadınlar. arz talep meselesi olduğu için talep olmasa mesela.

tabii herkesin kendi seçimi. bazı kadınlar için tutku, simge olabilir. bazı erkekler için sevgisinin göstergesi olabilir. evlilik tekliflerinin vazgeçilmesi olabilir. ama arkasında bu kadar ölüm, acı, sömürü olan madenle yapılan bir teklifi ben kabul etmem. böyle bir hediyeyi de kabul etmem.
hem sevginin simgesi, içinde birbirinizi gördüğünüz bir çift ışıldayan göz ve birbirinle dolu kocaman bir çift yürek oldukatan sonra kim ne yapsın kristal yapılı karbonun ışıltısını.

instagram'dan silinen yemek fotoğrafı için bağış

blackandwhitememories
Amerika'daki açlık sorununa farkındalık sağlamak amacıyla hazırlanan dijital kampanyadır.

"Minnesotalı süt ürünleri çiftçi kooperatifi Land O'Lakes ve açlık konusunda çalışan yardım kuruluşu Feeding America elele verip bir kampanya hazırlamaya karar veriyor, ortaya da "Delete to Feed" isimli ilginç bir bakış açısı çıkıyor."

"Kampanyanın çalışma mantığı basit, siteye tıklıyorsunuz, Instagram hesabınızla giriş yapıyorsunuz, gördüğünüz yemek fotoğraflarınızdan istediklerinizi siliyorsunuz, sonra da kazandığınız rozeti sosyal medyada paylaşıyorsunuz. Sizin sildiğiniz her yemek fotoğrafına karşılık Land O'Lakes açlık çekenlere 11 yemek bağışlıyor. Gerçekten de "Delete to Feed" isminin vadettiği gibi, doyurmak için siliyorsunuz."

bigumigu